ARI VE ARICILIK HEVESİM !

11.2015 –  Arıcılığı  yıllardır yapmak isterdim. 1987 yılında Alüminyum fabrikasında çalışırken, arıcılık kursuna gitmek istedim. Lakin, kurs yeri ve saatleri uygun olmadığı için, gidemedim.

Emekli olduktan sonra bir ara 2 dönem apartmanımızda yöneticilik yaptım. Bu zaman içerisinde, ilçemizde açılmış olan arıcılık kursuna başladım. Genel kurulda apartman için çalıştırdığım kişi haklı, ben haksız oldum. Tekrar seçtiler ama,  hala ve hala çalıştırdığım kişiyi savunmaya devam etmeleri üzerine, yönetimi bıraktım. Bunu niye yazdım! Toprak ve Arının, verilenleri inkar etmediğine inandığım için.

Kurs sonunda arıcılık sezonu bitmek üzere olduğundan, hemen arıcılığa başlayamadım. 2010 yılı Nisan ayında, kurs hocamın vasıtasıyla  öğretmenlikten emekli bir arıcı ile temas kurup, başlangıç olarak iki arılı kovan  alma konusunda anlaştık. Yalnız arılar kışlık  yerleri olan Antalya’dan geleceklerdi.

22 Nisan 2010 cuma gecesi bir kamyon dolusu kovan geldi. Saat 02.00 de indirmeye başladık. Beş gün sonrası ustam olacak kişinin önerileri ile iki adet kovanı seçtik. Ustamın yanında bir ortağı var. Esas yönetim hoca’da.

Onların yanında bazen sorarak, bazende yaptıklarını gözetleyerek bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Mayıs ayı içinde bir hazır ana alarak, 2 kovandan  3. kovan çıkarttık. Bu sene çiçek bakımından kısır bir dönem olduğu konuşuldu. Geçen sene ‘oğul’ çok vermişken, bu sene ustalarımın yaklaşık 110 kovanından sanırım, 10 tane oğul aldılar.

Her işin kendine göre bir zahmeti var. Haliyle ağır bir işi olmasa da, kovanların yanına gidip gelmek bile bir iş. Bunu şikayet yönünden yazmıyorum. Kovanların olduğu mevkinin, tepelerin ve dağların yanında olması, bana apayrı bir haz veriyordu. Bu işi zevk ala ala yapıyordum vede hoşnut’tum.

İyisi – kötüsü ile 5 ay 10 günlük acemilik ve yaz dönemi, 25 Ekim 2010 cmt akşamı,  Allaha  şükür selamet üzere bitti. Saat 16 – 17 arası rüzğar ve gök gürültüsü ile başlayan bir güz yağmuru serenomisini yaşadık. Neden sonra yağmur dindi. Bu sefer ustalarla beraber, daha önce indirdiğimiz kovanları bu sefer daha kalabalık bir şekilde kamyona yükledik. Yüklemenin sonuna doğru yağmur tekrar çileşmeye başladı.

Başkaları ile konuşurken, – Benim 2.5 kovanım var, diyordum. İlk iki kovanıma ilave koymuşken, çoğalttığımız kovan sadece damızlık olarak kalmıştı.

Ustalar tekrar Antalya yolunu tutarken ben, komşumun bağına doğru hareket ettim. Daha önceden kovanlarımı nereye koyabilirim! diye düşünceye kalmıştım. Öyle ya sadece benim isteklerim değil, başkaları ne diyecek, buda önemli idi. Ama düşündüğüm kadar değilmiş. Sağ olsun komşum Hasan Gürcan abi, – Şuan deyil ama, şimdilik kardeşimin bahçesine koyalım, sonrasını hallederiz, deyince rahatladım.

Kovanlarımı koyduğum Bağarası mevki her yeri sebze bahçeleri dere tepe yeşillik olan bir yer. Şimdi nerede ise ‘bir karış’ yeşil tepeleri zor bulunan, her yeri beton evlerin kapladığı, sadece yağmur mevsiminde su gözleri açılan, bazı vatandaşların betonlaşmaya direndiği,  yeşillikler arasında bir bölgemiz.

Kovanlarımı koyduğum yer, ‘hala ben varım’ diye bilen bir yeşil bölge. Yakınında  yazın yok olma durumuna gelsede devamlı akan bir çay mevcut. Ertesi gün arılarımın hatırını sormaya yanlarına gittiğimde arılar sanki bana – Abi, bizi o kurak tozlu yerde öldürmüşsün; derecesine canlı ve eskisine göre daha hareketli idiler.

04.10.2010 pzt günü, kovanlarımın iki tanesini açtım. Nakliye sonunda bir hasar olup olmadığını görmek istedim. Üzerinde ilave olanın birini açtım, hasar yok. Mayıs ayında ana verdiğimiz kovanı açtım. Bu kovanda daha öncesi bal çıtası almıştık ama, geleceğimize yakın usta, aç-tır-madı.

Kovanı açtım ne göreyim; ilaveli kovanda arısız boş yer görünmezken, bunda arılar üst ,üste binmişler. 9,5 çıta bal ve arı dolu. İkisini alıp, taze çıta koydum. Etraf arı kaynıyordu. Çorabımın üstünden ve 4 yerimi soktular bile. Şu an saat gece yarısın geçti ve  0,30 , sokulan yerlerim hala sızlıyor. Sızlıyor ama; Bacaklarımda sinirsel bir durum var,acaba faydası olur’mu?

Şimdi kovanlarıma  istediğim zaman, tabii ki gerektiğinde istediğim şekilde bakıyor, sağını solunu inceliyor  ve bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. (haklı-haksız) Şunu yap, şunu yapma diyende yok. Zevkim iki katına çıktı. Ölürlersede –  Şahlanırlarsa’da sonuçta benim arım. Ayı’ya sormuşlar:

Ensen neden kalın ?  Kendi işimi, kendim görürüm, demiş.

Ustaların yanında onlar için çalışma mecburiyetim olmamasına rağmen, – Hem yardım edeyim, hem bir şeyler öğreneyim, diye 110 kovan benim miş gibi, çalıştım. Hal böyle iken, esas usta öğretmen arıcı, 2 sorumdan sonra  – Çok soruyorsun,  dedi. Siyasi görüşümden dolayı, aralarında istekle dolaşmama rağmen beni yetiştirme isteği öğretmen olmasına rağmen, az idi.  Kovan bakım sırası benim kovanlara gelindiğinde -lütfeder gibi-: Şunlara da bir bakalım, derdi. Ben ise, bildiğim bir bilgiyi başkalarına vermek için, ayaklarına gider, gitmek için bahaneler arayan biriyim. (2015) Belli değil mi? Yaşadıklarıma atıfta bulunmak için değil. 2011 yılı başında, kendi adımla bu sayfayı açtım ve bildiklerimi siz dahil, herkesle paylaşıyorum.

Arılar; verileni inkar eden insan değil, bir  böcek.  İyi bakarsam, inkar etmeyip hepsi büyüyecek. Evet toprak gibi, arılarda inkarcılığı sevmezler. Ve baktığım kadarını bana verecekler.

İnşaallah, karşılıklı fikirlerimizi paylaştığımız arılı – ballı nice  yıllarda görüşe bilmek  niyazımla. Kalın sağlıcakla.  10.2010    Mecit   ALBAYRAK

Alerjik Hastalıklardan Arı Sokması hakkında.

02.2018 – Sözüm ve paylaşımım öncelikle arıcılık yapan -ve diğer bu yazımı okuyan- arkadaşlaradır. İlaveten bu bilgi  -Doktor sitelerinden elde ettiğim bilgilerdir.
Çeşitli alerjik hastalıklar var. Arı sokması da bu alerjik hastalık ve rahatsızlıklara giriyor. Kimi insanı arı soktuğu zaman – Sinek ısırığı, kiminde hafif kızarık ve şişkinlik, kimi insanın ise acilen hastahaneye götürülmesi gerekmektedir.
Bende alerjik rahatsızlıklarda olan ‘Histamini’ rahatsızlığı olduğu, doktor vasıtası ile tespit edildi. İnternet üzerinden yaptığım araştırma neticesinde histamin ise; nefes darlığına sebep oluyormuş.

Arıcılık işine yeni başladı iseniz, bu açıklamamı dikkate almanızı, Tıp fakültelerinin Dahiliye bünyesindeki  Alerjik Hastalıklar bölüm doktoruna görünmenizi tavsiye ederim.

Kendinizi İsteyerek arıya sokturmak istiyorsanız; diz, dirsek ve parmaklardan sokturmanız gerektiği 2017 Api Mondia sunumlarında sorum üzerine söylenildi. 02.2018

Bu bilgiye ulaştığım halde ARICILIK; TEDAVİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR HASTALIK türüne giriyormuş. Onun için ben arıcılık sevdamdan vazgeçemiyorum. Sevdik, sevenleriniz ve arılarınız ile Sağlıcakla kalınız. 09.2013

Seydişehir de dokuz sene zarfında değişen bazı ihtiyaç maddeleri ve zam oranları.

SENE                        03. 12. 2003                                   25. 05. 2012

1 – Ace                    :  1.245.000  TL                                      3.25 krş

2 – Porçöz              :   1.100.000  ”                                        2.95   ”

3 – Kosla Tül (el)    :   7.150.000   ”   500gr Normal      10.45   ”

4 –    ”          ”  sıvı  :    5.850.000  ”                                     10.75  ”

5 – Marc Cam Sil   :    2.150.000  ”        900gr                    3.75  ”

6 – Cam Sil            :    1.870.000  ”       l lt                             2.95  ”

7 – Orkid  Nrm. Knt:    5.995.000  ”  (42 Adet)                      ?

8 – Selpak 12li WC:    9.250.000  ”  (2 katlı) –  16 lı        12.45  ”

9 – Temis    ”    ”   :     5.290.000  ”        ”                                ?

10 – ”          8li  ”    :    3.750.000  ”       ”                                  ?

11 – Vernel      lt    :     2.850.000  ”                                      6.90 ”

12 –     ”     2 lt       :      4.990.000  ”                  1.5 lt   –      8.95  ”

13 – Çamaşır Suyu  :0.590.000  ”  –  0.5 lt         4 lt   –     3.95  ‘

14 –  Yumurta       :     2.750.000  ”      30 lu                       5.90  ”

15 – Toz şeker      :     8.670.000  ”        5 kğ                       11.95 ”

16 –   ”      ”’          :      3.540.000  ”        3 kğ                        9.45 ”

17 – Gitaş  kp şkr :      1.990.000  ”               750 gr    –      2.50 ”

18 – Baldo pirinç  :      3.900.000  ”        Kğ                        7.45 ”

19 – Duru baldo   :      2.525.000  ”          ”                          5.65 ”

20 – Kırmızı Mercimek :    1.980.000 ”                              4.95 ”

21 – Ülker  fıstıklı :     1.575.000  ”       80 gr  Çikolata     2.50 ”

22 – Nescafe Kafeinsiz  : 8.325.000 ”  100 grGold Kafeinsiz 19.90 ”

23 – Cola Turka  2.5 kğ :     1.825.000 ”                3 lt   –    3.20 ”

24 – Kristal Riv Z.yağı  :  28.750.000 ” –        5 kğ           37.50 ”

25 –    ”       Sızma     :     7.095.000 ”            kğ                  13.90 ”

26 – Acılı Şalgam suyu :     1.525.000 ”  – 2 kğ –               2.50 ”

27 – Piliç  Bonfile   kğ    :     4.650.000 ”                            6.95 ”

28 –    ”   Kuşbaşı   ”     :     4.750.000 ”     kğ                    6.95 ”

29 –    ”       But      ”     :   2.750.000 ”          kğ                  5.95 ”

30 – Dana  Kuşbaşı    :     13.750.000 ”       kğ                23.45 ”

31 – Selva un             :      3.290.000  ”     4 kğ    5 kğ  —  7.75 ”

32 –    ”     ”                :       8.185.000 ”         10 kğ            15.25 ”

33 – Sütaş yoğurt  1 kğ :       1.850.000 ”       2.250 gr   5.65 ”

34 – Dimes süt  200 gr:        0.415.000 ”                         0.65 ”

35 – Cebel kaşar 1 kğ   :      7.695.000 ”        700 gr     10.50 ”

36 – Gesaş Kakaolu kğ :         4.530.000 ”   Helva       11.95 ”

37 –    ”      fıstıklı     ”      :         6.735.000 ”           ”      20.95 ”

38 – Evin yağ  250 gr  :          0.565.000 ”              Kalıp yağ          ?

39 – Ülker Bzm   ”      :      0.580.000 ”               ”           1.60 ”

40 – Knorr Mrcmk Çr.:          0.560.000 ”  – 65 gr     80 gr –     0.95 ”

41 – Maggi    ”          ” :     0.460.000 ” – 77 gr     72 gr –  0.90 ”

42 – Pınar ayçiçeği  : 1.290.000 ” – 400 gr  sıvı yağ  1 lt  5.20 ”

43 – İthal muz  1 kğ :   2.490.000 ”                                    3.50 ”

44 – Medine Hurması  7.450.000 ”      – Kğ –                 25.90 ”

45 – İpana aktif byz    4.825.000 ” – 68 gr –      75 gr –  13.25 ”

46 – Çaykur Kamelya  : ———-                       1 kğ        13.50 ”

47 – Güneyce Filiz çay:  _______                     ”             9.95 ”

48 – Lipton D. Krdnz    :      ________          ”              11.95 ”

49 – Cebel Süzme Çiçek balı _____      850 gr             14.95

 

” Biz nice yoklukları, zamları gördük. Daha ne istersiniz’, diyecek olanların – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazıma bakmalarını istirham ederim

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

11.2015 –  ( 28.02.2012 ) Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala BU IŞIKLARIN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİLMEYEN  %90 EHLİYETLİ – EHLİYETSİZ  sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.
Üstelik kuralları bilen ve uygulayan sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.
Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların  sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm.

Ve bugün bile hala ve hala Şehrimizde ana yol ile 2. derece yolun farkını bilmeyen sürücülerimiz ve uygulamaları hala mevcuttur. Şehrimize yeni gelen misafirlerimiz. Aman ha dikkat ediniz. Her yerde geçerli olan trafik kurallarını burada da aynen geçerli deyip, arabanıza başkasının vurmasına meydan vermeyin. 11.2015

Anayasa Mahkemesince; Özelleştirmeler ile ilgili bakanlar kurulu kararının iptali hakkında.

 02.2018  – Türk topraklarının bölünmesi yolunda sayılan her türlü faaliyet, Hükümet tarafından aynen ve fazlası ile destek görmekte, alınan mahkeme kararlarına itiraza bile gerek görmeksizin uygulamaya konulmaktadır. Yunan Rumlarına ait Heybeliada yetimhanesine ait mahkemeden çıkan kararı AKP hükümeti, hemen uygulamaya koydu. Veya AB nin, Türkiye’deki azınlıklar için ‘bastırarak’ isteyeceği her türlü kolaylık, en kısa zamanda yerine getirilirken, Ne yazık ki vatanın ve milletin menfaati için, Seydişehir Eti Alüminyum tesislerinin satışının iptal edilmesini  isteyen  T.C. mahkemeleri ve kararı yok sayılıp, milletin malının talan edilmesine imkan sağlanmaktadır. Geçte olsa yanlış hesap Bağdat tan döndü. Bakalım nereye kadar!  ——

” Danıştay 13. Dairesi’nin, bazı özelleştirme uygulamalarını durduran kararlarının, Bakanlar Kurulu kararıyla bypass edilmesine ilişkin yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi.HANGİ ÖZELLEŞTİRMELER? Anayasa Mahkemesinin  iptal kararı ile;…
1. Seydişehir Eti Alüminyum (Rizeli hemşehrisi; Cengiz -Kardeşler- İnşaata verilmişti)
2. Kuşadası Limanı (Limaş AŞ daha sonra İsrail’li Sami -Sammy- Ofer’in oğlu Eyal Ofer’e satılmıştı)
3. TÜPRAŞ (Yüzde 14.76 oranındaki hissesi İsrail’li Sami Ofer’e verilmişti)
4. SEKA Balıkesir (SÖZCÜ’de daha önce yazdığımız gibi, şehrin ortasında 2.000 dönümü yakın arsısı, 230 lojmanı, 30.000 m2 fabrikanın kapalı alanı olan bu tesis, sadece 1.1 milyon dolara adeta bedava Başbakan’ın dünürü Albayrak Grubu’na satılmıştı)
5. Çeşme Limanı (Ulusoy Ortak Girişim Grubu’na satılmıştı). satılması işlemlerini iptal eden yargı kararlarını kaldıran Bakanlar Kurulu kararı, Anayasa Mahkemesi kararı ile, boşa çıkmış oldu.
Danıştay 13.Dairesi, hukuka aykırı olan ve adeta bedavaya giden yukarıdaki özelleştirmeleri ( Seydişehir Eti Alüminyum 2006 yılında) iptal etmişti.
AKP bu iptaller üzerine, inanılmaz bir yol izlemiş ve 26 Nisan 2012 tarihinde çıkartılan 6300 sayılı yasaya bir düzenleme ekleyerek, “Danıştay kararının uygulanMAMASI konusunda”, Bakanlar Kurulu’na yetki vermişti!
Bakanlar Kurulu da 12 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete’de; fiili imkansızlık nedeniyle Kİ, bu imkansızlığı da Hükümetin kendisi yaratmaktadır.  CHP’nin olayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu kararının dayanağı olan yasal düzenlemeyi iptal etti. Lakin hemen sevinmeyiniz; Anayasa Mahkemesinin  kararının devamında :

Şayet özelleştirilen yeri alanların aldıkları kurum dahilinde yaptıkları yatırım ve modernize neticesinde, devlet malının geri dönüşümü imkansız hale gelmiş ise, özelleştirilmenin iptalini isteyen mahkemenin kararları YOK SAYILACAK.  Bu şekle göre elimde 2015 yılına ait yeni Meram Gazetesinin ekine göre 2005 yılında Cengiz Kardeşlerin 305 milyon $ aldıkları Eti Alüminyum fabrıkasına bu güne kadar 550 milyon $ yatırım yapmışlar! 2005 yılında özelleştirildiğinde –  5000 işçi çalışacak – çalıştırılacak denilen fabrikada yine bu ekte yazıldığına göre 1200 kadrolu 500 taşeron işçisi olmak üzere toplam 1700 işçi çalıştırılmakta imiş.

Fabrikanın satışına karar verildiğinde fabrikada 1400 kadrolu + 400 memur + 700 taşeron olmak üzere toplam 2500 kişi çalışıyor idi

10.2013 Avukatımız Sayın Ali Altay bey ile yaptığım görüşme neticesi:  Anayasa Mahkemesinin açıklaması gereken gerekçeli kararın beklenilmesi lazım. Bu gerekçeli kararda; Özelleştirilme mağduru işçilerin ÖZLÜK HAKLARI VERİLME-li-Sİ  gerekir veya türünde bir karar verilmesi halinde bazı haklarımız olacak. Özlük hakkımızın yok sayılması halinde ise, yapılacak bir şey kalmıyor. Ali Bey, açıklanacak karara göre hareket edileceği ve bizlerin bilgilendirileceğini belirttiler. 08.11.2013

 

Evet; beklediğimiz karar açıklandı. Bazı arkadaşlar ile ben, bir takım gelişmeleri takip ediyor idik. Netleşmeden paylaşmak istemedim. Gelişme şu şekilde:  11 Haziran 2012 tarihinde Hükümet, – Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkartmış idi.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat;   – Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan  Hükümet uygulamalarının  İPTALİ için açmış olduğu dava, sonuçlandı. Ve hükümet aleyhinde karar çıktı. Bu şekle göre Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır.  Kaynak: Meltem Tv

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE.  Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağrılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümet, Danıştay kararının iptali için Anayasa Mahkemesine baş vurmuş. Anayasa Mahkemesinin vereceği karar, neticeyi belirleyecek. 28.12.2013

Seydişehir Kuğulu mesireliği.

Şubat2011-Ferzine çeşmesi ağaç dib, kardelenler Şubat2011-Kuğuludan SŞ. 160820142086- deponun suyu

11.2015 – Dünyadaki tüm toprakların “ bakir ”  insanların ” cahil ” sayıldığı zamanlarda, her şey doğal ve doğallığını devam ettiriyordu. Öyle ki, insan ayağının bastığı arazilerin büyük bir çoğunluğunun sulak ve bataklık, bütün ürünlerin doğal olduğunu bu zamanda bilgi mahiyetinde’de olsa  bilmeyen çok nadirdir. Her ne zaman, insanlar medeni ve teknoloji sahibi oldular, o zamandan bu tarafa doğanın, doğallığı ve ellenmedik bakirliği kalmadı.

Benim’de 45 yıl öncesinde, özellikle avcıların ve görevlilerin ayak bastığı, bu kişilerin gidemediği yerlerede kırık – dökük kayıklarla içinde gezindikleri sazlık, bataklık olan, mevsimine görede göçmen kuşların gelip konakladığı, yumurtalarını bıraktığı, giderken de yavrularını yanlarında alıp götürdükleri bir Kuğu‘lumuzu duyar ve hatırlarım.  Yabani Kazlar ve ördeklerin sadece adları kaldı. Bıldırcın ve Keklikler  -vurmak için- ‘mikroskopla’ aranıyor. Buraya adını veren  KUĞU ları ise Seydişehir Belediyemizce, Kuğulu’nun adına layık olması babından, 2012 yılında 3 tane kuğu temin edilip, havuza bırakıldı.

Kuğulu‘muz; Şehrimizin güneyinde, Antalya yolu üzerinde; Toros Dağlarının uzantısı –Giden Gelmez  dağ gurubuna dahil olanKalafat dağının yarım daire şeklinde kucakladığı; Yazın yeşillikler içerisinde kısmen sulak ve sulanan;  Kışın ise Allah vergisi, su deryası bir mesireliği miz. Şehir merkezine 8 km mesafededir. 40.400’e varan nüfusumuz (2012)  için son 8 -10 sene hariç, tüm içme sularımız burada bulunan ≈ 4 mt derinlikteki kuyudan, pompalar vasıtasıyla depoya basılırken, buna sonradan artezyen kuyuları da ilave edilmesi mecburi olmuştur. 2008  yılında  Şehrimize bağlı Akçalar kasabası yakınındaki Çal tepesi (gelen soru üzerine  Çal tepesi rakımı ≈ 1210 mt) üzerinde başlayan  artezyenden su çıkartma çalışmaları, 2012 yılında neticelenmiş ve yeni su hattı, eskisine bağlanmıştır. Yalnız bu suyumuzdaki kireç oranı biraz fazla gelmekte olduğundan Belediyemiz, bu suyu fizyolojik arıtma yoluna gideceğini bildirmişti. (2015 hala yapılmadı)r.

Bu güne kadar açılan tüm artezyen kuyu ve sularının şehrimize iki yönlü faydası olacağı beklenilmektedir.

Birincisi, içme suyu hacmi çoğaltılmıştır. 2. ise ki: –burası daha önemli–  Seydişehir ilçe merkezine ve Etibank Alüminyum Fabrikasına,  Kuğulu ve  Bel dibi mevkiinden basılan yeraltı su miktarı haliyle  azalacaktır. Bu ise, Kuğulu yer altı su miktarının artmasına, Kuğulunun sulak olmasına neden olacaktır.

Yağmur mevsimin kısmen başladığı Ekim ayından itibaren, yer altı nehir ve göletlerimizin dolması ile önce, zemin yüzeyinde sular çıkmaya başlar. Kasım – Aralık ayları içerisinde, çoğalan yağmur sularının etkisi ile, Kuğulu zemininden dikine ≈ 30 mt yükseklikte ve 100 mt içeride ve Kalafat Dağının üzerinde  olan, halk arasında ‘Gürlevik‘ denen noktadan önce uğultular, sonrası havaya tazyikle fışkıran yer altı sularımız; Yer altındaki su bolluğunun bir nişanesi olarak, beyinlerimize kazınır.

Gürlevük kasım 2009 ve  2010 yılı Aralık ayının son haftasına doğru patlamıştı.  Gürlevük – Gürlevik in suyu fışkırdığı zaman önünde, dikilmek çok zor olur. Öyle’ki, suyun ilk çıkış anındaki uğultu sesi, kuş uçumu ≈ 1 km mesafeden duyulur. Bu su ile beraber yer altındaki akarsu – gölet içerisinde yaşayan, şehrimizde yağ balığı olarak addedilen ve sevilen, bölgemize mahsus bir balık türü, yer yüzüne çıkar--.

Şunu da belirtmeden geçemiyeceğim: İnsanoğlu gibi aç ve bencil bir mahlukat yoktur. Bu balık geçmiş yıllarda haddinden fazlası ile bölgemizde yaşamaya gayret ederken; Bu balığı yemek için yakalamaya çalışanlar,  azı ile yetinmediği gibi, bazıları da değişik bölgelerde daha büyük balıkları yakalaya bilmek için, bu balıkları yem olarak kulanıyor, hemde 3-5 tane  değil, bidonlara doldurup götürüyorlardı. Hazıra ne dayanır? Haliyle yeryüzüne çıkan yağ balıkları da, suların çekilmesi ve bilinçsizce yakalanmaları neticesinde, yok oldu. Evet; Her nimetin bir külfetinin olduğu, aşikardır. Diğer bir etken ise; çok yağan kar ve yağmurun etkisi ile dolan yer altı sularımız, her yedi (7) senede bir yer yüzüne patlar ve yüzlerce dönüm arazi sular altında kalır, yer altında üreyen yağ balıkları da göz önüne çıkardı.

Benim Kuğulu ile olan bağlantım sadece yazın piknik amaçlı değildir. Özellikle insanların olmayıp, yabani domuzların yattıkları çalı diplerinden, sanki bana; ‘Hala ne duruyorsun ,akşam oldu, ezanlar okunuyor, git‘, der gibi homurdanmalarına kadar yağmurun, sulu sepenin altında, sonbahar ortalarında başlar, su akıntısının kesildiği Mart – Mayıs ayına kadar devam eder-di-.

Kimine göre ben defineci…., kimine göre de  Allah rızası için  oralarda oyalanan, düzenleyen doğayı seven biriyim. 2008 – 2010 yıllarının kış aylarında 3 yıldır çalıştığım o bölgelerde artık yapacağım çok bir iş kalmadı. Peki ben ne yapmıştım:

Bu bölgenin, Ferzine Çeşmesine çıkan taş yolu, AKP’li belediye başkanımız İbrahim Halıcı yaptırmıştı. Bu taş yolun üst tarafı ve yukarılardan gelen yer altı suları, bu taşların üzerinden geçerek, öbür tarafından araziye yayılıyordu. Suyun yayılması bir tarafa, taşların üzerine çamuru yaydığı gibi akan su,  taşın altındaki toprağı yumuşatıp akıtmakta ve yolun bozulmasına neden olmakta idi. Peki, bu durumu, belediye çalışanlarının görmemesi veya duymaması mümkün mü? Değil! Bu yol yapıldıktan 1,5 – 2 sene sonrası, tabiri caiz ise bu görevi ben devraldım. Orada bulunmam ve gayretlerim, aynı zamanda benim ruhumu gençleştiriyordu. Öyle ki, yağış altında goçuğumdan damlayan suyu bile dikkate almıyor idim.

Bu heves ile, Ferzine Çeşmesinin 15 mt yukarısından çıkan yer altı suları için aşağıya doğru ≈ 250 mt su yolunu bazen balyoz ile, bazen kazma – kürek, bazen çapa ile açtım. 2011 yılından bu tarafa, medarı iftiharım olan bu yer ve su yollarını görmek, bozulan yerleri yeniden yapmak için zamanım olmadı. Nasip olursa, bu yıl kontrol ve düzenleme için çıkmak istiyorum. Ve 01.02.2014 Cumartesi günü tekrar aynı yere gidip, bozulan kanal  yerlerini  onardım, düzenledim.   10 . 2010    Mecit  ALBAYRAK

Bal Alımında Tercih Yaparken.

03.2018 – Bu yazım ” Bal çeşitlerinde kaliteDoğa ve İnsan sağlığına genel bakış, adlı yazılarımla bağlantılı olabilecek bir yazı türü olacaktır. Amacım sizi doğru bildiğim yönde uyarmaktır.

mısır (glikoz) şurubu : Bu tür tatlandırıcı,  -dikkat ediniz tatlı demiyorum, TATLANDIRICI- mısırın un haline getirilmesi ile elde edilen nişastanın, kimyasal sıvı katkılar sayesinde çoğaltılması, ısıtılıp soğutulması  işlemleri ile elde edilen tatlı bir yan üründür.  Isıtıldığı için, insan sağlığı yönünden zararlı olup, ayrıca erken arı ölümlerine neden olduğu bilimsel olarak açıklanmaktadır.

Alman bilim adamı tarafından yapılan araştırma neticesine göre; Güneşin altında kalan balın 48 saat sonra tıbbi özelliğinin kalmadığı tespit edilmiş.

Bilginiz üzere her canlı hasta olabilir. Özellikle biz insanları ele alırsak, hastalandığımız zaman doktara gitmeyi elzem görürüz. Bu doğal ve olabilecek bir durumdur. Kimse kimseyi bu konuda yargılayamaz.

Haliyle, tedavimiz için doktorun yazdığı ilaçları alır ve içeriz. İçtiğimiz bütün bu ilaçların, vücudumuzda olumlu etkisi olduğu kadar, yan etkilerinin de olduğunu, sanırım bilmeyen yoktur. Olumsuz etkileri olduğunu bildiğimiz halde, içmeye devam ederiz. Çünkü mecburuz. Rahatsızlanan bazı evcil hayvanların, toprak yedikleri bile görülür. Bu da bir tedavi şeklidir.

Aynı durum arılar içinde geçerlidir. Sonuçta arılarda bir canlıdır ve her canlı gibi hasta olabilirler. Bu durumda biz arıcılar, arıları tedavi etmek veya arının rahatsız olduğu durumu ortadan kaldırmak için uygun ilacı vermek zorundayız.  Dünyanın her yerinde de  bu böyledir.

Haliyle kullanılan bu ilaçlar, arılar üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır.  Kullanılan bütün ilaçlar arıyı etkiler ama ölçüsünde olursa, öldürmez. Kullanılan ilaç, peteklere ve azda olsa, bala sirayet etmektedir. Bu etkinin yok olması için ilaçların kullanımı, bal sağımından en az 1 ay önce arılara verilmesi gerekir. Bu usulü genelde tüm arıcılar bilir – bilmek ve ona göre uygulamak zorundadır. Sünger özelliğine sahip petek, kullanılan ilacı emmektedir. Petek üretimi ise, arının yediği bal ve şeker şerbeti sayesinde oluşmaktadır.

Bu arada – Arkadaş, ben  ballı, polenli peteği sever ve alırım derseniz, afiyet olsun  derim. Çünkü sade polene nazaran petek içerisindeki polen, daha besleyicidir. Yalnız, polenli peteği fazla bekletmeyiniz. En azından peteği çita üzerinden kesip uygun göreceğiniz kapaklı bir tabağa yerleştirip, özellikle polenli kısım üzerilerine sıvı bal dökünüz.

Doğadaki çiçeklerin  üremesini sağlayan polenlere, kelebeğe çok benzeyen ama kelebek olmayan güve,  yumurtalarını bırakmaktadır. Arı, bu yumurtalı polenleri kovana taşımaktadır. Veya, gündüz yatıp gece çalışmaya başlayan güve böceği, kovana girmekte ve gündüz arıların getirdiği polen üzerine, yumurtalarını bırakmaktadır. Engel olabilmek, mümkün değildir.

Kovana getirilen güve yumurtaları ile, güvenin kovan içerisine bıraktığı yumurtalar, uygun ortam olması münasebeti ile gelişmekte ve güve böceği olup, uçup gitmektedir. Uçup giden veya  daha uçmamış güve’nin peteğe verdiği zarar, çok fazladır. Kovan içerisinde iken güve giderse sorun yok, Arı kendi temizliğini yapmaktadır. Esas sorun, petekli balın eve getirilmesinden sonra oluşmaktadır. Bütün ballı polenli petekler soğuk ortamda bulundurulmalıdır. Çünkü, soğuk yerde olan polen üzerindeki güve yumurtaları, ölmektedir.  Ocak 2011

Uzak veya yakınınızdaki tüketici, arıların hangi durumda olduğunu bilmez. Balın veya ballı peteğin görünmeyen kalite veya kalitesizliğini bilmez. Arıcıya güvenir. Tüketici balını alırken sadece uzaktan tanıdığı arıcıdan değil,  fiatı ne olursa olsun gerçekten tanıdığı güvendiği arıcılardan almalarını öneririm.  Yukarıya yazdığım bilgiler, siz tüketiciler içindir. Amacım, bilinçli arıcıların olması ve yetişmesi gibi, bilinçli tüketicilerin oluşmasını sağlamaktır. 11.2015

Ben; Mecit ALBAYRAK

tm-201018022011261-kuğulu ferzine çeşmesi (6)05.2009-Antalya yolu, susuz yayalası çeşme yakını (1)05.2009-Antalya yolu, susuz yayalası çeşme yakını (8)

Sayfama gelen bir soruda –  Mecit Albayrak kim?, diye sorulmuştu! 1956 doğumlu, Endüstri Meslek Lisesi mezunu ve Et Alüminyum Fabrikasından 2005 yılında emekli oldum. Arıcılık; 1986 yılından beri yapmayı isteyip, iş yeri şartlarından dolayı başlama imkanım olmamıştı. 2008 yılında halk Eğitim kurslarına katıldım. 2010 yılından itibaren arıcılığa başladım. Sayfa başlığımda belirttiğim gibi, bildiklerimi başkaları ile paylaşmaktan zevk alan biriyim. Amacım, başkalarına faydalı ola bilmek. Kazanmak, mümkün olursa.  Selam ve selamet ile.