Öğrenilmesinde zorluk olan yabancı dillerin sıralanışı.

02.2019 – ABD  Dil Enstitüsü bilim adamlarınca yayınlanan bir bilimsel açıklamaya göre, ana dili İngilizce olan bir insanın, yeni bir dil öğrenmek için harcayacağı zamanı, en kolay dil guruplarından, en zor dil guruplarına göre şu şekilde sıralamışlar:

1.  Afrikaans ( Güney Afrikaya göç etmiş, Hollandalı göçmenlerin konuştuğu dil); Danca (Danimarka); Flemenkce ( Hollanda – Belçika – G. Afrika lı); Fransızca; Haiti;  Norveçce; İtalyanca; Portekizce; Romence; İspanyolca; Swahili (Kenya – Uganda – Tanzanya) ve İsveçce.

2.  Bulgarca; Dari / Farsca ( İran, Afganistan, Tacikistan); Almanca; Yunanca; Urdu (Hindistan – Pakistan); Endenozya ve Malayca ( Tayland – Filipinler ve Endonezya).

3.  Amharic (Etopya); Bengalce; Burma; Çekce; Fince; İbranice; Macarca; Khmer (Kambocya); Lao (Laos  – Tayland); Nepalce; Filipince; Lehçe; Rusca; Sırpca; Sinhala (Sri Lanka / Kolombiya adası); Tai ( Tayland – Malezya); Tamilce ( Hindistan – Sri Lanka); Türkçe ve Vietnamca.

4.  Arapca; Çince; Japonca ve Korece öğrenilmesi en zor olan dil gurupları olduğu belirtilmiştir.

Dünyanın en zor dillerinden olduğu kabul edilen Japonca nın yazılımının öğrenilmesi için bir Japon çocuğunun; 12 -oniki- yıl boyunca sadece matematik ve Japon dili öğrenimini yapması gerekiyormuş.

Kanada ile ABD arasında yaşayan Chippewa Kızılderili kabilesi ile, Rusya özerk bölgesi Dağıstan Cumhuriyetinin Hazar Denizi kıyılarında yaşayan bir etnik gurubun konuştuğu Tabasaran dilinin öğrenilmesi; Çince kadar zor olmaktadır.  Kaynak : 27.03.2012 pravda.ru

 

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı ve Meluncanlar.

02.2019 – Önce; Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allahın  Kuranın’da;  -Allahın varlığına ve birliğine,  Hz Muhammet ve öncesi tüm peygamberlere (ilk) inanan tüm kişilere’de Müslüman deniliyor. Mesela Firavunun sihirbazları  Müslüman olmuşlardır. Şuara suresi 47/52. ayetlerde belirtildiği gibi.  İslam ise, tüm insanlara hitap etmekle beraber, Hz Muhammed SAS’mı peygamber olarak kabul eden kişilere has bir iman şeklidir. Kuranın anlamını bilmeden sadece Arapça sını hatmetmeniz size bir sevap kazandırır iken, anlamını bilerek İslamı yaşarsanız; yemin etsem yeminime haram gelemez ve ALLAHIN İZNİ İLE 9 SEVAP KAZANIRSINIZ. Bunun içinde Kuranı, TÜRKÇE OKUYUNUZ.

Çünkü Allah’ın ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesini de okuyup öğüt almanız emredilmektedir. Öğüt, insanların anladığı dil ile olursa anlaşılır. Ben dilimi Türkçe olarak seçmedim. Cenabı Allah bana bu şekilde lütfetti. Dünyada dilleri ayıran C. Allahtır. —-

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa   Türk müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek; Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Nereye gitti ise hastalığına teşhis konulamıyor. Kendisine verilen bir bilgi doğrultusunda, başka bir üniversite hastahanesine başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.  Bu andan itibaren doktor ve hastada şüpheler uyanmaya başlıyor.

Çünkü bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür, kan hastalığı. ABD ‘ de olması imkansız ve olmaması gereken bir hastalık türü.  Hasta kişi, bu gelişme ve şüphe durumunda geçmişini sorgulama ihtiyacı ve hevesi duyar.

Yaşadığı bölgede bulunan en yakınından uzağına kadar akrabaları ile istişareye geçerek kendi aralarında bir araştırma  gurubu kurarlar. Önce bulundukları bölge ve eyalet içerisindeki bu tip hastalar bulunarak, bu kişilerin bilinen –  bilinmeyen soyları hakkında araştırma yapılır.

Elde edilen bulgular doğrultusunda bölge kütüphane ve devlet daireleri kayıtlarında bulunan soy kütükleri incelenmeye alınır. Araştırmaları neticesinde Atalarının Akdeniz havzası ülkelerinden Türk! olduğu  bulgusuna erişirler. Bu karara varmalarına yardımcı olan  unsurları desteklemesi babından, bazı gelenek ve göreneklerinin; Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Ayrıca bu iddialarının gerçekliğini, bilimsel olarak   kanıtlama yoluna giderler.

Bu noktada  Y ve DNA denen mikro biyolojik araştırma safhasına geçerler. Yapılan araştırma neticesinde kendi genlerine  en yakın Türklerin geni olduğunu öğrenirler. Böylece asıllarının Türk olduğu  bulgusu, kesinlik kazanır. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler! dersek!

-tarihi gerçek- Yaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Arap / Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika /  Virginya eyalet topraklarına mecburen veya kendi istekleri ile ayak basmışlar. Meluncanların ataları, bu gerçeğe dayanıyor.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Bu kişiler şuan Hristiyan olmuş kişilerdir. Ama ataları Türk ve Müslüman idiler. Dinleri değiştiği halde, soy kanları değişmedi. Kaldı’ki  bizim atalarımız Orta Asya’dan ta   ( Atilla – Batı Hun İmp. M.S. 370 – 470 Y.Y. arası ) Meluncanların ABD ye ayak basmalarından 1100 (binyüz) yıl önce, Avrupa’nın göbeğine geldiler. Üstelik, Müslüman değillerdi. İnsan ve kullar, İslam ve Müslümanlığı  Hz. Muhammed’in 611 yılında peygamber olmasından sonra  öğrendi. Türkler,  M.S. 750 – 800 yıllarından itibaren kimi zorla, kimi isteyerek Müslüman olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak biz;  Önce Türk ve Sonra Müslümanız, dememden sonra yeğenim; Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

NOT : Burada ister istemez insanın aklına ” KALU BELA ”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Sur’a üflemesini emredeceği ana kadar  yaratacağı  bütün insanlara  A’raf suresi 172. ayetinde;

– Hani, Rabbin; adem oğullarınin bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi (nefislerine) benliklerine  şahit tutarak sormuştu:

-‘Ben Rabbiniz değilmiyim?’

Onlar ‘Evet Rabbimizsiniz’ demişlerdi. Kıyamet günü, ‘ Biz bunlardan habersizdik!’ demeyesiniz, diye sormakta ve söylemektedir.

C. Allahın  Araf suresinin 172. ayetinde belirttiği – Adem oğullarının bellerinden aldığı zürriyetleri ifadesini, İnsanlığın var olunduğu anda Ademin / kişilerin bellerinden ulvi bir şekilde alınmış diye yorumlamayın. Ali imran suresi 6 ve Müminün suresi 14. surede hamile kalma şeklinin anlatıldı sperm, cenin’den bahsedilerek öce sulu meniden pelte haline getiripi ana rahmine yapıştırdıktan neden sonra ikinci bir şekil veriyor. 1..Rahimlerde sizlere dilediği şekli veren O’dur. 2.. Sonra onu, bir başka yaratılışta yeniden kurduk.. ayeti devamında C. Allah. ceninin et ve kemik şekline çevirdiği 2. hallerinin; ANA RAHMİNDEKİ zürriyetlere;  Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormaktadır.

-Bu ayet hakkındaki açıklamaları Ahmet Hamdi Yazır hocamızın Hak Dini Kuran Dili eserinin 5. bölüm 167. sayfasından itibaren -anladığım  şekli ile- sadeleştirip özetleyerek yazmaktayım.

— C. Allahın; şuan  ve Adem AS kadar var ettiği -anne baba olma hakkına sahip- kullarının bellerindeki zürriyetlerini alıp (1. safha hücre halimizdir. Örnek: elimizi keseriz, ama et o yarayı kapatır bilimsel şekli ne ise, 1 safhada O’dur) Sperm, cenin (2.safha) et ve kemik bürünümü yaptıktan sonra, kendi nefsinden ruh ve can verdiği ana rahmindeki bu görüntüye – Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormasının nedenini, Allahın birliğine ve verdiği bütün lütuflarına, yaşadığı an ve ölümünden sonrası bedeni üzerinde her türlü tasarrufunun Allah katında olduğunu kabul etmesidir, şeklinde yorumlamaktadır..

Ana rahminde; İlahi varlığın lütfu olan varlık olan bizler; O an için iddia, inat, terbiyesizlik, ahlaksızlık, şeytanlık ve Allahı reddetme yetisine sahip olmayan melaike türü bir ruhani varlık olarak Allahın  her istek ve emirlerini kabul etmişiz. Öyle bizlere anlatıldığı şekli ile Adem AS var edildiği anda bu olay, olmamıştır.

Yazır hocamız; Ana rahminde C. Allahın emir ve isteklerini kabul eden kemikli et parçasının doğumdan sonra büluğ çağına girmesi ile, Allaha karşı vermiş olduğu Allahın varlığı ve birliğinin bilinmesi taahhüdünün yerine getirilme ve kulluğunu uygulama, Müslüman olma devresinin başladığını belirtmektedir.

Bu ayet üzerinde ise bazı müfessirlerin ise; Fussilet 41/11 ayeti örnek göstererek; ana rahmindeki kemikli et parçasına o anda akıl, mizan, yetenek … verildiği için Allaha iman etmiş (Müslüman olmuş/olduk demişliğinin ) sayılması gerektiğini yorumlamaktadırlar. Yazır hoca bu görüşe katılmadığını bazı dini ve ilmi terimler üzerinden açıklamaktadır.

Kalu Bela’dan kasıt; Yazır Hocamızın yorumundan yola çıkarak; Ana rahminde bulunan cenine can verip sorduğu an ve bu anda ceninden alıp O anda yazdığı cevabın bulunduğu ilahi kitapdır, demek isabetli olacak. Hadid Suresi 8. ayetinde C. Allah;  – Hz Muhammet sizi -müşrikleri- Allaha iman etmeniz için çağırdığı halde iman etmediniz. Halbuki ezelde (ana rahminizde iken) sizlerden kendisine inanacağınızı belirten sözü almış ve bu sözünüzü İnkar etmeyesiniz, inkar ettiğinizde size göstermek için  katında bulunan ilahi deftere yazmıştım, denilmektedir.

Bu tasdik ve anlatım şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, İslam dinine mensup olduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor. Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor. Tevhit’in Arapcası:

La ilahe illallah Türkçesi :  Allah var ve bir‘dir. Allahın peygamberlerine getirdiği ilk kitaplara inanan her din mensubu; Müslüman‘dır. Dikkatinizi çekerim: Bunu yazarken bu günlerde çok konuşulan – Dinler arası diyaloğu kast etmiyorum.  Ama gerçeği saklamakta, şeytanlıktır.

Allah katında, kendilerine kitap indirilen Davud, Musa, İsa ve Muhammed as mın, insanlara ilettiği dinlerin ortak amacı,  Allahın varlığını ve birliğini, kabul ettirmek ve etmektir. Bu din anlayışına ise kısaca, TEVHİT dini denir.  Allahın varlığına, birliğine Hz Davut; Hz Musa; Hz İsa ve Hz Muhammedin Allahın peygamberi olduğunun kabul edilmesine Müslümanlık/İslam,  kabul edenlere de; Müslüman denir.  İsa as. inanan, Firavunun sihirbazlarını hatırlayın.

≈2010 yılına varıncaya kadar, Cuma hutbelerinde imamın söylediği, şimdi ise nerede ise söylenilmesi yasaklanan Allah cc bir ayeti var. Kuranı Kerimin Al-i İmran suresinin 19. ayetinde;  ALLAH NEZDİNDE HAK DİN; İSLAMDIR, deni-r-liyordu.  Burada bir vurgu daha yapayım.Günümüzde İslamlık, Hristiyanlık, Yahudilik ayrı bir din’dir. Ve bu dinlere inanan kişilere ise İslam, Hristiyan ve Yahudi dini mensubu denir. (basında yazdığı kadarı ile) Cuma hutbelerinde okunan – Allah nezdinde hak din, İslam’dır ayetinin okunmasını ABD -AKP hükümeti, men etmiş- neden? Bu ayetin manası ve İslami acıdan diğer din mensuplarının hem İslama geçmelerini önlemek hemde İslamdan başka din yoktur/yokmuş intibasını silmek içindir.   01.2011/07.2018    Mecit  ALBAYRAK

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan  açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilenmiştir.  Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014

Türkiye’nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması ve rakımları. / Türkiyenin bölgelere göre yükseklik sıralaması

Kuzeyden / güneye ve batıdan / doğuya Türkiye’nin ortalama rakımı: 652 mt   tekabül etmekte. Bu ortalamaya en yakın ilimiz ise; 649 mt ile Kilis ilimizdir.

02.2019 – Yıllar içerisinde gerçek araştırmaya dayanan bu yazıma tıklayınız. -TAKLİT ve KOPYACILARIMIN olması beni sevindirir ama sizlerin taklitlerime değer vermesi ise, beni üzer.

81 il’in  rakımlarına ait kronolojik listesini İllerin Kara yolu Ve Uydu Üzerinden Rakımları  ; Bazı bölgelerimizde olan Kara yolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları ; En yüksek rakıma sahip  ilçelerimizi ise: Rakımı en yüksek olan ilçelerimiz  başlıklarında yine aynı titizlikle sizlerin takdirlerine sunmaktayım.

Yazdığım bütün yazılarımda olduğu gibi,  rakım/rakımlar konusunda en doğru bilgiyi sizlere sunma isteğim bir saplantıya dönüştü.  Bir yerleşim yerinin  –il, ilçe, köy-  kuzeyden güneye / doğudan batıya hatta orta yerinin rakımı, farklılık arz eder. Ben bunları dikkate alarak, ortalamasını yazdım. 24 Kasım 2015 günü Anıt Kabiri ziyaret ettim. Duvarda asılı Türkiye haritası ve illeri üzerinde O ilin rakımları yazılı idi. Bu harita üzerinde Örnek: Antalya il rakımı 37; benim Antalya girişi kara yolu üzerinde devamlı gördüğüm rakım 39. Siz bir tarafa, ben hangisine inanayım. Kaldı ki; rakımların tespitinde geçerli olan, O ilin Valilik veya var ise Tren garı binası baz alınıyor. Yalnız, bundan 20 sene önce O ilin valilik binası bir tane iken şimdi, çeşitli isimler altında bir kaç tane var. Bende uydu üzerinden O ilin merkez valilik binasını bulup en doğru rakım ölçümünü; sizlerin bilgisine sunuyorum.

1 – Doğu Anadolu Bölgesi rakımları: Bu bölge sınırları içinde 15 il  bulunmaktadır. 7 bölge içerisinde  rakımı  en yüksek illerin olduğu 1. bölgemizdir. Bölge ortalama rakımı 1400 mt. Bu bölgede, rakımı en fazla olan il sıralamasına göre: 1900 mt ile Erzurum  1. Ardahan 1810; Kars 1755; Hakkari 1755; Van 1727; Ağrı 1630;  Bitlis 1535; Şırnak 1356; Muş 1335;  Erzincan 1215; Bingöl 1159; Elazığ 1070; Malatya  966;  Tunceli 919 ve Iğdır 860 mt ile rakımı en düşük il sıralamasına girmektedir.

2 – İç Anadolu Bölgesi rakımları: 13 ilin toplamından oluşmaktadır. Bölge  ortalaması  1021 mt. ile 2. sırada yer almaktadır. Bölgede rakımı en yüksek olan il sıralamasına göre: 1315 mt ile Yozgat 1. Sivas 1290; Nevşehir 1196; Niğde 1237; Kayseri 1060; Karaman 1056; Konya 1023; Kırşehir 993; Aksaray 975;   Ankara 885 (Çankaya Köşkü rakım :1071 mt) Eskişehir 795;  Çankırı 730 mt  ve Kırıkkale 716 mt ile rakımı en düşük il durumundadır. (Seydişehir Belediye önü : 1135 mt. Konya B.B. önünden- Seydişehir 86 km, Seydişehir  Antalya merkez arası 213 km. Seydişehir; siyasi olarak Konya ili, iklimsel olarak Ak Deniz Bölgesinde dir. Seydişehir – Akseki kavşağı 66 km.

NOT: Konya/Seydişehir/Antalya yolu; 1974 yılında Ecevit Erbakan  hükümeti zamanında ‘Beş Yıllık Kalkınma Proğramına’  alınmış. Lakin daha sonra gelen hükümetler, bu plana riayet etmeyip bir derecede olsa ‘keyfi’ davranıp, bu yatırım engellendi. Nihayet 1996 yılında ulaşıma açılmıştır. Seydişehir – Akseki arası Antalya bölgesi dahilinde 1825 rakımlı Alacabel tepesi, kışın kapanıyor idi. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için Tınaztepe; Zirve tesislerinin karşısında ki  dağın dibindeki 1530 mt rakıma sahip yerden, Akseki /Cevizli Geceler (kasaba, köy, mahalle)  1280 mt inen (≈550 mt) Tınaztepe Tüneli yapımına 2016 yılında başlanıldı. Hayırlı olsun.

3 – G.doğu Anadolu Bölgesi rakımları: 7 il’i kapsamaktadır. Ortalama rakım 729 mt. En yüksek il 939 mt ile Mardin olup; Siirt 886; Gaziantep 838;  Adıyaman 679;  Diyarbakır 673;  Batman 575 ve rakımı en düşük il 510 mt ile  ŞanlıUrfa    

4 – Ege Bölgesi rakımları:  8 il‘den oluşmaktadır. Ortalama rakım 512 mt . En yüksek il merkezi 1025 mt ile  Afyon  olup;  Kütahya 957;  Uşak 911; Muğla 658;  Denizli 391;  Manisa 78;  Aydın 71 ve sonuncu sırada 10 mt ile İzmir gelmektedir.

 5 – Karadeniz Bölgesi rakımları: 18 vilayetten oluşmaktadır. Ortalama rakım 400 mt.  Rakımı en yüksek vilayeti 1555 mt  ile BayburtGümüşhane 1169; Çorum 818;  Kastamonu 809;  Bolu 727; Tokat 630; Artvin 529; Amasya 398 (Merzifon rakım: 740 mt) ;  Karabük 262; Düzce 150; Trabzon 40; Sinop 25; Ordu 24; Bartın 14; Giresun 14; Samsun  10; Rize 10;  Zonguldak 8 mt ile  rakımı en düşük il durumundadır.

6 – Akdeniz Bölgesi rakımları: 9 il‘den oluşmakta, rakım ortalaması 391 mt  En yüksek ili 1058 mt Isparta olup;  Burdur 960; Kilis 649; Kahramanmaraş 562; Osmaniye 120; Hatay (Antakya) 89; Antalya 46; Adana 26 ve Mersin 9 mt rakım ile, sonuncudur.

7 – Marmara Bölgesi rakımları: 11 ilden oluşmakta. Rakım ortalaması 109 mt. En yüksek ili 520 mt ile Bilecik.  Kırklareli  210; Bursa 163; Balıkesir 145; Edirne 50; Istanbul 35;  Sakarya 29; Tekirdağ 25; Çanakkale 12;  Yalova 7; İzmit 4 metrelik rakımlara sahiptirler.

Denize sınırı olan illerimizin Valilik binası durumuna göre ilk 10 mt’lik rakıma sahip iller ise: İzmit 4 YalovaZonguldak 8 Mersin 9, İzmir; Rize; Samsun 10 mt

İlgilenen kişilere: Rakımı alınan noktanın ölçüm anındaki soğuk, sıcak, rüzgarlı, yağmurlu hava durumu ile sabah, öğlen ve akşam vakti alınan ölçümler, farklı çıkmaktadır.  (ansiklopedik bilgi)

Dünyanın en yüksek yerleşim yeri; Tibet devletine ait Himalaya dağ uçlarında yer alan Lhuka Bölgesinde bulunan 5070 rakımlı Tuiwa Köyüdür. Uydu üzerinden  yaptığım, 43 Avrupa ülkesinin başkent rakımlarına göre, Avrupa’nın en yüksek başkenti İspanya-Fransa arasında bir dağ ülkesi olan Andorra Cumhuriyeti.  Başkenti 1100 mt rakımda yer alan Andorra’dır. En düşük rakıma sahip ülke  başkentleri ise: 7 mt ile Hollanda – Amsterdam ve İrlanda – Dublin şehirleridir. 43 Avrupa ülke başkentlerinin ortalama yüzeysel rakımı ise, ∼ 200 mt isabet etmektedir. (Sibirya hariç)  Dünya denizlerinin ortalama derinliği ise: 4 km kaynak- livescience.com 12.2010      Mecit   ALBAYRAK

Dünyanın ve Türkiye’nin en sıcak ve en soğuk bölgeleri ile Sibirya ve Antarktika.

06.2020 – NOT :  Günlük olarak televizyon veya gazetelerde yayınlanan hava raporlarını okur, duyarız. 26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonu  Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41,  Antalya nın ise  38 C’ olduğunu söyledi ve okudum. Herhangi bir yerleşim yerine, ülkeye ait yıllık iklimsel gerçeklik, 12 ay – 365 gün ve en az geriye dönük 10  yılın bilimsel kayıtlarının ortalama sonuçlarına göre belirtilmekte imiş. Aşağıda  belirtilen bilimsel sonuçlar, Dünyada ve Türkiyede bulunan yetkili birimlerin geriye dönük kayıtlarını göstermektedir. ( 2013 – 2014 Kışında bildik soğuklar olmadı ama 13 Aralık 2016-16 Ocak 2017 arası Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında – 27 C’ görüldü) İlaveten;

Rakım, iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağlar arasında kalmış platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları ile (Alanya – Manavgat ilçelerimiz Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya, Manavgat’tan daha sıcaktır) Yapay bile olsa gölet ve barajların  az/çok olması, bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması bölgenin, yörenin iklimini etkilemektedir.

Dünyanın en soğuk yeri: Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden daha soğuktur. Bu bilgi bilimsel bir tespittir. İlaveten GK merkezi tamamen toprak bir tabakadan oluşurken KK, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. Ayrıca GK kıtasında, kraterinde lav kaynayan bir yanardağ, mevcuttur.

Dünyanın YERLEŞİM olarak soğuk ülkeleri: Dünya haritasına göz atarsanız, Ekvator çizgisinin güneyinde bulunan ülke sayısı ve kıta toprak oranı, Ekvatorun kuzeyinde yer alan kıta oranından, daha azdır. Dolayısı ile ekvatorun kuzeyinde yer alan ülkeler, kutup noktalarına daha yakın olduğu için, en soğuk yerleşim yerleridir. Kış, soğuktur. Ama öyle iken bile, Güney yarı kürenin en uç insani yerleşim bölgesi olan G. Afrika Cum. (bize göre mevsim olarak aralık ayına giren) Cape Town şehri, kış mevsimini yaşarken, Antalya ve  Adana şehirlerimizle yarışacak bir sıcaklığa sahiptir. Örn: Cape town 27 Haz’da 16C’ Antalya 36C’ kaynak: Gısmeteor

Sibiryanın – en soğuk değil– daimi soğuk olmasının nedeni: Sibirya toprakları, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Sibirya; K/G istikametinde Avrupa-Asya/Sibirya arası Ural dağları olması nedeni ile bu taraftan, Sibirya bölgesine sıcak/soğuk bir havanın gelmesi mümkün değil. Sibiryanın doğusu, pasifik okyanusuna açılmaktadır. Geriye Sibirya nın güneyi kalıyor. Bu sefer karşımıza doğu/batı yönünde uzanan Pamir ve Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor. Hint Okyanusundan yükselen sıcak nemli rüzgarlar, yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan sıcaklığı ve nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendisi de ‘buz’ oluyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), Sibirya toprakları, enlem olarak KK daha yakın olduğu için, bu bölge ve kuzey buz denizi üzerinden gelen, soğuk havanın etkisi, altındadır.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise; Rusya nın  Sibirya  bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın Ojmyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yerinde kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C’  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş. Pasifik Okyanusuna yakın bölgede olan Verkhoyansk rakım: 130 mt olup, 1888 yılı Ocak ayı  (90 F) – 67.8 C’.(Bu yerleşim yerinde, 25 Tem. 1988 tarihinde en yüksek sıcaklık 37,3C’/ 20Haz. 2020 38C’ olmuş)   . Kaynak: NASA ve Rus Bilimler Akademisi meteoroloji istasyon kayıtları.

Dünyanın en soğuk yerleri: ABD Minesota Eyaleti Koochiching kasabası, yıllık sıcaklık ort. +2 C’ ● ABD / Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ ● ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün için) – 45 C’ ●  Kuzey Kutup (KK) Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. ● ABD/Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C’ ● Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’. 07.2017 Kaynak:  www.uznayvse.ru

Dünyanın 60′ enlemi üzerinden itibaren başlayan Kuzey kutup bölgesinde bulunan kar ve buz katmanlarının, 2050 yılına kadar yok olacağı açıklanıyor.  (Kar yağışı olmayacak değil) www.livescience.com

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehrinin 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım. 

NASA, 9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına göre:   Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre, Dünyanın en soğuk olan bölgesi, – 93.2 C’ (- 136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır. – 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama en sıcak yerleşim yeri, Etiyopya/ Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması: +34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: +47 C’ dir.

Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir. (3.2018) 1915 yılı Arizona Tuskon Çölü yüzeyinde 71,5 C’, aynı anda ve aynı yerin 4 mt üstünde ise, 42,5 C’ ölçülmüş.

Dünya meteoroloji standartlarına göre En doğru Sıcaklık/soğukluk ölçümü; yerden 1,2 ile 2 mt arası  yukarıda,  duvar dibi, ağaç yanı olmayan gölgeli bir alan içinde, ölçüm yapılmalıdır. Kaynak: NASA-BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti  Vredendal  kasabasında, Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık +48.4 C’ olmuş (bu ülke için yukarıda vurguladığım yazımı hatırlayınız). 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş. www.gismeteo.ru

Türkiye de 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe‘ de tespit edilen  bir anlık / günlük en yüksek sıcaklık ise + 48.8 C’ dir. Anlık en soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait – 44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir.  Kaynak: BBC

  • 2020 yılı, 10/11 mayıs günlerinde sıcaklık (Tr, geniş bir bölgesi dahil olmak üzere) Serik Gebiz’de gölgede + 49 C’ olmuş olup; Tam güneş altına koyduğum elektronik derece, 50 C’ gelmeden, bozulmuştur. Bu günlere ait, bilimsel çevrelerce yapılan yoruma göre, bu sıcaklığa ‘cehennem sıcaklığı’ adı verilmiş, söylenmiştir.
  • Hal böyle iken; 2020 yılı kışı ve şuan 14 Haziran gününde, haziran ayını yarılamış olmamıza rağmen, havalar serin esen rüzğarların etkisindedir. Şuan saat 01.00 ve sıcaklık: evin içi 22, sokak 12 C’ dir. 15 haz.2020

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık ortalamalarında, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru + 28 C’ ile + 15 C’  arası farklılık olmaktadır. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları + 26 C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının, iki önemli nedeni var:

A – Toros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında (Himalaya/Ural dağları gibi) doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını  kesmektedir.  Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt

B –  744 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen;   G. Doğu Anadolu bölgemizin güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye, Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu coğrafik yapı nedeni ile Güney Doğu bölgemiz, sıcaklık konusunda, Akdeniz iklimi ile yarışmaktadır.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya  (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder. Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunuda hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır. V e Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük sıcaklık ortalaması ise, + 12 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. (Özellikle bu ilçeye gittim.) Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsul kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk olan şehirlerimizin başında, – 15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı, – 11 C’ ile Kars ve – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870,   Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin  3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk  hallerinin ortalaması ise: + 5 / 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 /45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir. 20.12.2010 Mecit ALBAYRAK

Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf.

Bu yazım ile alakalı soru –  yorum ve cevaplarımı, yorum kısmından okumak, düşüncenizi pekiştirmek, veya bilginizi tazelemek isterseniz yazı başlığına ‘tık’layınız. 2015

02.2019 – Mısır tarihi en çok ilgi duyduğum konulardan biridir. Özellikle televizyonlarda geçmiş yıllardan beri yayınlanan belgeselleri yazılı not tutarak dinler ve karşılığını ansiklopedilerden araştır’ır’dım. Burada aktaracağım açıklamalar; Mısır tarihi konusunda yetkili olan kişilerin çeşitli  tv lerdeki anlatımları, araştırma sonuç yazıları ve kendi tarihe olan alakam ve araştırmalarım doğrultusunda  yaptığım, yardımcı yorumlarımdır.

Bu yazıma ait bilgilere destek olması ve okuyucunun yorum yapa bilinmesine katkı sağlamak için ilave bilgi: 1960 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Ömer Nasuhi Bilmen‘e ait 1970 ve; 2014 basımı Tevrat kitabından sağladığım alıntı eşliğinde Adem A.S. doğumunun,  İnsanlığın  başlangıcı ve tarih olarak sıfır (0) olduğu bilgimiz üzerinden gidersek (gerçeği CC bilir), Adem AS dan günümüze değin kaç yıl geçtiğini rahmetli hocamızın YORUMU  üzerinden (kişisel araştırmalarım ile) birlikte paylaşmak istedim.

  • Adem AS yaradılış tarihini (sıfır) 0 kabul ettiğimizde Adem AS 930 yıl yaşadı,
  • 2242 sene sonra, Nuh Tufanı oldu.
  • 3337 yıl sonra; İbrahim AS doğdu, 3512 yılında öldü. …… Yusuf as
  • 3748 yıl sonra; Musa AS doğdu, 3868 yılında öldü. -bundan sonrası
  • Benim araştırmama göre Tevrat üzerinden giderek, İsa AS kadar ≈ 1450 yıl geçti M.Ö 3868 + M.Ö.1450 + M.S. 2017 = İnsanoğlu; 7335 yıldır fani dünyada yaşamaktadır. (Yalnız, bu rakamlarda mantık aramayınız). Mart 2017
  • livescience.com sitesinden aldığım bilgiye göre Hz Musa’ya peygamberlik görevi M.Ö. 1313 yılında verilmiş. (Tevrat: Hz Musa peygamber olduğunda 80 yaşında imiş, buna göre doğumu -80 = MÖ 1233 oluyor) İnsanın geçmişi ile dinler arası tarihler, kafa karıştıran durumlardır. Okullarda okuduğumuz Akhenaton tarihi ile Hz Yusuf birlikteliğini ölçü aldığımızda ise, bu sefer Hz Musa’nın doğum tarihi yanlış oluyor. Veya tersini düşünün!!- 27.03.2018

Hz. Yusuf dizisi, dini ve tarihi olduğu için, zevkle seyrediyorum. Burada bir konuya parmak basmak istiyorum. Hz Yusuf filminin etkisinde kalıp; Tamam bu, bu şekildedir, demeyin. Hz Yusuf hakkında gerçek olanlar Kuranda yazılı olanlardır. Misal:  Hz Yusufun sağ kalmasına sebep olan kişi, Tevrat ve filimde Levi;  Kuran yorumcuları tarafınca ise, Yahuda veya en büyük abileri Ruben gösterilmektedir.

Farkında’mısınız bilmiyorum ama filmin ana konusu İslam ve Müslümanlık değildir. Dikkat ederseniz, Tapınağın firavunun askerlerince ele geçirilmesinden sonra Firavun emir veriyor: Bundan böyle tanrı olarak (tek olduğu için) Güneş – ATON‘a  tapınılacak diyor ama; Esas konu, Züleyha’nın aşkı üzerinedir. Nereden çıkartıyorsun derseniz:  Çok tanrılı inançlarından dolayı Baş rahip ve yardımcıları, 39. bölümde  Hz Yusuf ve Akhenaton tarafından yargılanırken Yusuf’un karısı Asenat; Züleyha’nın aşkını savunmak için yargılama anında araya giriyor ve -bahaneye bakan- Akhenaton’da hemen yargılama işlemini  erteliyor!!  Dizinin son bölümünde ise; Hz Yusufun önünde secdeye gelecek olan kardeşlerden Yahuda, Şimon’a – O peygamber ama İsrail halkı benim adımla anılacak diyor. Geleceği bilen yalnızca Allah’tır. Hz Yusuf ve Hz Muhammed’e bile bu yetki verilmezken; Yahuda yaşadığı tarihten ≈ 600 yıl sonrasını nasıl biliyor? Ve neden!! Filmde ve Kuranda; Mısır halkı; Hz Yusuf yaşarken ve sonrasında İslami yönden Müslümanlığı kabul  etti, iddia ve ayeti YOK!  25.05.2016

bilgi mahiyetinde yazayım: Hz Yusuf ve Akhenaton un filminde görünen komutan Horemhob’un bir belgesel filmde, sarayla kan bağı olmayan halktan bir kişi ve babasının ‘peynirci’ (mandıra sahibi) olduğu söylenilmişti. Gine ek bir bilgi olarak;  Amenhotep / Akhenaton’un  2. karısından öz oğlu, 1. karısı kraliçe Nefertiti’nin ise hem üvey oğlu hem damadı olan kral Tutankamon’un mezarının, 1922 yılında sapa sağlam bulunmasının nedeninin;  Akhenaton – Tutankamon – Ay  ( Firavun Ay’ın hikayesi: Ay;  Amonhotep / Akhenaton’un annesi  Ana kraliçe Tia zamanında Tia’nın, akrabası olup sarayda görevlendirilmiş. Önce devlet görevlisi sonra vezir veya danışman olup bir desise ile ölen/öldürtülen Tutankamon’un  hem kız kardeşi hem karısı olan dul kraliçe ile evlenen Ay, firavun olmuş.)

Ay‘dan sonra firavun olup tek  tanrıcılığa ‘pek’ inanmayan Horemhop, hem kendi isteği hem Amon rahiplerinin etkisi ile Akhenaton ve Tutankamon’un geçmişlerini anlatan yazılı ve resimli taş, dikit ve tabletleri imha ettirmiş. Böylece arkeologların  Akhenaton hakkında kesin bilgilere ulaşılmaması Tutankamon’un mezarının 20. YY kadar sağlam kalmasının nedeni olarak, Horemhop gösterilmektedir…..

Yazımın ana teması; Eski devrimcilerden  IV. Amenhotep  veya  Aton’a (güneşe) tapan manasında firavun, AKHEN’ATON dur.  Amenhotep ise tanrı Amonun memnun olduğu kişi manasındadır. -Vikipedia

  • Burada kendi düşüncemin teyiti doğrultusunda  bir alıntı yapıyorum.  Türkiyede tarikatlar araştırması konulu bir kitapta Akhenatonun – tek tanrıcılık konusunda öncü olduğu vurgulanmaktadır.  02.2019

Akhenaton,  MÖ 1380 – 1332 yılları arasında yaşamış olup, 18. hanedana mensup firavunlarun 10. idi. Tanrı Amon,  MÖ 2000-1900 zamanında; 12. hanedan tarafından; Mısır ülkesinin Hava, Rüzgar, Gemicilerin ve ülkenin TEK BAŞ tanrısı olarak kabul edilmiş. Amon, Mısır halkının baş tanrısı olmakla birlikte, başka amaçlar için yapılmış, görev verilmiş çeşitli isimlerde tanrıları da vardı. Mısırdaki çeşitli tanrıların varlığı ve çokluğu, Hz Yusufun fikirleri ve  Akhenaton’un istekleri sayesinde, Tek bir Tanrı/Allah’a indirgenmiştir.

Eski Tanrı Amon’un dini merkezi olan Karnak‘taki tapınakların rahipleri, dini konularda oldukları kadar maddi açıdan da büyük bir güce sahip idiler. O günden bu tarafa tüm Firavunların savaşlarda kazandığı ganimetlerin bir bölümü, tapınaklara otomatikman ayrılıyor ve Rahipler bu sayede, maddi güç sahibi oluyorlardı. Rahiplerin elde ettikleri bu orantısız ve kolay kazanılan maddi güç sayesinde, bazı konularda halkın desteğini de alarak, Firavunlara bile karşı gelebilme durumları  söz konusu oluyordu. Akhenaton ile  babası III Amenofisin rahipleri sevdikleri (dizide) pek söylenemezdi.

Arkeologlarda; Akhenaton’un anne tarafının Yahudi olduğu görüşü hakimdir. IV. Amenhotep’in  babası III Amenofis’in karısı Tia, saray dışından olan bu ailenin kızıdır. Hatta  III Amenofis’in, geleneklerin dışında kayın pederi Yuya ve kayın validesinin cesetlerini, Krallar  Vadisine gömdürdüğünü söylemişlerdi.

Not : Bazı ansiklopedik yazılarda Mısır tarihi anlatılırken; M.Ö. 1500 -1450 yılları arasında İbrani/Yahudilerden söz edilmekte ve Suriye taraflarına sefere çıkan firavunların dönüşte Mısıra, bu halktan olan insanları getirildikleri yazılmaktadır. (Büyük Larousse)

Siz, seyrettiğimiz Hz Yusuf ve firavun filmine bakıp -tamam bu böyledir, demeyin. Filimde tek tanrı düşmanı olarak gösterilen ana kraliçenin; Yahudi dinine sahip bir atanın evladı olarak tek tanrıya karşı olması, ne derece doğrudur. Kaldı ki filmin ana konusu, Kuranda geçen konular ile Tevrat’ta geçen isim ve konular etrafında senaryolaştırılmış, hareketlerdir.

Her ne kadar Yusuf  A.S. mın Akhenaton  üzerinde etkisi varsa da  Akhenaton’un, tek tanrının göstergesi  olarak Güneşi kabul etmesindeki  ilk nedenin, üst paragrafta belirttiğim üzere, tek tanrı inanışına sahip ve Yahudi olduklarını belirttiğim dedesi, anne annesi ve annesi Tia ile  babası 3. Amenofis’in kendisi üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Sanırım din konusunda baba ile oğlunun bu kadar ‘aşırı devrimci‘ olmalarının diğer bir nedeni olarak ta, yine üst paragrafta vurguladığım üzere rahiplerin, firavunlar üzerindeki gelmiş – geçmiş olumsuz etkilerini’de, sayabiliriz.

Yusuf  as. tek tanrı konusunda firavunu etkilemiş ve cesaretlendirmiş olsa da Firavun’un, bizim bildiğimiz  tek Allah  anlayışından ziyade;  tek tanrı olarak Güneş‘i  göstermesinin sebebi bana göre ki; -dikkatinizi çekerim, filmde bile firavun Allah/Tanrı/Rab  isminden ziyade tanrı olarak Güneşin  adını söylemektedir- Güneş; tek olarak varlığı herkesçe bilinen ve her gün görünen, inkar edilmesi mümkün olmayan, halkın kolayca ikna edilmesini sağlayan bir örnektir. Bizlerin inandığı -görünmeyen- Tek Allahı anlatsa; halkın ikna edilmesi mümkün olamazdı. Belki Akhenatonu, – Güneş konusunda ikna eden, Hz. Yusuf’tur. Kaldı ki, hiç bir peygamberin kendi halkını bile bir seferde inandıramadığı yada inanmadıkları Kuranda yazılmaktadır, değil mi?

Firavun Akhenaton’un güzelliği ile dillere destan olan karısı Nefertiti‘nin soyu hakkında da, kesin bilgiler mevcut değildir.  Yine arkeologlarca Nefertiti’nin;  Akhenaton’un (yahudi) annesi Tia’nın  yeğeni olduğu hakkında görüş ve anlatımlar mevcuttur. Akhenaton, babasının ölümünden sonra MÖ 1352 yılında, (20 yıl) kral oldu. 1346 yılında Tanrı Amon’a tapınmayı yasaklayıp; Evrensel  yaratıcı güç olarak kabul ettiği  tek tanrı Güneş’e  -Aton’a-  tapınılacağını ve adınıda değiştirerek güneşe tapan  manasında AKHEN(ATON) olduğunu açıklamış.

Akhenaton,  Amon rahipleri ve tapınaklarının dini merkezi olan Karnak  şehrinin bir benzerini, krallık yönetim merkezi olan Teb şehrinin 180 km kuzeyinde Kahire’ye doğru,  Aton’a tapanların dini ve siyasi başkenti olarak; El – Amarna’da  bir şehir kurdurmaya başladı. Teb, eski başkent ve Mısır ülkesinin ortası sayılır. Coğrafi olarak Nil nehrinin ilk doğduğu yer olan Tanzanya toprakları ile Sudan ülkesinden Teb şehrine doğru  olan bölüme Yukarı Mısır, Teb’den Ak Denize doğru olan bölümede Aşağı Mısır deniliyor. Kralların ellerinde, göğüs üzerinde çapraz olarak tuttukları düz ve çengelli nesneler, iki bölgeli  Mısırı temsil etmektedir.

Amenhotep’in ilk krallık dönemi ve öncesinde tüm  Mısırın Baş Tanrısı  Amon idi. Kral Amenhotep / Akhenaton zamanında ise (sadece) Aşağı Mısırın baş  tanrısı Ra -Güneş- olmuştur. Yukarı topraklarda ise, tanrı Amon etkisi devam etmiştir. Bu arada bir vurgulamada bulunmalıyım. Akhenaton’un, tek tanrı inanışından dolayı – Tamam, bu kral ve krallıkta tek tanrı inanışından dolayı bizim inancımız gibi;  Müslüman ve Müslümanlık vardı, diye yanlış düşünceye kapılmayınız. Çünkü Yahudilik, Hristiyanlık inancında da tek tanrı görüş ve emri, mevcuttur. Filimde Hz Yusuf, Akhenatonu akan su içerisinde ve Hristiyanlık geleneğine göre takdis ediyordu.

Akhenaton, MÖ 1342 yılında başkenti El – Amarnaya  taşıdı. Krallığı  süresince önemli savaşlar olmamıştır. Yine bu yılları ifade eden bilgiler;  kil tabletler üzerinde Tel el – Amarna’da define arayanlar tarafından 1880 yılında bulunmuş. Bu tabletlerin örnekleri,  Akat dilinde yazılmış olup Ankara Medeniyetler Müzesinde (gördüm) ‘Amarna mektupları’  olarak adlandırılan bölümde, mevcuttur.

Bu tabletlerdeki yazılımlardan; O günün şartlarına göre Mısırın askeri güç olarak Anadolu da egemenlik süren HİTİT devletinden daha zayıf olduğu bilinmektedir. Öyle ki; Orta doğu topraklarında Siyasi ve toprak olarak Mısıra bağlı olduğu halde,  Hitit  devleti ile antlaşma yapan ve  vergisini bu ülkeye ödeyen prensliklerin olduğu, ansiklopedik bilgidir.

MÖ. 1346 – 1335 yılları, tek tanrılı dinin Mısır’da en etkin olduğu yıllardır. İzlediğim arkeolojik belgeselde, MÖ 1335 yıllarında Kraliçe Nefertiti‘nin bir şekilde ortadan kaybolduğu, ama ölümü hakkında hiç bir  bilgi bulunmadığı, anlatılmıştır.

Arkeolojik Anlatımlardan; Amon Rahipleri ile saraydaki eski tanrıya inanan ve siyasi etkinliği olan kişilerin etkisinde kalan Kraliçe Nefertiti’nin, eski ve yeni tanrı konusunda Kral Akhenaton ile ciddi bir anlaşmazlığa düştüğü vurgulanmaktadır. Bu durum karşısında kral Akhenaton, karısı Nefertiti’yi saraydan çıkarttı. Veya beklenmedik bir gelişme neticesinde, zamanımızda yapılan anlaşmalı boşanmalar gibi kral, kraliçeyi saraydan attı !

Kral ve Kraliçenin hiç erkek çocukları olmadı. Sağlam bulunmuş bazı figürlerde sadece 6 tane kızları betimlenmiş. Gerçi firavunun 2. bir eşi ve bu eşinden oğlu olduğu belirtiliyor ama, siyasi yetki Nefertiti ve kızlarında olduğu için, oğlu yok sayılıyor. Gerçek durum bu şekilde iken, Mısır tarihçilerini de  meraka sevk eden bir gelişme ortaya konuluyor. Kraliçe Nefertiti’nin kaybolması ile birlikte kimine göre hem üvey oğlu hem damadı Tutankamon ve/veya Smenkhare isminde bir erkek, sarayda bulunmaya başlıyor. Bazı kayıt ve açıklamalarda ise kraliçe Nefertiti’nin, Smenkare ismi ile ve makyajlı erkek olarak, tekrar saraya girdiği yönünde görüşler belirtiliyor. Çünkü Smenkare’nin kim olduğu  hakkında geçmişine ait kesin bir bilgi yok. Sarayda bu isimde bir kimsenin varlığı da  bilinmiyor. Bu gelişme bir bakıma dünyanın her yerinde bulunan ve bilinen şekli ile, iktidar içi çatışmalar ve rötuşü şekli olarak algılana bilinir.

Kral, bir kızını  Smenkare ( Nefertiti veya Tutankamon) ile evlendiriyor. Ardından tahtına ortak ve kendisinden sonrada ardılı olarak ilan ediyor.  Akenaton bir süre sonra Smenkare’yi  eski başkent Teb şehrine,  Amon  rahipleri ile görüşmeye gönderiyor. ( Bana göre ortada bir sorun var ki Büyük kral, ortağını  rahiplerle görüşmeye gönderiyor. Değilse neden göndersin!!.) Akhenaton – Smenkare ortak krallığı, 3 yıl sürüyor. İşin garibi Kral Akhenaton ve Smenkare‘ – ve/veya karısı Nefertiti – ‘nin ölümleri M.Ö. 1332  yılında ve birbirine yakın bir zaman içerisinde peş peşe oluyor. Ve Akhenatondan sonra öz oğlu ve damadı Tutankhamon, resmen kral oluyor.

Akhenaton/Smenkare/Nefertiti’nin mumya ve mezarlarının nerede olduğu Firavunlar tarihine ait, 2007 yılı çekimli belgesellerde bile bilinmiyor. Nefertiti hakkındaki ise; Kayınvalide Kraliçe Nefertiti ile damat kral Tutankamon ortaklığı başlıklı yazıma bakınız. Amon Rahipleri ve Amona inananlar,  Akhenaton ve Tutankhamon’un ölümü ile birlikte yaptırdığı her şeyi ve mezarlarını imha ederek, Bir bakıma diyeceğim ama gerçek,  Akhenaton’dan intikamlarını çok acı bir şekilde almışlar.

Akhenaton’un ölümü ile; El Amarna’da  tek tanrıya inananlar ve Güneşe tapanlar için yaptırdığı şehir, yerle bir edilmiş. Bu görüşte olanlarda,  öldürülmüş. Ve böylece  “devrimi istemeyen”  ve  el yapımı “Tanrı” larından vazgeçmek istemeyen  Mısır halkı ile rahipler, eski  başkent Teb’e ve Amon dinine dönmüşler.

Yine izlediğim bir belgeselden yola çıkarak, bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.  Mısır hiyerogliflerinin anlamını çözen Fransız bilim adamının, çözmek için tesadüfen eline aldığı kil tablette, Ramses’in adı vardır. Hiyeroglif yazılarının ilk çözümüne, bir otel odasında başlanılıyor. Bir hiyeroglif  örneği olarak Ramses adını örneklemek istiyorum. Hiyeroglif yazılım şekline göre: Çember‘in  okunuşu = Ra , çemberin ortasındaki nokta = M,   geometrideki Pi işaretinin benzeri olan    ise = S ve S , E ‘nin açıklamasını hatırlamıyorum. (O nun ortasında nokta olduğunu düşünün)  O∏E∏ Ramses

Bu kral ama mecburiyetten, ama aklının erdiği şekil ile, ‘ Tek Tanrı ‘ kavramını benimsediği için, Mısırın hakim tanrısı  Amon’a karşı çıkmıştı. Mısır, gerçekten tanrı Amon’lar ülkesi idi. Akhenaton, bir çok örneklerinde olduğu gibi, elle beslenen  tanrı modelinden sıyrılmak istedi. Burada  ‘beslenen’  sadece put değildi. Putlar sayesinde  rahipler besleniyordu. Rahipler, çok büyük maddi imkanlara sahip olmuşlar, günümüzde örneği olduğu gibi, din sömürüsü ile kendilerine bağladıkları halkı da arkalarına alıp, istemedikleri bir gelişme durumunda, bütün krallara baş kaldırıyorlardı

Kral Akhenaton, hayatı boyunca bu inanışı yaşamış ve yaşatmıştı. Her ne kadar (Hz Yusuf) Kral Akhenaton ölümünün hemen akabinde, yaptırdığı her şey ve  Güneş tanrısı figürleri  yok edilmiş olsa da, zaman içerisinde Mısır halkına aşıladığı TEK TANRI görüşü unutulmamış. Akhenaton’un ölümünden  ≈ 70 yıl sonra insan yapımı olan heykel tanrı  Amon ile tek ilahi tanrı (Güneş) Aton;  MÖ 1200 yıllarında karma iki tanrı ismi ile  Amon – Ra   inanış şekli ile,  Mısıra hakim olmaya başlamış, yaşarken yapmak istediği devrim, ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Böylece dünyada ilk defa bir devlete has,  peygambersiz  tek tanrı inanışı,  Mısır da  hakim olmuştur.

NOT :  Her ne kadar Hz Nuh, Lut , Yakup A.S., Cenabı Allah tarafından kendilerine atfedilen görüşleri  iletmişler isede,  bu inanış ve anlatım sadece kendi halk ve kavimleri içinde kalmıştır. Zamanla unutulan veya terk edilen tek tanrı anlayışının devamı için Allah cc,  başka peygamberler göndermeye devam etti.  Yusuf a.s. dan önce kral  AKHENATON,  babasının etkisi ile  zaten tek tanrılı din  görüşüne sahip veya alakadar idi. Değilse, atalarının ve kendisinin inandığı Amon dinine karşı olan bir kişiyi sarayına neden alsın. Ve Neden Yahudi sülalesinin Mısıra yerleştirilmesine müsaade etsin? Hadi;  Görev vermekte mecbur idi, diyelim. Ama filimde gösterildiği şekildeki Hz Yusuf’un şaşaa’sına ne  demeli? Tek tanrı dinine yatkın olmayan veya C. Allahın hikmeti ile bu inanışa sahip olan bir firavun olmasa idi;  Hz Yusufun Mısırda bu derece etkili olması, bana göre mümkün olamazdı. 01.2011 Mecit  ALBAYRAK

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi ve AİHM kararı.

02.2019 – Türkiye’de devlete ve millete ait fabrikaların nasıl özelleştirildiğini, özelleştirilmeye 1979 yılında karşı çıkan Ecevitin başına neler geldiğini – getirildiğini,  Türkiye’de Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazımda geniş bir manada açıklamaya çalışmış ve bağlantılı olarak,  Seydişehir Eti Alüminyum işçisi ve Seydişehir halkının görüşlerini ilave etmiştim. Bu yazımı, face üzerinden paylaştıktan bir süre sonrası ise kendi adıma kayıtlı sitem, aylarca hackle kalmıştı.

Önce şunu kabul etmek ve vurgulamam lazım. Devlet olmanın gereklerinden biri, geçmiş dönemlerdeki hükümetlerin yapmış olduğu Uluslar arası antlaşmaları –üzerinde tadilat yapma / erteleme veya  Ecevit hükümeti zamanında Eti aluminyumu özelleştirme kapsamı dışına alma gibi yetkisi olsa bile – gelen hükümetlerce uygulamak, uygulamaya hazır hale getirmektir. Yapılan bu antlaşmanın, bir devleti ve milleti yok etme aşaması bilindiği halde kabul etmenin vebali, bu kanunu ilk kabul eden O başbakan ve hükümetinin üzerinedir. O vebal ise; 24 Ocak 1980 kararlarını alan  (12.1979 – 09.1980) Adalet Partisi Hükümeti başbakanı / Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Ekonomiden sorumlu yardımcısı, aynı zamanda geleceğin Anavatan Partisi genel başkanı, başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal üzerinedir.

1980 darbe ve anayasası ise, Adalet Partisi hükümetinin almış olduğu kararların, anayasa kitabına  ve devlet düzenine yerleştirilmesini  sağlamıştır. Kapitalizm ve ABD, dünyada ve özellikle Türkiye üzerinde oynayacağı oyun ve kurallarını, daha önceden yazmış, rafa koymuş ve sırası geldikçe uygulamaya koymaktadır. Bu açıklamamın doğruluğunu anlamak için okumak ve düşünmek, gelişen olayları birbirine düğümlemek,  yeterlidir.

Peki! Bir milletin ve devletinin ekonomik olarak yok edileceği bilindiği halde neden! Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerince  kabul ediliyor, iptal edilemiyor veya değiştirilemiyor! ve uygulanmaya konuluyor?

Müslüman ve Müslümanlıkta  Türk Milleti olarak özümüzde – sözümüzde doğru ve dürüst olmamız gerekirken ne yazık ki yalanı, dolanı, haksızlık etmeyi, çalıp çırpmayı bir HAK olarak görmüş, doğru ve doğrulukları reddetmiş; – Benim memurum işini bilir! göstergesinde olduğu gibi,  yanlışları bile bile ve alkışlayarak – alkışlatılarak hep kabul  etmişizdir. Öyle ki, kendi kendimize bile doğruları söylemekten korkar duruma geldik / getirildik.

AKP Hükümeti, 2003  tarihinden bu tarafa hızlı bir şekilde devam etmekte olan özelleştirme gayretleri neticesinde, sonuca varmak üzeredir. AKP Hükümetinin  adalet, hak, hukuktan dem vurması sadece  meydanlarda estirilen bir rüzgardan öteye gitmiyor. Ozelestirmeler sonucu 68 milyar $ havadan para sahibi oldular ama hala cari, açık  hâlâ artan  dış borç var.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası 1999/2000 yıllarında DSP – MHP – ANAP hükümeti sırasında, özellikle ANAP kanadınca satılma aşamasına getirildi. DSP ve MHP karşı çıktılar. Hatta bir ara Alüminyum Fabrikasının Türkiyede ‘TEK‘ olması mucibince özelleştirilme kapsamı dışına çıkartmak istendi fakat, ANAP karşı çıktı. Ama yinede satılmadı/sattıramadı. AKP, geçmiş Hükümetlerin parça parça yaptığı özelleştirmeleri toptan yapmaya, bir an evvel kapitalizm ve ABD isteklerini yerine getirme ‘gayretine ‘ girdi.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının nihai satışı 17 Haziran 2005 tarihlidir.

Danıştay, 27 kasım 2007 yılında  fabrikanın satışını iptal etti. Lakin bu mercide alınan karar ve uygulanması, özellikle AKP hükümetinin engellemesi, mahkemelerin doğru kararı vermesini engelledi. Ve  Danıştay kararı hükümetce  yok ‘sayıldı’.

Türkiye’de özelleştirmeleri isteyen ABD ve kendi kuruluşu olan Dünya Bankası ile destekçileri olan AB kapitalizmidir. Seydişehir Eti işçisi olarak bu işlemi dava ederken, haklılığımızın Türkiye üzerinde kabul görmeyeceğini bildiğim ve düşündüğüm için tek güvencem, AİHM idi.

Gelelim ferdi Anayasa Mahkemesi başvurularına. Baş vuruda bulunmak kolay. Bir dilekçe ve bu makamın kasasına yatırılacak olan cuzi bir miktar para. Ama iş burada bitmiyor. Edindiğim bilgi doğrultusunda:

Anayasa Mahkemesi (AYM), önce söz konusu davanın içeriğinin olduğu dosyaların ve her bir sayfasının  gerçek olduğunun kanıtı olması için yetkili bir mahkemeye yönlendiriyor. Bu mahkeme ise onayladığı her bir sayfa başına 1,50 lira harç alıyor. Mahkeme açan ben ve biz arkadaşların dosyaları ise ≈ 400 sayfadan oluşuyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine başvuru yolunda avukat ücretininde yeniden verilmesi gerekiyor. Bu şekle göre 400 sayfa x 1,50= 600 lira. + Avukatlık ücreti ile birlikte bu  HAKLI davamızda kişi başı ödememiz gereken kümülatif  ≈  3 – 4,000 lirayı buluyor. Bu masrafı ise dava açan kişilerden kaçımız karşılar yada karşılaya bilir? 2013

Yazımın ilk tarafında AKP Hükümetinin hak, hukuk söylemlerinin sadece meydanlarda kaldığını belirtmiştim. Gerçek anlamda savundukları yönde olsalar idi,  Danıştayın almış olduğu kararı, ertesi gün uygulamaya koyarlardı.

Ama; partisinin başında Adalet olan AKP, mahkeme kararlarının uygulanmasını engellemek için  11 Haziran 2012 tarihinde yeni bir kanun  çıkarttı. Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkarttı.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat; Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan Hükümet  uygulamalarının İPTALİ için açmış olduğu dava neticesinde Danıştayın  Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  Ama nerede adalet? (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır. Kaynak: Meltem Tv

– Başkalarının aleyhinde olan kararların uygulanması veya çıkarılması için gayret gösteren Hükümetimiz, kendi aleyhinde olan kesin bir kararı uygulamamak için her türlü ‘şeytani’ savunma ve uygulamaları ortaya koymaktadır. Hükümet,  alınan son mahkeme kararının karşı iptali için bir üst daireye baş vurdu. Haliyle bu sonuç beklenecek. –

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE. Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağırılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda, malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümetin, Seydişehir ve bazı devlet fabrikalarının özelleştrilmesi hakkında almış olduğu yeni kararları okumak için bu linki tıklamanız, sizin daha geniş bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. BALLI OLMAK GEREKİR BAZEN!!! – Maltepe Ekspres Gazetesi.  07.2013

NOT: Bir arkadaşımızın kişisel olarak açtığı -Özlük hakkının iadesi hakkındaki başvurusu, mahkeme tarafından reddedilmiş. 02.2014

Anayasa Mahkemesinin Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi hakkındaki son, ÖZET kararı –11.04.2014 …..Anayasa Mahkemesi, Oymapınar HES’in özelleştirilmesine, iptal kararı verdi. Kararın gerekçesi, yürütmeye, “sınırlarını bil, yargıyı çiğneme” ültimatomu gibi….Mehmet Cengiz’e bedava verilen ve 1 milyar TL gelir elde edilen Oymapınar HES’in ve Eti Alüminyum’un derhal geri alınması gerekiyor. Bunun dışında iptale konu birçok özelleştirmeye de benzer işlem yapılması gerekiyor. Ancak AKP, yargı kararlarını uygulamıyor. …Oda Tv

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

06.2020 –  ( 28.02.2012 ) Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala BU IŞIKLARIN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİLMEYEN  %90 EHLİYETLİ – EHLİYETSİZ  sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.

Üstelik kuralları bilen ve uygulayan sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.

Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların  sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm. 11.2015

Tekrar 2019 yılında, Belediye binasının güneyindeki yoldan. belediye istikametine çıkan vasıta şoförlerin, doğu/batı yönünde akan trafiği görmeleri için, belediye duvarı veye yanına, dış bükey ayna konulması için  dilekçe verdim, topu Konya BB attılar. 06.2020

Kralın yolunda yürüyen en güzel kişi.

11.2015 – Kral,  halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verir.  Zaman içerisinde yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce,  bu yol üzerinde bir yarışma düzenlemeyi daha uygun bulur. Kral, isteyen her kişinin bu yarışmaya katılabileceğini ayrıca,  – Bu yoldan geçecek en güzel kişiyi’de  belirleyeceğini, ilan ettirir.

Yarışma günü,  insanlar akın akın gelirler. Bazıları  süslü en güzel arabası ile, bazılarıda en güzel elbiselerini giymiştir. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel  biçimde  yaptırmış, kimileri de  en güzel yiyeceklerini yanında getirmiştir. Gençlerden bazılarıda sporcu kıyafetleri içerisinde, yol boyunca yarışmaya hazırlanırlar. Nihayet, gün boyu bütün insanlar bu yoldan gidip – gelirler.

Fakat kralın yanına gelen insanların hepsinin yüzleri asık bir vaziyette, aynı şikayette bulunurlar.  – Yolun bir yerinde iri taşlar  ve  moloz yığınları var. Bu birikintiler yüzünden yürüyüşümüz zor oldu, derler.

Günün sonunda bir yarışmacı kralın yanına, yorgun argın ulaşır. Üstü başı toz toprak içerisindedir. Krala büyük bir saygı ile yönelerek, elinde tuttuğu  altın kesesini uzatır.

 Yarışma yaptığım yol üzerinde yolu tıkayan taş ve moloz yığınlarından yolu temizlemek için uğraşırken, geciktim.   Bu altın kesesini de  moloz yığınları altında buldum.  Bu altın kesesi de size ait olmalı, der ve keseyi krala uzatır.  Kral gülümseyerek cevap verir:

–  O altınlar sana ait.

–  Hayır, benim değil. Benim hiç bir zaman bu kadar çok param olmadı.

– ‘ Evet ‘ der kral  ” Bu altınları sen kazandın ve yarışmanın galibi de  sensin Yoldan, En güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan  geçen en güzel kişi,   ” Ardından gelecekler için, yoldaki engelleri kaldıran kişidir.”

Alıntı:  KÜPE Dergisi .     03. 12. 2011  Cumartesi  –    Mecit  ALBAYRAK

Dünyada ve Türkiyede Deprem ile Jeotermal enerji bölgeleri.

Bu bilgiler, Bilim adamları ve bilimsel sayfalar tarafından açıklanmış teknik bilgiler olup, yorum şekli ile yazmaktayım. 

01.2020 – Önce Tektonik levha/plaka – Fay hattı ve Deprem nedir, nasıl oluşur. Çok beğendiğiniz kahve fincanı 15, tabakta 5-6 parçaya ayrıldı. Yapıştırdınız. Tabak, tektonik plakayı, küçük parçalı fincan ise, fay kırıklarına sahip yeryüzünü temsil ediyor.

Dünyada 9 büyük ANA tektonik plakanın olduğu açıklanmaktadır.  Dünya Atlasına göre bunlar; K. Amerika, G. Amerika, Avrasya, Afrika, Avustralya, GK Antartika, Pasifik Okyanus tabanı, Hintavustralya ve Hindistan yarım  adasıdır.  

Dünyanın merkezi olan çekirdek/magma, devamlı hareket ve erime durumundadır. Mağma bölgesindeki lavın, dünya yüzeyine doğru yaptığı hareket ve basınç neticesinde oluşan lav havuzlarının, ayak bastığımız kimi yerin 5, kimi yerinde 70 km altında olduğu belirtilmektedir. Magma/lav, dünya merkezindeki yüksek ısı nedeni ile sürekli eriyip çoğalma, dışarıya çıkıp azalma yönlü devam etmektedir. Lav hareketlerinin oluşturduğu yüksek itici basınç, tektonik plakaların birleşim noktalarında, ozellikle deniz tabanında dışarıya çıkıp, bitişiğindeki plakayı iterken, altına almakta. Bu sünme ve emme anında oluşan kırılma/boşluk, bu plakanın üzerinde olan kıta taban ve yüzeyinde en fazla/kuvvetli gerilme durumunda olan ülkesinde, depremi oluşturmaktadır.

En büyük 1. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi; Asya/ Amerika/Avusyralya kıta arası Büyük Okyanusun tabanını oluşturan tektonik bölgedir.  Özellikle bu  tektonik plakanın etkisi nedeni ile, üzerindeki toprak ve ülkelerin, kuzeybatı yönünde 7 cm hareket ettigi belirtilmiştir. Bu ülkeler, Güneydoğu Asya, G. Amerika ve Avustralya kıta bölgesinde yer alan okyanus adaları ve Yeni Zellanda dır. 14.12.2019 tarihinde oluşan 5,7 deprem nedeni ile, eskiden var olan yanardağ adacığından, sıcak kül ve gaz çıkışı oldu.

2. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi ise; Asya, Avustralya, Afrika kıtası arasında kalan hint okyanusu ve uzerinde bulunan ülkeler. 

3. deprem bölgesi ise  Hindistan yarımadasının Asya kıta içlerine doğru  ittirdiği Himalaya dağları ve uzantısı üzerinde olan ülke topraklarıdır. ( Tibet, Nepal, Çin, Pakistan, Iran, Türkiye ve AB) Bu itme neticesinde Himalaya dağlarının yılda 2,5 cm yükseldiği belirtilmektedir.

4. tektonik ve deprem bölgesi ise; güneyden kuzeye doğru İzlanda adasının ortasından kuzey kutbuna ulaşan Atlantik tabanı plakasıdır. Bu hat üzerinde daimi tehdit altında olan İzlanda’nın, magmadan çıkan lav nedeni ile, her sene 2,5 cm doğu /batı yönünde genişlediği tespit edilmiştir.

Yukarıda belirttiğim, tektonik plaka ve ülkelerin 7,5 cm kayması ile (kaynak, w.livescience), Himalaya dağları zirvelerindeki 3 ayrı bölgedeki buz katmanlarının 1960/2018 yılları arasında 80 mt kalınlığında eridiği, CIA/NASA tarafından açıklanıp, bu sonuçların, dünyanın güneşe göre ekseninde sapma olmasına neden olduğu belirtilmiştir.

TÜRKİYE DE DEPREM ;

27 Ekim 2019 tarihli bir gazete sayfasında Türkiyede deprem konulu bir konferansa katılan Japon deprem uzmanı ve inşaat mühendisi; 

Türkiyede, birbirinden ayrı hareket eden 6 tane deprem (tektonik plaka değil) plakası olduğunu, bu plakaların ilk hareketininde Nepal, Himalayalardan başlayıp Gürcistan üzerinden etkilendiğini ve bu etkinin Kuzey Anadolu Fay hattı ile devam edip  Yunanistan üzerinden Avrupa kıtasına, Italya ve Ispanyaya kadar uzandığını; Türkiyede deprem olası sıralamasında dünyada 6., ölüm sonuç ve sıralamasında ise 3. derecede en fazla ölümlerin olduğunu belirten Uzman kişi,  deprem şiddetinin 1 artmasının, önceki deprem  şiddetine göre 32 kat fazla olduğunu söylemiş.

 JEOTERMAL ENERJİ

 Jeotermal ısı; Yer Isısı anlamındadır. Genelde deprem bölgesi yerlerinde fazlası ile  oluşmakta ve bulunmaktadır.  Şunu kesin olarak bilmeliyiz ve biliyoruz ki; Jeotermal Kaynak ve Jeotermal Enerjiyi elde etmek için, illa deprem bölgesinin olması gerekmez. Bir bölgede sıcak suyun çıkıyor olması; İlla o bölgenin deprem bölgesi olduğunu göstermez.  Mesela, Büyük Sahra çölünün 1500 mt altına inilirse 65 C’ ve üstü sıcak su çıkacağı ve vahalarda şuan olan bazi bolgelerdeki ılık /sıcak  suyun mağmaya yakın bölgelerden geldiği vurgulanmaktadır.  (BBC)

Bilimsel olarak mağma, ayak bastığımız yüzeyden ortalama 30 km aşağıdan itibaren başlamaktadır. Apartmanlarda olan uzun soba bacası benzeri lav kanallarının, dünyamızın bazı kesimlerinde yer yüzüne daha yakın olduğu  baca uçlarında biriken mağma havuzları sayesinde; Gayzer, sıcak su (kaplıca), buhar ve Yanardağların oluştuğu belirtiliyor.

Yanardağın varlığı ve patlaması, O bölgede depremin olacağı manasına gelmez. Bir bakıma yanardağlar dünyamızın; Çok ısınan banyo kazanlarının üzerinde olan otomatik basınç tahliye fiskiyesi gibi, güvenliğimizi sağlar. Fakat depremin olması, yanardağın oluşmasına, sıcak suların çıkmasına bir etkendir. Sıcak su, istenirse Himalaya dağının tepesinden; Güney Kutup noktasına kadar olan  her yerde*n* Artezyen Sondajlar sayesinde çıkar-tılır.  02.2017

ek bilgi – Bir ara Türkçe yayın yapan Rus RTV kanalında izlemiştim. Kamçakta Adası hem deprem hem fazlası ile sıcak su akarlarının çok olduğu bir bölgedir. Bir yanardağın çevresinde var olan sıcak su kaynakları, geçen zaman içerisinde oluşan bir deprem nedeni ile üzerine kayan 4.5 milyon tonluk toprak ve kayaların altında kalarak, kaybolmuş.  En basitinden şöyle düşünün. Çevremizde olan ve yer altından gelen bir kaynak suyun yönünü, kazılan bir inşaat çukuru, doğal gaz, elektrik yer hattının su akış yönünü değiştirdiği, unutulmamalıdır.

Dünya küresini kapsayan bütün deniz ve okyanus tabanlarında  bulunan jeotermal kaynakların,  dünyada bilinenlerden çok daha fazla olduğu, bilim adamlarınca vurgulanmaktadır. GK Antartika da bile, konisi içerisinde lav bulunan bir yanardağ ile, aktif olmayan iki yanardağ mevcuttur. Öyleki burada aktif olamayan yanardağın çevresinde çıkan sıcak sulara, gezi amaçlı gelen turistler, girmektedirler. Nasa,  2017 yılı itibarı ile, faal 91 adet yanardağın bulunduğunu belirtmektedir. 

ilk defa 1827 yılında İtalyada 1850 li yıllardan itibarende Avrupada başlayan sanayi devrimi ile, bu alanda kullanılmaya başlanılmış, 1905 yılında gine İtalya da, jeotermal elektrik üretimine başlanılmış. 

Bu gün İtalya, ABD, Rusya, Japonya, İzlanda, Filipinler , Yeni Zelanda , Kenya başta olmak üzere 18 ülkede jeotermal  elektrik enerji üretimi büyük ölçüde yapılmaktadır. Kenya, dünyada 8. büyük jeotermal elektrik santrallerine mevcut olup yıllık bazda 514 MV (megavat) elektrik üretilmektedir. – Mart 2016 / Euronews

bilimsel açıklama – Buzlar Ülkesi  İzlanda  (buz) Adası; aynı zamanda lavlardan oluşmuş etkin volkanların olduğu bir adadır. İzlanda adasını K/G istikametinde kesen tektonik plaka yüzünden ada, D/B yönünde her sene 2,5 cm büyümektedir. Üstü buz dağı, altı fırın olan kendine has yanardağları ve ısısı ile apayrı  jeotermal bir bölgedir. 1963 yılında İzlandanın 35 km güneyinde denizde yeni volkanik ada oluştu. İzlanda, Dünyada en fazla jeotermal enerjiyi kullanan ülkesidir. Elektrik Enerjisinin yüzde 81’ini, jeotermal gibi yenilenebilir enerji ( 2019- 575 MW) kaynaklarından sağlıyor. Halkının yarısının evleride, bu sıcak su ile ısıtılmaktadır. Hatta, buzlanmanın önüne geçilmesi için bazı kara yolları, yol altından sıcak su ile ısıtılmaktadır. Kaynak: BBC 

TÜRKİYE DE  JEOTERMAL ENERJİ VE TERMAL BÖLGELERİMİZ :

Türkiye de ilk jeotermal sondaja 1960 yılında Ege  bölgesinde başlanılmış. 1968 yılında Denizli – Kızıldere ile İzmir – Balçova ve Seferihisar da uygun derecede sıcak suya rastlanılmış.

 İzmir – ( Aliağa ilçesinde, denizin suyu ile devamlı karışan ve kendiliğinden çıkan bir termal su kaynağını gördüm) – Manisa – Aydın – Denizli – Balıkesir – Bursa – Yalova – Kütahya – Bolu – Adapazarı – Afyon – Ankara – Kırşehir – Nevşehir – Yozgat – Adıyaman – Van ve Ağrı etkin termal sıcak kaynaklarına sahip illerimizdir. Ülkemizdeki termal kaynaklar genelde,  Ege bölgesi ağırlıklıdır. Bu bölgemizde sıcak su ve elektrik üretiminin  daha fazla olmasının sebebi, sıcak su katmanlarının yüzeye daha yakın ve maliyet masrafının, az olmasındandır. 02.2016

Balıkesir – Gönen  Kütahya – Simav Afyon merkez ve Sandıklı  Kırşehir  merkez ve Kaman  İzmir –  Narlıdere , Balçova Ankara – Kızılcahamam Manisa – Salihli  Ağrı – Diyadin’de bir çok evlerin ve seraların ısıtılması termal sıcak su ile yapılmaktadır. Özellikle bu uygulamalar,  Ege Bölgemizi kapsamakta olup 2 milyon metre kareye yakın seralarda, sıcak su kullanılmaktadır. (2012 verileri)

   Kaplıca kullanımında ise en başta İzmir – Aydın – Afyon – Balıkesir – Adapazarı – Yalova ve Ankara başı çekmektedir. Burada belirtilen termal ısılı kaplıcalarımız, ülke ve yurt dışı bazında tanınan yerlerimizdir. Başka yerlerde küçük çaplı, hatta açık arazide insanlarımızın girdiği sıcak su kaynaklarının olduğu bilinmektedir.  Ağrı’nın 1925 mt yükseltisindeki Diyadin ilçesinde; 70’C ye varan jeotermal su kaynakları mevcuttur. Ülkemizde, sıcaklığı 40’C  ve üstünde olan jeotermal saha sayısı, 1500  den az değildir.

Türkiye’de ilk jeotermal ile elektrik üretimine; 1984 yılında Denizli-Kızıldere’de başlanılmış. Santral, 20.4 MW kapasiteli olarak kurulmuş olup, ancak 15 MW gücü oranında çalıştırılmaktadır.  Jeotermal Elektrik Üretiminde ise, üretimin verimli olması için yüksek ısı gereklidir. Özellikle Ege Bölgesinde bulunan jeotermal kaynakların ısı derecesi 130 ile 232’C  arasındadır. Elektrik üretimi için en az 120 C’ ısı gerekmektedir. Aydın – Denizli ve Çanakkale de olmak üzere 6 yerde jeotermal elektrik üretimi yapılmaktadır.  Aralık 2010  Mecit ALBAYRAK

Fırlatılan Anayasa Kitabının altında yatan gerçekler.

07.2019 – Zaman zaman gazete ve dergilerde; Bülent Ecevit Hükümeti ve Cumhurbaşkanı A. Nejdet Sezer hakkındaki – Kitap fırlatma, haber ve yazılarını okurum. Bizler, bu haberlerin özünü öğrenme zahmetine katlanmayız. Neden ve niçinleri kafamıza takmayız. Haberin bize veriliş ve anlatılış şeklini kabul edip,  bu bilgiye göre olayları anlatır, sorumluyu kötüler veya yükseltiriz.

ÖNCE ŞUNU İDRAK ETMEMİZ DÜŞÜNMEMİZ LAZIM.  T. C.; fırlatılan bir Anayasa kitabından etkilenerek, rüzğarın önünde savrulan bir yaprak durumunda olan bir ”devlet” midir!

Hayır. ”Özünde” geçmişi, temeli olan bir devlet ve millet olarak Bizi, bir rüzgar değil, kasırga bile yerimizden oynatamaz. Ama işin içine maddiyat girince, hele bu maddiyat Avrupa ve Avrupalının elinde olunca, ‘püf’ deseler, beton kalıplar bile yerinden fırlıyor.

Peki; böylesine güçlü bir devlet ve milletiz’de neden bu hallerdeyiz! Eski başbakan yardımcısı Bülent Arınç ne demişti: İsraf olmasa, sizlerden vergi almamıza gerek yok.

Bu konuyu hep merak etmiş ve araştırma yoluna gitmiştim. Elimde şuan bile sakladığım o zamanlar yayınlanan bir makale ile, Cem Uzan zamanında yayınlanan Star gazetesinde köşe yazıları yazan rahmetli Cevher Kantarcı’nın, bu konu hakkında yazdığı ve içeriğini hatırladığım bir makaleden alıntı yaparak Bülent Ecevit’in başına gelen – getirilen durumu ve sonucu, örnekleme şekli ile aktarmaya çalışacağım. Vatandaş olarak, bu konuda yazdıklarımı dikkate almasanız bile, Ecevit’in aleyhinde yazılan ve konuşulan haberler hakkında karşı bir yorumunuzun olması, gerçekleri bilmenize katkı sağlıyacaktır.

Belirttiğim gibi maddiyatın önünde müstesnalar hariç, kimse duramıyor. Maalesef, Ekonomik olarak güçlü bir devlet, olamıyoruz. (.. hatırla..).  Başta Türkiye olmak üzere bir çok devlet; Bilindik şekli ile Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasından (DB) borç para almaktadır. Bu bankaların, borç para isteyen ülkelere belirli bir süre içerisinde verdik ve verecekleri para miktarı bellidir. -örneğin- Zamanımızda bile falanca kişi, falan bankadan aldığı borcu çeşitli nedenlerle ödeyemediğinde, kredi borcunu ödeye bilmek için, tekrar falanca bankadan kredi almakta.

Diğer taraftan; devletimizin elini – ayağını bağlıyan etkenlerden biri’de; adı ve yeri bizim olup , içindeki paralar ”elin” olan borsa, Bu olayların esas etmenlerinden biridir. Azğın ve korkunç olan sermayenin; devleti ve milleti olmadığı gibi, her ülkeden bir sahibi, ortakları ve ‘bir kemik’  adına savunmak yada mecburiyetten susmak zorunda olanları var’dır.

Örnekte olduğu gibi IMF ve DB dan borç para alan devletler, zamanında ödeyemedikleri veya ödemedikleri borçlarını, göz yumulan bir süre sonunda ödemek zorundadırlar. Ödemezler ise; -basından- 1959 yılında Demokrat Parti genel başkanı ve başbakan Adnan Menderes gibi; ABD’den önce alıp – alıp sonrada alamadığın – vermedikleri, devlet olarakta hazinende bulundurmak zorunda olduğun, esasında senin olmayan borç paraları temin etmek için bu sefer; Rusya (Sovyetler Birliğine) gitmek zorunda kalırsın. Akabinde de;  ‘asılırsın’.

Makale içinde belirttiğim yazarların bir tanesi şöyle bir açıklamada bulunmuştu. Anayasa Kitapcığının fırlatıldığı ve Ecevit tarafından yapılan açıklama anlarında; bankalar arası elektronik para transferi (EFT) yapması gereken bir bankada, bu cihazın arızalanması ve / veya elektriklerin kesilmiş olmasından dolayı, karşı banka ile bağlantısı kesilmiş. Bu kesinti, karşı banka, ortak ve mudileri tarafından EFT yi gönder-e-meyen banka tarafından Ecevit’e – Anayasa kitapçığı konusunda gösterdiği bir tepki olarak addedilip, anında kişi veye kişiler tarafından -özellikle- borsa ve bankalarda olan Türk Liraları, hemen dövize geçirilerek, dövizin fırlamasına neden olmuşlar’dır. ( Bence Bu elektrik kesintisi veya arıza, Türk Milleti ve devletinin başına getirilecekler için bir parola olarak addedilmiştir.)

Diğer bir yorum ise, yukarıda örneklediğim yazımla eş anlamlıdır. Ecevit Hükümeti dahil olmak üzere, geçen yıllar içerisinde oluşan bütün Hükümetler, IMF ve DB’dan borç para almış veya antlaşma yapmışlardır.  Bütün veya bazı Hükümetler, alınan borç paranın yetmediği yerlerde, yabancı özel bankalardan yüksek faizli kredi almaktadırlar. örnek : IMF ve DB, devletlere % 10 faizli borç para verdiler ise, şahıs bankaları da; (O gün için uygulanan bankalar arası faiz her ne kadar ise- buna Libor deniliyor) Libor + borç para aldığınız bankanın üzerine koyacağı % 1,5,10,15…..faiz miktarıda hesaplanıp ilgili devletin kasasına veriliyor. Ecevit Hükümetinin IMF ile yaptığı beş milyar dolarlık para antlaşması ve borcunu; AKP ödedi ama, harcayan da AKP hükümetidir. Geçmiş hükümetlerin kazanctan fazla yaptıkları harcamalar nedeni ile  IMF ve DB harici yabancı bankalardan borç para alınma yoluna gidildi.

Bir zamanlar rahmetli Demirel: – Borç, yiğidin kamçısıdır, demişti. Alınan borç yerinde kullanılır ve zamanında ödenir ise bu borç, yiğide onu şevklendiren bir kamçı görevini görür. Yok, alınan borç para, mirasyedi gibi harcanırsa O kamçı; acı ve ıstırap verir. Nitekim ‘O kamçı’, bu millete ıstırap vermiştir. Yaptıkları kime göre doğru, kimine göre yanlış ise’de, kriz akabinde  Türkiye’ye gelen – getirilmek zorunda kalan Kemal Derviş’in yaptıklarını tahmin edip karşı çıkan Ecevit’in başına gelenler – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni –  başlıklı yazım ile bağlantılı bir görüşü ortaya atmaktadır. Sonunda;

T.C. Merkez Bankası; yükselen döviz fiyatlarını durdura bilmek için, yurt içinde günlük ve aylık banka faizlerini % 7000 -yedibin- lere kadar çıkartmak zorunda kalmıştır.

Ama; RTE ve AKP hükümeti zamanında patlak verip 7,5 tl çıkan $ frenleye bilmek için hükümet Uluslar Arası Londra borsasında uygulanan SWAP işlemlerinde $ daha fazla yükselmemesi için TL karşılığı vermiş olduğu faiz % 1350 iken Ecevit hükümeti zamanında aynı yerde verilen faiz % 70 (yurt içinde bankada parası olan miktar ile nerede ise bir devletin kasası sayılacak miktar, Londra borsasında söz konusudur.) Kaynak BBC

İken, Sonuç:

Her iki yazarın görüşlerinden yola çıkarak BBC verdiği bilgiyide ilave ederek sizlere aktardığım yazılar, birbirinden alakasız gibi görünse de, biraz düşünülünce!! bir bağlantı kurulacaktır. Bir iş yerini yükselten / batıran iş yeri sahibi veya -yeni tabir ile- CEO’su olduğu gibi; bir devleti batıran ve yüceltende; ”O” devleti yönetenlerdir. Ama ”O ceo” sadece Ecevit; değildir. 04.03.2016

Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim.

06.2019 – Kızım, Okul öncesi öğretmeni olup atandığı ilk görev yeri 2007-2008 Afyon – Şuhut’un 7 km uzağında olan, Senir köyü idi. Bu köy, üç tarafı kapalı ve engebeli  bir arazi üzerinde. Yakın çevresinde tarım arazisi yok. Hayvancılık, bilinen geçim kaynağı. Yerleşim  bölgesinde bulunan küçük bahçeler ve içindeki yeşillikler ve ağaçlar olmasa, çevresinde yeşil alan hiç yok. Köyün beş km uzağında yaylaları varmış. Gitmek nasip olmadı. Şuhut merkezi ile civar köyleri, tarihi yerleşim bölgesi.

Tarımcılık,  bu yayla bölgesinde yapılıyor. Köyün içinden her daim akan çay, bu bölgeden geliyor. Bu köyden bir önceki yerleşim yeri olan Ortaköy’de yapım anını gördüğüm sulama barajına gelen su, bu köye ait. O zaman görüştüğüm bazı kişiler: – Olan tarım yerlerimiz, elimizden gitmesin diye, barajı kendi bölgemize yapılmasını istemedik, demişlerdi.

Okul, köye hakim bir tepe üzerinde. 2012 yılına kadar sadece iki sınıfta karma eğitim yapılıyordu. Kızımın branşı olan  Okul öncesi öğretmenliği, ilkin ana bina içindeki küçük bir odada (yanılmıyorsa) 6 öğrenci ile başlamıştı. Zaman içerisinde 14 öğrenciye kadar çıktı.

Köyde halıcılık, kızlarımızın geçim kaynağı idi. Gittiğimiz ilk yıllarda bir firma adına, doğal boyalı iplerden halı dokuması yapılıyordu. Sonradan kapandığını duydum, üzüldüm. Gençler ve yeni evliler Senir köyü ve Şuhut’ta çalışma sahası az olduğundan, bu bölgelerde oturmayıp, uzaklara gitmekteler. Haliyle yeni doğumlar azaldı. Akabinde köydeki okulda eğitime ara verilip, öğrenciler 2011 – 2012 öğretim yılında Şuhut’a taşınılmaya başlanıldı. Ben bu ‘kıraç’ toprakları, sevmiştim.

Kızımdan ziyade benim için – İlk göz ağrım idi. Ayrıca yeni göreve başlayan bekar ve yeni evliler için, maddi birikimin olacağı yerlerden biridir. Gönlüm razı olmasa’da 2014 yılı itibari ile kızım ve damadım tayinlerini istediler. Bundan böyle bu yerleşim yerlerindeki anılar, yazılarda ve beyinlerde kalmaya devam edecek. Senir köyü, okulu ve şuan köylerinin delikanlıları olan;  kızımın küçük talebelerinin resimleri için bakınız: Fotoğraflarla Seydişehir, İnsanlar,  Şuhut Senir Köy ve Doğa

Aşağıdaki resimler, Şuhut’un eski tarihi camisinin resterasyonu anında ki görüntüleridir. Selam olsun ”Kocatepe” nin kıraç ve tarih kokan bu topraklarına.  Aşağıdaki resimler Şuhut Merkez camisinin 2014 restarasyon yapım zamanına aittir.  Mart 2014

31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (46)31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (47) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (50) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (52) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (53) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (57) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (63) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (69) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (71)

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

06.2019 – Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim.

Bu tip bir anlatım ve yazılımı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Kraliçenin hayat hikayesi hakkında tarih verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.  Doğumu ve ölüm : M.Ö. 1537 – 1484

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından olan kardeşi, 2. Tutmosis ile 12 yaşında evlendirilmiş. (Mısır kralı ve kraliçesi Akhenaton ile Nefertiti’nin kızı, Akhenaton’un 2. karısından olan oğlu Tutankamon’un evlilikleri gibi.) Bu evlilikten doğan erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve Hatçepsut yönetime geldiler.  1. Tutmosis gibi oğlu 2. Tutmosis,  Hatçepsut’tan olan kızlarını, 2. bir evliliğinden olan oğlu ve kendisinden sonra kral olacak 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında ölüyor. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olması gerekirken; 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda istekli değiller-miş-di.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidar olma şansı ve devamı; ‘Tanrı  Amon’un Kızı Hatçepsut’ yakıştırması ile, ilahi manevi destek‘ bir şekilde sağlandı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla, halledilmiş oldu.

Arkeoloğun duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçepsut ile damadı kral 3. Tutmosis arasında, karşılıklı güvene dayanan, ’empati’ şeklinde bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi‘ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı/üvey oğlu kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut‘a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarı ve lahit odası ile aynı seviyede, lahit odaları arasına ise sadece basit bir duvar ördürerek, mimarı’nın cesedini buraya gömdürüyor.

1903 yılında, Hatçepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, (takma) sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut‘un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis, kral oluyor. 3. Tutmosis kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Hatçepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, 3. Tutmosis’in,  kayın validesi – kraliçeye karşı oluşan gizli düşmanlığından  değil sadece,  siyaseten  alınmış bir karar olduğu, Arkeoloğ tarafından vurgulandı. 04.2014

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

En üste okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aradmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Orta bölümdeki resimler ise;  2008 yılı okul öncesi talebeleri, öğretmenleri olan Kızım Ayşegül, Eşim Zeynep ve kızımın öğretmen arkadaşı Seher

06.2019 – Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine cevap verilecektir. Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. 08.2011 Restorasyonu yapılmakta olan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız.   08 .2014 Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Okul bahçesindeki çocuklarımızın resimleri 2013 tarihinde, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talebelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 – diğer bir yazım için- Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8

Dünyada Türkiyede Arıcılık ve Bal üretimi.

Aradığınız cevap burada yok ise  Sizlerden Arı ve Arıcılık Üzerine Gelen Sorular başlıklı  yazıma bakınız.

04.2019 – Edirne’den –  Kars’a doğru en fazla bal yapan bitkiler olan Ayçiçeği, pamuk, narenciye, pürem, yabani çilek, orman gülü, mera çiçekleri, kekik ve dilfir birbirine benzer, kiriş (pürem gibi uzun ama tek gövdeli, uzun yapraklı. poleni çok olur.), geven, dilfir, hay-ı-t, gevrek otu, sarı çiçek (sünemit) poleni çok olur, keçi boynuzu, pürem, çeşitli meyve ağaçları, akasya, çam, köknar, ladin -son 4 tanesi özellikle salgı balı için-, ıhlamur, kestane, korunga, peygamber çiçeği, misk çiçeği,  kızıl yonca, ballı baba, hardal, fiğ, üçgül, oğul otu, karagan, ada çayı, kızıl çam, kanola, tütün, unutma beni   görülür. İlaveten yağmurun yağmadığı ve havaların sıcak olduğu haziran, ekim ayları içerisinde meşe ağaçlarında   basara balı olur. Bal verimi yüksek olan bitkilerin % 80 kadarı ve 12.000 çeşidinin ülkemizde bulunduğu açıklanıyor.

Unutulmamalıdır ki, çiçekler tozlaşma  yani üreme yaptıkları zaman bol bal verimi olur. Bu durumu ise Allahın izni ile hava, toprak, yağmur  ve kovandaki arı sayısı belirler. Bu şıklar yerli yerinde ve zamanında olursa, bir günde kovana 10 kğ bal geleceği, bilimsel olarak açıklanmaktadır.

Türkiye’de 1960’lı yıllara varmadan önce, çoğunluğu oyma ağaç ve sepet  olan ≈ 1,5 milyon kadar kovan bulunmakta iken fenni kovan, yok denecek kadar az idi. 1960 / 95 ‘li yıllar arasında fenni kovana geçiş başlarken 60’lı yıllarda 6 – 7 Kg olan bal üretimi, 90’lı yıllara gelince  ≈ 15 Kg çıkmış. Haliyle yok denecek kadar azalan sepet kovanlarla beraber, kovan sayısı da ≈ 2,5 milyon dolayına ulaştı.

2011 yıllına gelindiğinde Türkiye de kovan sayısı ≈ 6 milyon  civarında ve yıllık bal üretimi de ≈ 110 bin ton. 2013 Türkiye Arıcılar Birliğinin açıkladığı kayıtlı arıcı sayısı  ise,  56 bin civarında. Arıcılık işini hobi olarak görenler ile birlikte  ≈ 70 bin kişi bulunmaktadır. Geçmiş yıllara göre kovan başı bal üretim ortalaması, 15 kg civarlarında bulunmaktadır.

Zonguldak Kanal 67 tv’de yayınlanan bazı arıcılık proğramlarında belirtildiği üzere; İsrail de  her 3 km mesafede sadece  40 kovanın bulunmasına müsaade edildiği vurgulanmıştı. Kovanlarımı koyduğum yerde ise,  400 mt çap içerisinde 14 arıcı ve ≈ 300 kovan vardı. ( 2012 sezonun da ise 1000 civarında kovan bulunuyordu. 2013 sezonunda 750 kovan) Haliyle kovan başı alınan organik bal miktarı azalmaktadır.

Bal üretimindeki azalmanın sebebi, sadece tabiatta olan bitki çeşitliliğinin azalması değil, eskiden göz alabildiğince uzanan sulak ve yeşillikler içerisindeki ovalarda, 1,5 milyon kovan varken şimdi ölçüsü azalmış mera, susuzluktan kurumuş ülkemiz toprakları üzerinde, 5 milyon kovan -artarak- bulunmaktadır. Yani bal paylaşımı artmış, paylaşılan arazide azalmıştır. . ” Bal çeşitlerinde kaliteDoğa ve İnsan sağlığına genel bakış ”  ve  ” İklim değişiyor, arılar kayboluyor. ”  isimli yazılarıma da  bakabilirsiniz.

Dış ülkelerde’de haliyle kovan artışı olmaktadır. Tabi ki oralarda da bitki örtüsü değişmektedir. Ama, oralarda bize göre hem daha  istekli bir devlet, hem bilinçli arıcı işbirliği ile kayıplar azaltılmaktadır. Bazı ülkelerde ‘kovan başı’ üretim, ilaveleri ile birlikte kimi yer ve zamana  göre, 50- 60 kg’ma kadar çıktığı vurgulanmaktadır.

Diğer bir etkende,  bilinçli arıcının olduğu yerde, bilinçli çiftci olmanında çok büyük avantajları var. Arıcılığı anladık ama çiftçiliğin ne alakası var, derseniz! Çiftçi arkadaşın, özellikle meyve bahçesi olan insanımızın, bu böcek sayesinde olan kazancının en az % 30  arttığı, kesinkes bilinmektedir. Bu bilince sahip ülkelerin çiftçi insanları; Arıcıları meyve ve sebze bahçesine özellikle çağırmakta, arıların getirdiği polen ve bal arıcının olmakla birlikte, ayrıca arıcıya, para ödemektedirler17. YY Avrupalı göçmenler tarafından Kuzey Amerika’ya getirilen bal arısının 2014 yılı itibari ile bu ülkeye olan ekonomik katkısının ≈ 14 milyar $ olduğu açıklanıyor.

Dünya’da kovan sayısı bakımından 1. Çin  2. 2016 yılına ait Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre 7,900.364 kovan ve bu kovanlardan 105,727 ton bal ile 4,440 ton mum üretilmiş oluyorken dünyada bal üretiminde  1. Çin  2. Hindistan  3. Türkiye olduğu 2017 Istanbul Apimondia sunumlarında söylenmişti. 2015

Dünyada Emeklilerin Yaşam Sıralaması

03.2019 – Önce, bu sıralamayı yapan kuruluşların her şeyden önce bir insanın sonrada emekli kişinin yaşam sıralamasını yaparken neleri hesap ettiğine bir bakalım. Ona göre Ülkemizi ve kendinizi tartınız.

A – Yaşam Şartları: Bunun içine insanın kendine, tanıdığına, tanımadığına, hayvanlara. doğaya olan saygınlığı, gelenek. göreneklerine bağlılığı. devletinin kendisine sağladığı imkanlar, adalet, sağlık, ulaşım, elektrik, su, gaz, yiyecek, giyecek…temini, kolaylığı, zorluğu, fiat artışları girer.

B – Emekli maaşı ; 2017 Temmuz itibari ile en az en yüksek işçi maaşı: 1,349 – 2,584 TL en az en yüksek memur maaşı: 1,683 – 6,682 TL Bağkur, tarım ve esnaf maaşları daha düşüktür. (yuvarlatılmış rakamlar) Çalışan en düşük memur 2,418 –  Müsteşar 9,437 TL

C – Kaliteli Hayat: 2019 Mart ayına ait Türk – İş Sendikasının 4 kişilik bir aile için açıkladığı Yoksulluk Sınırı kazancına bakmak lazım. 4 kişi için mecburi -dikkat ediniz mecburi diyorum giyim, (kira), elektrik, su, yakıt, ulaşım (dolmuş), eğitim, sağlık dahil 6,560.00 lira aylık kazancı olmalı. Bunun içinde cafede harcayacağı vede eşine dostuna eli titremeden ısmarlayacağı çay – simit parası ile, falan şehirde bulunan akrabasına giderken harcayacağı para yok. Hele hele, yurt dışı seyahat parası HİÇ YOK. Peki ‘elin gavuru öylemi’!

Emekli olmadan ve olduktan sonrası sahip olduğunuz mal varlığınız. Yazdığım bu 4 şartın ortalamasını ülkesindeki vatandaşlarına sağlayan  43 ülke sıralaması ise;

1 – Norveç  2 – İsviçre  3 – İzlanda  4 – İsveç  5 – Yeni Zelanda  6 – Avustralya  7 – Almanya  8 – Danimarka  9 – Hollanda  10 –  Lüksenburg  11 – Kanada  12 – Finlandiya  13 – Avusturya  14 – İrlanda  15 – Belçika  16 – Çek Cum.  17 – ABD  18 – İngiltere  19 – Eransa  20 – İsrail  21 – Malta  22 – Japonya  23 – G. Kore  24 – Slovenya  25 – Slovakya Cum.  26 – Estonya  27 – Singapur  28 – Polanya  29 – İtalya  30 – Macaristan  31 – Litvanya  32 – Portekiz  33 – İspanya  34 – Latvia  35 – Şili  36 – Kıbrıs  37 – Meksika  38 – Çin  39 – TÜRKİYE  40 – Rusya  41 – Brezilya  42 – Yunanistan  43 – Hindistan   

https://ngam.natixis.com/us/resources/2017-global-retirement-index