Dünyada ve Türkiyede Deprem ile Jeotermal enerji bölgeleri.

Bu bilgiler, Bilim adamları tarafından açıklanmış teknik bilgiler olup, yorum şekli ile yazmaktayım. 

03.2018 – Önce Tektonik levha/plaka – Fay hattı ve Deprem nedir, nasıl oluşur.  Bunu bir benzetme ile açıklamak istiyorum. Evinizdeki çok beğendiğiniz fincan tabağı kırıldı ve büyüklü küçüklü 5-6  parçaya ayrıldı. Yapıştırdınız. Yapıştırdığınız her parçanın birleştiği çizgiye fay hattı, (ayak bastığımız yerde fay hattı yok, anlaşılmasın) yapıştırdığınız her  ayrı fincan tabağı parçasına da  Tektonik levha /plaka denilmektedir. Yapıştırdığınız tabağın üzerine koyduğunuz Fincan; görüp bildiğimiz kıtalardır. Altlık oynarsa fincan sallanır bu sallanma şekli ile yer yüzü sallanır, binalar çöker, denizlerde tsunami olur, insanlar ölür. Bu oluşuma, deprem  denir.

Karasal ve Okyanus tabanını oluşturan yer kabuğu merkezi devamlı hareket ve erime durumundadır. Bu hareketin nedenini şu şekilde düşünün. Yanan mum erir. Eriyen mumun dışı donarken, içi sıcak ve sıvı olur. Mum aşağıya aktıkca tabağı doldurur. Dolan eriyik mum, kendini tabak üzerinde tutamayacak hale gelirse, tabağın dışına akar. Akan mum, dünya merkezinden dışarıya çıkan lavdir.

Yer küresi, bölümlerden oluşur. Ayak bastığımız toprak, dış çaptan dünya merkezine doğru çeşitli kalınlığa sahiptir. Bu kalınlık  – 70 km arasında değişken kalınlığa sahiptir. Değişken kalınlığa sahip bu toprak tabakasına manto denilmektedir. Mantodan sonra, değişken sıcaklığa sahip ve içinde eriyik maddelerin olduğu mağma oluşmakta/gelmektedir. Aşağıda linkini verdiğim sayfada, dünyamızın en etken deprem bölgelerini gösteren canlandırmalı harita mevcuttur.  livescience.com

Manto altında devam eden ısı neticesinde, ısının temas ettiği her madde erimekte, erirken manto altında sıkışmakta, sıkışıklığın verdiği etken ile manto ayrılıp – kopup depremleri ve yanardağları oluşturmaktadır. Eriyen maddeler, dünyanın merkezinin şişmesine neden oluyor. Şiştikce, dışarıya akma, genişlemeye başlıyor. Genişleyen madde ve tabaka, üstündeki  kabuğu patlatma veya itme durumuna geçmek zorunda kalıyor. Bu itme ve patlatma ise, depreme neden olmaktadır.

Bilimsel açıklama doğrultusunda dünyamız en büyük  8 adet tektonik plakaların birleşmesinden meydana gelmiştir. En büyük ve 1. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi; Büyük Okyanusun tabanını oluşturan  fincan tabağı parçası örneğidir. En çok depremlerin olduğu bölgede, bu parçaya bitişik olan ülkeler ve bu ülkelerin oluşturduğu  Asya, Amerika ve Avustralya kıtası içerisinde olan Yeni Zelanda dır.

2. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi ise; Büyük ve Hint Okyanusu, Asya ve Avustralya kıtası arasında sıkışıp kalan Endonezya, Sumatra, Borneoo ve Filipinler adası yer almakta. 1 ve 2 olarak belirttiklerim, tektonik yer küreleridir.

3. deprem bölgesi ise (dikkatinizi çekerim, tektonik plaka değil, deprem bölgesi diye vurguluyorum). Okyanuslar, kıtalar, adalar ve Hindistan toprağının ileriye ittirdiği Himalaya dağları ve uzantısı ile Türkiyeden geçip Akdeniz ve Ege üzerinden Avrupaya uzanan, hat ve ülkelerdir.

4. tektonik ve deprem bölgesi ise; güneyden kuzeye İzlanda adasının ortasından kuzey kutbuna ulaşan Atlantik tabanı plakasıdır. Bu hat üzerinde daimi tehdit altında olan, İzlanda adasıdır.

TÜRKİYE DE TEHLİKELİ DEPREM BÖLGELERİMİZ.

a Devamlı sancısı olan, oluşması halinde büyük yıkımlara neden olabilecek  Adıyaman – Malatya – Maraş üçgeni ve bunların etkisinde kalan tehlikeli dış uzantıları olan, bu illere komşu illerimizdir.

Bu bölgemiz ve Anadoluyu, kuzey / kuzey doğu yönündeki Kafkas sıra dağları ile Güney / Güney Doğu  Anadolu bölgemiz ve  İran – Himalayala  dağları üzerinden ayrıca;  Suriye üzerinden  giriş yapan Arabistan Yarım Adası kaynaklı aktif fay hatları, olumsuz etkilemektedir. Bilim adamlarınca, bu sıkışma ve sıkıştırma nın tehlikesi vurgulanmıştır.

b – Yüz yıllar içerisinde 13 – 14 kez yıkıma uğramış, her daim deprem tehlikesi olabilecek Hatay.  Bu bölgemizde, a – şıkkında yaptığım açıklamalar doğrultusunda tehlikeli bölgemizdir.

c – Harita üzerinde; Marmara Denizi ve bu denize sınırı olan bütün illerimizin oluşturduğu bölgemiz üzerinde D/B istikametinde düz bir çizgi çekip, Ege bölgesi ve Akdeniz bölgemizin bir bölümünü içine alan yamuk bir dörtgen çizersek, bu çizginin içinde kalan şehirlerimiz, parçalı deprem bölgelerimizdir.  2013 Aralık ayı içerisinde Antalya açıklarında 4 ve 6 şiddetinde iki kere deprem oluştu.

d –  Kuzey Anadolu ( Karadeniz) Bölgemizi kuzey / güney yönünde yay, doğu / batı istikametinde bir ok gibi ülkemizi tehdit eden bir  fay hattı mevcuttur. Bu hat, en etkin fay hattıdır. Anadolu üzerinde depremin en etkisiz olduğu bölgelerimiz ise; Konya, Kırşehir, Karaman, Nevşehir bölgelerimizdir.

   JEOTERMAL ENERJİ

Jeotermal ısı; Yer Isısı anlamındadır.  Genelde deprem bölgesi yerlerinde fazlası ile oluşmakta ve bulunmaktadır.  Şunu kesin olarak bilmeliyiz ve biliyoruz ki; Jeotermal Kaynak ve Jeotermal Enerjiyi elde etmek için, illa deprem bölgesinin olması gerekmez. Bir bölgede sıcak suyun çıkıyor olması; İlla o bölgenin deprem bölgesi olduğunu göstermez.  Mesela, Büyük Sahra çölünün 1500 mt altına inilirse 65 C’ ve üstü, sıcak su çıkar (BBC)

Bilimsel olarak mağma, ayak bastığımız yüzeyden ortalama 30 km aşağıdan itibaren başlamaktadır. Apartmanlarda olan uzun soba bacası benzeri lav kanallarının, dünyamızın bazı kesimlerinde yer yüzüne daha yakın olduğu ve baca uçlarında biriken mağma havuzları sayesinde; Gayzer, sıcak su (kaplıca), buhar ve Yanardağların oluştuğu açıklanmaktadır. 

Yanardağın varlığı ve patlaması, O bölgede depremin olacağı manasına gelmez. Bir bakıma yanardağlar dünyamızın; Çok ısınan banyo kazanlarının üzerinde olan otomatik basınç tahliye fiskiyesi gibi, güvenliğimizi sağlar. Fakat depremin olması, yanardağın oluşmasına, sıcak suların çıkmasına bir etkendir. Sıcak su   istenirse, Himalaya dağının tepesinden; Güney Kutup noktasına kadar olan  her yerde*n* Artezyen Sondajlar sayesinde çıkar-tılır.  02.2017

ek bilgi – Bir ara Türkçe yayın yapan Rus RTV kanalında izlemiştim. Kamçakta Adası hem deprem hem fazlası ile sıcak su akarlarının çok olduğu bir bölgedir. Bir yanardağın çevresinde var olan sıcak su kaynakları, geçen zaman içerisinde oluşan bir deprem nedeni ile üzerine kayan 4.5 milyon tonluk toprak ve kayaların altında kalarak, kaybolmuş.  En basitinden şöyle düşünün. Çevremizde olan ve yer altından gelen bir kaynak suyun yönünü, kazılan bir inşaat çukuru, doğal gaz, elektrik yer hattının su akış yönünü değiştirdiği, unutulmamalıdır.

Jeotermal ısı = Yağmur sularının, yer küresi derinliklerindeki toprak tabakaları arasında sıkışan birikinti su, mağma nın yaptığı ısıtma etkisi ile genişlemekte ve yer yüzüne çıkmak için basınç yapmaktadır. Yer yüzünün zayıf ve eriyen bir tabakasına denk gelen sıcak su, bu katmanı eriterek sızıntı şekli ile veya tazyikle çıktığı gibi,  sondaj vurularak yer yüzüne sıcak su ve buhar olarak çıkartılmaktadır.

Jeotermal ısı, dünyanın her bir ülkesinde az çok çıkmakta çıkartılmaktadır. Ayrıca; Dünya küresini kapsayan bütün deniz ve okyanus tabanlarında  bulunan jeotermal kaynakların  dünyada bilinenlerden çok daha fazla olduğu, bilim adamlarınca vurgulanmaktadır.

RusTG Tv kanalından – Kamçakta yarım adasında irili ufaklı 300 dolayında volkan bulunmakta. Öyle ki bu yarım adaya ‘ Ateş ve Buz diyarı’ benzetmesi yapılmaktadır. Eski insanlar, volkanların patlama sebebi olarak, Volkan dağı içerisinde yaşayan  ”Demirci Ustasının” kızğınlığı veya çalışması olarak ad ederlermiş.  Rusya, 1966 yılından beri yer yüzüne çıkan  40 ve 250 ‘C sıcaklıktaki su ve buhar sayesinde, deniz seviyesinin 800 mt yukarısında olduğu gibi, yer altında kurdukları elektrik santrallerinden, elektrik üretmektedir. GK Antartika da bile, konisi içerisinde lav bulunan bir yanardağ mevcuttur. Endonezya da 1815 yılında patlayan bir volkandan çıkan kükürtlü gaz sebebi ile, 500 km mesafe içerinde  kalan ülke ve insanlarının; Üç (3) gün boyunca güneşi göremedikleri, anlatılmıştır. Yüzyıllar öncesi Sönmüş bir yanardağ, bu gün patlayacağı gibi, bu gün faal olan bir yanardağ ise yüz yıllar boyunca, söne bilir. – ( Nasa – Dünyada 2017 itibari ile faal 91 adet yanar dağ vardır.)

İlk çağlardan beri, özellikle sağlık amaçlı olarak yararlanılan jeotermal sıcak su kaynakları çanak, çömlek ve  cam malzemelerinin imalatında kullanılmaya başlandı. ilk defa 1827 yılında İtalyada 1850 li yıllardan itibarende Avrupada başlayan sanayi devrimi ile, bu alanda kullanılmaya başlanılmış, 1905 yılında gine İtalya da, jeotermal elektrik üretimine başlanılmış.  Peki jeotermal enerji nerede ve nerelerde kullanılıyor dersek :

a – Elektrik üretiminde   b – Binaların , seraların  ısıtma uygulamalarında  c – Metallerin ısıl işlemine yönelik endüstriyel amaçlı kullanımlarda    d – Kimya sanayisinde    e – Kaplıca suları ile tedavi yönteminde    f – Maden suyu dolum ve içimlerinde .

Bu gün İtalya, ABD, Rusya, Japonya, İzlanda, Filipinler , Yeni Zelanda , Kenya başta olmak üzere 18 ülkede jeotermal  elektrik enerji üretimi büyük ölçüde yapılmaktadır. Kenya, dünyada 8. büyük jeotermal elektrik santrallerine mevcut olup yıllık bazda 514 MV (megavat) elektrik üretilmektedir. – Mart 2016 / Euronews

bilimsel açıklama – Buzlar Ülkesi  İzlanda  (buz) Adası; aynı zamanda lavlardan oluşmuş etkin volkanların olduğu bir adadır. İzlanda adasını K/G istikametinde kesen tektonik plaka yüzünden ada, D/B yönünde her sene 2,5 cm büyümektedir. Üstü buz dağı, altı fırın olan kendine has yanardağları ve ısısı ile apayrı  jeotermal bir bölgedir. 1963 yılında İzlandanın 35 km güneyinde denizde yeni volkanik ada oluştu. İzlanda, Dünyada en fazla jeotermal enerjiyi kullanan ülkedir. Elektrik Enerjisinin yüzde 81’ini, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyor. Halkının yarısının evleride, bu sıcak su ile ısıtılmaktadır. Hatta, buzlanmanın önüne geçilmesi için bazı kara yolları, yol altından sıcak su ile ısıtılmaktadır. Buna rağmen kişi başına 7,5 ton CO2 -karbondioksit- üretiyor.  Bu da İngiltere ortalamasından sadece bir ton az. Çünkü aynı zamanda, kişi başına petrol tüketimi açısından Katar’ın ardından ikinci sırada yer alıyor. Kaynak: BBC – Aralık 2010 dip not: İzlanda’nın nüfusu 330.000; İngilterenin ise 61 milyon.

TÜRKİYE DE  JEOTERMAL ENERJİ VE TERMAL BÖLGELERİMİZ :

21 Mart 2017 tarihli Hürriyet Gazetesinden alıntıdır, kendi ifadem şekli ile: Jeotermal üretim ve kullanımını sağlayan / Yapan üreticinin açıklamalarına göre: 230 / 120 C’ arasında Elektrik üretimi; 120 / 80 C’ arasında olan -düşen ısı ile evler; 80 / 60 C’ olan – düşen sıcaklıktaki ısı ile seralar; 45 / 40 C’ olan –  düşen ısıdaki su ile termal tesislerde kullanım şekli, olmakta imiş. Ağrı / Diyadin, Nevşehir / Kozaklı, Balıkesir /  Bigadiç, Yozgat / Sorgun ilçelerinde 2 yüzbin dolayında evler, jeotermal ısı ile ısıtılmaktadır. 2017

Türkiye de ilk jeotermal sondaja 1960 yılında Ege  bölgesinde başlanılmış. 1968 yılında Denizli – Kızıldere ile İzmir – Balçova ve Seferihisar da uygun derecede sıcak suya rastlanılmış. Ülkemizde bulunan jeotermal ısı bölgelerini batıdan – doğuya doğru sıralar isek:

 İzmir – ( Aliağa ilçesinde, denizin suyu ile devamlı karışan ve kendiliğinden çıkan bir termal su kaynağını gördüm) – Manisa – Aydın – Denizli – Balıkesir – Bursa – Yalova – Kütahya – Bolu – Adapazarı – Afyon – Ankara – Kırşehir – Nevşehir – Yozgat – Adıyaman – Van ve Ağrı etkin termal sıcak kaynaklarına sahip illerimiz dir. Ülkemizdeki termal kaynaklar genelde, Ege bölgesi ağırlıklıdır. Bu bölgemizde sıcak su ve elektrik üretiminin  daha fazla olmasının sebebi, sıcak su katmanlarının yüzeye daha yakın ve maliyet masrafının, az olmasındandır. 02.2016

Balıkesir – Gönen  Kütahya – Simav  Afyon merkez ve Sandıklı  Kırşehir  merkez ve Kaman  İzmir –  Narlıdere , Balçova  Ankara – Kızılcahamam Manisa – Salihli  Ağrı – Diyadin’de bir çok evlerin ve seraların ısıtılması termal sıcak su ile yapılmaktadır. Özellikle bu uygulamalar,  Ege Bölgemizi kapsamakta olup 2 milyon metre kareye yakın seralarda, sıcak su kullanılmaktadır. (2012 verileri)

   Kaplıca kullanımında ise en başta İzmir – Aydın – Afyon – Balıkesir – Adapazarı – Yalova ve Ankara başı çekmektedir. Burada belirtilen termal ısılı kaplıcalarımız, ülke ve yurt dışı bazında tanınan yerlerimizdir. Başka yerlerde küçük çaplı, hatta açık arazide insanlarımızın girdiği sıcak su kaynaklarının olduğu bilinmektedir.  Ağrı’nın 1925 mt yükseltisindeki Diyadin ilçesinde; 70’C ye varan jeotermal su kaynakları mevcuttur. Ülkemizde, sıcaklığı 40’C  ve üstünde olan jeotermal saha sayısı, 1500  den az değildir.

Türkiye’de ilk jeotermal ile elektrik üretimine; 1984 yılında Denizli-Kızıldere’de başlanılmış. Santral, 20.4 MW kapasiteli olarak kurulmuş olup, ancak 15 MW gücü oranında çalıştırılmaktadır. Jeotermal Elektrik Üretiminde ise, üretimin verimli olması için yüksek ısı gereklidir. Özellikle Ege Bölgesinde bulunan jeotermal kaynakların ısı derecesi 130 ile 232’C  arasındadır. Elektrik üretimi için en az 120 C’ ısı gerekmektedir. Aydın – Denizli ve Çanakkale de olmak üzere 6 yerde jeotermal elektrik üretimi yapılmaktadır. Aralık 2010  –  Mecit ALBAYRAK

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

En üste okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aradmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Orta bölümdeki resimler ise;  2008 yılı okul öncesi talebeleri, öğretmenleri olan Kızım Ayşegül, Eşim Zeynep ve kızımın öğretmen arkadaşı Seher

10.2015 – Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine cevap verilecektir. Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. 08.2011 Restorasyonu yapılmakta olan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız.   08 .2014 Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Okul bahçesindeki çocuklarımızın resimleri 2013 tarihinde, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talabelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 – diğer bir yazım için- Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8

Balın kalitesinde ENAZ olması gereken şık ve oranları.

02.2018 – Arıcılık üzerine seyrettiğim bir programda konuşan profesör: Balın kalitesi, balın içinde bulunan ve prolin denen bir enzim miktarı ile bilinir. Bu miktar ise kilo gramda en fazla, 800 mğ olarak tespit edilmiştir. Bazı hallerde ise 850 mğ kadar çıkar. Gerçek balın TAM kalitesinin tespiti için, 27 çeşit analiz yapılmalıdır. Bunun içinde (2013 fiatları ile) 1,300 TL ödenmesi  gerekiyor,  demişti. (yaklaşık anlatımım)

Yedi yıldır ‘bi hakkı’ ile arıcılık yapmaya ve arıyı öğrenmeye  çalışıyorum. Bu yaptığım çalışmalarımın karşılığını maddi olarak almış sayılmam ama öğrendiklerim ve öğrendiklerimi sizlere aktarmış olmanın hazzını ve sevincini yaşıyorum.  Öyle iken 2014 Eylül ayı içerisinde üşenmedim ve ürettiğim baldan bir miktarı yanıma alıp, T. CKonya İl Tarım Müdürlüğünün Laboratuvar bölümüne gittim. Prolin, Fruktoz, Glikoz ve Sakkaroz (çay şekeri) miktarı için; diğer masraflarım hariç, 175 TL ödedim. Ve sonuç:

Prolin : 1 Kğ / 722,03 mg  –  Fruktoz / Glukoz Oranı (m / m) : 1,12 –  Fruktoz + Glukoz : 100 gr / 73,42 gr  –  Sakkaroz (çay şekeri) : 100 gr / 0,59 gr  –  Fruktoz : 100 gr / 38,86 gr  –  Glukoz : 100gr / 34,55 gr., olarak tespit edildi.

Devlet, 2012 yılında  yayınladığı Bal Tebliği kararnamesinde, hakiki doğal balda olması gereken 13 kriteri ve oranlarını belirtmişti. Bir tv programın’ da seyrettiğim profesör ise, gerçek balda olması gereken 27 çeşit kriter olduğunu söylemişti.  Anlaşılan devletin gerekli gördüğü şartnameler ile üniversite-ler-in gerekli gördüğü kriterler, farklı.

Devletin yayınladığı tebliğde :

Fruktoz + Glikoz (enaz) : 100gr / 60 gr. (benim balımda 73,42) – Fruktoz – Glukoz : 0,9 / 1,4 (benim balımda 1,12) – Prolin (enaz) : 1 Kg / 300 mg (benim balımda 722,03) – Sakkaroz (en fazla) : 100 gr / 5 gr (benim balımda 0,59 gr- dikkat ediniz; 1 gr bile değil)  Not: Fruktoz ve glikoz meyve ve sebze şekeridir.

İlaveten, balımın tahlilini resmi kurumda yaptırdığımı belirttim. Devlet, 13 kriter arıyorken neden (2 başlık) 6 kriter? Demek ki, elzem olan bu kriterler. 14.12.2014

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

02.2018 – Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim. Televizyonda duyup size aktarmak istediğim bu kraliçeye ait hayat hikayesinin anlatımına, sadece cümle tamamlaması yaparak katkı sağladım. Bu tip bir anlatım ve yazılımı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Kraliçenin hayat hikayesi hakkında tarih verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.  Doğumu ve ölüm : M.Ö. 1537 – 1484

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından diğer bir anlatımla baba bir kardeşi olan, 1. Tutmosis ten sonra kral olan oğlu 2. Tutmosis ile, 12 yaşında evlendirilmiş. Bu evlilikte de Hatçepsut’un erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor. ( Mısır kralı ve kraliçesi  Akhenaton – Nefertiti’nin kızı ile  Akhenaton’un 2. karısından olan oğlu Tutankamon’un evlilikleri gibi.)

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve Hatçepsut yönetime geldiler.  Babası ve kayın pederi 1. Tutmosis gibi 2. Tutmosis’de, 2. bir evliliğinden olan oğlu ile ilk evliliğinden olan kızlarını, kendisinden sonra kral olacak 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında ölüyor. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olması gerekirken;   3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda istekli değiller-miş-di.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidar olma şansı ve devamı; ” Tanrı  Amon’un Kızı Hatçepsut” yakıştırması ile,  ‘ilahi manevi destek‘ bir şekilde sağlandı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla, halledilmiş oldu.

Arkeoloğun duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçepsut ile damadı kral 3. Tutmosis arasında, karşılıklı güvene dayanan, ’empati’ şeklinde bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi‘ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut‘a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarı ve lahit odası ile aynı seviyede, lahit odaları arasına ise sadece basit bir duvar ördürerek, mimarı’nın cesedini buraya gömdürüyor.

1903 yılında, Hatçepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, (takma) sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut‘un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis, kral oluyor. 3. Tutmosis kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Hatçepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, 3. Tutmosis’in,  kayın validesi – kraliçeye karşı oluşan gizli düşmanlığından  değil sadece,  siyaseten  alınmış bir karar olduğu, Arkeoloğ tarafından vurgulandı. 04.2014

Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim.

10.2015 – Kızım, Okul öncesi öğretmeni olunca ilk görev yeri Afyon – Şuhut’un 7 km uzağında olan, Senir köyü idi. Bu köy, üç tarafı kapalı ve engebeli  bir arazi üzerinde. Yakın çevresinde tarım arazisi yok. Hayvancılık, bilinen geçim kaynağı. Yerleşim  bölgesinde bulunan küçük bahçeler ve içindeki yeşillikler ve ağaçlar olmasa, çevresinde yeşil alan hiç yok. Köyün beş km uzağında yaylaları varmış. Gitmek nasip olmadı. Şuhut merkezi ile civar köyleri, tarihi yerleşim bölgesi.

Tarımcılık,  bu yayla bölgesinde yapılıyor. Köyün içinden her daim akan çay, bu bölgeden geliyor. Bu köyden bir önceki yerleşim yeri olan Ortaköy’de yapım anını gördüğüm sulama barajına gelen su, bu köye ait. O zaman görüştüğüm bazı kişiler: – Olan tarım yerlerimiz, elimizden gitmesin diye, barajı kendi bölgemize yapılmasını istemedik, demişlerdi.

Okul, köye hakim bir tepe üzerinde. 2012 yılına kadar eğitim karma olup, iki sınıfta yapılıyordu. Kızımın branşı olan  Okul öncesi öğretmenliği 2007 – 2008 yılında, ilkin ana bina içindeki küçük bir odada (yanılmıyorsa) 6 öğrenci ile başlamıştı. Zaman içerisinde 14 öğrenciye kadar çıktı.

Köyde halıcılık, kızlarımızın geçim kaynağı idi. Gittiğimiz ilk yıllarda bir firma adına, doğal boyalı iplerden halı dokuması yapılıyordu. Sonradan kapandığını duydum, üzüldüm. Gençler ve yeni evliler Senir köyü ve Şuhut’ta çalışma sahası az olduğundan, bu bölgelerde oturmayıp, uzaklara gitmekteler. Haliyle yeni doğumlar azaldı. Akabinde köydeki okulda eğitime ara verilip, öğrenciler 2011 – 2012 öğretim yılında Şuhut’a taşınılmaya başlandı. Ben bu ‘kıraç’ toprakları, sevmiştim.

Kızımdan ziyade benim için – İlk göz ağrım idi. Ayrıca yeni göreve başlayan bekar ve yeni evliler için, maddi birikimin olacağı yerlerden biridir. Gönlüm razı olmasa’da 2014 yılı itibari ile kızım ve damadım tayinlerini istediler. Bundan böyle bu yerleşim yerlerindeki anılar,  yazılarda ve beyinlerde kalmaya devam edecek. Senir köyü, okulu ve şuan köylerinin delikanlıları olan;  kızımın küçük talebelerinin resimleri için bakınız: Fotoğraflarla Seydişehir, İnsanlar,  Şuhut Senir Köy ve Doğa

Aşağıdaki resimler, Şuhut’un eski tarihi camisinin resterasyonu anında ki görüntüleridir. Selam olsun ”Kocatepe” nin kıraç ve tarih kokan bu topraklarına.  Aşağıdaki resimler Şuhut Merkez camisinin 2014 restarasyon yapım zamanına aittir.  Mart 2014

31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (46)31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (47) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (50) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (52) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (53) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (57) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (63) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (69) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (71)

Fırlatılan Anayasa Kitabının altında yatan gerçekler.

02.2018 – Zaman zaman gazete ve dergilerde; Bülent Ecevit Hükümeti ve Cumhurbaşkanı A. Nejdet Sezer hakkındaki – Kitap fırlatma, haber ve yazılarını okurum. Bizler, bu haberlerin özünü öğrenme zahmetine katlanmayız. Neden ve niçinleri kafamıza takmayız. Haberin bize veriliş ve anlatılış şeklini kabul edip, zihniyetimizin gereği neyi emrediyorsa, onu doğru olarak kabul eder,  bu bilgiye göre olayları anlatır, sorumluyu kötüler veya yükseltiriz.

ÖNCE ŞUNU İDRAK ETMEMİZ DÜŞÜNMEMİZ LAZIM.  T. C.; fırlatılan bir Anayasa kitabından etkilenerek, rüzğarın önünde savrulan bir yaprak durumunda olan bir ”devletcik” midir!

Hayır. ”Özünde” geçmişi, temeli olan bir devlet ve millet olarak Bizi, bir rüzgar değil, kasırga bile yerimizden oynatamaz. Ama işin içine maddiyat girince, hele bu maddiyat Avrupa ve Avrupalının elinde olunca, ‘püf’ deseler, beton kalıplar bile yerinden fırlıyor.

(Peki; böylesine güçlü bir devlet ve milletiz’de neden bu hallerdeyiz! Eski başbakan yardımcısı Bülent Arınç ne demişti: İsraf olmasa, sizlerden vergi almamıza gerek yok.)

Bu konuyu hep merak etmiş ve araştırma yoluna gitmiştim. Elimde şuan bile sakladığım o zamanlar yayınlanan bir makale ile, Cem Uzan zamanında yayınlanan Star gazetesinde köşe yazıları yazan rahmetli Cevher Kantarcı’nın, bu konu hakkında yazdığı ve içeriğini hatırladığım bir makaleden alıntı yaparak Bülent Ecevit’in başına gelen – getirilen durumu ve sonucu, örnekleme şekli ile aktarmaya çalışacağım. Vatandaş olarak, bu konuda yazdıklarımı dikkate almasanız bile, Ecevit’in aleyhinde yazılan ve konuşulan haberler hakkında karşı bir yorumunuzun olması, gerçekleri bilmenize katkı sağlıyacaktır.

Belirttiğim gibi maddiyatın önünde -her türlü müstesnalar hariç- kimse duramıyor. Maalesef, Ekonomik olarak güçlü bir devlet, olamıyoruz. (.. hatırla..).  Başta Türkiye olmak üzere bir çok devlet; Bilindik şekli ile Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasından (DB) borç para almaktadır. Bu bankaların, borç para isteyen ülkelere belirli bir süre içerisinde verdik ve verecekleri para miktarı bellidir. -örneğin- Zamanımızda bile falanca kişi, falan bankadan aldığı borcu çeşitli nedenlerle ödeyemediğinde, kredi borcunu ödeye bilmek için, tekrar falanca bankadan kredi almakta. Diğer taraftan; devletimizin elini – ayağını bağlıyan etkenlerden biri’de; adı ve yeri bizim olup , içindeki paralar ”elin” olan Borsa, bu olayların esas etmenlerinden biridir. Azğın ve korkunç olan sermayenin; devleti ve milleti olmadığı gibi, her ülkeden bir sahibi, ortakları ve ”bir kemik”  adına savunmak yada mecburiyetten susmak zorunda olanları var’dır.

Örnekte olduğu gibi IMF ve DB dan borç para alan devletler, zamanında ödeyemedikleri veya ödemedikleri borçlarını, göz yumulan bir süre sonunda ödemek zorundadırlar. Ödemezler ise; -basından- 1959 yılında Demokrat Parti genel başkanı ve başbakan ADNAN MENDERES gibi; ABD’den önce alıp – alıp sonrada alamadığın – vermedikleri, devlet olarakta hazinende bulundurmak zorunda olduğun, esasında senin olmayan borç paraları temin etmek için bu sefer; Rusya (Sovyetler Birliğine) gitmek zorunda kalırsın. Akabinde de;  ‘asılırsın’.

Makale içinde belirttiğim yazarların bir tanesi şöyle bir açıklamada bulunmuştu. Anayasa Kitapcığının fırlatıldığı ve Ecevit tarafından yapılan açıklama anlarında; bankalar arası elektronik para transferi (EFT) yapması gereken bir bankada, bu cihazın arızalanması ve / veya elektriklerin kesilmiş olmasından dolayı, karşı banka ile bağlantısı kesilmiş. Bu kesinti, karşı banka, ortak ve mudileri tarafından EFT yi gönder-e-meyen banka tarafından Ecevit’e – Anayasa kitapçığı konusunda gösterdiği bir tepki olarak addedilip, anında kişi veye kişiler tarafından -özellikle- borsa ve bankalarda olan Türk Liraları, hemen dövize geçirilerek, dövizin fırlamasına neden olmuşlar’dır. ( Bence Bu elektrik kesintisi veya arıza, Türk Milleti ve devletinin başına getirilecekler için bir parola olarak addedilmiştir.)

Diğer bir yorum ise, yukarıda örneklediğim yazımla eş anlamlıdır. Ecevit Hükümeti dahil olmak üzere, geçen yıllar içerisinde oluşan bütün Hükümetler, IMF ve DB’dan borç para almış veya antlaşma yapmışlardır.  Bütün veya bazı Hükümetler, alınan borç paranın yetmediği yerlerde, yabancı özel bankalardan yüksek faizli kredi almaktadırlar. örnek : IMF ve DB, devletlere % 10 faizli borç para verdiler ise, şahıs bankaları da; (O gün için uygulanan bankalar arası faiz her ne kadar ise- buna Libor deniliyor) Libor + borç para aldığınız bankanın üzerine koyacağı % 1,5,10,15…..faiz miktarıda hesaplanıp ilgili devletin kasasına veriliyor. ( Ecevit Hükümetinin IMF ile yaptığı beş milyar dolarlık para antlaşması; AKP hükümeti zamanında alınmış, harcanmış ve ödenmiştir.)

Bir zamanlar rahmetli Demirel: – Borç, yiğidin kamçısıdır, demişti. Alınan borç yerinde kullanılır ve zamanında ödenir ise bu borç, yiğide onu şevklendiren bir kamçı görevini görür. Yok, alınan borç para, mirasyedi gibi harcanırsa O kamçı; acı ve istirap verir. Nitekim ‘O kamçı’, bu millete ıstırap vermiştir. Yaptıkları kime göre doğru, kimine göre yanlış ise’de, kriz akabinde  Türkiye’ye gelen – getirilmek zorunda kalan Kemal Derwish’in yaptıklarını tahmin edip karşı çıkan Ecevit’in başına gelenler – Kamu kurumlarının özelleştirilme nedeni-  başlıklı yazım ile bağlantılı bir görüşü ortaya atmaktadır. Sonunda;

T.C. Merkez Bankası; yükselen döviz fiyatlarını durdura bilmek için, günlük ve aylık banka faizlerini % 7000 -yedibin- lere kadar çıkartmak zorunda kalmıştır. Sonuç:

Her iki yazarın görüşlerinden yola çıkarak sizlere aktardığım yazılar, birbirinden alakasız gibi görünse de, biraz düşünülünce!! bir bağlantı kurulacaktır. Bir iş yerini yükselten / batıran iş yeri sahibi veya -yeni tabir ile- CEO’su olduğu gibi; bir devleti batıran ve yüceltende; ”O” devleti yönetenlerdir. Ama ”O ceo” sadece Ecevit; değildir. 04.03.2016 –  albayrak

 

Dünyada yenilikte ve yenileşmede etkin olan ülkeler.

02.2018 – İnovasyon :  Bilimsel araştırmalar yöntemi ile; Yeni veya önemli ölçüde geliştirilmiş eski üretimlerin, tüm dünya insanlarının hizmet ve ilgisine yönelik yurt içi ve yurt dışı çalışmaları kapsayan yenilikçi, girişimci çalışmalara verilen bir ad olarak yorumlanmaktadır.

Beş kıta ve 140 ülke arasında devleti, milleti ve tüm dünya ülke ve insanlarına yönelik yenilikçi uygulamaları olan ülke sıralamasında:   İsviçre, İngiltere, İsveç, Hollanda; ABD, Finlandiya, Singapur, İrlanda, Lüksemburg ve Danimarka her türlü yenilik ve yenileşmede önde giden ilk 10 ülke sıralamasına girmektedirler.  Diğer örnek ülkeler ise. Hindistan, İsrail, Şili, Kanada, Mauritius, Güney Kıbrıs, Kazakistan, Hong Kong, Güney Afrika, Kostarika, Senegal, Meksika, G. Kore, Suudi Arabistan, Romanya, Bulgaristan, Belarus, Vietnam ..  bile Türkiye’den daha üst sıralarda yer alırken Türkiye 58. sıraya denk gelmektedir. Yorum sizlere ait! Kaynak: http://www.wipo.int/  01.2016

Not: 18 Şubat 2018 – Başbakan Binali Yıldırım demeç veriyor: Altay tanklarının üretimine Almanya’nın iştirak etmesini dilediğini söyleyen Yıldırım Daha fazla Almanya’ya fayda getirir çünkü makineler Almanya’dan geliyor, önemli aksamlar Almanya’dan geliyor, daha basit parçalar Türkiye’de yapılıyor.

2017 de beton ve  asfalt sayesinde % 7 büyüdük! İnovasyona Türkiye’nin katkısı, bu kadar. 2018

Neden polen ve Arı ekmeği?

02.2018 – Seyrettiğim bir  tv programda konuşan profesör; 5 gram polen = 1 kğ bal demişti.  Polenin; insan sağlığına olan katkısı bilimsel olarak açıklandı ve biliniyor. Bu bilimsel sunumları ayrıca yazmam gerekmez. Çünkü halkımız gittikçe bu bilince sahip olmanın yollarını gayet iyi biliyor. Peki profesör neden böyle demiş olabilir!

Tüm canlılarda olduğu gibi çiçeğin amacıda üremektir. Üreye bilmesi için ise hiç olmaz ise, az  bir esintiye ihtiyaç duyar. Esintinin olmadığı yerde ise çiçekler bu işi arıya yaptırmaktalar. Polen,  yavru arıların besletilmesinde etkin bir besin kaynağı olan ‘arı ekmeği’ nin, ana maddesidir.  Arı ekmeği ise marketlerde satılan, herkesin bildiği ve gördüğü polenden çok daha farklı ve daha çok besleyici özelliğe sahiptir. Arılar poleni bal ile karıştırıp, petek gözlerine sıkıştırmakla, besin değerini daha fazlası ile artırmaktadır.

Polen, yavruların olmadığı zamanlarda ise ancak mecburiyet karşısında bir besin değeri taşımaktadır. Tarlacı arı; kovanda yavrunun azalması ve kesilmesi halinde polene rağbet etmemekte. Ama, diğer taraftan tüm canlılar gibi çiçeğin gelişimi ve soyunun devamı Allahın emri olduğu ve bu gelişim için arıya ihtiyaç duyan bitki, arıyı kendine  ‘celp etme’ gereği duymaktadır.  Bunun içinde çiçeğin merkezinde oluşturduğu, arılara tadından dolayı cazip hale getirdiği nektarını üretmektedir.

Bir bakıma nektar, bitkilerin yan ürünüdür.  Diğer taraftan polen, bitkilerin ÜREME ORGANIDIR. Düşüncemi şu şekilde netleştireyim. Balık yemeyen çok az insan var. Ama kimi insan balık etinden ziyade balığın üreme tohumu olan HAVYAR ı daha çok tercih eder. Hele özellikle Ruslara özgü olan Mersin Balığının hayvarı. Evet havyarın besleme özelliği ne! ve ne kadar fazla ise; POLEN ve petek gözünde arılar tarafından sıkıştırılmış arı ekmeği; bitkinin havyarıdır. Ama ne yazık ki sadece insanımız değil, arıcı arkadaşımız bile bunun bilincinde değildir. 01.2016

Kralın yolunda yürüyen en güzel kişi.

11.2015 – Kral,  halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verir.  Zaman içerisinde yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce,  bu yol üzerinde bir yarışma düzenlemeyi daha uygun bulur. Kral, isteyen her kişinin bu yarışmaya katılabileceğini ayrıca,  – Bu yoldan geçecek en güzel kişiyi’de  belirleyeceğini, ilan ettirir.

Yarışma günü,  insanlar akın akın gelirler. Bazıları  süslü en güzel arabası ile, bazılarıda en güzel elbiselerini giymiştir. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel  biçimde  yaptırmış, kimileri de  en güzel yiyeceklerini yanında getirmiştir. Gençlerden bazılarıda sporcu kıyafetleri içerisinde, yol boyunca yarışmaya hazırlanırlar. Nihayet, gün boyu bütün insanlar bu yoldan gidip – gelirler.

Fakat kralın yanına gelen insanların hepsinin yüzleri asık bir vaziyette, aynı şikayette bulunurlar.  – Yolun bir yerinde iri taşlar  ve  moloz yığınları var. Bu birikintiler yüzünden yürüyüşümüz zor oldu, derler.

Günün sonunda bir yarışmacı kralın yanına, yorgun argın ulaşır. Üstü başı toz toprak içerisindedir. Krala büyük bir saygı ile yönelerek, elinde tuttuğu  altın kesesini uzatır.

 Yarışma yaptığım yol üzerinde yolu tıkayan taş ve moloz yığınlarından yolu temizlemek için uğraşırken, geciktim.   Bu altın kesesini de  moloz yığınları altında buldum.  Bu altın kesesi de size ait olmalı, der ve keseyi krala uzatır.  Kral gülümseyerek cevap verir:

–  O altınlar sana ait.

–  Hayır, benim değil. Benim hiç bir zaman bu kadar çok param olmadı.

– ‘ Evet ‘ der kral  ” Bu altınları sen kazandın ve yarışmanın galibi de  sensin Yoldan, En güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan  geçen en güzel kişi,   ” Ardından gelecekler için, yoldaki engelleri kaldıran kişidir.”

Alıntı:  KÜPE Dergisi .     03. 12. 2011  Cumartesi  –    Mecit  ALBAYRAK

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

11.2015 –  ( 28.02.2012 ) Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala BU IŞIKLARIN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİLMEYEN  %90 EHLİYETLİ – EHLİYETSİZ  sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.
Üstelik kuralları bilen ve uygulayan sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.
Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların  sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm.

Ve bugün bile hala ve hala Şehrimizde ana yol ile 2. derece yolun farkını bilmeyen sürücülerimiz ve uygulamaları hala mevcuttur. Şehrimize yeni gelen misafirlerimiz. Aman ha dikkat ediniz. Her yerde geçerli olan trafik kurallarını burada da aynen geçerli deyip, arabanıza başkasının vurmasına meydan vermeyin. 11.2015