Doğa ve İnsan sağlığına genel bakış, gerçek balda kalite.

08.2016 –  2012 yılında Hükümet ve Sağlık Bakanlığı, sağlıklı bal üretimi, çeşitleri ve üretim koşulları hakkında,  bir tebliğ yayınladı. Bundan böyle bu tebliğe uymayan arıcının ürettiği bal, satılamayacak.

Yine bu yıldan itibaren Orman ve Su İşleri Bakanlığının yayınladığı tamim doğrultusunda Orman içlerine kovan koymak serbest. Kovanın konulduğu hiç bir bölge ve yerde arıcıdan,  ‘yer işgaliye parasını’  istemek yasaklandı ve isteyen, suç işlemiş olacak.

Hepimiz ve herkes şunu açık açık biliyoruz. Gerçekleri insan olarak duymak, görmek istemeyiz, doğruyu söyleyen bizden değildir.

Arıcı arkadaş başkasının ayak basmaya, hatta aklından geçirmeye bile korktuğu yerlerde günlerce, aylarca önündeki kovana bakar. Ayı, kovalarına zarar veriyor ise aylarca gece nöbeti tutar. Sanki yeni bir insan evladı doğmuş gibi, arılarının üzerine titrer. Vakti saati gelince ilacını verir, gerekiyor ve imkanı varsa nice dağları, tepeleri dolaşır ve bin bir meşakkatten sonra balını harmanlar ve satmaya çıkar. Müşterinin ilk sorduğu şey:  Şeker var mı?

Bereket Tv de edindiğim bir bilgiye göre; Avrupa ülkelerinde, balın içerisinde % 20 – 1 kğ da 200 gr kadar olan pancar şekerli bal, üzerinde belirtilmesi şartı ile, satılıyormuş. Ülkemizde ise; Resmi Bal tebliğine göre kendi ürettiğimiz bir kğ balda müsaade edilen pancar şeker miktarı ise 50 gr dır.

İnsanlığın gereği ; İnsanoğlu her şeyin en iyisine layıktır.  Bal; Cenabı Allah’ın övdüğü bir lütfu ve nimetidir. Ve siz bunu sağlığınız  için, çoluk çocuğunuzla  şifa niyetine alıyorsunuz. Siz bunu sormakta haklısınız. Ama, bazı gerçekleri hem arıcı hem vatandaş acısından vurgulamam, şart.

Sanayinin insanoğluna olan faydası çök.  Ama zararını da görmemezlikten gelemeyiz. Seydişehir de Alüminyum Tesisleri var. Her mevsim esen rüzgarlar, bu adı geçen fabrika ile evlerden çıkan karbon ve flor gazı ağırlıklı dumanı, bir şekilde dağıtıyor. Lakin durgunlaşan havanın etkisi ile bacalardan çıkan zehirli gaz, Seydişehir in doğu ve güney çevresindeki dağın etekleri ile arazi üzerinde etkili olmaktadır. Bu görüntü özellikle  -kimselerin görmediği veya göremiyeceği gece vakti başlamakta, sabah güneşine kadar devam etmektedir. (Şimdilerde ise Ce Ka,  kullandığı düşük kalorili kömürün olumsuz etkisinin az olması, her hangi bir şekilde tespit edilmesini engellemek için, baca içerisine duman ile çıkan kireç tozunu püskürtmekte imiş)

Hepimizin yaşadığı  dünyanın atmosferi, bu duman ve göremediğimiz partikülleri tutuyor. Yer yüzündeki sıcaklıklar 45 sene önceye göre arttı. Seydişehir’de 3 Ocak 2009 da badem ağacı çiçek açıyor. Arkasından soğukları yeyince, üşüyor ve Mart’ta tekrar açıyor. Evet, kış mevsimi bile sıcak geçiyor. Kar ve yağmur yeterince yağmıyor.   Ondan sonra; ” Al Gözüm, Seyreyle Salih “.

Seydişehir’de ‘Suğla ovası ve gölü var – . Eski Türkiye haritaları, Suğla Gölü’nü gösterirdi.  Her 7 yılda bir, yağan kar  ve yağmur neticesinde düdenlerden yer yüzüne çıkan su ile yer  üstünden gelen akıntı sularla bu ova tabanı göl olurken, çevre köy ve kasabaların yolları kapanır, her yer su olur, insanlarımız tarlasında yağ ve sazan balığı tutardı. Suyun çekildiği bölgelerde yapılan tarım; 1e 10… verirdi.

O zamanlar gölün çevresindeki köy insanları için  balıkçılık, ayrı bir meslek idi. Bu göl; 1980 yılı kışında, bir daha dolmamak üzere son kez doldu – taştı ve gelmemek üzere 1981 yılında, gitti.

Bu gölün bitmeyen suyu ve tabanında olan nemi; Etrafındaki yeşilliği solmayan bir mera ve kurumayan her daim var olan çiçek tarlası, hayvancılık, tarım vede  o zaman bu şekilde gelişmemiş olan arıcılık için bulunmaz yerlerdi. Nüfus az, herkes az çok çiftçilik ile uğraşıyor kendisi ekip, kaldırıyor vede her şey doğal. İlaç yok. Toprak için hayvan gübresi, her derde çare idi. Şimdi hayvan gübresi kalmadı. İlaç kullanılmazsa ürün alınmaz. Velhasıl her yer zararlı böcek ve  zehir dolu. Zehirden, arılar telef oluyormuş; kimin umurunda veya kusur! Arıcının mı?

Yağmur yağdığı zaman su direk asfalttan, lağım çukurlarına akmaz, toprak susuz kalmaz ve çimlenir di. Bu gün için yukarıda yazdığım yerler şu an yok. Haliyle hakiki bal, yok denecek durumda.

Yazın bile zor yetiştirilen meyve -sebze kışın nasıl oluyor! Hemde bal gibi olur ve oluyor.  HORMON’u verdin mi olur. Hormon, bitkilerin çabuk ve daha iri büyümesini sağlayan organik bir maddedir. Son zamanlarda, hormon uygulaması yerine, bitki çiçeklerinin aşılanması için Bombus Arıları kullanılmaya başlandı. Bu böçeğin ömrü en fazla  2 ay. Arkasından hormona devam. Dikkat edininiz. Sezon sonuna doğru aldığınız sebzelerde bir tatlılık söz konusu olur. Bu tatlılığın sebebi, hormon. 

Hormon verilmiş bitkinin meyvesi iri, canlı olur ama içi boştur. Tohumu yok ve şekli bozuktur. Önemlimi! zevkle yeriz….. Şimdi alabildiğine  Tavuk Besi yerleri var. Bu hayvanlar nasıl besleniyor, bilginiz ve güveniniz var mı?

05.01.2011 itibari ile  verilen bir habere göre; Almanya‘da  kümes hayvanlarına verilen yemlerden dolayı, yumurtalarda yapılan araştırma sonucunda  kanser oluşumunu tetikleyici ‘ dioksin‘ maddesi bulunmuş. İddia etmiyorum ama, bir şeyi gayet iyi biliyorum. En kötü, ilkel bir Avrupa ülkesinin  halkı bile, sağlığına bizden daha iyi  dikkat ederken; Almanya gibi bir ülkede bu tip işler oluyorsa ;  Bizde neler olabilir! Hiç düşündünüz mü ?

Israil’in, Türk toprağında yetiştirdiği, tohum vermeyen sebze fidelerini, koşarak alırız. Genetiği değiştirilmiş sebze ve meyvelerin gelecek zaman içerisinde insanlar üzerinde etkileri ne olacak? Açıklanan bilimsel verilere göre:

Bitkilerden aldığımız hormon; İnsan vücudunun kendine has hormon dengesini ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, yağlanma ve hücrelerin direncini azaltarak, kanser olma yatkınlığını artırıyor….  Önemlimi ! Efendim, orijinal dokusu değiştirilmiş, bambaşka bir  canlı hale sokulmuş, ne gam. Bize dokunmaz! Ama şekerli bal, dokunur ! Yinede yazımın başında da belirttiğim gibi. İnsan, her şeyin en iyisine layıktır. Lakin, yukarıda ki açıklamalarımın ışığı altında arıcı, ne  yapsın !

Belirtmeye çalıştığım, aslında herkesin bildiği bu olumsuz gelişmeler karşısında ister istemez arı ve arıcı da, olumsuz etkilenmektedir. Araziden yeterli nektar gelmediği için, petek bal gözleri sır lanamıyor. Bu sefer bu sır’ın olması için, bir miktar şekerli şerbeti vermek zorunda kalıyor. Veya arı arazide her hangi bir nedenden dolayı bulamadığında bu sefer getirdiği nektarı yemek zorunda kalıyor. Nektar biterse, yapılan işin değeri de kalmıyor. Gerçek balda kaliteyi, arısına şekerli şerbeti veren arıcı bile ister. Neden istemesin ki. Allahın verdiği tabiatta bedava olan varken, neden parası ile şeker alıp versin!! Diğer taraftan;

Arılar tek tük veya topluca ölüyorlar! Neden! Arıcının hatası olduğu gibi,  insanın araziye verdiği zararlardan ötürü ölümler olmakta. Bal sezonu içerisinde bu ölümler oluyorsa arıcı ister istemez yasak olmasına rağmen ilaca yönelmektedir.  Bu ilaç ise, balın kalitesini düşürmekte. Bu kalitenin tespitini ise hiç bir kimse, teknolojik olarak incelemediği sürece, bilemez.

İnsanın insana, insanın tabiata, arıcının kendine verdiği zararlara rağmen kimi arıcımız yaptığı işini, bi hakkı ile yapıyor – yapmakta. Bu sefer, hakkı olan fiatı istediği zaman ürettiği emeği telef olmakta, ucuza değil, bedavaya elinden çıkartmak zorunda kalmaktadır.

Bu gün 30 Ekim 3015 cuma günü Euronews tv kanalında bir haber. Avrupa Birliğine  (AB) dahil bazı ülkelerin bal üreten arıcıları,  AB başkenti Brüksel’de Çin den getirilen GDO lu balların ülkelerinde satılmasını protesto etmişler. Haliyle bu ballar insan sağlığının zararına sebep olduğu gibi, arıcının gerçek emeği karşılığı olan parasını da almasına engel olmaktadır.

Gerçek balın tepiti :  Hakiki bal, soğuk yerlerde donar. Yalnız gerçek bal içerisinde ki fruktoz ve glikoz oranı eşit ise, donmuyor muş. Bereket Tv de, Samsun 19 Mayıs Üniv. Ziraat Bl .prof. açıklamasına göre Gerçek bal kalitesinin öğrenilmesi için; 27 çeşit tahlilin yapılması ve karşılığında 2013 fiatları ile üniversite imkanları ile yarılmasına rağmen; 1,300.00 TL gerektiği belirtildi. Ben 2014 yılında 3 ana +2 yan tahlil  işlemi için Konya İl Tarım Müdürlüğü Gıda Analizi bölümüne 175,00 tl ödedim.

Bana göre donmuş hakiki balın tespiti şöyle: irmik tatlısı‘nı yediğinizde, irmik tanelerini dilinizde hissedersiniz ama dişleriniz arasında, şeker tanesini kırar gibi ezemez siniz.  Ağzınızda yok olur gider. İşte gerçek donmuş balın tespit şekli. Toz Şeker tanesi gibi ‘kıtır – kıtır’ sesi geliyorsa, şekerlidir. Ve kesinlikle donmuş balı  her ne şekilde olursa olsun, eritme yin. Çünkü her eritme anında balın kalitesi düşmektedir.   2010 / 10.2015      Mecit  ALBAYRAK

Bir Cevap Yazın