Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Arı hastalıklarının tümü ve Varroa.

Not; Buradaki bilgiler 2017 Apimondia, yetkili kişilerin açıklamaları, özellikle arıcılık konusunda etkin olan yabancı işletme sitelerinden yaptırdığım tercüme ve yakın ustalarımdan öğrendiğim bilgiler doğrultusunda edindiğim, tecrübelerimdir.

09.2021 – Amerikan Yavru Çürüklüğü (AYC): Yabancı bilimsel sayfalarda yaptığım araştırmaya göre bu hastalık, Dünyada en yaygın arı hastalıklarının başında geliyor. Yaz / kış mevsiminde kovanda yiyeceği olmayan işçi arıların sindirim sisteminde oluşan bir bakteriden kaynaklandığı belirtilmektedir. [Apimondia– Bu konuda açıklama yapan kişiye hastalığın nedenini sordum: Topraktan aldığı bir (mikrop) bakteriden dolayı, demişti! İki açıklamayıda birleştirdiğimizde ise! Açlık çeken arı (nektar bal yok’ki), toprakta bir yiyecek aramasına başlıyor ve bakteriyi kapıyor.] Bu hastalığa yakalanan bir tek arı; dışarıdan verilen şerbet ile hastalık mikrobunu, TÜM peteklere geçiriyor. Bakteri bulaşmış bu şerbetide, petek gözlerinde olan larvalara bal polen karışımı olarak verdiğinde mikrop, zamanla kapalı göz içerisindeki larvanın ölmesine neden oluyor. Ve geçen zaman içerisinde hasta arıda ölüyor. Dikkatinizi çekerim! Bu hastalık günlük, larva ve pupalara etki ediyor. Yetişkin arıya zararı olmuyor.

Arıda amerikan yavru çürüklüğü AYC Belirtisi ise: Arı şerbeti yemez, koloni aşırı derecede azalır, kapalı göz kapaklarının tam orta yerinde küçük iğne deliği gibi, delik olur ve bu delikli yerlere kürdan vari bir çöp sokulup çekildiğinde ise, aşırı derecede pis kokan, sümüksü bir sıvı sünerek çıkar.

2017 Apimondia – Konferansta – Hastalık nasıl yayılıyor diye sorduğumda? Ölen arıdan bulaşıyor/ bulaşmış oluyor, demişti. Kovan içi ve dışında bu arı ile temas eden diğer arılara,Hastalıklı kovanın arıları veya peteklerinin başka kovanlara verilmesi ileKullandığımız arı ve arıcı malzemeleri ile Kovanlar arası yapılan yağmacılık sebebi ile, olmaktadır.

Temizlik şekli ise: Önce kapalı, açık yavrulu ve yavrusuz tüm ballı çitaları kovanlığın biraz uzağında yakıp, gömünüz (mecbursunuz). Hastalıklı ana dahil tüm arıların hepsini başka temiz bir kovana koyup, peteksiz  akşam vakti 5 km uzağa götürünüz. –başkasının kovanlarınada yakın olmasın–  Hastalıklı ağaç kovanınızın içine  pürümüz alevini tutup gezdirin. Diğer kullandığınız ağaç ve plastik kovanları arı ve arıcı malzemelerinizi  5 lt su + 1 lt çamaşır suyu ile yıkamanız şart. Bu su ile yıkadığınız her şeyi açık havada, güneş altında, kurutunuz. Değilse bu kokudan arılarınız ölür. Ertesi gün akşam vakti fısfıs ile4 lt şekerli şerbete, 50 gr  Terramycine  hazırlayıp 5 km uzaktaki arılarınızın yanına gidip kovan içindeki arıların üzerine püskürtünüz. Bu işlemi her 3 günde bir akşam vakti ve 4 kere (12 gün)  uygulayınız. İlk ilaçlı şerbeti verdiğinizden 2 gün sonrası, bu kovana hazır veya boş petek veriniz. Yalnız şerbet vermeyin. 13 – 15 gün sonra tekrar  eski yerine getiriniz. Unutmayın, bu kovanın petek ve balında zehir var

Ayrıca ana maddesi (içeriklerini bilmiyorum, yabancı sitelerden aldım)  Oksitetrasilin, Tilosin tartratı veya Lincomycin hidroklorür olan ilaçlardan birini  şerbet veya pudra şekeri ile karıştırıp veriniz. Yalnız bu ilaçlar bal sagımından enaz 35 gün öncesi verilmelidir   Apimondiadan: Amerikan Yavru Çürüklüğü için Kekik Yağı ekstratının 10 ml kadarını şerbet ile karıştırıp fısfıs ile (aynı sürelerde) püskürtün. 3.2014

arılarda yavru atma veya kireç hastalığı nedir; Yavru atma olayı, beyaz, etli ölü arının, pupa şeklidir. Beyaz renkte kireç halini almış larva ölümlerinede Kireç Hastalığı denir. Larva açık pupa kapalı gözlerde olur. Bu durum özellikle sonbahar, kış ve aylarında arının azlığı ve soğuk havanın etkisi ile bağlantılıdır. İyi günlerde ana arı günlük atar. Günlükleri ve kapalı yavruları besleyecek ve koruyacak, genç ve yaşlı arılardır. Ara ara oluşan soğuk ve rüzğar nedeni ile, petek alt bölmelerinde dolaşırken üşüyen tüm arılar, bir yerde toplanmaya başlar. Bu toplanmanın neticesinde yetişkin arının gezinmediği petek içindeki günlük, larva ve pupa açık, taze kapalı yavru arılar üşür ve ölür. Ölen larvaların görünen şekli Ölen larva ve pupalar yetişkin arılarca dışarıya atılır. arılarda yavru atma ve kireç hastalığına tavsiyem: Bahar aylarında, Uçuş deliği önünü önden tamamen kapatacak -yanlar açık- şekli ile uçuş tahtasına teneke kesip daima duracak şekli ile tutturunuz. Esen rüzgarı keser. 01.01.2011,,

Nosema neden olur ;  Nosema veya Nosemosis, ileri hallerde arının ölümüne neden olan, arıların orta bağırsağında gelişen bir parazit hastalığıdır. Nosema hastalığı nedenleri ancak laboratuvar ortamında tespit edilir. Bu hastalık özellikle kış mevsiminde olup ilk baharda soğuk ve uzun yağmurlu geçen aylarda bile görülür. Nedenleri olarak kovan içindeki nem ve bozuk beslenmeye dayanır. Hastalık kovan içi ve diğer kovanlara her türlü yiyecek, petek ve malzemeler nedeni ile taşınır.

Nosema Belirtileri: Koloni ve arı huzursuz, saldırgan olup, koloni düzgün gelişmez ve ölüm oranları yüksektir. Petekler, kovan içi ve dış yüzeylerinde çizgi halinde ishal pislikleri görülür. Hastalanan arı uçamaz, kovan önlerinde sürünür, felç olup, C biçimi  kıvrılmış ve kanatları yaygın olarak ölür. Hastalığa yakalanmış ana arı, huzursuz olup hareketi azalır. Petek üzerinde durmaz, düşer kovan içinde gezinir, günlük atmaz ve ölür. Ana arı ishal değil, kabız olur.

  Nosemanın doğal tedavisi  nane, papatya, fesleğen, çıngırak veya civan percemi otunu kaynatıp, suyunu şeker ile karıştırıp verebilirsiniz. Bu arada kovanlar çamaşır sodası veya pürümüz ile temizlenmeli, petekler atılmalıdır. Veya; Arılar protofil ( ot çayı) veya fumidil B antibiyotik verilerek tedavi edilir. Protofil, 1 lt şurup içine 17 ml olarak verilir.

Varroa : Varroa,  arının ensesi diye tarif edebileceğimiz, başının arkasında  siyah sert yer ile karın bölgesi üzerinde duran  gezinen  kestane şeklinde kahverengi renkli bombeli, bir toplu iğne başı kadar bir böcek.  

Varroa ile mücadele, Bir kaç çeşitle yapılır. 2017 Apimondia sunumları ile araştırdığım sitelerden edindiğim bilgiler üzerine: Oksalik ve formik asit hakkında: Varroanın, arının vücudunda açtığı yaradan kan emmidiği ve yaranın daha fazla büyümesine ve  arının başka yerlerinin tahrip olmasına neden olmakta, arılarda erken ölüme sebebiyet verdiği belirtiliyorAsit cinsi ilaçların arı kovanlarına gaz şekli veya karton ve sıvı şekli ile verilmesine karşıyım! Neden? Kovana dışarıdan buhar/gaz şekli verilmesi ile kovan içine karton üzerine akıtarak veya bir kap içinde sıvı olarak konulmasını, damlama şekline göre arının kendi ölümünü daha çok etkileyeceğini düşünüyorum. Neden? Damlatılan sıvı asitlerin, varroanın açtığı yaraya denk gelmesi ancak tesadüfi olurken! Ayrı yaranın buhardan kurtulma şansı yoktur. Bu açıklamayı, apimondiada yapmışlardı. Duman türü amitraz ilaçlı kartonların, aşırı verilmediği müddetçe zararı yoktur. Bu yöntemi ise, her 3 güne bir, 7 sefer vermeniz daha etkili olur. Amitraz etkili ilaç alacağınızda, kutu üzerinde yazan miktarına bakarak, en fazla olanını alınız. yalnız Mayıs ayından sonra verilmesi sağlık acısından zararlıdır. Kurutulmuş yafa cinsi varroa için portakal kabuğunuda duman türü cinsi için uyguladığınız usulü uygulayınız. Portakal dumanını her daim verebilirsiniz. Yalnız her verdiğinizde uçuş deliğini, 15 dak. kapalı tutmanız, bu yöntemi ilk açıklayanların tembihidir.

Varroa için Esansiyel -uçucu- yağlar : Varroa için Timol esanslı kekik yağı, Mentol, Kafurun, Okaliptüs yağları. Bu yağlar eczane veya aktarlarda bulunur. Bu yağlar tehlikesizdir. Kokusu ağır olduğu için  petek ve bala sirayet eder. Kekik yağı için uygulama şekli olarak; 15 C’ ve üzeri havalarda, 10 Çitalık kovana 5*10 ebadındaki kalın saman kağıtlı karton (veya ambalaj kartonu) üzerine, 2 mm yağı döküp çita boşluğu arasına denk gelecek şekilde yerleştirip, Örtü tahtası hemen kapatınız. Veya yaptığın 5 lt şerbet içine enjektör ile 3 ml kadar kekik yağı karıştırılması uygundur. Yalnız bu miktarın hepsini kovanlara  azar azar bölüştürmeniz ve her 3 güne bir 7 kere uygulamanız yerinde olacaktır. En temiz ve tehlikesiz şekli, daha önceden hazırlanılmış  varroa için pudra şekerinin, çitaların arasından arıların üzerine  bir şekilde tuzluk cinsi bir elek veya avuç içi ile dökülmesi ve yafa portakal kabuğu  tütsüsü dür. Her vakit yapılabilir.

Varroa ile mücadelede Petek altının kesilmesi: Özellikle nisan ve mayıs aylarında her kovan içerisindeki ham 1 -2 çitanın en alt tel kısmına gelen bölümü kesilir, bu şekilde kovana yerleştirilir. Bu kısma arılar erkek gözü olacak şekli ile mum örerler. Varroa en çok erkek arı gözlerinde olur. Ama, erkek arıdan inip işçi arıların üstüne çıkarlar. Bu gözler sırlandığı zaman telin dibi ile kesilip atılır. 02.2018

Ayrıca; Arı Sağlığı ve Arı Hastalıklarının tedavisi hakkında yazıma bakınız.

Varro ile mücadeleyi, kendiniz tam şekli ile yapmazsanız! Veya 5 km mesafe içindeki arıcı yapmaz ise! Varroadan kurtuluş yok. 09.2021.

Tektonik plakaların depreme olan etkisi,

Bilimsel olarak yapılan açıklamalara göre;  Dünyada depremlerin oluşmasına, yedi parçadan oluşan tektonik plakaların neden olduğu teorisine dayanmaktadır. 

Ayak bastığımız dünya toprağı, depremlere neden Levha tektonikleri üzerinde yer almaktadır. Dünya, çap ve katman olarak, beş bölümden oluşmaktadır. Dünyanın merkezinden dışına doğru iç çekirdek; 2440 km çapında olup, demir ve nikel alaşımından oluşmaktadır. 

Dış çekirdek 2180 km çapında, hemen üstünde ise, 5800 km çapında manto yer almaktadır. Ayak bastığımız katmanında, çap olarak  75×2= 150 km kalınlığında olduğu belirtilmiştir. 

Dünyayı küre olarak addedip ölçülmüş şekli ile, 12,742 km çapında olduğu belirtilmektedir.

Bu bilgiler doğrultusunda ise, dış kabuk ile manto arasındaki tabakanın çap olarak, 2172 km kalınlığında olduğu anlaşılmaktadır. 

Depremlere neden olan parçalı tektonik levhaların ise, manto katmanın da oluştuğu/var olduğu teorisi hakimdir. Kaynak: nasa/livescience  01.2021

Sizlerden arı ve arıcılık konusunda gelen sorular; Akdeniz bölgesinde arı bakımı.

09.2021Akdeniz ve antalyada kışlık arı bakımı: Bulunduğunuz bölgenin tam durumunu bilemem. O bakımdan farkı kesin bu, diyemem. Yalnız bildiğim bir şey varsa! Gideceğiniz bölgeye kuvvetli yağmurlar yağmadan gelirseniz, arı sayısında çok azalma olur. Şöyleki; Her yerde olan, kimi yerde cimcime arı veya eşek arısı denen ve özellikle bal çalan ve duvar kovuklarında yaşayan az tehlikeli yaban arısı var. Ayrıca, boyu 3,5 / 4 cm olan kimi yerde kızıl arı veya borazan arı denen, eşek arısından daha tehlikeli, özellikle toprak altında yaşayan başka bir yabani arı mevcuttur.

Buralara gelmeden önce, yanınızda bolca fare yakala tutkalı, sinek öldürücü fıs fıs ilaçlar, kokusuz haşere öldürücü sıvı, toz ilaçlarını getiriniz. Haliyle buralarda, aralık ayının başına kadar günlük atımı olur. Haliyle en geç her 15 günde bir genel kovan bakımı şart. Yağmur sonrası çiçek açan akdeniz bölgesinde nektar ve polenli bitkiler olarak pürem, sarı çiçek, kiriş, boynuz ve yeni dünya ağacı ile Mart ayı ortasından itibaren narenciye olması, nedeni ile kuvvetli arınız varsa, memleketlerinize ballı gitmeniz mümkündür. Günlük atımı, genelde kasım ayı sonu durur, Ocak 25 itibari ile tekrar başlar. Erkek arılar, nisan ayı içinde tam olgunluğa erişirler. Bu durum, iç bölgelere göre, yeni ana üretiminin erken olmasını sağlar.

Sizden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Ana ızgarası.

09.2021ana arı ızgarasını görevi! Ana arı ızgarasının; kovan içindeki balın az veya çokluğu ile direk bir alakası yok. Görevi, ana arının kuluçkalık olarak kullanılan alt ana kovan veya üstünde kuluçkalık olarak kullanılacak kattan, ana arının ızgara konulan ilavenin üstündeki bölmelere geçmesini engeller. Böylece, ızgara üstündeki peteklere günlük atılamadığı için, buradaki peteklere arılar, bal birimini yaparlar. Ana ızgarası, standart kovan ölçülerinde olup, adı üstünde araları 5 mm (yarım santim) boşlukları olan plastik bir maddedir. Ana arı, her ne kadar ‘feriştah’ bile olsa, işçi arının gözetimindedir. Tarlacı arı; nektarı veya şerbeti ana arı ızgarası olsa da – olmasa da Ana arının günlük atmasını beklemeden, boş bulduğu göze, yığmaya başlar. İşçi arı; her canlı gibi, önce kendini düşünür. Ana arı ızgarasını koymanız; balın çok olacağı manasına gelmez!  Ama; ızgaranın olumsuz bir etkisinin olacağı muhakkaktır. Şöyle ki; Izgara sayesinde koloninin gücünün zayıflayacağı;  KESİNDİR. 07.2016

Fırlatılan Anayasa Kitabı bahanesi ile dillere düşürülen Türk ekonomisi.

09.2021 – Bu konuda uzunca bir yazı yazmış ve yıllarca bu yazımı, sitemde paylaşmıştım. Bu yazımdan sadece ; Kaynak BBC, bölümünü alıyorum. – 2018 yılında RTE , AKP hükümeti zamanında patlak verip 7,5 tl çıkan $ frenleye bilmek için hükümet Uluslar Arası Londra borsasında uygulanan SWAP işlemlerinde $ daha fazla yükselmemesi için TL karşılığı vermiş olduğu faiz % 1350 iken Ecevit hükümeti zamanında aynı yerde verilen faiz % 70 idi. 

Amerika’da yalan söylemek yasalara aykırıdır. Mükellefler, yalan beyan veremez. Vatandaşlar uydurma suç ihbarlarıyla polise başvuramaz. Tanıklar mahkemede yalan beyanda bulunamaz. Reklamcılar, mal veya hizmetlerinin niteliğini veya niteliklerini yanlış tanıtamaz. İftira, yalan yere yemin etme ve benzeri davranışlara karşı fiili yasalar vardır.”

RTE damadı ve maliye bakanı Berat Albayrak; 2020 yılı başlarında Yükselen dövizi düşürebilmek için TCMB kasasında olan 128 milyar doları, yok etti! Bu gün 2021 Eylül, hala bu para nerede, kime verildi, açıklanmadı! Ayrıca, özellikle RTE, – Bu devleti, 70 cente muhtaç ettiler, demektedir.

İyide; kendi iktidarı zamanında devletin kasası boşaldı! Dün; tüm borcunu ödemekte olan devletin, sadece 70 centi ( 1 dolar bile değil) eksik olduğu için diline dolayanlar, devletin kasasını 68 milyar dolar eksiye indirdiler. Buna ne demeli?

2018 yılında RTE, Türkiyede olan ABD li rahip Bronson‘u – Fetö iş birlikçisi diye tutuklatmıştı. ABD, rahibin serbest bırakılmasını istemişken RTE, – Bu can bedende oldukça, hapisten çıkamaz demişti. Akabinde ABD başkanı Donald Trump RTE ye ”Aptallık etme” diye mektup yazdı. Bu geçen günler içinde dolar, 4,81 den 7.5 TL yükselmiş, Londra borsasında, Türk lirası ile işlem yapılması iptal edilmişti.

201 yılında atılan kitap yüzünden fırlayan dolar anında bile yukarıda belirttiğim üzere BBC haberi doğrultusunda Ecevit hükümeti, yurt içinde TL için gecelik % 7500 faiz verirken, Londrada TL için % 70 faiz vermişti. RTE hükümeti ise yurt içinde ~ % 15 faiz verirken Londrada % 1350 faiz vermişti. Biri yurt içinde diğeri yurt dışında, devleti yok etti!

Düşünün! Ecevit hükümeti yok edilme durumuna gelir, getirilirken! RTE ve hükümeti nasıl bir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor, veya ettiriliyor.!? 20.9.2021 Bugün için $ 8,65 09.2021

 

 

2010/ 2019 – Seydişehirde İlk Kar anları.

Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Ağaç dallarına ilk kar, 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2011 / 2012 / 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği! ilk kar 6 Ocak 2013 te yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpilmiş. Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. 13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında eriyen yağan kar ≈ 260 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:

Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken; Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.

Nisan ayının ortası Bu gün ise Çrş; evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan 260 cm kar ve şehir içinde -15 ‘C geçmemiş, şehir dışında ise – 30’C dayanan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar dayanır!

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin oldu. Şu gün için Haziran ayının 28 cuma ve dışarda 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçecek gibi.

2019/20 yılı kış mevsiminde Seydişehirde yoktum ama aldığım habere göre ilk kar; 26 Kasım 2019 yılında Taraşçı mahallesinin arkasındaki dağa yağmış.

Akdeniz Bölgesinde Pürem ve Keçi Boynuzu Balı Üretimi.

12181020142224 - Çiçekli pürem (5)

 Pürem balı,  eylül /ekim ayında bitkinin nektarından oluştuğu için bu ad ile anılmaktadır. Pürem balı nasıldır?  Kırmızı – kahverengi karışımı bir görüntüsü ve  kendine has hafif ekşimsi, insana ferahlık veren kokulu bir tadı var. İlk zamanlarda pürem kokusu belirgin olur. Resimdeki  bal kavanozlarından öndekiler pürem, keçi boynuzu, sünemit balı, arkadaki çiçek balıdır. Öndeki pürem balları  kristalize olmaya başlamış. Pürem balının kristalize hali, diğer bitkilerin kristalize halinden, farklı oluyor. Sanki havada uçuşan bir tüy gibi. Eski arıcı arkadaşlar: Pürem balı 7 (yedi) derde deva, 7(yedi) derdi azdırır derler.

2011 Eylül ayında, Seydişehir deki  gezgin arıcılık  yapan arkadaşlar Manavgat’a yağan yağmur haberinden sonra  kovanlarını toplayıp, genelde daha önceden bildikleri noktalara akın ettiler. Yağmurların yağması  ile yapılan kovan nakli pürem nektarı içindir. Yalnız, Antalya bölgesinde olduğu bilinen ve toprak altında, duvar deliklerinde yaşayan, boyları en az 3.5 cm olan Kızıl arılar, İç Anadolu bölgemizde yaşayan küçük sarı arılardan daha tehlikelidir. Çünkü:

İç Anadolu bölgesinde yaşayan sarıca arılar, genelde kendine saldırılmadığı müddetçe sadece kovan içerisindeki balı yerler. Ak Deniz bölgesindeki kızıl arılar ise, bal arılarına saldırırlar. Bal eksilirse, bir şekilde bal tedarik edilir. Ama arı giderse, kötü olur. Tavsiyem, Antalya bölgesine kovanları götüreceğiniz de, yanınıza sinek öldürücü -fısfıs tüpler ile toz veya sıvı DDT  alınız. Bu ilaçları sıkmak içinde yanınızda fıs fıs püskürtme işlemi yapan plastik tabanca kutuları bulundurunuz.

Gelelim püremin bulunduğu bölge ve pürem balı üretiminin ne olduğuna : Pürem bitkisi, bir nebze çalı şekline benzer.  Seydişehir üzerinden  Manavgat yönüne doğru gidişte, Gündoğdu ilçe yol ayırımını tahminen 5 km geçildikten sonra, yol kenarındaki tepe ve dağ üzerinde görülmeye başlanır. Yalnız bu bitki, Ak Deniz bölgesinin her noktasında görülmüyor.

Gördüğüm ve soruşturduğum üzere 2010 yılındaki pürem balı hasadı, Seydişehir deki arıcı arkadaşları oldukca memnun etmişti. 2011 yılı  Ekim ve Kasım aylarında yapılan hasattan pek memnun olanını görmedim ve duymadım. Peki geçen sene bal hasadı iyi iken,  bu sene neden olmamıştı? Bütün mesele, meteorolojik koşullara dayanıyor.

2013 Kasım itibari ile Manavgat ta yetişen pürem bitkilerinin çiçekleri tam açmadı. Yinede ekim aralık arası polen için sünemit, pürem  ve keçi boynuzu bal hasadı ekim/kasım arası güzel oldu. 11 kovanımdan az- çok 24 çita aldım ve strafor ile sıkıştırıp şerbetledim.  31 Aralık 2013 Salı günü tekrar kontrola gittim. Bir kovanımın anası ölmüş. Kalan arıları dışarıya silkeledim. Bu arıların üzerinde ana kokusu olmadığı için, diğer kovanlara sorunsuz girerler. Diğer kovanlardan birer çita  çektim. Alt hava giriş ile üst çıkış yarıklarını biraz daralttım. Bazı kovanlarda hala alınacak  nektarlı çitalar vardı, Almadım. Çita aralarına ilaçlı karton  ve örtü tahtası üzerine -her ihtimale karşı- sorma şeker koyup, kapattım.

Ak Deniz bölgesine Sonbahar ve Kış mevsiminde, denize bakan taraftan bu bölgeye yağış ve sıcaklık gelse de, yükseklere yağan karın soğukları,  poyrazdan güneye doğru esen  soğuk rüzğarlar vasıtası ile,  bu    bölgeye inmektedir. Bu soğuklar, bitkinin tam açmasını veya nektarını oluşturmasını engelliyor veya oluşumu geciktiriyor.

Az yağan yağmur, bitkiyi besleyemediği gibi çok yağan yağmur da, nektarı akıtıyor ve tarlacının araziye gitmesini engelliyor. Hatırlarsanız 2011 yılı Antalya bölgesinde, bol yağış oldu. 12.2011

Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni ve Seydişehir.

 Bir önceki yazımda  Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  hakkında açıklamalar  yapmıştım. Bu yazımda ise Etibank  Alüminyum Tesislerinin özelleştirilme aşamasında, Seydişehir ( Türk ) halkı ve Eti Alüminyum işçisinin özelleştirilmeye bakış açılarını yorumlamaya ve bazı gerçekleri paylaşmaya çalışacağım.

Bir önceki yazımda, Adalet Partisinin 24 Ocak kararları ile özelleştirilmelerin önünü açtığını, halkın ağzına verilen ” zarar ediyor” sakızı sayesinde özelleştirilmelerin, TÜRK HALKINA kabul ettirildiğini belirtmiş ve Seydişehir halkının neden özelleştirilmeyi desteklediğini,  bu yazımda açıklayacağımı vurgulayarak, bitirmiştim.

Evet; Seydişehir halkı neden özelleştirmeye alkış tutmuştu. Bana göre bunun,  dört  sebebi var.

1 – İşçi; Fabrika temellerinin atıldığı 1967 yılından 1990 yılına kadar kazandığı tüm parasını, Seydişehir esnafına veriyordu. Seydişehir esnafı da parasına para, malına mal katıyordu. Fabrika işçisi, çarşı esnafının gözünde, -teşbihte hata olmasın- ”Sağmal İnek” idi.

Görünmeyen  şekli ile  belirli bir esnaf kesiminin gözünde  işçinin ev, araba alma, zevki için para harcama hakkı yok idi. Onlara göre işçiye bisiklet bile çok, yürüsün! Kirada oturacağı ev, ona çok bile! Para biriktirmek, ihtiyacı ve zevki için parasını harcamak gibi bir hakkı, olamazdı!  Ama çarşı esnafının ise,  ‘Allahın emri‘  imiş gibi her şeye hakkı vardı. Her 2 – 3 senede bir arabasını değiştirecek, Seydişehir de bir evi olacağı gibi Antalya da veya başka yerlerde 1 – 2 tane yazlığı olmalı! Bunları nereden mi biliyorum? Bende Seydişehir de yaşıyor ve toplum içinde konuşulanları duyduğum gibi, esnafı savunup, işçiyi kötüleyenlere de, gerekli cevabı verenlerdenim.

1990 yılı ve sonrasında, çalışıp üretmediği halde ‘Çağ atlatılan’ Türkiye ve Türk halkına olduğu gibi; Seydişehir işçisine de ‘Çağ Atlatıldı‘. İnsan olmanın gereğini ve gerekenlerin hepsine sahip olmaya başladı. Ev, araba, seyahat ile ailesel ve kişisel ihtiyaçlarını şehir içinden ve dışından, gidermeye başladı.

Maddi imkanları oranında çeşitli vesileler ile şehir dışına çıkmaya başlayan  işçi arkadaşlarım, şehir dışındaki yaşamı ve çeşitliliği görmeye, geçmiş yıllarda  çarşı esnafına yiyecek, giyecek vb gibi konularda ve fiyatları yönünden nasıl kazıklandığını,  anlamaya başladı. Haliyle 1985 yıl ve sonrasında yapılan her türlü alış veriş durumları, döviz üzerinden halledilmeye başlanılmıştı. Türkiye’de olduğu gibi Seydişehir’de, özellikle esnafın yaptığı yada herkesin yapmak istediği türde işçi arkadaşlarımda, cebindeki ihtiyaç fazlası olarak artırdığı lirasını, dövize çevirmeye başladı. Böylece bazı esnaflara akan ‘süt’  miktarı, dahada azalmaya yada bitmeye başladı.

Bazı ihtiyaçlarını daha ucuza, şehir dışından karşılamaya başlayan işçi, esnafın gözünde, düşman olarak görünmeye başlanıldı. Haliyle çarşı esnafının Sağmal İnek’in ‘sütü kesildi’. Seydişehir halkı ve esnafı, işçiye diş biledi. İşçi tamamen haklı mıydı? Haksız olduğu yerlerde vardı.   Mesela:

Seydişehir de olduğu gibi; Dünyanın her yerinde kimi insanların maddi gücü, gördüğü her şeyi almayı bırak, zorunlu ihtiyacını bile karşılayamayan kişilerle dolu. 1990 yılından sonra, özellikle 92 ve 98 yıllarında işe girmiş 3 – 5 yıllık yeni işçi, kıdem olarak kendisinden 15 yıl daha eski olan, işçi arkadaşın maaşına yakın maaşı, almaya başladı. Özellikle bu grup içerisinde bulunan genç arkadaşlarımız, bir anda ummadıkları bir refaha kavuştular.

Nasıl mı? Toplu Sözleşmeler yapılırken sayı bakımından ağırlıkta olan eski işçi arkadaşlarımıza, (mesela) % 15 – 20 zam verilirken, azınlıkta olan ve yeni işe giren arkadaşlarımıza, % 50 ye yakın zam verildi. Böylece tüm işçiye verilen zam ortalaması, %30 – 40 gibi yüksek gösterilirken, Türk ve Seydişehir Halkı kandırıldı. Ve çoğunlukta olan eski işçi, az zam aldı.

Ummadıkları bir refaha erişen bazı gençlerin, aşırıya kaçan nahoş hareketleri, zengin – yoksul Seydişehir halkının tepkisini çekti. Buna neden olan maddi güçlerinin yanında, zaman içerisinde bilgisayar devrinde gelişen teknoloji, kolaylaşan her türlü sanayi üretimi, kredi ve rekabete dayanan ticari kolaylıkların büyük bir etki olduğunu, unutmayınız.

Ayrıca, özellikle geçmişteki Hükümetlerin, sendikal sözleşmeler sırasında dile getirdiği, halkın kulağına soktuğu ve halkında sahiplendiği bir anlatım şekli var:  Emeklilik yaşı geldiği halde emekli olmayıp, hala çalışan, iş yerinde uyuyan işçiler var! Bu ifade şekli tüm yurt sathında geçerli olmakla beraber Seydişehir halkı, geçmişin verdiği bir hırsla bu açıklamalara sahip çıktı. Ve: Emekliliği gelen işçi, emekli olsun. Bizim çocuklarımız çalışsın, denilmeye başlanıldı.

Ey bu konuşmalara sahip çıkan  Seydişehir (Türk) halkı: Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan sadece işçi ve işçiler mi? Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan her türlü birim ve meslekte çalışan MEMUR YOK MU? Neden aynı terane memur için söylenmiyor!  Diliniz mi dönmüyor? Memurun tecrübelisi gerekli de, işçinin tecrübelisi gerekmiyor mu? Yoksa hep sakızlara mı dolanıyorsunuz?

NOT: Fabrikada çalışırken birlikte veya tanış olduğum; 4 C li olarak şuan devlet dairelerinde, Fabrikada çalışıyor olsalar idi, alacakları maaşın yarısına talim eden arkadaşlara: – Şuan olması gereken hakkınızı verseler, fabrikaya döner misiniz diye sorduğum kişiler: Bizler fabrikada iken, ölmüşüz, diyorlar.

Ne demek istediklerini; birazcık aklı olan varsa, düşünsün!

2 –  İşçinin, fabrikanın satışında Seydişehir halkının desteğini kaybetmesinin diğer bir sebebi de,  kısmen işçinin kendi hatası idi.. Dikkatinizi çekerim ‘kısmen‘.

Seydişehir ve civar köylerinde yerleşik, özellikle çiftçilikle uğraşan bazı işçiler, halkın arasında iken utanmadan ve ilerisini düşünmeden, haddini aşan bir şekilde: – Ben gündüz, iş saatine kadar kendi bahçemde, tarlamda çalışır, –vardiyalı–  işe gittiğimde’de  uyurum!   diyen olmuş. Kendini bilmez, kazancını hak etmeyen, yeri geldiğinde de Allah ve kitaptan dem vuran, ahlaksız arkadaşlarımızda mevcut idi.

Bir  anlamda ‘uyumaya’ gelenler var idi! Ama nasıl? Dışarıdaki kişi, fabrikaya  yatmaya gelenin ne iş yaptığını bilmez. O kişi işçinin söylediğini bilir. Haklılar da. Kamu iş yerlerinde  çalışan kişiler, yapacağı işe ve çalışacağı  tezgahın kadrosuna göre işe alınır. Her işçi, kadrosunda çalıştırılır ve kendi işinden sorumludur. Her hangi bir şahsın işinde olduğu gibi, kamu işçisine  – “Gel buraya çalış –  Git oraya çalış.” diyemezsiniz. Diyecek olan teknisyen ya da Mühendis, o işçi arkadaşın isteği karşısında, yazılı bir kağıt verip her türlü sorumluluğu üstlenmek durumundadır. Yazılı kağıdı veremediği an, git başka yerde çalış deme salahiyetinde değildir. Şayet işçi  ALLAH; KİTAP, VATAN diye gider ve başına bir iş gelirse, O zaman TEK SUÇLU İŞÇİDİR. Adı üstünde devlet ve devlet dairesi, kamu iş yeridir.  Memur içinde böyledir, işçi içinde.  Ne yazık ki Türk halkının gözünde, işçinin adı var.!! Bir zamanlar başbakanlık yapmış Tansu Çiller: “İşçiye verilen para, PKK’ya gider.” dememiş miydi?

Kamu fabrikalarında çalışan işçilerin kimi 7,5 saat veya bu zamana yakın sürede  işinin , tezgahının başından ayrılamazken; kimileri de 7,5 saat eline iş almaz. Almaz derken, tezgahların  veya değişik iş yerleri arasında elinde 1 – 2 malzeme ile dolaşır durur. Esasında dolaşması bile; iş yapmasıdır. Bu kişilerin ilki seri üretimde çalışırken diğeri, getir – götür bir başkası ise Elektrik ve Makina Bakım işinde çalışmaktadır. Üretimin durduğutezgahların sustuğu yerde, 7,5 saat eline iş almayan, sabahtan akşama kadar dolaşan kişi, çalışmaya başlar. Düzen bu şekildedir. Efendim “Niye yatacak, vatan, millet adına gitsin yardım etsin! Başka yerde çalışsın! ” demekle, iş olmuyor.

Şayet işçi kendi isteği veya başındaki yetkilinin  sözlü  talimatı ile, kadrosu dışında bir iş yapar ve başına bir iş gelirse;  ‘O’  işçiyi sözlü olarak gönderen yetkili  ” Ben gönderdim, DEMEZ – DİYEMEZ.” Yanan, işçi olur. Yine iddia ederseniz, O zaman ben size en az 10 şahitli bir iş kazasının hikayesini anlatırım.  Hal böyle iken yine suçlu; İŞÇİ OLUR. Vesselam. İşçi arkadaşlar arasında iş yerine gerçekten yatmaya gelen kişiler olmuştur. Ama bu kişiler bir elin 10 parmağını geçmez, geçemez. Ama bir çürük elma, bir kasa elmayı çürük eder –etmeli’mi? Ve etti de.

3 – Diğer önemli bir etken; AKP Konya Milletvekili ve Seydişehirli hemşehrimizin radyoda ve çeşitli mahalli yerlerde söylediği tekrarlanan; Eski işçi işten çıka-rıla-cak, onların yerine 5.000 -beşbin- genç işçi alınacak açıklaması, işçiye kin duyan Seydişehir halkının aklını başından almaya yetti, arttı bile. Böylece çalışan eski Eti Alüminyum işçisi, halkın desteğinden mahrum kaldığı gibi, garezine bile uğradı.

Not: 2016 -17 yılı itibari ile Ce-Ka Eti Alüminyum’da çalışan işçi sayısı: 1200  kaynak: Seydişehir’in Sesi gazetesi

17 Şubat 2016 – Seydişehir Öz Çelik  – iş sendika şb açıklaması: Kamuda iken çalışanlar ise: 1400 kadrolu işçi + ≈ 700 taşeron işçisi + 400 memur =  2500 çalışan kişi ekmek yiyordu. Ya şimdi? 1200 kişi.  Gelelim en önemli 4.  şık.

4 –  İşçinin temsilcisi, savunucusu  olması gereken! Hak İş’e bağlı Öz Çelik  İş sendika’mız! (Karabük Demir Çelik fabrikalarında olan örneğinde olduğu gibi) kendi menfaatleri yönünde  bir pay çıkartma telaşına düştü. Fabrikanın satışında hesaplanmış olan hisselerin, % 14’nü alabilmek için, gayret göstermeye başladı.

Bu gayretleri sırasında sendikal çıkarları, işçi çıkarlarının üstünde sayıldı. % 14‘lük hissenin adı ‘Altın Hisse’ olarak addediliyordu. Hükümet ve/veya fabrikayı satın alan şirket ile yaptıkları pazarlıklar fayda vermeyince, o ana kadar akıllarından bile geçirmedikleri gerçek görevlerini hatırladılar.

Pazarlıkları olumlu gelişse idi  Sendika işçiye dönüp -Oturun oturduğunuz yere, kıpırdayanı mahvederim, diyebilecek durumda olacaktı. Ama sendikadaki hesap, Özelleştirme İdaresinde onay görmeyince; Seydişehir’e gelip,  ‘ sendika’cılık‘ oynamaya  başladılar.

Ayrıca, bir önceki yazımın sonunda belirttiğim konuyu burada da  vurgulamamda fayda var. Seydişehire bir akşam vakti gelip genel müdürlük sahası içerisinde konuşan Başbakan RTE’ nı alkışlayan işçinin % 90’nı taşeron firmada çalışıp: – Fabrika satıldığı zaman    kalifiye işçi – usta  olacağız, diyen gençlerdi. Bunların haricinde, uzaktan dinleyip – seyredenlerin haricinde, kendi geleceğinin vehametinde olmayan, geleceğini düşünmeyip sırf  yaranma telaşında olan ≈ 50 kadrolu işçi, şak – şaklamıştır.  Buda böyle biline.  Velhasıl;

Kamu iş yerleri, herhangi bir iş yeri değildir. Devlet, çıkarttığı kanunlara bazen ters düşse de,  sonuçta istese’de – istemese’de çıkarttığı kanun ve yasalara uymak zorundadır. Dünyanın her yerinde de böyledir. Devletin Başbakanı, Bakanı, Müsteşarı, Müdürü , Şefi, Makina Mühendisi , Teknisyeni aracılığı ile bu sorumluluğu alamıyorsa, işçiyi suçlamanın alemi ve gereği yoktur. ( Bu yazdıklarıma bir itirazınız olursa, lütfen YORUM kısmına yazınız. Ben cevabı-nızı-  vereceğim.)  9 Kasım 2011

24 Mart 2015 tarihli Aydınlık Gazetesi: CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın önergesini yanıtlayan;  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız…Bedava verilen barajdan Ce-Ka 3 katrilyon TL kazandılar. Seydişehir  Eti Alüminyum Fabrikasını çalıştırmak üzere bedelsiz verilen Oymapınar Barajında 2011 – 2014 arası üretilen elektriğin yüzde 86.8’inin piyasaya satıldığı ortaya çıktı…..“Oymapınar Barajı, Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası çalıştırılsın diye Cengiz İnşaat’a bedava verilmiştir. Bakan’ın yanıtı fabrika çalışsın diye verilen barajın, fabrikanın enerji ihtiyacı için değil, şirketin nakit ihtiyacı için, şirkete doğrudan para aktarmak için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu kadar açık hukuksuzluğa rağmen, Oymapınar Barajı geri alınmıyorsa, Cengiz İnşaat’ın cebine giden yaklaşık 3 katrilyon lira geri alınmıyorsa, burada iktidarın da ortaklığı söz konusudur. Oymapınar Barajı Cengiz İnşaat’a dolaylı olarak da AKP’ye para akıtıyor.” 11.2016    ALBAYRAK

Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni.

Bu yazımı ilk kez 2013 yılında face üzerinde paylaştığım da sitem, hacklenmiş ve iki ay süre ile, kapalı kalmıştı.

Yazıma önce geçmişi hatırlatma, akabinde iddialarımın doğruluğunu ıspatlayan bir hatıra yazısı ile başlamak istiyorum. ——-

1960 yılında S.S.C.B. (Rusya) kendi ülke toprakları üzerinde bir U2 casus uçağını düşürüp, pilotunu sağ ele geçiriyorlar. Önce; ‘Bir casus uçağı düşürdük, pilotu da öldü’ diyorlar. Kimse sahiplenmiyor. Sonrasında ise ‘pilotu elimizde sağ’ dediklerinde ABD; ‘Uçak ve pilot, benim’, diyor. Ve açıklamalar ile pazarlıklar başlıyor. U2 casus uçağı Adana İncirlik Nato / ABD üssünden ve Türkiye nin onayı ile kalkmış oluyor. Haliyle o günün şartları gereği Türkiye; S.S.C.B. bir uyarı almış olacaktır.

17 Haziran 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi Süleyman Demirel’in hatıralarından:  (1966 yılında) S.S.C.B başbakanı Kosigin bana: – ‘Ülkenizden kalkıp bizim askeri yerlerimizin fotoğraflarını çeken uçaklar var. Sizin bu fotoğraflara ihtiyacınız varsa hemen göndereyim, değilse lütfen ülkenizi kullandırtmayın‘  dedi,   diyor. Evet; Rahmetli Demirelin hatıralarında geçen bu olay ve konuşmalar; aşağıda  yazdığım konuların, doğrulanmasıdır.

Bu durumu, O günden bu güne gelmiş – geçmiş bütün Türk Hükümetlerinin bilmemesi mümkün değil. Hal böyle iken,  ABD’nin isteklerini tekrar tekrar kabul etmek; Türk Devleti ve Milletini kan revan içinde bırakmayı  göze almaktan başka bir şey değildir.

1978 yılının başında kurulan CHP – Azınlık Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit’e,  ABD / Dünya Bankası bir rapor, diğer bir tabir ile  ’emir’ name  gönderiyor. Emir namenin içeriği mealen: – T.C. ve Hükümeti olarak, devletin elinde bulunan tüm fabrika ve kurumlarını özelleştirecek  ve satılması için kanun çıkartacaksınız; deniyor.. – Dürüstlüğünden kimsenin şüphe etmediği Ecevit; Türk milleti ve devletinin çıkarı için -Akp ıktidarı devrinin tabiri  ile-DİK durması, koltuk için vatanının menfaatinden vazgeçmeyip ABD ye karşı  baş kaldırması; siyasi hayatının 2. büyük hatası olacağını bildiği halde, bu emirnameyi kabul etmiyor.

Yine yıl, 1978 sonu veya 79 başları. Zamanın ABD Büyük Elçisi başbakanlığa çıkıp, gerekçesini (benzer şekilde) açıklayıp: Sayın Başbakan; Edindiğimiz bilgiler  doğrultusunda S.S.C.B. de bazı askeri hareketlilik var. Bu durumu daha net öğrenmek istiyoruz. Bunun için İncirlik Üssünden U2 casus uçağının kaldırılıp; Sovyet (Rusya) toprakları üzerinde keşif yaptırmak istiyoruz, bunun içinde izniniz gerekiyor, der.

Ecevit ise, yukarıda belirttiğim açıklamalar doğrultusunda hareket ederek, yine ABD ye karşı, TC menfaatlerinin düşünerek siyasi hayatının 3. hatasını yapıyor. (1. Haşhaş ve Kıbrıs) ABD için Türkün köleliğini kabul etmemişti. Vay! Sen’misin bu emri yerine getirmeyen!

Şimdi yazacaklarımı; Elinizi vicdanınıza koyarak okuyup, değerlendiriniz.

Sene 1979. O günün şartlarında;  Bir hafta;  Üç gün önce hatta ‘O’ gün  -o zamanın bakkallarında- market ve toptancılarında, petrol ofislerinde olan her türlü yiyecek ve petrol dahil yakacaklar bir anda yok oldu.  Nasıl yok oldu? Dışarıdan getirilen petrol gelmedi – gönderilmedi. Rafineri çalıştırılamadı. Evlerde tüp gaz bitti.  Ampul, çay, şeker vb her türlü katı ve sıvı yağın imal edildiği yerler, üretimi bıraktı veya stoka yöneldi, toptancıya erzak verilmedi. Toptancı bakkallara nakliyatı kesti. Motorlu araçlar, petrol olmadığı için çalıştırılamadı. Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel, bu gelişmelerin nedenini -bilmemesi mümkün değil- çok iyi bildiği halde, kendi menfaati doğrultusunda;  ‘Parsayı toplamasını’  çok iyi bildi.

Size soruyorum!  Bir ülkede bu tip bir olayın olması için;  Top yekün bir savaş, salgın bir hastalık, tüm ülkeyi etkileyen bir deprem vs, vs, olması gerekmez’mi?  Ne oldu’da  her şey bir anda yok oldu! Ve, Ne oldu da  her şey bir anda meydanları, tezgahları doldurdu? Cenabı Allah , yedi göğü aralayıp nimetlerini bize mi gönderdi? Ne oldu?

Evet  Allah huzurunda, kulunun karşısında elinizi vicdanınıza koyacağınız yer, bu sorumun cevabıdır.

Ve 1979 yılı  5 Aralık günü,  milletvekili ara seçimleri yapıldı. Adalet Partisi 5 milletvekilinin tamamını kazandı. Ecevit aynı akşam saatlerinde istifa etti. Ecevit ve CHP’ye ad konuldu: Ecevit (CHP) demek, yokluk demektir! Ve yıl 2020 hala aynı lafı yazıp, söylüyorlar. Heyhat! Dış devletlerin isteklerini, emir addedenler kahraman olarak gösteriliyor,

ABD’nin isteklerini yerine  getiren AP ile- getirmeyen CHP nin  hali, bu oluyor.

Acaba bu gerçekleri halkımızın ne kadarı biliyor. Ecevit in istifasının hemen sonrasında, Türkiye de her şey bulunmaya başladı !!!

1980 yılı Ocak ayında, dışarıdan destekli Adalet Partisi Hükümeti güven oyu aldı. Başbakan  Süleyman Demirel ile 1966 yılından beri tanışık olan ve bir ara ABD de bulunan Turgut Özal; Başbakanlık Müsteşarlığı ve DPT müsteşar vekilliğine getirildi. Bu ikilinin  yaptığı en büyük tasarı ve kanun ne olmuştu dersiniz! Dünya Bankası  üzerinden ABD’nın istediği, Ecevit’in kabul etmediği;  Devlet mallarının satılması emrini;

24 OCAK KARARNAMESİ ADI İLE KABUL ETTİ!! Bu kanun, hükümet olmanın ‘diyeti‘  idi diyeti.

Heyhat’ki  O Süleyman Demirel, Türkiye’de yapılan ” Ağır Sanayi” hamlesinin  babası sayılır, idi.

Evet tüm kamu mallarının satılma sebebi;  ABD ve Dünya Bankasınınl İSTEDİĞİ, AB ülkeleri desteklediği  İÇİNDİR. Sıra, bu satışların halka anlatılmasına, halkın kandırılmasına gelmişti. Özellikle özelleştirme gayretinde olan hükümetlerin,  halkın ağzına öyle bir sakız vermeleri gerekiyordu’ki, halkın  ağzından düşmesin. O ‘sakız‘ hemen bulundu. FABRİKALAR , ZARAR EDİYOR.!

SONUÇ:  Ecevit Hükümeti gitti, ertesi gün her şey ortaya çıkmadı mı! çıktı. Her şey bollaştı. O günler için Ecevit’i  yargılayanlar,  hala yoklukların nedenini anlamadınız mı?

Burada bir parentez açmak istiyorum: 1999 – 2002 yılları içerisinde yine Ecevit’in başbakanlığını yaptığı DSP – ANAP –  MHP hükümeti ve üyelerinin birbirlerini yemesinin nedeni ne ola ki! Gayet basit :

Ecevit in, 1978 – 79 yıllarında Türk Milletinin  ekonomik geleceği için ABD  ye karşı çıkmasına neden olan emirlerin benzeri, 1999 – 2002 yılları arasında tekrarlandı. Bu seferki emirler ise 2003 yılında Irakı işgal etmek isteyen ABD, Türkiyenin her türlü desteğini istedi, ama Ecevit kabul etmedi. Emirlerinin Ecevit tarafından yine kabul edilmeyişi,  üstüne üstlük Türkiye’nin güvenliği ve menfaatleri doğrultusunda, Kuzey Irak topraklarında ABD ve Kürtlere karşı  MEŞHURKırmızı Çizgi ” ni çizmesi,  ABD ye – REST demesi, ABD nin işine gelmedi. Rest’in sonunda Hükümet içi ve dışında ki ABD nin yerli ve ‘Türk malı’ iş birlikçilerinin de katkıları ile bu 3’lü Hükümet, gitti. Yerine ABD -CIA eliyle kurulduğu söylenen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) geldi. İşin garip tarafı! bu milletin,  milletini ve devletini düşünen bu gariban lidere -iş birlikçilerin ağzı ile, nahoş bir yakıştırmanın yapılması, gecikmedi.

TÜRKİYE’DEKİ  TÜM  KAMU  MALLARININ SATILMASININ –   ÖZELLEŞTİRİLMESİNİN  NEDENİ;  ZARAR  ETTİKLERİ  İÇİN  DEĞİL;  ABD  ( AB ) VE  DÜNYA  BANKASI  İSTEDİĞİ  İÇİNDİR.

İddia ediyorum; Seydişehir Etibank Aluminyum Tesisleri şayet, zarar etti diye gösterildi ise, bunun nedeni hiç bir zaman için halka kabul ettirildiği şekli ile, işçi olmamıştır.

Devlet; – Bu fabrika-lar- zaten satılacak, elimdeki parayı neden harcayayım, dedi. Elzem olmayan bir ünitenin haricindeki her hangi bir makinayı yapmadı.  Fabrikaların kümülatif veya kısmen yenilenmesi için yeni yatırımlar  yapılmadığı gibi, ellerinde -elimizde- olan makinalar peyder pey satıldı. Ayrıca, fabrikaların imalatı olan üretim-ler- satılmayıp, yeni gelecek ‘patron-lar’  için bekletildi. Kamu iş yerlerinde bunlar yapıldı. Bir örnek vereyim. Bu fabrikanın satılacağı günlerde, tonlarca külce alüminyumlar satılmadı, biriktirildi. Gelene bu milletin hakkı peşkek çekildi. Bir şey daha; Seydişehir Eti Aluminyum satıldıktan sonra, alıcı firmanın yaptığı ilk işlerden biri; Alümina Döner Fırınlarının, Beş (5) milyon $’ra yenileştirmesi olmuştu. T.C., bu parayı veremez’mi idi? Fabrika-lar-, bunu veremediği için’mi satıldı!

17 Haziran 2005 yılında yapılan satışı Danıştay,  27 Kasım 2007 tarihinde iptal etti. Neden?  Devlet ve milletin zararına satış yapıldığı için!   Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (AKP Hükümeti Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır.  Kaynak: Meltem Tv

1980 – 1990 yılları arasında Türkiyenin her tarafındaki bir çok Kamu fabrikalarının  hemen her türlü işleri; Seydişehir Eti Aluminyum Fabrikasında yapıldı, yaptık. Kazanca kazanç katıldı. Nereden’mi  biliyorum!  O işleri yapanlardan biride, ben idim. Hal böyle iken fabrika; – zarar etti. Evet, halkın onaylayacağı ve ağzından hiç eksik etmeyeceği sakız hemen milletin ağzına verildi. Kamu zarar ediyor! Peki, gerçek anlamda zarar ettiren kim?  Bunu sormak, halkın aklına gelmiyordu.

Halkın -oluru ve desteği, sakız  sayesinde  daha önceden alınmaya başlanmıştı. İş  -penaltı noktasındaki topa vurmak kalmıştı  Başbakan Erdoğan’ın,  Fabrikanın satışı konusunda  fabrika sahasında yaptığı konuşma, bazı işçi arkadaşlarca alkışlanmıştı. Ki bu işçi arkadaşlar, taşeron firmada çalışıp, – Fabrika satıldığı zaman  kalifiye işçi – usta  olacağız, diyen gençlerdi. Ve peşkeş, bu “ALKIŞLAR”  arasında kabul edildi. Neden? Bana göre bunun 4 nedeni var.

Devamı; ”  Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni ve Seydişehir   ”  bölümünde.  02.11.2011     Mecit  ALBAYRAK