Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf.

Bu yazım ile alakalı soru –  yorum ve cevaplarımı, yorum kısmından okumak, düşüncenizi pekiştirmek, veya bilginizi tazelemek isterseniz yazı başlığına ‘tık’layınız. 2015

02.2018 – Mısır tarihi en çok ilgi duyduğum konulardan biridir. Özellikle televizyonlarda geçmiş yıllardan beri yayınlanan belgeselleri, – yazılı not tutarak dinler ve karşılığını ansiklopedilerden araştır’ır’dım. Burada aktaracağım açıklamalar; Mısır tarihi konusunda yetkili olan kişilerin çeşitli  tv lerdeki anlatımları, araştırma sonuç yazıları ve kendi tarihe olan alakam ve araştırmalarım doğrultusunda  yaptığım, yardımcı yorumlarımdır.

Bu yazıma ait bilgilere destek olması ve okuyucunun yorum yapa bilinmesine katkı sağlamak için ilave bilgi: 1960 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Ömer Nasuhi Bilmen‘e ait 1970 ve 2014 basımı Tevrat kitabından sağladığım alıntı eşliğinde Adem A.S. doğumunun,  İnsanlığın  başlangıcı ve tarih olarak sıfır (0) olduğu bilgimiz üzerinden gidersek (gerçeği CC bilir), Adem AS dan günümüze değin kaç yıl geçtiğini rahmetli hocamızın YORUMU  üzerinden (kişisel araştırmalarım ile) birlikte paylaşmak istedim.

  • Adem AS yaradılış tarihini (sıfır) 0 kabul ettiğimizde Adem AS 930 yıl yaşadı,
  • 2242 sene sonra, Nuh Tufanı oldu.
  • 3337 yıl sonra; İbrahim AS doğdu, 3512 yılında öldü
  • 3748 yıl sonra; Musa AS doğdu, 3868 yılında öldü. -bundan sonrası
  • Benim araştırmama göre Tevrat üzerinden giderek, İsa AS kadar ≈ 1450 yıl geçti M.Ö 3868 + M.Ö.1450 + M.S. 2017 = İnsanoğlu; 7335 yıldır fani dünyada yaşamaktadır. Mart 2017
  • livescience.com sitesinden aldığım bilgiye göre Hz Musa’ya peygamberlik görevi M.Ö. 1313 yılında verilmiş. (Tevrat: Hz Musa peygamber olduğunda 80 yaşında buna göre doğumu +80 = MÖ 1393) – İnsanın geçmişi ile dinler arası tarihler, kafa karıştıran durumlardır. Okullarda öğrendiğimiz Akhenaton tarihi ile Hz Yusuf birlikteliğini ölçü aldığımızda, bu sefer Hz Musa’nın doğum tarihi yanlış oluyor. Veya tersini düşünün!!- 27.03.2018

Hz. Yusuf dizisini yaklaşık üç yıldır zevkle seyrediyorum. Ki, ben dizi meraklısı değilim ama, kısmen dini ve tarihi anlatımlar üzerine olması, ilgimi çekmektedir. Burada bir konuya parmak basmak istiyorum. Hz Yusuf filminin etkisinde kalıp; Tamam bu, bu şekildedir, demeyin. Hz Yusuf hakkında gerçek olanlar Kuranda yazılı olanlardır. Misal:  Hz Yusufun sağ kalmasına sebep olan kişi, Tevrat ve filimde Levi; Kuran yorumcuları tarafınca ise, Yahuda gösterilmektedir. Ayrıca Farkında’mısınız bilmiyorum ama filmin ana konusu İslam, Müslümanlık değildir. Dikkat ederseniz, Tapınağın firavun askerlerince ele geçirilmesinden sonra Firavun emir veriyor: Bundan böyle tanrı olarak (tek olduğu için Güneş) ATON‘a  tapınılacak, diyorken;

Esas konu, Züleyha’nın aşkı üzerinedir. Nereden çıkartıyorsun derseniz: 39. bölümde Baş rahip ve yardımcıları    çok tanrılı inancından dolayı, Hz Yusuf ve Akhenaton tarafından yapılan yargılama esnasında Yusuf’un karısı Asenat; Züleyha’nın aşkını savunmak için yargılama anında araya giriyor ve -bahaneye bakan- Akhenaton’da hemen yargılama işlemini  erteliyor!!  Dizinin son bölümünde ise; Hz Yusufun önünde secdeye gelecek olan kardeşlerden Yahuda, Şimona – O peygamber ama İsrail halkı benim adımdan olacak – anılacak, diyor. Geleceği bilen yalnızca Allah’tır. Hz Yusuf ve Hz Muhammed’e bile bu yetki verilmezken; Yahuda yaşadığı tarihten ≈ 600 yıl sonrasını nasıl biliyor? Ve neden!! Filmde ve Kuranda; Mısır halkı; Hz Yusuf yaşarken ve sonrasında İslami yönden Müslümanlığı kabul  etti, ayeti YOK!  25.05.2016

bilgi mahiyetinde yazayım: Hz Yusuf ve Akhenaton un filminde görünen komutan Horemhob’un bir belgesel filmde, sarayla kan bağı olmayan halktan bir kişi ve babasının ‘peynirci’ (mandıra sahibi) olduğu söylenilmişti. Gine ek bir bilgi olarak;  Amenhotep / Akhenaton’un  2. karısından öz oğlu, 1. karısı Nefertiti’nin ise hem üvey oğlu hem damadı olan kral Tutankamon’un mezarının, 1922 yılında sapa sağlam bulunmasının nedeninin;  Akhenaton – Tutankamon – Ay  ( Firavun Ay’ın hikayesi: Ay;  Amonhotep / Akhenaton’un annesi  Ana kraliçe Tia zamanında Tia’nın, akrabası olup sarayda görevlendirilmiş. Önce devlet görevlisi sonra vezir veya danışman olup bir desise ile ölen/öldürtülen Tutankamon’un  hem kız kardeşi hem karısı olan dul kraliçe ile evlenen Ay, firavun olmuş.

Ay‘dan sonra firavun olup tek  tanrıcılığa ‘pek’ inanmayan Horemhop, hem kendi isteği hem Amon rahiplerinin etkisi ile Akhenaton ve Tutankamon’un geçmişlerini anlatan yazılı ve resimli taş, dikit ve tabletleri imha ettirmiş. Böylece arkeologların  Akhenaton hakkında kesin bilgilere ulaşılmaması ile Tutankamon’un mezarının 20. YY kadar sağlam kalmasının nedeni olarak, Horemhop gösterilmektedir……..

Yazımın ana teması; Eski devrimcilerden  IV. Amenhotep  veya kendi yakıştırması ile Aton’a (güneşe) tapan manasında firavun, AKHEN’ATON dur.  Amonhotep ise Amonun memnun olduğu kişi manasında -Vikipedia

Akhenaton,  MÖ 1380 – 1332 yılları arasında yaşamış olup, 18. hanedana mensup firavunlarun 10. idi. Tanrı Amon,  MÖ 2000-1900 zamanında; 12. hanedan tarafından Mısır ülkesinin Hava, Rüzgar, Gemicilerin ve ülkenin TEK BAŞ tanrısı olarak kabul edilmiş. Amon, Mısır halkının baş tanrısı olmakla birlikte başka amaçlar için yapılmış, görev verilmiş çeşitli isimlerde tanrıları da vardı. Mısırdaki çeşitli tanrıların varlığı ve çokluğu, Hz Yusufun fikirleri ve  Akhenaton’un istekleri sayesinde, Tek bir Allah’a indirgenmiştir.

Eski Tanrı Amon’un dini merkezi olan Karnak‘taki tapınakların rahipleri, dini konularda oldukları kadar maddi açıdan da büyük bir güce sahip idiler. O günden bu tarafa tüm Firavunların savaşlarda kazandığı ganimetlerin bir bölümü, tapınaklara otomatikman ayrılıyor ve Rahipler bu sayede, maddi güç sahibi oluyorlardı. Rahiplerin elde ettikleri bu orantısız ve kolay kazanılan maddi güç sayesinde, bazı konularda halkın desteğini de alarak, Firavunlara bile karşı gelebilme durumları  söz konusu oluyordu. Akhenaton ile  babası III Amenofisin rahipleri sevdikleri (dizide) pek söylenemezdi.

Arkeologlar; Akhenaton’un anne tarafının Yahudi olduğu görüşü hakimdir. IV. Amenhotep’in  babası III Amenofis’in karısı ve annesi Tia, saray dışından olan bu ailenin kızıdır.  Hatta  III Amenofis, geleneklerin dışında kayın pederi Yuya ve kayın validesinin cesetlerini, Krallar  Vadisine gömdürdüğünü söylemişlerdi.

Not : Bazı ansiklopedik yazılarda M.Ö. 1500 -1450 yılları arasında İbrani -Yahudi- lerden söz edilmekte ve Suriye taraflarına sefere çıkan firavunların dönüşte Mısıra, bu halktan olan insanların getirildikleri yazılmaktadır. (Büyük Larousse, Ansiklopedik bilgi)

Siz, seyrettiğimiz Hz Yusuf ve firavun filmine bakıp -tamam bu böyledir, demeyin. Filimde tek tanrı düşmanı olarak gösterilen ana kraliçe; Yahudi dinine sahip bir atanın evladı olarak tek tanrıya karşı olması, ne derece doğrudur. Kaldı ki filmin ana konusu, Kuranda geçen konular ile Tevrat’ta geçen isim ve konular etrafında senaryolaştırılmış hareketlerdir. Her ne kadar Yusuf  A.S. mın Akhenaton  üzerinde etkisi varsa da  Akhenaton’un, tek tanrının göstergesi  olarak Güneşi kabul etmesindeki  ilk nedenin, üst paragrafta belirttiğim üzere, tek tanrı inanışına sahip ve Yahudi olduklarını belirttiğim dedesi, anne annesi ve annesi Tia ile  babası 3. Amenofis’in kendisi üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Sanırım din konusunda baba ile oğlunun bu kadar ‘aşırı devrimci‘ olmalarının diğer bir nedeni olarak ta, yine üst paragrafta vurguladığım üzere rahiplerin, firavunlar üzerindeki gelmiş – geçmiş olumsuz etkilerini’de, sayabiliriz.

Yusuf  as. tek tanrı konusunda firavunu etkilemiş ve cesaretlendirmiş olsa da Firavun’un, bizim bildiğimiz  tek Allah anlayışından ziyade;  tek tanrı olarak Güneş‘i  göstermesinin sebebi bana göre ki; -dikkatinizi çekerim, filmde bile firavun Allah/Tanrı/Rab  isminden ziyade tanrı olarak Güneşin  adını söylemektedir- Güneş; tek olarak varlığı herkesçe bilinen ve her gün görünen, inkar edilmesi mümkün olmayan, halkın kolayca ikna edilmesini sağlayan bir örnektir. Bizlerin inandığı -görünmeyen- Tek Allahı anlatsa; halkın ikna edilmesi mümkün olamazdı. Belki Akhenatonu, – Güneş konusunda ikna eden, Hz. Yusuf’tur. Kaldı ki, hiç bir peygamberin kendi halkını bile bir seferde inandıramadığı yada inanmadıkları Kuranda yazmaktadır,  değil mi?

Firavun Akhenaton’un güzelliği ile dillere destan olan karısı Nefertiti‘nin soyu hakkında da, kesin bilgiler mevcut değildir.  Yine arkeologlarca Nefertiti’nin;  Akhenaton’un (yahudi) annesi Tia’nın  yeğeni olduğu hakkında görüş ve anlatımlar mevcuttur. Akhenaton, babasının ölümünden sonra MÖ 1352 yılında, (20 yıl) kral oldu. 1346 yılında Tanrı Amon’a tapınmayı yasaklayıp; Evrensel  yaratıcı güç olarak kabul ettiği  tek tanrı Güneş’e  -Aton’a-  tapınılacağını ve adınıda değiştirerek güneşe tapan  manasında AKHEN(ATON) olduğunu açıklamış.

Akhenaton,  Amon rahipleri ve tapınaklarının dini merkezi olan Karnak  şehrinin bir benzerini, krallık yönetim merkezi olan Teb şehrinin 180 km kuzeyinde Kahire’ye doğru,  Aton’a tapanların dini ve siyasi başkenti olarak; El – Amarna’da  bir şehir kurdurmaya başladı. Teb, eski başkent ve Mısır ülkesinin ortası sayılır. Coğrafi olarak Nil nehrinin ilk doğduğu yer olan Tanzanya toprakları ile Sudan ülkesinden Teb şehrine doğru  olan bölüm Yukarı Mısır,  Teb’den Ak Denize doğru olan bölümede Aşağı Mısır deniliyor. Kralların ellerinde, göğüs üzerinde çapraz olarak tuttukları düz ve çengelli nesneler, iki bölgeli  Mısırı temsil etmektedir.

Amenhotep’in ilk krallık dönemi ve öncesinde tüm  Mısırın Baş Tanrı  Amon idi. Kral Amenhotep / Akhenaton zamanında ise (sadece) Aşağı Mısırın baş  tanrısı Ra -Güneş- olmuştur. Yukarı topraklarda ise, tanrı Amon etkisi devam etmiştir. Bu arada bir vurgulamada bulunmalıyım. Akhenaton’un, tek tanrı inanışından dolayı – Tamam, bu kral ve krallıkta tek tanrı inanışından dolayı bizim inancımız gibi;  Müslüman ve Müslümanlık vardı, diye yanlış düşünceye kapılmayınız. Çünkü Yahudilik, Hristiyanlık inancında da tek tanrı görüş ve emri, mevcuttur. Hatırlayın: Hz Yusuf, Akhenatonu akan su içerisinde ve Hristiyanlık geleneğine göre takdis ediyordu.

Akhenaton, MÖ 1342 yılında başkenti El – Amarnaya  taşıdı. Krallığı  süresince önemli savaşlar olmamıştır. Yine bu yılları ifade eden bilgiler;  kil tabletler üzerinde Tel el – Amarna’da define arayanlar tarafından 1880 yılında bulunmuş. Bu tabletlerin örnekleri,  Akat dilinde yazılmış olup Ankara Medeniyetler Müzesinde ‘Amarna mektupları’  olarak adlandırılan bölümde, mevcuttur.

Bu tabletlerdeki yazılımlardan; O günün şartlarına göre Mısırın askeri güç olarak Anadolu da egemenlik süren HİTİT devletinden daha zayıf olduğu bilinmektedir. Öyle ki; Siyasi ve toprak olarak Mısıra bağlı olduğu halde,  Hitit  devleti ile antlaşma yapan ve  vergisini bu ülkeye ödeyen prensliklerin olduğu, ansiklopedik bilgidir.

MÖ. 1346 – 1335 yılları, tek tanrılı dinin Mısır’da en etkin olduğu yıllardır. İzlediğim arkeolojik belgeselde, MÖ 1335 yıllarında Kraliçe Nefertiti‘nin bir şekilde ortadan kaybolduğu, ama ölümü hakkında hiç bir  bilgi bulunmadığı, anlatılmıştır.

Arkeolojik Anlatımlardan; Amon Rahipleri ile saraydaki eski tanrıya inanan ve siyasi etkinliği olan kişilerin etkisinde kalan Kraliçe Nefertiti’nin, eski ve yeni tanrı konusunda Kral Akhenaton ile ciddi bir anlaşmazlığa düştüğü vurgulanmaktadır. Bu durum karşısında kral Akhenaton, karısı Nefertiti’yi saraydan çıkarttı. Veya beklenmedik bir gelişme neticesinde zamanımızda yapılan anlaşmalı boşanmalar gibi kral, kraliçeyi saraydan attı !

Kral ve Kraliçenin hiç erkek çocukları olmadı. Bu kral ve kraliçeye ait sağlam bulunmuş bazı figürlerde sadece 6 tane kızları betimlenmiş. Gerçi firavunun 2. bir eşi ve bu eşinden oğlu olduğu belirtiliyor ama, siyasi yetki Nefertiti ve kızlarında olduğu için, oğlu yok sayılıyor. Gerçek durum bu şekilde iken, Mısır tarihçilerini de  meraka sevk eden bir gelişme ortaya konuluyor. Kraliçe Nefertiti’nin kaybolması ile birlikte kimine göre hem üvey oğlu hem damadı Tutankamon ve/veya Smenkhare isminde bir erkek, sarayda bulunmaya başlıyor. Bazı kayıt ve açıklamalarda ise kraliçe Nefertiti’nin Smenkare ismi ile ve makyajlı erkek olarak, tekrar saraya girdiği yönünde görüşler belirtiliyor. Çünkü Smenkare’nin kim olduğu  hakkında geçmişine ait kesin bir bilgi yok. Sarayda bu isimde bir kimsenin varlığı da  bilinmiyor. Bu gelişme bir bakıma dünyanın her yerinde bulunan ve bilinen şekli ile, iktidar içi çatışmalar ve rötuşü şekli olarak algılana bilinir.

Kral, bir kızını  Smenkare ( Nefertiti veya Tutankamon) ile evlendiriyor. Ardından tahtına ortak ve kendisinden sonrada ardılı olarak ilan ediyor.  Akenaton bir süre sonra Smenkhare’yi  eski başkent Teb şehrine,  Amon  rahipleri ile görüşmeye gönderiyor. ( Bana göre ortada bir sorun var ki Büyük kral, ortağını  rahiplerle görüşmeye gönderiyor. Değilse neden göndersin!!.) Akhenaton –  Smenkare ortak krallığı, 3 yıl sürüyor. İşin garibi Kral Akhenaton ve Smenkare‘ – ve/veya karısı Nefertiti – ‘nin ölümleri M.Ö. 1332  yılında ve birbirine yakın bir zaman içerisinde peş peşe oluyor. Ve Akhenatondan sonra öz oğlu ve damadı Tutankhamon, resmen kral oluyor.

Akhenaton/Smenkare’nin mumya ve mezarlarının nerede olduğu Firavunlar tarihine ait, 2007 yılı çekimli belgesellerde bile bilinmiyor. Nefertiti hakkındaki ise; Kayınvalide Kraliçe Nefertiti ile damat kral Tutankamon ortaklığı başlıklı yazıma bakınız. Amon Rahipleri ve Amona inananlar,  Akhenaton ve Tutankhamon’un ölümü ile birlikte yaptırdığı her şeyi ve mezarlarını imha ederek, Bir bakıma diyeceğim ama gerçek,  Akhenaton’dan intikamlarını çok acı bir şekilde almışlar.

Akhenaton’un ölümü ile; El Amarna’da  tek tanrıya inananlar ve Güneşe tapanlar için yaptırdığı şehir yerle bir edilmiş. Bu görüşte olanlarda,  öldürülmüş. Ve böylece  “devrimi istemeyen”  ve  el yapımı “Tanrı” larından vazgeçmek istemeyen  Mısır halkı ile rahipler, eski  başkent Teb’e ve Amon dinine dönmüşler.

Yine izlediğim bir belgeselden yola çıkarak, bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.  Mısır hiyerogliflerinin anlamını çözen Fransız bilim adamının, çözmek için tesadüfen eline aldığı kil tablette, Ramses’in adı vardır. Hiyeroglif yazılarının ilk çözümüne, bir otel odasında başlanılıyor. Bir hiyeroglif  örneği olarak Ramses adını örneklemek istiyorum. Hiyeroglif yazılım şekline göre: Çember  okunuşu = Ra , çemberin ortasındaki nokta = M,   geometrideki Pi işaretinin benzeri olan    ise = S ve S , E ‘nin açıklamasını hatırlamıyorum. (O nun ortasında nokta olduğunu düşünün)  O∏E∏ Ramses

Bu kral ama mecburiyetten, ama aklının erdiği şekil ile, ‘ Tek Tanrı ‘ kavramını benimsediği için, Mısırın hakim tanrısı  Amon’a karşı çıkmıştı. Mısır, gerçekten tanrı Amon’lar ülkesi idi. Akhenaton, bir çok örneklerinde olduğu gibi, elle beslenen  tanrı modelinden sıyrılmak istedi. Burada  ‘beslenen’  sadece put değildi. Putlar sayesinde  rahipler besleniyordu. Rahipler, çok büyük maddi imkanlara sahip olmuşlar, din sömürüsü ile kendilerine bağladıkları halkı da arkalarına alıp, istemedikleri bir gelişme durumunda, bütün krallara baş kaldırıyorlardı

Kral Akhenaton, hayatı boyunca bu inanışı yaşamış ve yaşatmıştı. Her ne kadar (Hz Yusuf) Kral Akhenaton ölümünün hemen akabinde, yaptırdığı her şey ve  Güneş tanrısı figürleri  yok edilmiş olsa da, zaman içerisinde Mısır halkına aşıladığı TEK TANRI görüşü unutulmamış. Akhenaton’un ölümünden  ≈ 70 yıl sonra insan yapımı olan heykel tanrı  Amon ile tek ilahi tanrı (Güneş) Aton;  MÖ 1200 yıllarında karma iki tanrı ismi ile  Amon – Ra   inanış şekli ile,  Mısıra hakim olmaya başlamış, yaşarken yapmak istediği devrim, ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Böylece dünyada ilk defa bir devlete has,  peygambersiz  tek tanrı inanışı,  Mısır da  hakim olmuştur.

NOT :  Her ne kadar Hz Nuh, Lut , Yakup A.S., Cenabı Allah tarafından kendilerine atfedilen görüşleri  iletmişler isede,  bu inanış ve anlatım sadece kendi halk ve kavimleri içinde kalmıştır. Zamanla unutulan veya terk edilen tek tanrı anlayışının devamı için Allah cc,  başka peygamberler göndermeye devam etti.  Yusuf a.s. dan önce kral  AKHENATON,  babasının etkisi ile  zaten tek tanrılı din  görüşüne sahip veya alakadar idi. Değilse, atalarının ve kendisinin inandığı Amon dinine karşı olan bir kişiyi sarayına neden alsın. Neden Yahudi sülalesinin Mısıra yerleştirilmesine müsaade etsin? Hadi;  Görev vermekte mecbur idi, diyelim. Ama filimde gösterildiği şekildeki Hz Yusuf’un şaşa’sına ne  demeli? Tek tanrı dinine yatkın olmayan veya C. Allahın hikmeti ile bu inanışa sahip olan bir firavun olmasa idi;  Hz Yusufun Mısırda bu derece etkili olması bana göre mümkün olamazdı. Ama bu inanış şekli, tek olan Güneş üzerinden idi.  01.2011    Mecit  ALBAYRAK

“Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf.” için 10 cevap

  1. A- merhaba, kitaplara bakıldığında, allahın geçmişteki olaydan bahsetmesinin sebebinin tarihsel doğrulama olmadığını, asıl sebebin oradaki ortamları ve hayatı anlatması hatırlatması olduğunu görürüz,B- hatta bir çok şeyde müteşabih diye bahseder rakamların yada benzerlerin peşine düşüp, muhkemleri hiçe sayanlardan ve bunun böyle olmasının bir imtihan olduğundan bahseder.C- Mısır tarihi ile tevratı ayırmak mümkün değil gibi , fakat şunu bilerek bakmalı insan bu tarihe, özellikle tevrat diye bilinen kitapta, yahudiler soy kutsaması için bazı soyların isimlerini ve soy ağaçlarını vermiştir. bunun yanında yıllardan bahsetmişlerdir. Tevratın günümüze gelişini esas aldığımızda bunların doğru olması çok zordur,D- kaldı ki yukarıdaki genel vahiy mantığına da terstir. E- Diğer bir konu ise mısır kralları yada firavunları ile ilgili her kaynak farklı yıllar vermekte, bazen aynı şahıs için 200 yıl farklar görünüyor. Sık sık isim değiştirmeleri ve kralara takılan isim yada lakapların benzer olmasıda tespiti zorlaştırmakta. örneğin tarihte yusufa benzer ismi olduğu için, yusuf ile ilgili var sayım oradan başlatılmakta, F-yada talut calut örneği gibi, biri çıkıp o davuttu diyebiliyor, değildir yada öyledir demiyorum. G- Fakat bu yollarla tespit yapıp , sonrasında, öncesinde aynı yollarla tespit yapılmış tarihleri yok saymak, akılsızca bir yaklaşım olur. H- İnsan her şeyi bilmediğini, bilemeceğini bilmeli, socrates gibi. o dönemki ortamlar ile beraber düşünmekte fayda var. I- Bu yukarıdaki yazılar beni bir yerlere yönlendirmeye o tarihe inmeye çalışmaya iletti. Amaç buysa teşekkürler faydası oldu.

    1. Merhaba, AS. Yazınız içerisinde ki bazı ayrımların ve cümlelerin düzenlemesini yapıp, vurguladığınız bölümlerin takibini kolayca yapabilmek içinde başlık diye ayırdığım yerlere büyük harfler yerleştirdim. Yazınızı, bu harf sırasına göre yorumlamaya çalışacağım. A-B- Belirttiğiniz üzere, dini konularda tarih üzerine gidilecek olursa, hele bu tarihleme insanlar arasında yapılıyorsa sonuç çıkmaza ve şüpheye dayanır. C- Belirttiğiniz üzere Yakup AS ile israillerin yüzyıllarca Mısırda kaldığı kabul edildiğinde Tevratın, Mısır halkı ve tarihi üzerindeki etkisi kaçınılmazdır. (Yazı ve düşünceniz üzerine hala okumakta olduğum tevrat kitabındaki kast ettiğiniz konulara tekrar göz attım (Kuranın tercümesini karşılaştırmalı olarak okudum) Yıllar konusunda kitabın basımı ile alakalı yere telefon açıp, verilen tarihler hakkındaki şüphe ve sorularımı aylar öncesi ilettim ve belirgin bir cevap alamadım. -kaldı ki size yazdığım bazı satırlar, yukarıdaki yazılarımın içinde mevcut-) D- vahiy mantığı ile neyi kast ettiğinizi tam anlayamadım, açıklarsanız sevinirim. E- Mısır ve firavunlar tarihi, üzerine eski kitap ve ansiklopedileri dikkate almanızı öneririm -ayrıca arama motorundaki Vikipedi sütünlarını dikkate alınız, buradaki bilgiler eski yeni birbirine yakın aynı tarih ve isimlerdir.- F- Kuranda Talut ve Calut diye geçen isimler ile tevrattaki de aynı konu farklı isimlerdir. Kuranda Talut’un İmanlı İsrail kralı olduğu yazar. Tevratta bu kişi Kral Saul’dur. Callut ise Filistinli olup O gün için Allaha inanmayan kişidir. Tevratta Golyat, diye adı geçer. Davut, O savaş anında sade bir kişidir ama kimsenin yenemediği Callutu, attığı sapan taşı ile öldürmüş ve Allahın isteği ile kral ve peygamber olmuştur. G- Dini olaylar ve kişiler hakkında tarihi rakamlar verirken, okuduğumuz tarih kitaplarındaki tarihleri esas almaya çalışırken,Tevrattaki verilen rakamlarıda atlamadım. H- Bunları yazarkende, bir iddiada bulunmadım -belirttiğim gibi gerekli yerle telefon edip konuştum) I- Vurguladığınız üzere amacım kişilere fikrimi dikte etmek değil bilgi içeriğinde yorum yapmalarında kolaylık sağlamak vede http://www.mecitalbayrak.com/once-musluman-mi-yoksa-turkmuyuz-ve-meluncanlar başlıklı yazımda vurguladığım üzere Kuranı anlayarak okumalarını tavsiye etmişliğim vardır. Sayfalarımda görüşe bilme niyetimle, sağlıcakla kalınız.

      1. Size yazdığım ilk yorum , çalışma yaptığım m.ö 1400 ile m.ö1100 arası dökümanlarla ilgili sitenize arama motorlarınca yönlendirilmiş olmamdır. Okudğum yazıda özellikle talut u davut olmasını ilişkilendirmişşiniz , olur yada olamaz mesele bu değil . Mesele sizin çıktığınız yolla davut peygamberi mö2500 de de bulabiliriz. Talut calut olayının aynısı tüm ırkların kültüründe vardır , sadece isimler farklıdır bakın çin-türk. yada yunan fark etmez. Ben sizin bu yaklaşımınıza dair yazdım. Diğer konu ise vahiy mantığı dediğim konu . Tevrat metinlerinin bir kısmı , belirli şekilde vahiy mantığından ayrı soy tanımıyla yapılmış , bunu kuran ve incil ana metinlerine bakarak bulabiliyorsunuz (paclus eklemeleri hariç) bu yüzden incil ana metinleri diyorum. Tevratın geri kalan bölümlerinde de örneğin mika yeremya yeşeya vs kordinatlar içinde , vahiy mesajı kenara bırakılıp soy yada şahışlar hakkında bilgi verilmez. bahsetmek istediğim vahiy mantığı bu. ama dediğim gibi m.ö1400 arası ve mö 1100 arası çalısmama yardımcı olacak bir ip ucunuz varsa yorumunuzu tavsiyenizi bekliyorum. otarihi özellikle seçme sebebim yusuf peygamber ve musa peygamber arası mısır tarihi ve orda yaşananlar ile ilgili konular. Tabi mısır deyince hittitlersiz bir mısır yok o dönem hatta biraz ilerisinde karkaslar vs . bir tavsiyeniz varsa bekliyorum

        1. Son gönderdiğiniz yorum yazınız içinde yer alan ……ama dediğim gibi m.ö1400 arası ve mö 1100 arası çalısmama yardımcı olacak bir ip ucunuz varsa yorumunuzu tavsiyenizi bekliyorum…. görüş ve isteğinizin, benim 6 Eylül 2015 tarihinde, saat 01:38 tarih ve saatli açıklamam içindeki son satırlarda kast ettiğiniz tarihlerle uyumlu olduğunu fark ettim. o bölüm içindeki görüşlerim haricinde yapacağım bir açıklamam yok. sanırım O yazım sizin ihtiyaçlarınızı görecek veye çok uzaklarda aynı konu hakkında aynı görüşlerde bulunmuşluğumuz açısından kısmen – doğruluğunu- ortaya koyacaktır. Bu yorumum üzerinden yapacağınız bilgi teatisi belki size faydalı olacaktır. Bunun haricinde şuan size iletebileceğim bir düşüncem yok, ama çalışmanız hakkında daha geniş bir bilgi verir ve bunun üzerine bilgi aktarımı isterseniz yardımcı olmaya çalışırım.

  2. Mehabalar…
    tutankamon efsanesi filmini izledkten sonra merak ettigim ay yani vezir olarak karakterize edilen figürü merak ederekten sitenizi rastladım. Yazılan yorumların hepsi olmasada çoğunu okudum.
    Benim düşüncem o ki;
    A – Bir ülkenin dini inanışını değiştirmek zor bir durumdur ama Allah isterse herşey mümkün olduğuna kesinlikle inandığımıza göre hz Yusuf’u mısırın sahibi yapması inanılamayacak bir durum değildir.
    B- Hz Yusuf ve onun dinine tabi olan akenatonun dönemine ait olan bilgilerin az olmazının nedeni (bu benim şahsi fikrim) putperestliği yıktıktan sonra Allaha tamamen yönelip (müslümanlıkta olduğu gibi) fazla resimli figürlü yazıtlar heykeller yapmamış olmamaları büyük bir ihtimaldir. Bu nedenle Hz yusufa ait bilgilerin tam bir muamma olusu bundan kaynaklı olabilir. C- Ve tabiki sonrasında gelen kralların tekrar eski dinlerine dönmesi şeytanın boş durmadığını açıkça göstermektedir ki tek tanrılı dine ait olan tüm bilgilerin yok edilişi tesadüf değildir. Tabiki şeytan işini yapacak ki sonrakiler etkilenmemeli bu sebeble ra nın doğuşu ve daha sonra amon-ra ya tapmaları bundan olabilir.
    D- Tabiki arkeolojik kazı yapanlar kendilerine göre yorumlayabilirler ve müslüman olmadıkları için peygamberleri yok saymaları normaldir. Şu gerçek ki tek bozulmadan günümüze ulaşan tek eser Kuran-ı Kerim olduğuna göre geri kalan herşey bozulmaya mahkumdur.
    Bunlar kendi fikrim ve düşüncelerimdir. Şahsi algılamayın lütfen.
    Saygılar…..

    1. Düşüncelerinize hiç bir + – fikir yazmak istemeden sadece yayınlamak istedim . Ama, bir iki düşüncemi ilave etmez isem pek yakışık almaz diyerek kendimce konu başlıklarını şıklara ayırıp kendi düşüncemi ilave etmek istedim. A_ Alahın, her şey hakkında düşündükleri ve yapmak istediği + – niyetlerine kimse engel olamaz Ki, Hz yusuf yaşadığı müddetcede Mısırın sahibi olmuş (sayılır) B- Bütün eski medeniyetlerde olduğu gibi Mısır tarihininde, yer üstü ve yeraltı bir çok tanrıları vardı. Hz Yusuf Mısır halkına ve Kuranda belirtildiği üzere ilk defa hapishanede, hapis arkadaşlarına TEK TANRI bildirisini yapıyor. Kuranın Yusuf suresinin başka yerlerinde Mısır halkını Tek Tanrıcılığa yönlendirdiği hakkında bir ayet yok yanlız, hapishanedeki konuşması üzerinden bu çağrıyı Mısır halkı üzerine yönlendire biliriz. Aynı surenin 109. ayetinde C. Allah gönderdiği peygamberlerinin; O peygamberin KENDİ HALIKINDAN seçtiğini vurğuluyor. Bu ne demek, Yusuf AS Mısır halkına tek tanrı kavramını aşılamıştır ama Kuranın hiç bir yerinde Mısır halkının tek tanrı görüşüne döndüğü yazılı değildir. Sadece, ilk belirtilerini yaymıştır. Kaldı ki; C- Hz Muhammede bile kendi halkı inanmamış, putlarını bir anda ve HİÇ yok etmemişlerdir. Bu durum Hz Musa ve İsa As. zamanındada böyle olmuştur. Müslümanlığın özü: Allahın varlığına ve birliğine katıksız inanmaktır. Kuran ayetleri içerisinde HZ isaya inananan havarilerden MÜSLÜMAN olarak yazılıdır. Günümüzde bile müslüman olarak bizlerin GERÇEK müslüman olduğumuzu kim iddia ede bilir. Ben kendimi gerçek müslüman olarak bile göremiyorum ken; Akhenatondan sonra gelenlerin şeytan olduğunu belirtmek, günümüz ölçütlerine göre onlara Haksızlık yaptığımız, ortaya çıkmaz mı? D – Günümüz dünyasında bile HZ Musa ve Hz İsanın ilk anlatımlarını kabul eden herkes, Müslümandır – Dinler arası diyaloğa İNANMAM lakin döğru bildiklerimide yazmak zorundayım.- Sonuçta O dinsizlere beyni veren C Allahın kendisidir. Yazı ve yorumları baştan okursanız, biraz daha değişik yorumlara sahip olacağınıza eminim. Mesela ben; Sizin bu yazınızdan sonra Hz Yusuf suresini baştan ve tekrar okudum. Sağlıcakla kalınız. Yinede bir düşünceniz olursa, yazınız.

  3. Sn.Albayrak;
    Bu detaylı ve güzel çalışmanız için size çok teşekkür ederim.Tarihin uzun bir döneminin bu kadar güzel özetini başka bir yerde bulamamıştım.Uzun zamandan beri kafama takılan bir soruya ciddi ve doyurucu bir cevap bulmuş olmam yardımcı olduğunuz için size tekrar teşekkür ederim.Uzun bir Firaun hanedanları yönetimi yaşanmış olan Mısır tarihi anlatılırken Kuran’da 143 defa Firaun kelimesi kullanılmışken Hz.Yusuf kıssası anlatılırken ”Aziz” ve ”Kral” kelimelerinin kullanılması dikkatimi çekiyordu.Yukarıda verdiğiniz bilgiler ışığında Hz.Yusuf dönemindeki kralın Firaun soyunun devamından gelmesine rağmen ‘Tek Tanrı’ inancına sahip olması nedeniyle Kuran;ona aziz veya kral diye hitap ederek Firaun’lardan ayırmış oluyor.Çok ciddi bir tarihi detaya ve bilgiye yer vermiş oluyor.Bu bilgiyi ise ben;Kuran’ın Allah kelamı ve çağlar üstü bir mucize olmasına delil kabul ediyorum.Bu yorumumu sizinle paylaşmak istedim.Sizin de bu konuda fikrinizi almak beni memnun edecektir.
    Selam ve saygıyla. Dr.Yusuf Vehbi Ocak

    1. Sn Ocak;
      Övgüleriniz için ben size teşekkür ederim. Çünkü sizler sayesinde takdir edilme zevkine ulaşıyorum. Düşüncelerinizin sonunda belirttiğiniz üzere Kuran, çağlar üstü bir yetki ve anlatıma sahiptir. Yalnız bu iddiamı sürdürecek Kuran içindeki örnekleri belirtme imkanım -şuan için- çok değil. Bilginiz üzere Sadece birbirine karışmayan tatlı ve tuzlu su örneğini vere bilirim. Yalnız bir konuda şunu belirtmek isterim. Kral ile Aziz AYRI kişilerdir. Mesela, hapse atılan kişileri anlatan surelerden sonrasını okursanız Aziz ile Kralın farklı kişiler olduğunu tespit edersiniz. Sayın Ocak, Selam Allahtan makam ve şahsınıza saygı, bizdendir.

  4. H.z Yusuf ve h.z Muhammed s.a.v hazretlerine bile geleceği bilme yetkisi verilmedi diyorsun
    O hal de şu sorumu cevapla İstanbul u feth eden komutan ne güzel komutandır diyen peygamber efendimiz değil miydi bunun bu sözüne nail olan Fatih Sultan Mehmet değil miydi

    1. Peygamberimizin böyle bir hadisi yok. Yorum kısmında belirttiğim gibi C. Allah peygamberimize; Senden öncekilere mucize vermiştim, inanmadılar sanda versem inanmazlardı diye ayeti olduğu halde; Peygamberimiz parmağı ile ayı ikiye böldü, diye hadis – rivayet var. Siz hadis ve rivayetleremi yoksa hadisleremi inanırsınız! Dolayısı ile, Istanbulun fethi hadiside, uydurmadır. İlaveten müşrikler peygamberimize kıyametin ne zaman kopacağı, kopacağından emin isen şimdi kopartmasını iste dediklerinde – Gelecek Allahın katındadır, demiştir. İnşallah, cevaplarım sizin için yeterlidir. Alakanıza teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir