Balın kalitesinde ENAZ olması gereken şık ve oranları.

02.2018 – Arıcılık üzerine seyrettiğim bir programda konuşan profesör: Balın kalitesi, balın içinde bulunan ve prolin denen bir enzim miktarı ile bilinir. Bu miktar ise kilo gramda en fazla, 800 mğ olarak tespit edilmiştir. Bazı hallerde ise 850 mğ kadar çıkar. Gerçek balın TAM kalitesinin tespiti için, 27 çeşit analiz yapılmalıdır. Bunun içinde (2013 fiatları ile) 1,300 TL ödenmesi  gerekiyor,  demişti. (yaklaşık anlatımım)

Yedi yıldır ‘bi hakkı’ ile arıcılık yapmaya ve arıyı öğrenmeye  çalışıyorum. Bu yaptığım çalışmalarımın karşılığını maddi olarak almış sayılmam ama öğrendiklerim ve öğrendiklerimi sizlere aktarmış olmanın hazzını ve sevincini yaşıyorum.  Öyle iken 2014 Eylül ayı içerisinde üşenmedim ve ürettiğim baldan bir miktarı yanıma alıp, T. CKonya İl Tarım Müdürlüğünün Laboratuvar bölümüne gittim. Prolin, Fruktoz, Glikoz ve Sakkaroz (çay şekeri) miktarı için; diğer masraflarım hariç, 175 TL ödedim. Ve sonuç:

Prolin : 1 Kğ / 722,03 mg  –  Fruktoz / Glukoz Oranı (m / m) : 1,12 –  Fruktoz + Glukoz : 100 gr / 73,42 gr  –  Sakkaroz (çay şekeri) : 100 gr / 0,59 gr  –  Fruktoz : 100 gr / 38,86 gr  –  Glukoz : 100gr / 34,55 gr., olarak tespit edildi.

Devlet, 2012 yılında  yayınladığı Bal Tebliği kararnamesinde, hakiki doğal balda olması gereken 13 kriteri ve oranlarını belirtmişti. Bir tv programın’ da seyrettiğim profesör ise, gerçek balda olması gereken 27 çeşit kriter olduğunu söylemişti.  Anlaşılan devletin gerekli gördüğü şartnameler ile üniversite-ler-in gerekli gördüğü kriterler, farklı.

Devletin yayınladığı tebliğde :

Fruktoz + Glikoz (enaz) : 100gr / 60 gr. (benim balımda 73,42) – Fruktoz – Glukoz : 0,9 / 1,4 (benim balımda 1,12) – Prolin (enaz) : 1 Kg / 300 mg (benim balımda 722,03) – Sakkaroz (en fazla) : 100 gr / 5 gr (benim balımda 0,59 gr- dikkat ediniz; 1 gr bile değil)  Not: Fruktoz ve glikoz meyve ve sebze şekeridir.

İlaveten, balımın tahlilini resmi kurumda yaptırdığımı belirttim. Devlet, 13 kriter arıyorken neden (2 başlık) 6 kriter? Demek ki, elzem olan bu kriterler. 14.12.2014

2011- 2013 Akdeniz Bölgesinde Pürem Balı Üretimi.

12181020142224 - Çiçekli pürem (5)

pürem balı nasıldır :10. 2016 – Bu konuda şu ana kadar bilimsel bir açıklamaya rast  gelmedim. Bir fikrim olmamakla beraber, adı üstünde sadece pürem  bitkisinin nektarından oluştuğu için bu ad ile anılmaktadır.  Kırmızı – kahverengi karışımı bir görüntüsü ve  kendine has hafif ekşimsi, insana ferahlık veren kokulu bir tadı var. İlk zamanlarda pürem kokusu belirgin olur. Resimdeki  bal kavanozlarından öndekiler pürem, keçi boynuzu, sünemit balı, arkadaki çiçek balıdır. Öndeki pürem balları  kristalize olmaya başlamış. Pürem balının kristalize hali, diğer bitkilerin kristalize halinden farklı oluyor. Sanki havada uçuşan bir tüy gibi. Eski arıcı arkadaşlar: Pürem balı 7 (yedi) derde deva, 7(yedi) derdi azdırır derler.

2011 Eylül ayında, Seydişehir deki  gezgin arıcılık  yapan arkadaşlar Manavgat’a yağan yağmur haberinden sonra  kovanlarını toplayıp, genelde daha önceden bildikleri noktalara akın ettiler. Yağmurların yağması  ile yapılan kovan nakli sadece pürem nektarı için değil, aynı zamanda İç Anadolu bölgesinde çoğalan ‘ Sarıca‘ arılardan kaçmak için. Yalnız, Antalya bölgesinde olduğu bilinen ve toprak altında, duvar deliklerinde yaşayan, boyları en az 3.5 cm olan Kızıl arılar, İç Anadolu bölgemizde yaşayan küçük sarı arılardan daha tehlikelidir. Çünkü:

İç Anadolu bölgesinde yaşayan sarıca arılar, genelde kendine saldırılmadığı müddetçe sadece kovan içerisindeki balı yerler. Ak Deniz bölgesindeki kızıl arılar ise, bal arılarına saldırırlar. Bal eksilirse, bir şekilde bal tedarik edilir. Ama arı giderse, kötü olur. Tavsiyem, Antalya bölgesine kovanları götüreceğiniz de, yanınıza sinek öldürücü -fısfıs tüpler ve sıvı DDT  alınız. Bu ilaçları sıkmak içinde yanınızda fıs fıs püskürtme işlemi yapan plastik tabanca kutuları bulundurunuz.

Gelelim püremin bulunduğu bölge ve pürem balı üretiminin ne olduğuna : Pürem bitkisi, bir nebze çalı şekline benzer.  Seydişehir üzerinden  Manavgat yönüne doğru gidişte, Gündoğdu ilçe yol ayırımını tahminen 5 km geçildikten sonra, yol kenarındaki tepe ve dağ üzerinde görülmeye başlanır. Yalnız bu bitki, Ak Deniz bölgesinin her noktasında görülmüyor.

Gördüğüm ve soruşturduğum üzere 2010 yılındaki pürem balı hasadı, Seydişehir deki arıcı arkadaşları oldukca memnun etmişti. 2011 yılı  Ekim ve Kasım aylarında yapılan hasattan pek memnun olanını görmedim ve duymadım. Peki geçen sene bal hasadı iyi iken,  bu sene neden olmamıştı? Bütün mesele, meteorolojik koşullara dayanıyor.

2013 Kasım itibari ile Manavgat ta yetişen pürem bitkilerinin çiçekleri tam açmadı. Yinede sünemit, pürem  ve keçi boynuzu çiçeği hasadı güzel oldu. 11 kovanımdan az- çok 24 çita aldım ve strafor ile sıkıştırıp şerbetledim.  31 Aralık 2013 Salı günü tekrar kontrola gittim. Bir kovanımın anası ölmüş. Kalan arıları dışarıya silkeledim. Bu arıların üzerinde ana kokusu olmadığı için, diğer kovanlara sorunsuz girerler. Diğer kovanlardan birer çita  çektim. Alt hava giriş ile üst çıkış yarıklarını biraz daralttım. Bazı kovanlarda hala alınacak  nektarlı çitalar vardı, Almadım. Çita aralarına ilaçlı karton  ve örtü tahtası üzerine -her ihtimale karşı- sorma şeker koyup, kapattım.

Ak Deniz bölgesine Sonbahar ve Kış mevsiminde, denize bakan taraftan bu bölgeye yağış ve sıcaklık gelse de,  yükseklere yağan karın soğukları, poyrazdan güneye doğru esen  soğuk rüzğarlar vasıtası ile,  bu    bölgeye inmektedir. Bu soğuklar, bitkinin tam açmasını veya nektarını oluşturmasını engelliyor veya oluşumu geciktiriyor.

Az yağan yağmur, bitkiyi besleyemediği gibi çok yağan yağmur da, nektarı akıtıyor ve tarlacının araziye gitmesini engelliyor. Hatırlarsanız 2011 yılı Antalya bölgesinde, bol yağış oldu. 12.2011

Neden polen ve Arı ekmeği?

02.2018 – Seyrettiğim bir  tv programda konuşan profesör; 5 gram polen = 1 kğ bal demişti.  Polenin; insan sağlığına olan katkısı bilimsel olarak açıklandı ve biliniyor. Bu bilimsel sunumları ayrıca yazmam gerekmez. Çünkü halkımız gittikçe bu bilince sahip olmanın yollarını gayet iyi biliyor. Peki profesör neden böyle demiş olabilir!

Tüm canlılarda olduğu gibi çiçeğin amacıda üremektir. Üreye bilmesi için ise hiç olmaz ise, az  bir esintiye ihtiyaç duyar. Esintinin olmadığı yerde ise çiçekler bu işi arıya yaptırmaktalar. Polen,  yavru arıların besletilmesinde etkin bir besin kaynağı olan ‘arı ekmeği’ nin, ana maddesidir.  Arı ekmeği ise marketlerde satılan, herkesin bildiği ve gördüğü polenden çok daha farklı ve daha çok besleyici özelliğe sahiptir. Arılar poleni bal ile karıştırıp, petek gözlerine sıkıştırmakla, besin değerini daha fazlası ile artırmaktadır.

Polen, yavruların olmadığı zamanlarda ise ancak mecburiyet karşısında bir besin değeri taşımaktadır. Tarlacı arı; kovanda yavrunun azalması ve kesilmesi halinde polene rağbet etmemekte. Ama, diğer taraftan tüm canlılar gibi çiçeğin gelişimi ve soyunun devamı Allahın emri olduğu ve bu gelişim için arıya ihtiyaç duyan bitki, arıyı kendine  ‘celp etme’ gereği duymaktadır.  Bunun içinde çiçeğin merkezinde oluşturduğu, arılara tadından dolayı cazip hale getirdiği nektarını üretmektedir.

Bir bakıma nektar, bitkilerin yan ürünüdür.  Diğer taraftan polen, bitkilerin ÜREME ORGANIDIR. Düşüncemi şu şekilde netleştireyim. Balık yemeyen çok az insan var. Ama kimi insan balık etinden ziyade balığın üreme tohumu olan HAVYAR ı daha çok tercih eder. Hele özellikle Ruslara özgü olan Mersin Balığının hayvarı. Evet havyarın besleme özelliği ne! ve ne kadar fazla ise; POLEN ve petek gözünde arılar tarafından sıkıştırılmış arı ekmeği; bitkinin havyarıdır. Ama ne yazık ki sadece insanımız değil, arıcı arkadaşımız bile bunun bilincinde değildir. 01.2016

İklim değişiyor, arılar kayboluyor.

Arıların kayboluşunda (ve doğanın harap olmasında) küresel ısınma ile bağlantılı iklim değişikliğinin etkili olduğu belirtiliyor.

02.2018 – Berlin, Hür Üniversitesi’nden arı uzmanı Benedikt Polaczek’e göre, son yıllarda arı topluluklarının kitlesel ölümünün asıl nedeni Varroa zararlısı ve uyuz böcekleri .

Dünya iklimindeki istikrarsızlık: Vücut direnci düşen arılar, küresel ısınma sonucu erken gelen bahara yakalanınca, değişken hava karşısında yorgun düşüyor. Şubat ayında ısınan hava (ya aldanan ve)  kovandan çıkıp bal toplamaya başlayan arılar, sonra birden bire bastıran soğuktan, halsiz düşüyor. Ardından aniden gelen sıcaklar, insanları olduğu kadar arıları da etkiliyor. Arıların ritmini bozan bir başka uygulamada, arıcıların daha fazla bal almak için kovanları kamyonlara yükleyip bölge bölge gezdirmeleri dir.

Bilinçsiz ilaç kullanımı ve Varroa : Parazitlere karşı geliştirilen ilaçların, arıcılar tarafından bilinçsiz kullanımı da arılar açısından tehlike arz edebiliyor. Bu ilaçlara karşı varroa zararlılarının zamanla bağışıklık ve direnç kazanması sonucu arı yetiştiricileri çareyi, fazla dozda ilaç kullanmakta bulabiliyor.  Ancak ilaçların kovanlarda ve peteklerde bıraktığı kalıntının kokusundan rahatsız olan arılar, kovanlarını terk ediyor ve geri dönmüyor.  Arı larvalarında ölümlere de neden olan yüksek dozda ilaç kullanımının yanısıra, ilaç seçimi ve ilaç uygulama zamanlarında da bilinçli olmak gerekiyor. Diğer bir etken ise arı üzerinde asalak yaşayan Varroa biti, arının kanını emerek ölümüne sebep olmaktadır.

Radyasyon :  Amerikan Arizona Landau Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmanın  sonuçları ise oldukça çarpıcı. Çıkan sonuçlara göre, cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı radyasyon, arıların yön bulma yeteneklerini tamamen çökertiyor. Araştırmayı yürüten Dr. George Carlo arıların yayılan elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkilenerek yön bulma yeteneklerini kaybettiklerini ve kovanlarına dönemeyince kolonilerin dağıldığını söylüyor. (Radyasyon, sadece arılara zarar vermez, tüm canlılar için tehlikelidir.)

Tarım etkileniyor :  Bazı bölgelerde arıların yüzde 70’inin iz bırakmadan gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, kuşkusuz en çok tarımı etkiliyor. – Diğer taraftan, tarımda daha çok verim almak, tohumlara zarar veren böceklerden kurtulmak için bitkinin kendine veya toprağa atılan zehir, ilaç ve gübrelerin, arılara verdiği zarar bilinmektedir.- Arılar, ayaklarına yapışan çiçek ve bitki polenlerini taşıyarak 130 bin farklı bitki türünün döllenerek çoğalmasını sağlıyor. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde, 400 kilometrekarelik bir alanı dolaşarak 1 milyon çiçeğin döllenmesini sağlıyor. Çünkü bu işlem gerçekleşmez ise bitki ve meyveler yavaş yavaş ortadan kalkar. Bu da hayvanların ve insanların yaşamının tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Arıların polenleri taşıması yoluyla çoğalan bitkiler, insanların tükettikleri besin maddelerinin üçte birini oluşturuyor.  Kaynak  DW – 12.2011   Mecit ALBAYRAK

ARI VE ARICILIK HEVESİM !

11.2015 –  Arıcılığı  yıllardır yapmak isterdim. 1987 yılında Alüminyum fabrikasında çalışırken, arıcılık kursuna gitmek istedim. Lakin, kurs yeri ve saatleri uygun olmadığı için, gidemedim.

Emekli olduktan sonra bir ara 2 dönem apartmanımızda yöneticilik yaptım. Bu zaman içerisinde, ilçemizde açılmış olan arıcılık kursuna başladım. Genel kurulda apartman için çalıştırdığım kişi haklı, ben haksız oldum. Tekrar seçtiler ama,  hala ve hala çalıştırdığım kişiyi savunmaya devam etmeleri üzerine, yönetimi bıraktım. Bunu niye yazdım! Toprak ve Arının, verilenleri inkar etmediğine inandığım için.

Kurs sonunda arıcılık sezonu bitmek üzere olduğundan, hemen arıcılığa başlayamadım. 2010 yılı Nisan ayında, kurs hocamın vasıtasıyla  öğretmenlikten emekli bir arıcı ile temas kurup, başlangıç olarak iki arılı kovan  alma konusunda anlaştık. Yalnız arılar kışlık  yerleri olan Antalya’dan geleceklerdi.

22 Nisan 2010 cuma gecesi bir kamyon dolusu kovan geldi. Saat 02.00 de indirmeye başladık. Beş gün sonrası ustam olacak kişinin önerileri ile iki adet kovanı seçtik. Ustamın yanında bir ortağı var. Esas yönetim hoca’da.

Onların yanında bazen sorarak, bazende yaptıklarını gözetleyerek bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Mayıs ayı içinde bir hazır ana alarak, 2 kovandan  3. kovan çıkarttık. Bu sene çiçek bakımından kısır bir dönem olduğu konuşuldu. Geçen sene ‘oğul’ çok vermişken, bu sene ustalarımın yaklaşık 110 kovanından sanırım, 10 tane oğul aldılar.

Her işin kendine göre bir zahmeti var. Haliyle ağır bir işi olmasa da, kovanların yanına gidip gelmek bile bir iş. Bunu şikayet yönünden yazmıyorum. Kovanların olduğu mevkinin, tepelerin ve dağların yanında olması, bana apayrı bir haz veriyordu. Bu işi zevk ala ala yapıyordum vede hoşnut’tum.

İyisi – kötüsü ile 5 ay 10 günlük acemilik ve yaz dönemi, 25 Ekim 2010 cmt akşamı,  Allaha  şükür selamet üzere bitti. Saat 16 – 17 arası rüzğar ve gök gürültüsü ile başlayan bir güz yağmuru serenomisini yaşadık. Neden sonra yağmur dindi. Bu sefer ustalarla beraber, daha önce indirdiğimiz kovanları bu sefer daha kalabalık bir şekilde kamyona yükledik. Yüklemenin sonuna doğru yağmur tekrar çileşmeye başladı.

Başkaları ile konuşurken, – Benim 2.5 kovanım var, diyordum. İlk iki kovanıma ilave koymuşken, çoğalttığımız kovan sadece damızlık olarak kalmıştı.

Ustalar tekrar Antalya yolunu tutarken ben, komşumun bağına doğru hareket ettim. Daha önceden kovanlarımı nereye koyabilirim! diye düşünceye kalmıştım. Öyle ya sadece benim isteklerim değil, başkaları ne diyecek, buda önemli idi. Ama düşündüğüm kadar değilmiş. Sağ olsun komşum Hasan Gürcan abi, – Şuan deyil ama, şimdilik kardeşimin bahçesine koyalım, sonrasını hallederiz, deyince rahatladım.

Kovanlarımı koyduğum Bağarası mevki her yeri sebze bahçeleri dere tepe yeşillik olan bir yer. Şimdi nerede ise ‘bir karış’ yeşil tepeleri zor bulunan, her yeri beton evlerin kapladığı, sadece yağmur mevsiminde su gözleri açılan, bazı vatandaşların betonlaşmaya direndiği,  yeşillikler arasında bir bölgemiz.

Kovanlarımı koyduğum yer, ‘hala ben varım’ diye bilen bir yeşil bölge. Yakınında  yazın yok olma durumuna gelsede devamlı akan bir çay mevcut. Ertesi gün arılarımın hatırını sormaya yanlarına gittiğimde arılar sanki bana – Abi, bizi o kurak tozlu yerde öldürmüşsün; derecesine canlı ve eskisine göre daha hareketli idiler.

04.10.2010 pzt günü, kovanlarımın iki tanesini açtım. Nakliye sonunda bir hasar olup olmadığını görmek istedim. Üzerinde ilave olanın birini açtım, hasar yok. Mayıs ayında ana verdiğimiz kovanı açtım. Bu kovanda daha öncesi bal çıtası almıştık ama, geleceğimize yakın usta, aç-tır-madı.

Kovanı açtım ne göreyim; ilaveli kovanda arısız boş yer görünmezken, bunda arılar üst ,üste binmişler. 9,5 çıta bal ve arı dolu. İkisini alıp, taze çıta koydum. Etraf arı kaynıyordu. Çorabımın üstünden ve 4 yerimi soktular bile. Şu an saat gece yarısın geçti ve  0,30 , sokulan yerlerim hala sızlıyor. Sızlıyor ama; Bacaklarımda sinirsel bir durum var,acaba faydası olur’mu?

Şimdi kovanlarıma  istediğim zaman, tabii ki gerektiğinde istediğim şekilde bakıyor, sağını solunu inceliyor  ve bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. (haklı-haksız) Şunu yap, şunu yapma diyende yok. Zevkim iki katına çıktı. Ölürlersede –  Şahlanırlarsa’da sonuçta benim arım. Ayı’ya sormuşlar:

Ensen neden kalın ?  Kendi işimi, kendim görürüm, demiş.

Ustaların yanında onlar için çalışma mecburiyetim olmamasına rağmen, – Hem yardım edeyim, hem bir şeyler öğreneyim, diye 110 kovan benim miş gibi, çalıştım. Hal böyle iken, esas usta öğretmen arıcı, 2 sorumdan sonra  – Çok soruyorsun,  dedi. Siyasi görüşümden dolayı, aralarında istekle dolaşmama rağmen beni yetiştirme isteği öğretmen olmasına rağmen, az idi.  Kovan bakım sırası benim kovanlara gelindiğinde -lütfeder gibi-: Şunlara da bir bakalım, derdi. Ben ise, bildiğim bir bilgiyi başkalarına vermek için, ayaklarına gider, gitmek için bahaneler arayan biriyim. (2015) Belli değil mi? Yaşadıklarıma atıfta bulunmak için değil. 2011 yılı başında, kendi adımla bu sayfayı açtım ve bildiklerimi siz dahil, herkesle paylaşıyorum.

Arılar; verileni inkar eden insan değil, bir  böcek.  İyi bakarsam, inkar etmeyip hepsi büyüyecek. Evet toprak gibi, arılarda inkarcılığı sevmezler. Ve baktığım kadarını bana verecekler.

İnşaallah, karşılıklı fikirlerimizi paylaştığımız arılı – ballı nice  yıllarda görüşe bilmek  niyazımla. Kalın sağlıcakla.  10.2010    Mecit   ALBAYRAK

Alerjik Hastalıklardan Arı Sokması hakkında.

02.2018 – Sözüm ve paylaşımım öncelikle arıcılık yapan -ve diğer bu yazımı okuyan- arkadaşlaradır. İlaveten bu bilgi  -Doktor sitelerinden elde ettiğim bilgilerdir.
Çeşitli alerjik hastalıklar var. Arı sokması da bu alerjik hastalık ve rahatsızlıklara giriyor. Kimi insanı arı soktuğu zaman – Sinek ısırığı, kiminde hafif kızarık ve şişkinlik, kimi insanın ise acilen hastahaneye götürülmesi gerekmektedir.
Bende alerjik rahatsızlıklarda olan ‘Histamini’ rahatsızlığı olduğu, doktor vasıtası ile tespit edildi. İnternet üzerinden yaptığım araştırma neticesinde histamin ise; nefes darlığına sebep oluyormuş.

Arıcılık işine yeni başladı iseniz, bu açıklamamı dikkate almanızı, Tıp fakültelerinin Dahiliye bünyesindeki  Alerjik Hastalıklar bölüm doktoruna görünmenizi tavsiye ederim.

Kendinizi İsteyerek arıya sokturmak istiyorsanız; diz, dirsek ve parmaklardan sokturmanız gerektiği 2017 Api Mondia sunumlarında sorum üzerine söylenildi. 02.2018

Bu bilgiye ulaştığım halde ARICILIK; TEDAVİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR HASTALIK türüne giriyormuş. Onun için ben arıcılık sevdamdan vazgeçemiyorum. Sevdik, sevenleriniz ve arılarınız ile Sağlıcakla kalınız. 09.2013

Kovan için tomruk alımı ve Seydişehir de Kovan imalatcıları hakkında.

02.2018 –  Bu konuda devletin arıcılara özel olarak tanıdığı fazla bir ayrıcalık ve imtiyaz yok. Bulunduğunuz bölgedeki Orman İşletme Müdürlüğü‘ne yazacağınız  bir dilekçede;  “Arı Kovanı İçin” aldığınızı  belirtmeniz şartı ile, istediğiniz miktardaki tomruğu seçmenize sadece, ”göz yumuyorlar”. Ve ne kadar tomruktan ne kadar kovan olur?

Dikkat ediniz! Alınan tomruğun dış yüzü düzgün  olan – olmayan, içi kof  olan – olmayan, çapı büyük – küçük, ki çapı büyük olursa, menfaatiniz daha artar. Budağı az veya çok olma şekline göre kovan sayısı değişir. Alacağınız tomruk çapları ne  kadar  büyük  ve düzgün  çaplı (kalem gibi) olursa, menfaatiniz daha çok  olur.  Bu arada, marangozun keseceği ve çakacağı lataların, çitaların kalınlığının 1 mm değişmesi bile, sayıyı etkiler. Velhasıl;  Polen tuzaklı, İlaveli, Kapaklı ve kürek tahtası 21 cm olan çitalardan 20 şer adet dahil olmak üzere, 10 – 12 arasında kovan yaptırabilirsiniz.

Seydişehir arı kovanı imalatcıları : (gelen soru üzerine)  Hasan KARAASLAN :  0 545 302 50 32    Durmuş KOÇ :  0 544 896 52 41   // bir anı olarak  H. Hüseyin  GEVENLİ  :  0 539 823 95 25   ( Bu arkadaşımın telefon numarasını yazdığımdan ≈ 18 saat  sonrası, Cumartesi günü öğle vakti, vefat ettiğini öğrendim, Allahım günahlarını affetsin. Bugün toprağa verdik. 10.03.2013 Pazar)

Yıllara göre Ana arı renkleri.

11.2015 – Resmin tamamını görebilmek için, resim üzerine tıklayınız.  Sayın arkadaşım; Ana arı yetiştiricisi değilseniz,  ana arının boyanması ile fazla ilgilenmeyiniz. Ana arı yetiştiricisi zaten bu işlemi sizin için yapacaktır. Ana arınızı kendiniz ama oğul alma ama çokça meme yaptırma yöntemi ile çoğaltıyor sanız, her kovanın anası hakkındaki bilgilerinizi, Kovanın büyük üst kapağının altına kağıt tutturup, bu kağıdın üzerine yazınız. 11.2015

Yıllara göre ana arı renkleri

Bal Alımında Tercih Yaparken.

03.2018 – Bu yazım ” Bal çeşitlerinde kaliteDoğa ve İnsan sağlığına genel bakış, adlı yazılarımla bağlantılı olabilecek bir yazı türü olacaktır. Amacım sizi doğru bildiğim yönde uyarmaktır.

mısır (glikoz) şurubu : Bu tür tatlandırıcı,  -dikkat ediniz tatlı demiyorum, TATLANDIRICI- mısırın un haline getirilmesi ile elde edilen nişastanın, kimyasal sıvı katkılar sayesinde çoğaltılması, ısıtılıp soğutulması  işlemleri ile elde edilen tatlı bir yan üründür.  Isıtıldığı için, insan sağlığı yönünden zararlı olup, ayrıca erken arı ölümlerine neden olduğu bilimsel olarak açıklanmaktadır.

Alman bilim adamı tarafından yapılan araştırma neticesine göre; Güneşin altında kalan balın 48 saat sonra tıbbi özelliğinin kalmadığı tespit edilmiş.

Bilginiz üzere her canlı hasta olabilir. Özellikle biz insanları ele alırsak, hastalandığımız zaman doktara gitmeyi elzem görürüz. Bu doğal ve olabilecek bir durumdur. Kimse kimseyi bu konuda yargılayamaz.

Haliyle, tedavimiz için doktorun yazdığı ilaçları alır ve içeriz. İçtiğimiz bütün bu ilaçların, vücudumuzda olumlu etkisi olduğu kadar, yan etkilerinin de olduğunu, sanırım bilmeyen yoktur. Olumsuz etkileri olduğunu bildiğimiz halde, içmeye devam ederiz. Çünkü mecburuz. Rahatsızlanan bazı evcil hayvanların, toprak yedikleri bile görülür. Bu da bir tedavi şeklidir.

Aynı durum arılar içinde geçerlidir. Sonuçta arılarda bir canlıdır ve her canlı gibi hasta olabilirler. Bu durumda biz arıcılar, arıları tedavi etmek veya arının rahatsız olduğu durumu ortadan kaldırmak için uygun ilacı vermek zorundayız.  Dünyanın her yerinde de  bu böyledir.

Haliyle kullanılan bu ilaçlar, arılar üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır.  Kullanılan bütün ilaçlar arıyı etkiler ama ölçüsünde olursa, öldürmez. Kullanılan ilaç, peteklere ve azda olsa, bala sirayet etmektedir. Bu etkinin yok olması için ilaçların kullanımı, bal sağımından en az 1 ay önce arılara verilmesi gerekir. Bu usulü genelde tüm arıcılar bilir – bilmek ve ona göre uygulamak zorundadır. Sünger özelliğine sahip petek, kullanılan ilacı emmektedir. Petek üretimi ise, arının yediği bal ve şeker şerbeti sayesinde oluşmaktadır.

Bu arada – Arkadaş, ben  ballı, polenli peteği sever ve alırım derseniz, afiyet olsun  derim. Çünkü sade polene nazaran petek içerisindeki polen, daha besleyicidir. Yalnız, polenli peteği fazla bekletmeyiniz. En azından peteği çita üzerinden kesip uygun göreceğiniz kapaklı bir tabağa yerleştirip, özellikle polenli kısım üzerilerine sıvı bal dökünüz.

Doğadaki çiçeklerin  üremesini sağlayan polenlere, kelebeğe çok benzeyen ama kelebek olmayan güve,  yumurtalarını bırakmaktadır. Arı, bu yumurtalı polenleri kovana taşımaktadır. Veya, gündüz yatıp gece çalışmaya başlayan güve böceği, kovana girmekte ve gündüz arıların getirdiği polen üzerine, yumurtalarını bırakmaktadır. Engel olabilmek, mümkün değildir.

Kovana getirilen güve yumurtaları ile, güvenin kovan içerisine bıraktığı yumurtalar, uygun ortam olması münasebeti ile gelişmekte ve güve böceği olup, uçup gitmektedir. Uçup giden veya  daha uçmamış güve’nin peteğe verdiği zarar, çok fazladır. Kovan içerisinde iken güve giderse sorun yok, Arı kendi temizliğini yapmaktadır. Esas sorun, petekli balın eve getirilmesinden sonra oluşmaktadır. Bütün ballı polenli petekler soğuk ortamda bulundurulmalıdır. Çünkü, soğuk yerde olan polen üzerindeki güve yumurtaları, ölmektedir.  Ocak 2011

Uzak veya yakınınızdaki tüketici, arıların hangi durumda olduğunu bilmez. Balın veya ballı peteğin görünmeyen kalite veya kalitesizliğini bilmez. Arıcıya güvenir. Tüketici balını alırken sadece uzaktan tanıdığı arıcıdan değil,  fiatı ne olursa olsun gerçekten tanıdığı güvendiği arıcılardan almalarını öneririm.  Yukarıya yazdığım bilgiler, siz tüketiciler içindir. Amacım, bilinçli arıcıların olması ve yetişmesi gibi, bilinçli tüketicilerin oluşmasını sağlamaktır. 11.2015