2010/ 2022 – İklimsel etkiye bir örnek Seydişehir

Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Kuzey tarafına kar geliyorsa kuru, tipi, soğuk ve kalıcı yağıştır.  Güney tarafına gelen kar  ise! Sulu, ılık, çabuk eriyecek kar türüdür. Ağaç dallarına ilk kar, 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2011 / 2012 / 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği! ilk kar 6 Ocak 2013 te yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpilmiş. Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. 13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında eriyen yağan kar ≈ 260 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:

Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken; Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.

Nisan ayının ortasındayız. Evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan – eriyen kar, 260 cm kar ve şehir içinde ısı bir süre, 15 C’ den yukarıya geçmemiş, şehir dışında ise! çok daha fazla olan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar dayanır!

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin oldu. Şu gün için Haziran ayının 28 cuma ve dışarda 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçecek gibi.

2019/20 yılı kış mevsiminde Seydişehirde yoktum ama aldığım habere göre ilk kar; 26 Kasım 2019 yılında Taraşçı mahallesinin arkasındaki dağa yağmış.

2021 Aralık ayı içinde, ∼ 70 cm kar yağmış ısı ise; – 27 C’ düşerken Türkiye sathında en soğuk 2. yerleşim yeri olmuş. 7 Ocak 2022 ile 9 Şubat 2022 arasında ise; ∼ 100 cm kar yağıp, yine bu sefere Konya ili içerisinde – 27 C’ ile 2. en soğuk yerleşim yeri olmuş. Yine bu tarihler arasında ise; eksi derecedeki soğuklar, günlerce devam etti. 11 Nisan günü yine kar yağmış. Seydişehir örneği vermemdeki amaç, değişen iklime vurgu yapmaktır.  14.04.2022

9.3.2022 çarşamba gününden itibaren bütün Türkiyede Sibirya soğuklarının 10 gün boyunca etkin olacağı açıklanmıştı. Çrş, per.  günleri içinde ~ 35 cm kar yağmış ve per. gecesi – 5 C’ soğuklar oluşmuş.  11.3.2022

Babam Lazoğlu Şükrü Usta ve Seydişehir.

1. bölümdeBabam Lazoğlu Şükrü Ustave yazımın devamı olan, 2. bölüm.

01.2022 – Babam, 1949 yılı başlarından, öleceği güne kadar yaşayacağı Orta Karaviran ve Seydişehir  topraklarına ayak basar. O yıllar, sanatkarın olmadığı, olanlarında parmakla gösterildiği zamanlardır. Orta Karaviran kasabasında hem ağaların, hem işi düşen kişilerin yanında, el üstündedir. Burada da  herkesin işine koşar. Bileğinin hakkı ile kendini kabul ettirir. Öyleki, bu köyde susam yağı çıkartma işi yapan namı değer ”Yağır” Alaattin Öztürk ve sülasi ile olan tanışıklığı ve ahbaplığı, o zamandan bu zamana kadar, biz çocukları ve torunları arasında hala devam etmektedir. Sene 1949 – 2013 .  Allahın izni ile, daha nice senelere.  🙂

Lakin, evlilik konusunda babamın şansı yoktur. Yaşı olmuş 26 -27. Orta  Karaviran’lı hatırlı bir ailenin kızına talip olur. Kimdir – nicedir bilinmez, diye vermezler. 1950 yılının başlarında, bu sefer babama başka bir ağa ‘el’ atar.

Fi tarihinde Akseki den, Seydişehire gelip yerleşen’ki;  Akseki dağlık, tarımı ve sanayisi olmayan bir yerleşim yeri olması sebebiyle Akseki ve çevresinde yaşayanların büyük bir bölümü bu bölge dışına çalışmaya gitmişler veya çevre yerleşim bölgelerine göç etmişler. Haliyle 1800 yılları ve sonrasında Seydişehire göç eden bir çok Aksekili aile, buralara kök salmışlardır. Bu ailelerden biri olan ‘Hasan Efendiler’ lakaplı Hasan Baran : – Seydişehir ve köylerinde olan tarlalarının ekimi dikimi ve nakliye işi ile, kendinde olan makinaların tamir – bakımı için, yanında çalışmasını ister. 1951 yılında başlayan çalışması, 1957 yılının başına kadar devam eder. Bu aile ile  olan ahbaplığımız, hala  devam etmektedir.

Babam; 1953 – 54 yılları arasında, Beyşehir istikametinden traktör ile buğday  getirirken; Bu yol üzerinde ve Akçalar Kasabası yakınında yer alan Çifte Köprüler üzerinde iken, bir şekilde traktörün arkasındaki römork bağlantısının yerinden ayrılması neticesinde römork, köprüden çaya düşer. Römork üzerinde olan kişilerden biri ölür, diğeride yaralanır.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, erkek milletinin unutamadığı diğer anısı ise -Allah düşürmesin- hapishanedir. Babam, trafik kazasından sonra hapse konulur. Unutamadığı ve anlattığı iki kişiden biri, Bozkır ilçesinden Ethem  ve başka vilayet ten gelen, Hamdi arkadaşı idi. Ethem amca, kısa boylu, zayıf biri idi. Zaman zaman 1970 – 80 yılları arasında  bize geldiğinde görüşüp tanışmış idik. Hamdi arkadaşı ise,  iri yarı ve kilolu imiş. Babamın, bu arkadaşı ile unutamadığı ve bizlere de  aktardığı bir anısı var idi.

Babamın, arkasında  Aksekili ‘Hasan Efendiler’ sülalesi olsa da, sonuçta maddi imkanları yok denecek şekli ile, Allahın bir garibi dir.  Mahkumların, aydınlatmaya çıkartıldığı bir gün de Hamdi, babama :

– Şükrü,  sende para yok, bende para yok. İkimiz para kazanalım, der. O an orada bulunan mahkumlar pür dikkat kesilirler. Babam :

Olur ama, nasıl kazanacağız?  Hamdi :

– Kolay, senin burnuna halka takalım, bende tef çalarım, sen de ayı gibi oynarsın, böylece para kazanırız, der. Babam :

İyi ama, ayı oynatmanın da  bir  şarkısı var. Sen biliyormusun?

– Hayır, der Hamdi.  Bu sefer hapishane arkadaşları babama;  – Sen biliyormusun?, diye sorarlar. Babam :

– Evet, der. Ve şarkısını söyler.

Ayımın gözleri humar. – Birini açar, birini yumar

– Ağalardan bahşiş umar. – Vay ayı, vay koca dayı, diye dörtlüğü söyler.

Bu sefer bütün mahkum arkadaşları Hamdi ‘ye;

Hamdi, sen ayı olacaksın;  Şükrü’de tef çalacak ve sen oynayacaksın,  derler. Derler ama Hamdi iri yarı birisi. Kapıya dikeldi mi,  kapıdan kimse geçemez miş. Bu sefer babam alttan alarak – Hamdi, nasılsın? Diyerek gönlünü alıp, öyle geçmiş.

Babam, şikayetçi olmayan kişiler  ve kendine sahiplenen Hasan Efendinin girişimleri neticesinde, erkenden tahliye edilir ve aynı yerde çalışmaya devam eder.

1955 yılına kadar, işlerini yaptığı evin etrafında ki bazı ailelerin kızlarına, evlenmek için talip olur. Burada da aynı görüş karşısına çıkar : – Kimdir, nicedir bilinmez, kız’mı verilir! 1956 yılının başlarına kadar Hasan Efendiler için çalışan kadın ve kızların nakliyesini sağlayan babam, aynı zamanda ağanın evinin yakınında komşularının kızı  olan annemi bir şekilde ikna etmiş. Ama kızı verecek olan kim? Kaçmaya karar verirler. Ve evlenirler.

( Daha önceleri kızlarını babama layık görmeyen aileler; 1960 lı yıllara doğru, belediyedeki işinden dolayı namı ve adı duyulan babam için: – Böyle olacağını bilseydik, kızımızı kendi elimizle verirdik, demişler-dir-.)

Babam; 1957 yıl Ocak ayında Seydişehir Belediyesine ait elektrik üretim santralinde – Makinist, olarak resmen işe başlar. O zamanlar şehir içindeki ‘eski’ otobüs garajı olan yer, aynı zamanda hem elektrik santralinin, hemde haftalık perşembe pazarı yerinin olduğu kısımdır. Köylü ve kentlinin her türlü yetiştirdiği ve ürettiği, burada satılır.

Sene 1960. Babam, bir komşunun leblebicilik yapan oğlunu, komşularının ısrarı ile yanına – yardımcı, olarak alır – aldırır. İşi öğretmeye çalışır. Her ne kadar babam –Usta olsa da, sonuçta bir yabancıdır. Dışarıda dükkanı olan ve motor tamirciliği yapan başka bir ustada,  babamın yardımcısını geliş  – gidiş, babama karşı – Sende usta oldun, bu işi biliyorsun, sana  yardım ederim, türü yönlendirmelerle babama karşı dolduruşa getirirmiş.

Günün birinde, elektrik santralinin genel temizliği yapılacağı için, bir çok  malzeme, elektrik santralinin az uzağı ve arkasında olan belediyeye ait un değirmeni  binasının içine götürülür. Babam, iki büyük İtalyan dizel motorlarına ait ilk çalıştırılma anında uçlarına fitil takılıp – yakılan ve silindir kapaklarına sıkıştırılan ateşleme fişeklerini, öneminden dolayı ayrı bir yere koymuş. Temizlikten sonra bu malzemeler geri getirilir. Fakat fişekleri, koyduğu yerde bulamaz.

Bulamadığını sebebi ise: Babamın, fişekleri koyduğu duvar dibine, Değirmen ustası olan kişi; değirmene ait değirmen taşını yuvarlayarak, fişeklerin olduğu duvarın önüne ve fişekler arkada kalacak şekli ile değirmen taşını, fişeklerin olduğunu fark etmeden duvara dayamış. Fişeklerin bulunmayışının sebebide bu.

Babamın işe aldırttığı kişi: – Lazoğlu, bu malzemeleri falanca şahıslara ait değirmende kullandı, oraya verdi, diye konuşur ve o zamanki yetkililere bu şekilde şikayet eder. Babam her ne söylerse de, kendini aklayamaz. Ve işten çıkışı verilir. Sene 1961 başları. ( Seydişehir 2500 nüfuslu küçük bir kasaba).

Bazı kişilere ait leblebicilik Seydişehirde, o zamanlar geçerli bir meslek ve iş sahasıdır. Küçük zanaatkarlara ait iş yerleri ve motorlu un değirmenleri var. Bu yerlerin sahipleri ve şehir halkı babamı, –  yabancı olarak görseler de haliyle,  hem tamirci hem elektrik santrali baş makinisti olması sebebiyle gece gündüz ve daimi, işleri düşüyor. Bundan dolayı seveni de, sevmeyeni de var.

Sonuçta gerekli – gereksiz herkesle ve esnaflarla, işli dışlı olmak zorunda. Diğer taraftan babam, aleyhine olabilecek bir uygulamayı neden yapsın. Kaldı ki; yapmış olsa bile, başkasına vereceği (yedek) fişek 1 – 2 tane olur. Büyük motorlara takılan fişek ise 6+6= 12 adet. Haliyle bu fişeklerin yedeğide olması gerekiyor. Haliyle o zamanlarda ülkemizde ve Seydişehir de ‘usta’ aranmakla bulunmuyor.

Babamın, Mesleğinden dolayı bir şey sorana, yardım isteyene her zaman faydası oldu. Ayrıca, kendisine ihtiyaç duyulan resmi bir işi yapıp, sorunsuz olarak elektriğin  üretilmesini sağlıyor. Bu durum, babamın aleyhinde olanları daha da şartlandırıyor!! Bir şeyi daha vurgulayayım. İşin içinde – İşten çıkışı söz konusu olan – olacak kişi, başkalarının menfaati için kendini harcatır mı? İster istemez kim olsa, – bu fişekler kasıtlı saklanıldı! demezmi?

Babam bu töhmet altında iken, düşünceleri sonunda kast edilen malzemeleri nereye koyduğunu hatırlar ve bir gece yarısı değirmenin ustası, Belediye başkanı, zabıtalar gözetiminde bu malzemeleri koyup  ta –  unuttuğu yerden, değirmen taşının arkasında ve değirmenci ustasının şahitliği ile fişekleri çıkartır.

Babamın suçsuz olduğu anlaşılır. Ve iş başı yapabileceği söylenir. Fakat gurur meselesi yapar ve işten ayrılır. Çünkü geçen zaman içerisinde babama karşı söylenen hakaret ve suçlamalar söz konusudur. Haliyle o gün için yapılan ve konuşulanları tam olarak bilmem imkansız. Ama, hoş sözler olmayacağı da kesin! (1960)

1950 – 60 lı yıllarda ABD malı  çeşitli amaçlı makinalar, Türkiye nin bir çok  yerini kaplamıştır. Babam, 1960 yılı içerisinde Ankarada çalışır. Bir ara dedem rahmetli ‘Karakaş’ın Yusuf’ ile Ankaraya gitmiştik. Daha sonrası, Amerikan malı otomobillerin tamir ve bakımı ile uğraşan ve babamın tamirciliğe başlamasında katkıları olan  teyzesinin oğlu Osman Bekar tarafından, İzmit / Gölcük e  çağrılır. Babam 1961 – 62 senelerinde, bizde ailecek olarak son 1 sene, İzmit – Gölçük te ikamet etmek durumunda kaldık.

Babamın işe aldırdığı yardımcısı kişi, santral makinisti oluyor. Ayrıca, aslen Seydişehir’li olup Seydişehir dışında motor tamirciliği yapan başka bir (İbrahim) ustanın, şehre gelmesi ve santral makinistine dışarıdan yardım etmesi sağlanıyor.

Gel gör ki, kuytu köşelerde yapılan konuşmalar ve ayarlamalar,  elektrik santralindeki 6+6=12 adet fişekle çalışan 2 adet büyük (8 – 10 mt uzunluğunda) İtalyan ve 1 adet küçük (5 mt) Çekoslavak malı jeneratörlerin, randımanlı çalıştırılmasına bildikleri, kafi gelmez. Olan arızalar yapılamaz yada yeterli olmaz. Velhasıl  Elektrik kesintilerinin, ardı arkası kesilmez.

1962 yılında yapılan seçimler neticesinde askeriyeden emekli Binbaşı Nevzat Akbaş, belediye başkanı olur. Her ne kadar belediye başkanı Seydişehirli olsa da, devamlı dışarıda olmasından dolayı, santralin çalıştırılma durumunu ve geçmişini bilmemektedir. Fakat başta Seydişehir halkının bildiği bir şey var. Şehir de elektrikler düzgün verilememekte, motor arızalarının sonu gelmemektedir. Halkın şikayeti artmaktadır.

Belediye Muhasibi Erol Ulutaş O zamanlar, Lazoğlu Şükrü nün geçmişte başına gelenleri  bilmekte, takdir etmektedir. Ama yapa bileceği bir şey yoktur. Vakti saati geldiği için durumu Belediye Başkanına iletir. Nevzat Akbaş: Lazoğlu her ne yerde ise bulun, gelmesini sağlayın, der.

Hatta bizzat başkan, dedemin evini bu maksatla ziyaret bile etmiş. Sonuçta görevlendirilen kişiler, ‘Karakaş‘  lakaplı Yusuf dedemi  Gölcük’e, babamı Seydişehire dönmesi için ikna etmeye gönderirler. Babam ve biz şehre dönüş yaparız. Babam bir süre belediye ile antlaşmalı olarak, gündüzleri açtığı tamirhanede, geceleride elektrik santralinde çalışır. Çünkü Seydişehir halkının, örnekte olduğu gibi kendisine ne yapacağını bilemez!

Babamın bir şekilde işten çıkartılmasına neden olan kişi, babamın akibetine uğrar. Haliyle, elektrik santralında tek kişi olarak çalışırken bu sefer, belediyede şoför olarak çalışan başka bir arkadaşı; kardeşini işe almasını ister. Ve bu seferde bu kişi ile çalışmaya ve bildiklerini öğretmeye başlar.

Seydişehir,  çocukluğumda küçük, girişi olup, karşı taraftan çıkışı olmayan ≈  2.000 nüfuslu bir Anadolu kasabası idi. Gündüzleri, bazen öğleden önce  10 – 11,  öğleden sonrada 13 – 15 saatleri arasında elektrik verilirdi. O zamanlar şehrimizde geçerli meslek olan ‘leblebicilik‘.  Tamirciler, leblebiciler ve haftada bir Çarşamba günleri gündüz film oynatan sinemacı için, elektrik elzem idi.

Akşam ise havanın kararmaya başlama vaktinde tekrar elektrik santrali  çalıştırılır, gece 24.00’ e doğru kapatılır idi. Yalnız elektrikler kesilmeden önce halkın bildiği ve babamın uyguladığı bir yöntem vardı. Babam, gece saat 23.30′ a doğru elektrikleri 2 – 3 sefer keser / verirdi. Bundan amaç, yatmamış ve gezmede olan kişilere, yatmaları veya evlerine gitmeleri konusunda, bir ikaz idi.

1960 lı yıllarda daha elektriği olmayan köy ve kasabalarımızın olduğunun bilindiği bir zamanda,  dramatik bir hatırayı aktarmak istiyorum.

Yazdığım gibi, elektrik belirli bir zamanlarda veriliyordu. Günün birinde bir köylü vatandaş, şehre gelip bir ustaya uğrar ve bir kaynak işinin yapılmasını ister. Usta – Şu an elektrik yok, geldiği zaman yapalım, der. O güne kadar elektriğin ne olduğunu -pek- bilmeyen vatandaş ustaya;  Nerede ise bana söyleyin, ben gidip getireyim, der. Ustanın  muzipliği tutar.  O an atölye içinde bulunan ve halkımızın özellikle alış verişlerde kullandığı söğüt dalından örülmüş biraz büyükçe bir sepeti gösterip:

Peki şu sepeti al, garaja git. Orada fabrikada Laz oğlu isminde usta var, onu bul, selamımı söyle sana biraz elektrik versin, al gel, der.  Vatandaş sora sora babamı bulur. Ve  SA – AS Usta, beni usta gönderdi. Şu sepete biraz elektrik veriver, benim işimi yapacak, demiş. Babam, gülermisin  – ağlarmısın! adama acıdım, derdi. Vatandaşa: – Hadi sen git, ben biraz sonra göndereceğim, der.

Dikkatinizi çekerim: 1960’lı yıllarda; Türkiye de  makine ve teknikleri konusunda tek yetkili kurum olan Makina Kimya Endüstrisi (MKE),  – bildiğim kadarı ile – belediyeye ait olan iki adet büyük İtalyan, bir tanede küçük  Çekoslavak malı motorlar için ‘ Çalıştırılamaz‘ raporu vermiş.  Hal böyle iken babam, elektrik santral ve motorlarını, Seydişehir’in enterkonnekte sistem ile Türkiye çapında genel elektrik  sistemine geçtiği 1969 yılında motorları, çalışır vaziyette teslim etmiş ve santrale kilit takılmıştır. 1979 yılında da bu motorlar MKE, hurda olarak satılmış/ verilmiş.

Babam Lazoğlu; 1960 yılının ortalarında Almanya’ya gitmek için Konya İş ve İşçi Bulma Kurumuna gider. O anlarda yetkili ve/veya müdürü olan Seydişehir’li Marziyaların İbrahim ……. ile görüşür.
İbrahim amca babamı, Almanya’ya gitmemesi konusunda ikna eder ve babam gitmekten vazgeçer.
Babam; 1966 yılında ise; Alaylar mahallesine bir ev yaptırmaya başlar. Belediye Başkanı rahmetli Nevzat Akbaş, babama ve inşaata bazı maddi (parasal değil) ve manevi yardımlarda bulunur. Bu aralarda Etibank Aluminyum fabrikası temellerinin atılması ve işçi alımları başlar.
Rahmetli Nevzat Akbaş; O zamanlardaki Etibank Alüminyum Fabrıkası yetkililerine şifaen- Belediye elemanlarından Lazoğlu Şükrü HARİÇ, istediğinizi – isteyeni işe alın, demiş.
Babam rahmetli, öldü gitti, Nevzat Akbaşın bu söylemişliğini ve inşaat zamanında Nevzat Akbaşın yardımlarını; Marziyaların İbrahim ile yaptığı görüşmeyi anlatır ve – Etibanka baş vurmadım, derdi. 

Elektrik santralinin kapatılmasından bir süre sonra, kadrosu işçilikten memurluğa çevrildi. 1980 ihtilalinden sonra bir süre, memur olmasına rağmen  işe aldırdığı yağcısıda memur olmasına rağmen, takımhanede çalıştığı için Cumartesi günü işe geliyor. Babam ise, Cmrt / pazar işe gitmiyor. Bu sefer yardımcısı; O zamanlar 12 Eylül sonrası belediye başkanlığı görevide yapan kaymakama, babamı şikayet ediyor. Kaymakam / Belediye başkanı kişide babamı, cmrt günüde çalışmaya mecbur ediyor. O zamanlar babam bu duruma çok üzülmüş ve işe aldırdığı kişiyede çok kızmış ve bu kişi ilede muhabbetini kesmişti.  Danıştaya açtığı mahkeme sonunda, Fazladan çalıştırıldığı 12 iş gününe ait  tatili mahkeme kararı ile aldı. Ve babam, 1982 yılında emekli oldu.

Ömrü hayatı, gece gündüz hep çalışmakla geçmiştir. Yaptığı her iş ve işi tarif ederken :  İşi yapan usta olarak, yaptığın işi ilk önce sen beğeneceksin, derdi. Bir hatası vardı. Çok sigara içer, eksoz gazı içinde – mis, derdi.

Gelelim, babamın  hem acıklı hem sevinçli olarak yaşadığı bir olaya.

1969 yılında Zonguldak lı bir kişi; Gürcistan  Batum da yaşayan akrabalarını görmeye gidecektir. Yanında akrabalarına ait bir çok resimleri de götürür. Zonguldaklı kişinin, Batum da misafir olacağı aile, babaannemi tanımaktadır. Ayşe babaanneme: Ayşe, Türkiye den bir akrabamız geldi. Sen de gel, hasretlik giderirsin, diye çağırırlar.

Babaannem gelir. Getirilen resimlere bakar. Resmin birinde gördüğü bir erkek için: Bu, falanca değil mi?, diye sorar. Sorduğu kişi ÖZ ablasının oğlu ve yeğeni olan, Asım Özbostancı’dır.

Türkiye ye gelen Zonguldak’lı kişi, hemen Asım amca ile irtibata geçer. Asım amca, biraz zorlanarak babamın adresini bulur ve mektup yazar. 1970 yılından 72 yılına kadar Azerbaycan – Bakü ve Türkiye – Seydişehir arasında yapılan yazışmalar neticesinde: Babaannem Ayşe, Halam Fadime ve kocası Abbas Abbasof, T. C. ve S. S. C. B. ne yapılan başvurular neticesinde, 42 yıl aradan sonra 1972 Mart ayında Türk topraklarına ayak basarlar. 

Babaannem halam ve kocası Seydişehirde iken, komşumuz şimdi rahmetli olan Yenice Köylü Hüseyin Yüksek geldi. Hoş sohbetten sonra Hüseyin dede halama;              – Rusyada (kominizm) yabancı bir erkek, bilmediği bir eve gider, evin karısı ile yatır, kocasıda, evde karımın misafiri var, diye evine gelmezmiş, öylemi diye sorar! Bu anı, o zaman bire bir görüyordum. Halam;  – Öyle bir olayın olduğu iki şahit ile ispatlandığı zaman, o kişi(ler) 24 saat içerisinde yok edilirler, demişti.

Amcam Hamdi YUSUFZADE, ilk olarak 1999 tarihinde bir vesile ile Türkiyeye gelmiş olup, bu tarihten sonra bir kaç kez daha gelmiştir. Şuan Azerbaycan Bakü de, halamın 4 kızı ve torunları ile babaannemin ikinci kocasından olan torunları yaşamaktadır.

Ben 2004 yılında, Azerbaycan’a gidip, Büyükbabamın doğduğu, babaannemin yaşadığı ve kabirlerinin olduğu toprakları gördüm.

Sonuç :

Acı ve ıstıraplar arasında geçen bir ömür, yardımcısı  ile küs olarak ; 01 . 01 . 1987, perşembe günü ve saat 08.10′ da 61 yaşında sona erdi.  12.2011

Bu yazdıklarım; Seydişehirli olmayan birileri için, bir anlam ifade ediyor mu? Ettiğine eminim. Çünkü bir ara, internette yayınladığım ilk yıllarda bu yazımın Almancaya çevirtildiğini gördüm. Ama, Bugün için face veya diğer linklerde, ‘Seydişehirin Tarihi’ konulu,  bazı yazılarda ve kitaplarda; 

– ‘Söğüt altında ıslık çalan kişi’!! Seydişehirin tarihi geçmişi olarak anlatılırken!!!!! Nerede ise ömrünü Seydişehire adamış, vakti saati geldiğinde bileğinin hakkı olarak, O zamanki Belediye başkanı ve Kaymakamından saygı ve iltifat görmüş bir LAZOĞLU ŞÜKRÜ için,  bir satır deyil, iki cümle bile çok görülmektedir. 05.09.2021 pazar

Dünyanın ve Türkiye’nin en sıcak ve en soğuk bölgeleri ile Sibirya ve Antarktika.

  • Dünyada  her hangi bir ülke veya yerleşim yerine ait GERÇEK İKLİM VERİ kayıtlarını açıklayan Meteorolojik bilimsel merkezler;                                                                                                 ♦ BU SONUÇLARA: Bir ülke veya şehre ait; meteorolojik kayıtların gerçeği göstermesi için,  o bölgenin 12 ay – 365 gün süresi ile, en az geriye dönük son 10 yılın sıcak, soğuk, yağmur vb kayıtlarının ortalama sonuçlarının mukayeseli tespiti gerektiğini, belirtmektedirler. 

Türkiyede en soğuk ve sıcak olan şehirleri : Türkiye de tespit edilmiş en sıcak şehrimiz, 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe + 48.8 C’ dir.  ♣En soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait – 44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir. Kaynak: BBC

Hava durumlarını,  günlük olarak televizyon gazete ve cep telefonlarında  takip eder,  okur, duyarız. 26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonu Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41, Antalya nın ise  38 C’ olduğunu söyledi ve okudum. Yazımın başında belirttiğim gibi günlük hava durumu, o bölgenin gerçek iklim, hava durumunu göstermez. 

♠ 13 Aralık 2016-16 Ocak 2017 arası, aralıklı olarak Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında ise, sadece günü birlik sayılabilecek soğuklar neticesinde; – 27 C’ görüldü. 2021 Aralık / 2022 Mart arası nerede ise daimi olacak şekli  ile  eksi dereceler görüldü.

2022 yılı Ocak ayı ortasında ise, Türkiye çapında  yine 2017 yılında olduğu gibi  2022 Ocak ayında Türkiyenin,   – 27 C’  ile en soğuk ikinci soğuk şehri oldu. Mart ayı içinde ise, tüm Türkiye sathında  olduğu gibi, etkisi olmasa da 40 cm varan kar yağışları oldu.  

♠ Bundan böyle,  (Konusunda uzman kişilerin belirttiği ve ülkemizdede beliren ani, derin hava değişikliği ile, aşırı yağışların görülmeye başlandığı bir gerçektir. İlaveten, bir Türk iklim uzmanının; Bundan böyle Türkiye de, tropikal iklim değişiklikleri olacak, demişliğini vurgulamış olayım.) Dünya yüzeyinde oluştuğu belirtilen iklim değişikliği nedeni ile! Bu zamana kadar en sıcak / soğuk bilinen bölgelerde,  günlük veya daimi aşırı hava değişimlerinin olacağı, unutulmasın. Seydişehir, yaşadığım yer olarak sadece bir örnektir. 

01.2022 – ♠ Rakım; iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağlar arasında kalmış platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları ile; Yapay bile olsa gölet ve barajların  az/çok olması, O bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması yörenin iklimini etkilemektedir.

♠ Örneğin; Alanya ve Manavgat ilçelerimizin ikisi, Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya, Manavgat’tan daha sıcaktır.

♠ Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden daha soğuktur. Bu bilgi bilimsel bir tespittir. İlaveten GK merkezi tamamen toprak bir tabakadan oluşurken KK, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. Ayrıca GK kıtasında, kraterinde lav kaynayan bir yanardağ, mevcuttur.

2020 yılı, 10/11 mayıs günlerinde sıcaklık (Tr, geniş bir bölgesi dahil olmak üzere) Serik Gebizde gölgede + 49 C’ olup; Tam güneş altına koyduğum elektronik derece, 50 C’, bozulmuştur. Bu günlere ait, bilimsel çevrelerce yapılan yoruma göre, bu sıcaklığa ‘cehennem sıcaklığı’ adı verilmiş.

  • Hal böyle iken; 2020 yılı kışı ve şuan 14 Haziran gününde, haziran ayını yarılamış olmamıza rağmen, havalar serin esen rüzğarların etkisindedir. Şuan saat 01.00 ve sıcaklık: evin içi 22, sokak 12 C’ dir. 15 haz.2020

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık kayıt ortalamalarında, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru + 28 C’ ile + 15 C’  arası farklılık olmaktadır. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları + 26 C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının, iki önemli nedeni var:

A – Toros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında (Himalaya/Ural dağları gibi) doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını  kesmektedir.  Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt. 

B –  G. Doğu Anadolu Bölgemiz 729 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye,  Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu coğrafik yapı nedeni ile Güney Doğu bölgemiz sıcaklık konusunda Akdeniz iklimi ile, 0,1 /0,9 C’ farkları arası, yarışmaktadır.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya  (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder.

Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunuda hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır. V e Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük sıcaklık ortalaması ise, + 12 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. (Özellikle bu ilçeye gittim.) Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsul kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk olan şehirlerimizin başında, – 15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı, – 11 C’ ile Kars ve – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870,   Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki  Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin  3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk  hallerinin ortalaması ise: + 5 / 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 /45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir.  

Sibiryanın – en soğuk değil– daimi soğuk olmasının nedeni: Sibirya toprakları, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Sibirya; D/B istikametinde Avrupa-Asya/Sibirya arası Ural dağları olması nedeni ile bu taraftan, Sibirya bölgesine sıcak/serin bir havanın gelmesi mümkün değilken; Sibirya nın güneyinde ise, doğu/batı yönünde uzanan Pamir ve  Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor.

Hint Okyanusundan yükselen sıcak nemli rüzgarlar, bu yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan sıcaklığı ve nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendiside soğuyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), Sibirya toprakları, enlem olarak KK hem içinde hem sınırına daha yakın olduğu için bu bölge, kuzey buz denizi üzerinden gelen, soğuk havanın etkisi, altındadır.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise; Rusyanın Sibirya bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın ve kutup bölgesinde olan Verkhoyansk rakım: 130 mt. 1888 yılı Ocak ayı – 67.8 C’. Bu yerleşim yerinde en yüksek sıcaklık; 20 Haz. 2020 38 C’ olmuş.

Diğer yerleşim yeri ise Oymyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yeri, kutup sınırı dışında olup, Pasifik Okyanusuna daha yakındır. Kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C’  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş.  22 Aralık 1991 günü Grönland adası – 69,6 C’ ile Mars gezegeninden bile en soğuk gününü yaşamış. Kaynak: NASA / Rus Bilimler Akademisi  meteoroloji istasyon kayıtları ve livescience

Dünyanın anlık ve ortalama tespit edilen en soğuk yerleri: ABD / Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ ● ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün için) – 45 C’ ●  Kuzey Kutup (KK) Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. ● ABD/Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C’ ● Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’. 07.2017 Kaynak: www.uznayvse.ru

– Dünyanın 60′ enlemi üzerinden itibaren başlayan Kuzey kutup bölgesinde, kar yağmaya devam edecek ama, buz katmanlarının 2050 yılına kadar yok olacağı açıklanıyor.

Himalaya dağ bölgesi zirvelerinden üç ayrı bölgede, 1960 yılına kadar oluşmuş buz ve kar katmanlarının, 2018 yılına kadar 80 metre kalınlığında eridigi, yok olduğu CIA/NASA kayıtlarınca tespit edilmiş. 

Bu erime nedeninin ise! Dünyanın,  Güneşe göre 23⁰ olan acı uzaklığında, Güneşe doğru bir yakınlaşma acısında küçülme olduğu  belirtilmiştir. www.livescience.com                         Edindiğim son bilgi doğrultusunda; Küresel ısınma nedeni ilen, Afrika sıcaklıklarının her 10 senede bir, 40 km kuzeye doğru ilerlediğidir. 

 

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehrinin 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım. 

NASA, 9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına  göre: Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre, Dünyanın en soğuk olan bölgesi, – 93.2 C’ (- 136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır.

– 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama en sıcak yerleşim yeri, Etiyopya/ Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması: +34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: +47 C’ dir. Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir.(3.2018)

1915 yılı Arizona Tuskon Çölü yüzeyinde 71,5 C’, aynı anda ve aynı noktanın 4 mt üstünde ise, 42,5 C’ ölçülmüş. Dünya meteoroloji standartlarına göre En doğru Sıcaklık/soğukluk ölçümü; yerden 1,2 ile 2 mt arası  yukarıda,  duvar dibi, ağaç yanı olmayan gölgeli bir alan içinde, ölçüm yapılmalıdır. Kaynak: NASA-BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti  Vredendal  kasabasında, Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık +48.4 C’ olmuş (bu ülke için yukarıda vurguladığım yazımı hatırlayınız). 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş. Kaynak: www.gismeteo.ru  20.12.2010 mecit albayrak