ARI VE ARICILIK HEVESİM !

Bana göre 3 hayvan çalışkandır; At, Arı ve Karınca. Arıcılığı  yıllardır yapmak isterdim. 1987 yılında Alüminyum fabrikasında çalışırken, arıcılık kursuna gitmek istedim. Lakin, kurs yeri ve saatleri uygun olmadığı için, gidemedim.

Emekli olduktan sonra bir ara 2 dönem apartmanımızda yöneticilik yaptım. Bu zaman içerisinde, ilçemizde açılmış olan arıcılık kursuna başladım. Genel kurulda apartman için çalıştırdığım kişi haklı, ben haksız oldum. Tekrar seçtiler ama,  hala ve hala çalıştırdığım kişiyi savunmaya devam etmeleri üzerine, yönetimi bıraktım. Bunu niye yazdım! Toprak ve Arının, verilenleri inkar etmediğine inandığım için.

Kurs sonunda arıcılık sezonu bitmek üzere olduğundan, hemen arıcılığa başlayamadım. 2010 yılı Nisan ayında, kurs hocamın vasıtasıyla  öğretmenlikten emekli bir arıcı ile temas kurup, başlangıç olarak iki arılı kovan  alma konusunda anlaştık. Yalnız arılar kışlık  yerleri olan Antalya’dan geleceklerdi. Sonunda;

22 Nisan 2010 cuma gecesi bir kamyon dolusu kovan geldi. Saat 02.00 de indirmeye başladık. Beş gün sonrası ustam olacak kişinin önerileri ile iki adet kovanı seçtik. Ustamın yanında bir ortağı var. Esas yönetim hoca’da.

Onların yanında bazen sorarak, bazende yaptıklarını gözetleyerek bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Mayıs ayı içinde bir hazır ana alarak, 2 kovandan bir 3. kovan çıkarttık. Bu sene çiçek bakımından kısır bir dönem olduğu konuşuldu. Geçen sene ‘oğul’ çok vermişken, bu sene ustalarımın yaklaşık 110 kovanından sanırım, 10 tane oğul alındı.

Her işin kendine göre bir zahmeti var. Haliyle ağır bir işi olmasa da, kovanların yanına gidip gelmek bile bir iş. Bunu şikayet yönünden yazmıyorum. Kovanların olduğu mevkinin, tepelerin ve dağların yanında olması, bana apayrı bir haz veriyordu. Bu işi zevk ala ala yapıyordum vede hoşnut’tum.

İyisi – kötüsü ile 5 ay 10 günlük acemilik ve yaz dönemi, 25.10. 2010 cmt akşamı,  Allah a  şükür selamet üzere bitti. Saat 16 – 17 arası rüzğar ve gök gürültüsü ile başlayan bir güz yağmuru serenomisini yaşadık. Neden sonra yağmur dindi. Bu sefer ustalarla beraber, daha önce indirdiğimiz kovanları bu sefer daha kalabalık bir şekilde kamyona yükledik. Yüklemenin sonuna doğru yağmur tekrar çileşmeye başladı.

Başkaları ile konuşurken, – Benim 2.5 kovanım var, diyordum. İlk iki kovanıma ilave koymuşken, çoğalttığımız kovan sadece damızlık olarak kalmıştı.

Ustalar tekrar Antalya yolunu tutarken ben, komşumun bağına doğru hareket ettim. Daha önceden kovanlarımı nereye koyabilirim! diye düşünceye kalmıştım. Öyle ya sadece benim isteklerim değil, başkaları ne diyecek, buda önemli idi. Ama düşündüğüm kadar değilmiş. Sağ olsun komşum Hasan Gürcan abi, – Şuan deyil ama, şimdilik kardeşimin bahçesine koyalım, sonrasını hallederiz, deyince rahatladım.

Kovanlarımı koyduğum Pınarbaşı mevki,  benim gençlik yıllarımda :  Her yeri sebze bahçeleri, bir karış toprağından bile su sızan; Belli yerlerden ise yaz – kış soğuk suları akan; Dere tepe yeşillik olan; Ortaokula gittiğim sıralar 19 Mayıs ile Mersin – Aydın taraflarından  gelen, gerçek yörük hayatını yaşayan, yaşadıklarını ispat eden kişilerin develeri ile gelip gösterilerin  yapıldığı bir yerdi.

Şimdi ise nerede ise ‘bir karış’ yeşil tepeleri zor bulunan, her yeri beton evlerin kapladığı, sadece yağmur mevsiminde su gözleri açılan, bazı vatandaşların betonlaşmaya direndiği,  yeşillikler arasında bir bölgemiz.

Kovanlarımı koyduğum yer, ‘hala ben varım’ diye bilen bir yeşil bölge. Yakınında da  yazın azalsada devamlı akan bir çay mevcut. Ertesi gün arılarımın hatırını sormaya yanlarına gittiğimde arılar sanki bana – Abi, bizi o kurak tozlu yerde öldürmüşsün; dercesine canlı ve eskisine göre daha hareketli idiler. Çünkü bu bölge, 3 – 5 güne bir sulanan bir yer.

Bu gün 04.10.10 pzt günü, kovanlarımın iki tanesini açtım. Nakliye sonunda bir hasar olup olmadığını görmek istedim. Üzerinde ilave olanın birini açtım, hasar yok. Mayıs ayında ana verdiğimiz kovanı açtım. Bu kovanda daha öncesi bal çıtası almıştık ama, geleceğimize yakın usta açmak istemedi. Bazen zorlamakta olmuyor.

Kovanı açtım ne göreyim; ilk kovanda arısız boş yer görünmezken, bunda arılar üst ,üste binmişler. 9,5 çıta bal ve arı dolu. İkisini alıp, taze çıta koydum. Etraf arı kaynıyordu. Çorabımın üstünden ve 4 yerimi soktular bile. Şu an saat gece yarısın geçti ve  0,30 , sokulan yerlerim hala sızlıyor. Sızlıyor ama; Bacaklarımda sinirsel bir durum var,acaba faydası olur’mu?

Şimdi kovanlarıma  istediğim zaman, tabii ki gerektiğinde istediğim şekilde bakıyor, sağını solunu inceliyor  ve bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. (haklı-haksız) Şunu yap, şunu yapma diyende yok. Zevkim iki katına çıktı. Ölürlersede -  Şahlanırlarsa’da sonuçta benim arım. Ayı’ya sormuşlar:

Ensen neden kalın ?

Kendi işimi, kendim görürüm, demiş.

Ustaların yanında iken, çalışma mecburiyetim olmamasına rağmen, – Hem yardım edeyim, hem bir şeyler öğreneyim, diye 110 kovan benim miş gibi, çalıştım. Hal böyle iken, esas usta öğretmen arıcı, 2 sorumdan sonra  - Çok soruyorsun,  Veya kovan bakım sırası benim kovanlara gelindiğinde -lütfeder gibi-: Şunlarada bir bakalım, derdi. Ben ise, bildiğim bir bilgiyi başkalarına vermek için, ayaklarına gider, gitmek için bahaneler arayan biriyim. Belli değil mi? Yaşadıklarıma atıfta bulunmak için değil. 2011 yılı başında, kendi adımla bu sayfayı açtım ve bildiklerimi siz dahil, herkesle paylaşıyorum.

Arılar insan değil; bir  böcek.  İyi bakarsam, inkar etmeyip hepsi büyüyecek. Evet toprak gibi, arılarda inkarcılığı sevmezler. Ve baktığım kadarını bana verecekler.

İnşaallah, karşılıklı fikirlerimizi paylaştığımız arılı – ballı nice  yıllarda görüşe bilmek  niyazımla. Kalın sağlıcakla.  10.2010    Mecit   ALBAYRAK

Petek bal sırrı hakkında.

Açıklamam herkese ait olmakla beraber özellikle, arıcılık yapan arkadaşlarıma acizane tavsiyem olacak.

Sır, adı üzerinde ‘sır‘. Arıcı olarak bu sır’ları toplayıp, eritiyoruz. Bundan böyle bu ballı sırları -en azından bir kısmını- eritmeyelim. Sırları, Bal bulaşığı ile birlikte kapalı bir kap içerisinde biriktirip, kendimiz veya yakın insanlarımız için -Derde devadır, diyerek yiyelim, ikram edelim. Rabbimin lütfunun nerede olduğunu ancak, lütfeden bilir. Nasibimizde varsa; bizlere de bulaşır. 06.2014

Osmanlılar zamanında Seydişehir de arı kovan sayısı ve vergisi.

- Devlet isterse aklına gelen her şeyin vergisini, vatandaşından alır. –      Seydişehir’in  bilinen kuruluş tarihini inceleyen  bir araştırma yazısı  kitabını okumaya başladım. Bence her bir yeri, inceden inceye okunacak bir yazı olmuş. Arıcılık söz konusu olduğu için  bu bölümü özellikle herkes ile paylaşmak istedim. Bu güzel araştırma  yazısı için kendilerine, teşekkür ederim.  - SEYDİŞEHİR, Fiziki ve Sosyoekonomik Yapı  (1305 – 1920)  Dr. Ayşe DEĞERLİ -

Seydişehir ve bağlı köylerinde arı kovanları ve kovan başı alınan vergilerin, kayıt edilmiş yıllara göre dağılımı:

1502 yılı – 8696 kovan; 1522 yılı – 7256 kovan; 1584 – 10437 adet kovan. Osmanlı Devleti, kovan başı iki (2) akçe vergi alıyormuş.

1845 yılı Osmanlı Devleti Konya – Seydişehir merkez bölgesine ait  Vergi Kayıt Defterlerinde bulunan bilgilere göre ise, kovan başı on (10) kuruş vergi alınmış. Kayıtlı kovan sayısı ve bulunduğu mahalleye göre:

Sofhane Mahallesi (Mh) 14,  Camii Cedid Mh. 57;  Ulu Kapı Mh. 1,  H. Seyit Ali Mh. 17,  Alaylar Mh. 30,  Debbağhane Mh. 23,  Kiçi Kapı Mh.12,  Değirmenci Mh. 56,  Kızılcalar Mh. 60,  Camii Kebir Mh. 9 adet olmak üzere toplam 279 tane kovan varmış.  05.2014

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim. Televizyonda duyup size aktarmak istediğim bu kraliçeye ait hayat hikayesinin anlatımına, sadece cümle tamamlaması yaparak katkı sağladım. Bu tip bir anlatım ve yazılımıı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Bu arada kraliçenin hayat hikayesi hakkında yaklaşık (≈) rakam verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.    Doğumu ve ölüm : M.Ö. ≈1537 – Ölümü: 1484   mecit albayrak

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından diğer bir anlatımla baba bir kardeşi olan, 1. Tutmosis ten sonra kral olan oğlu, 2. Tutmosis ile, 12 yaşında evlendirilmiş. Bu evlilikte de Hatçepsut’un erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve  Hatçepsut  yönetime geldiler.  Babası ve kayın pederi 1. Tutmosis gibi, 2. Tutmosis’de, 2. bir evliliğinden olan oğlu ile ilk evliliğinden olan kızlarını, ölümünden sonra ise kral olan 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında öldü. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olacaktı. İlaveten 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda, istekli değillerdi.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidarı için, tanrı – Amon un kızı, yakıştırması ile,  ’ilahi manevi destek’ bir şekilde sağladı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla halledilmiş oldu.

Arkeoloğun, duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçeptus ve damadı kral arasında, güvene dayanan ‘gizli’ bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi’ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut’a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarının seviyesinde ve lahitinin yakınında, bu kişiye ait mezar yaptırıp, gömdürüyor.

1903 yılında, Haçtepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut’un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis kral oluyor. 3. Tutmosis, kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Haçtepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, kralın kraliçeden intikam almak istemesinden ziyade siyaseten alınmış bir karar olduğu, açıklandı.  04.2014

Arı hastalıklarının önlenmesinde alınacak basit tedbirler.

11.12.2013 – Arılarınızda, her hangi bir hastalık oluşur ise, bahaneyi başkalarında aramadan önce;  Nerede hata yaptım diye! biraz düşününüz! 

2010 yılında iki kovan ile arıcılığa başlamış, sezon sonunu üç kovan ile kapatmıştım. İlk sene ustalarımın yanında iken arılarım da, her hangi bir hastalık oluşmadı.

İkinci sene ‘Her şeyi öğrenmenin tek yolu, başımın çaresine kendimin bakması’ deyip, tek başıma bu zevkli işe devam ettim. Acemiliğim yüzünden arılarımda gördüğüm tek hastalık sadece; ‘Kireç Hastalığı‘  beyaz taş. Bunun sebebi de günlüklü, larvalı ve kapalı gözlü çitaların üzerinde olması gereken arının olmayışı arı ölümlerinin nedeni olmuştu.

Diğer bir şekil ise, petek içerisinde kapalı gözlerde olgunlaşma seviyesine gelen arılar, aynı nedenler doğrultusunda üşümüş ve kimisi başını dışarıya çıkartmış şekli ile ölürken, kimisi de  kapalı gözün kapağını bile açamadan ölmüşler. Kovanlarımda başka bir  hastalık oluşmadı. Peki ne yapacağız? Kovan içine rahat bir şekilde giren, çita üst mesafesini geçmeyen şekli ile ‘strafor‘ koyup, petekleri sıkılaştırmak yeterli.

Daha önce yayınladığım yazılarımda belirttiğim gibi – Sağlığın ve her şeyin başı, TEMİZLİKTİR. Son iki senedir  arılarımı koyduğum bölge dahilinde bazı arkadaşların kovanlarında Amerikan Yavru Çürüklüğü (AYÇ) hastalığı oluştu. Bu arkadaşlarımın kışın, Antalya da kovanlarını koyduğu yeri görmüştüm.  Son üç senenin her bir senesinde, ≈ 1 km mesafe içerisinde üç ayrı yere kovanlarını koymuşlardı.

İlk sene arılarını koydukları yer akar suya yakın, kuru toprak üzerinde idi.  Bir sorun olmadı. Son iki senedir, topraktan devamlı su sızan ve kovanların altından çamurun eksik olmadığı yere koyuyorlardı. Geçen (2012) sene Antalya da iken bu arkadaşların  kovanlarında AYÇ hastalığı oluşmuş ama dikkat etmemişler. Memlekete geldiklerinde bir şekilde önüne geçtiler. 2013 yılında aynı yerde ve diğer arkadaşların kovanlarında yine, aynı hastalık,. Peki neden oldu? Bence:

Kovanlarının hiç biri çamura temas etmediği gibi, ıslanması söz konusu değildi. Fakat bana göre, bir hata yapıyorlardı. Toprak devamlı ıslak ayrıca  o yerden her türlü evcil – yabani canlı geçiyor ve ıslak çamur içinde  göremediğimiz canlılar bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Kovanlarımızın başında iken ister istemez elimizdeki malzemeleri yere atıyor, düşürüyor veya yerden bir ‘çöp’ almamız icap ediyor. Hepimizin yaptığı veya başımıza gelen bir durum.

Bu yerden aldığımız özelikle ıslak çamurlu malzemeleri ıslanan eldiven ile   alap – şalap temizleyip kovan içerisine sokuyor ve arıları karıştırıyoruz. Bu şekilde, çamur ve su içerisinde yaşayan her türlü bakteri, arı ve kovan içerisine taşınmaktadır. Acizane önerim:

Kovanlarınızı, toprağın her daim ıslak olduğu, suyun birikinti yaptığı yerlere koymayınız. Mecbur iseniz, bu tip topraktan her hangi bir şey alıp, kovanınıza yerleştirmeyin ve koymayınız. El demiri niz düşebilir! Bu hallerde  yanmakta olan körüğün kapağını açıp hava basınız ve körükten alev çıkmasını sağlayınız.  El demirinizi bu aleve, bir kaç saniye tutmanız, her türlü hastalığı önleyecektir.

Arılığınızda, 1ölçek çamaşır suyu + 4 ölçek su karışımını, bir bidon içerisinde hazır bulundurunuz. Gerektiğinde eldiven, fırca, el demiri ve diğer malzemelerinizi bu su ile yıkayınız en azından ıslatınız. Bu arada bir düşüncemi de sizlerle paylaşmak isterim. Arıları kontrol ederken çitaların ve kovanın içine bulaşan propolisi sıyırıp, istersek alıyoruz veya atıyoruz. Şayet propolisi ihtiyacınız için almayacaksanız, sıyırdığınız propolisi gelişi güzel atmayınız. Temiz bir taş, ağaç, dal veya başka bir yere sıyırınız. Arı, sıyırdığınız propolisi tekrar toplamaya uzaklara gidecektir. Gitmesini ve zaman kaybını önlemeniz açısından önerilerimi uygulamanız, iyi olacaktır.

Ben son 3 senedir aynı yerde, sağımda ve solumda  hastalıklı kovanları olan arkadaşlarla birlikteyim. Hal böyle iken benim kovanlarımda hastalık var mı? Olanı ilk başta yazdım. Allaha şükür tehlikeli arı hastalıkları benim kovanlarımda olmadı. Neden? Sanırım, yukarıdaki yazdığım ayrıntıları ihmal etmediğim ve TEMİZLİĞE DİKKAT ETTİĞİM İÇİNDİR. 06.2013

Seydişehirde İlk Kar.

Kar’ın geliş şekline göre ağaçta belirginleşen, Kuzey-Güney tarafları. Ağaç dallarındaki ilk  kar  11.12.2010  Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim; Pınarbaşı mevkiide yaptığım ölçüme göre , sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak ta idi, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

Arı ölümlerinin zanlısı bulundu (gibi) – 2007

Ünlü bilimadamı Albert Einstein’ın “Arılar yeryüzünden kaybolursa, bu insanoğlunun bir kaç yıl ömrü kaldığı anlamına gelir.” dediği rivayet edilir. ( Kaynak, BBC Türkçe Servisi)

2004′ten bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde milyarlarca arı gizemli bir şekilde ölüyor. Ülkedeki arı kovanlarının yüzde 50 ila 90′ı etkilenmiş durumda.

Milyarlarca arının gizemli bir şekilde ölmesi üzerine Einstein’a ait olduğu belirtilen bu kıyamet tahmini daha sık gündeme gelir olmuştu. Ancak bilimadamları birçok tahmin ardından, arıların kitlesel ölümünün sorumlusunu bulmuş olabileceklerini açıkladı.

Bilimadamlarına göre ölümlerin nedeni Avustralya ve Çin’den gelen bir virüs olabilir.

 İsrail Akut Felç virüsü.

Amerikalı bilimadamları yine de sorunun kaynağının bu olduğundan tam olarak emin olmadıklarını söylüyor. Ama kitlesel ölümlerin yaşandığı kovanların yüzde 90′ında bu virüse rastlandığı belirtiliyor.

Uzmanlar virüsün arıları stres altına sokan tarım ilaçları ve parazitler gibi diğer faktörlerle birleşmesinin ölümlere yol açmış olabileceğini söylüyor. Bilimadamları virüsü tespit ederken, ilginç bir yöntem kullandı.

Araştırmayı yürüten bilimadamları bu yöntemin insanlardaki virüslerin daha hızlı tespit edilmesinde de işe yarayabileceğini söylüyor. Amerikalı yetkililer, Avustralya ve Çin’den ithal edilen arı ve arıcılık ürünlerine yasak getirmeyi düşünüyor.

Araştırmacılar da virüse dirençli arı türleri üretmeye çalışıyor.

Uzaylılar

Polenleri etrafa yayarak birçok farklı tarım ürününün döllenmesini sağlayan arılar Amerikan tarımı için hayatı önemde. Arı ölümleri daha önce ilginç teorilerle açıklanmaya çalışılıyordu.

Arı ölümlerini cep telefonlarının yaydığı radyasyondan, genetik yapısı değiştirilmiş tarım ürünlerine birçok teoriyle açıklayanlar vardı. Hatta bunu uzaylıların yaptığını söyleyenler bile olmuştu.  12. Eylül 2010

Dünyanın en yüksek 10 dağı.

12.2013 – Çeşitli ülkelerin Uzaya gönderdiği araçlar sayesinde yer yüzü ve yer altındaki  her türlü değişim ve gelişimleri, ‘anında’ takip etme ve öğrenme durumları bulunduğu, bilinen bir gerçektir.

Zamanımızda Uzay uydularına sahip  ülkelerin, Dünya küremiz üzerinde yer alan dağ, tepe, nehir,..vs..leri,  ileri teknoloji sayesinde ve amaçları her ne ise,  o doğrultuda en geniş ve gerçek bilgileri, 0 -sıfır- hata ile tespit ettikleri,  bilinmektedir. Uzaydan tespiti yapılan en yüksek on (10) dağ sıralaması ise:

1 – Everest Tepesi          Nepal / Tibet       bölgesi                       8,850 mt

2 – K2 ( Chogori )            Pakistan / Çin               ”                             8.611 mt

3 – Kanchenjunga            Nepal / Hindistan     ”                            8.586 mt

4 – Lhotse                        Nepal / Çin                    ”                            8.516 mt

5 – Makalu                        Nepal / Çin                  ”                           8.485 mt 

6 – Cho Oyu                     Nepal / Çin                     ”                           8.188 mt

7 – Dhaulagiri                    Nepal                          ”                          8.167 mt

8 – Manaslu                       Nepal                             ”                          8.163 mt

9 – Nanga Parpat               Pakistan                     ”                          8.152 mt

10 – Annapurna 1              Nepal                             ”                          8.091 mt

:-)                       22.02.2013 Cmt          Mecit ALBAYRAK                            :-)

Seydişehir’de orman yangını

Konya’nın Seydişehir ilçesinde çıkan yangında 40 dekar ormanlık alan zarar gördü.

Edinilen bilgiye göre, ilçenin Kavak köyündeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Seydişehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin ve vatandaşların çabalarıyla söndürülen yangında 40 dekar ormanlık alanın zarar gördüğü bildirildi.

Öte yandan, ilçeye bağlı Tol köyünde de 10 dekar buğday ekili alan yandı. 02.08.2010  :-(

Fransa’da eşek arılarının işgali – 2009

Fransa, Çin eşek arılarının sayıca artması nedeniyle, bal arısı nüfusunun azalmasından kaygı duyuyor.

Araştırmacılar, bilim çevrelerinde ” Vespa velutina ” diye anılan,  bu eşek arılarının arıcılık sektörünü de tehdit edebileceğini söylüyor.

Bu tür eşek arılarının turistlerin gözdesi olan Fransa’nın güneyinde hızla yayıldıkları ve Avrupa’nın diğer ülkelerine yakında ulaşabilecekleri düşünülüyor. 3 cm uzunluğundaki eşek arıları, turuncu başları ve sarı ayaklarıyla ayırt edilebiliyor.

Arı kolonileri

Araştırmacılar, bu eşek arılarının Fransa’ya büyük olasılıkla 2004 yılında Çin’den seramik taşıyan bir gemiyle geldiğini düşünüyor.

.Son araştırmalara göre Çin eşek arılarının Fransa genelinde 1.100 kovanı bulunuyor.

Bordeaux kentini kendilerine mesken edinen eşek arılarının, daha sonra Brittany ve Fransa’nın kuzeybatısına doğru yayıldığı düşünülüyor.

Paris’teki Ulusal Tarih Müzesi’nden araştırmacı Quentin Rome, Reuters haber ajansına,  - Her geçen gün daha fazlasının geldiğini ve çok çabuk üreyerek, Fransa’da koloniler kurmaya başladıklarını,  söyledi.

Fransa’nın güneyinde bir hastanede geçen hafta eşek arılarının soktuğu altı kişi, tedavi edildi.

Yerel yetkililer, alerjisi olanları dikkatli olmaları yolunda uyarıyor.

Rome, Çin eşek arılarının Avrupalı kuzenlerine göre daha tehlikeli olmadıklarını ancak sayıca çok olmaları sebebiyle saldırı riskinin arttığını anlattı.

Arıcı Françoise Romanzin de Çin eşek arılarının, Ağustos ayında arı kovanlarına gözle görülür oranda saldırdıklarını belirtti.

Romanzin, “arı nüfusunun zaten karşı karşıya olduğu sorunların üzerine bu olay tuz biber ekti” diye konuştu. Eylül 2010

Öğrenilmesinde zorluk olan yabancı dillerin sıralanışı.

ABD  Dil Enstitüsü bilim adamlarınca yayınlanan bir bilimsel açıklamaya göre, ana dili İngilizce olan bir insanın, yeni bir dil öğrenmek için harcayacağı zamanı, en kolay dil guruplarından, en zor dil guruplarına göre şu şekilde sıralamışlar:

1.  Afrikaans ( Güney Afrikaya göç etmiş, Hollandalı göçmenlerin konuştuğu dil); Danca (Danimarka); Flemenkce ( Hollanda – Belçika – G. Afrika lı); Fransızca; Haiti;  Norveçce; İtalyanca; Portekizce; Romence; İspanyolca; Swahili (Kenya – Uganda – Tanzanya) ve İsveçce.

2.  Bulgarca; Dari – Farsca ( İran, Afganistan, Tacikistan); Almanca; Yunanca; Urdu (Hindistan – Pakistan); Endenozya ve Malayca ( Tayland – Filipinler ve Endenozya).

3.  Amharic (Etopya); Bengalce; Burma; Çekce; Fince; İbranice; Macarca; Khmer (Kambocya); Lao (Laos  - Tayland); Nepalce; Filipince; Lehçe; Rusca; Sırpca; Sinhala (Sri Lanka / Kolombiya adası); Tai ( Tayland – Malezya); Tamilce ( Hindistan – Sri Lanka); Türkçe ve Vietnamca. Ve;

4.  Arapca; Çince; Japonca ve Korece öğrenilmesi en zor olan dil gurupları olduğu belirtilmiştir.

Dünyanın en zor dillerinden olduğu kabul edilen Japonca nın yazılımının öğrenilmesi için bir Japon çocuğunun; 12 -oniki- yıl boyunca sadece matematik ve Japon dili öğrenimini yapması gerekiyormuş.

Kanada ile ABD arasında yaşayan Chippewa Kızılderili kabilesi ile, Rusya özerk bölgesi Dağıstan Cumhuriyetinin Hazar Denizi kıyılarında yaşayan bir etnik gurubun konuştuğu Tabasaran dilinin öğrenilmesi; Çince kadar zor olmaktadır.

NOT:   Yaptığım araştırma neticesinde ana dili Türkçe olan bir kişi için, diğer yabancı dillerini öğrenme zorluğu konusunda bir açıklamayı bulamadım. Bu konuda bilgisi olan kişiler, sayfamın YORUM kısmına düşüncelerini yazarlarsa, araştırıp kendi adları ile yayınlamaktan haz duyarım.   12.11.2012

Kaynak : 27.03.2012 tarihinde yayınlanan www.english.pravda.ru/society/stories sayfadan tercüme edilmiştir.

 

Seydişehir de dokuz sene zarfında değişen bazı ihtiyaç maddeleri ve zam oranları.

SENE                        03. 12. 2003                                   25. 05. 2012                                             

1 – Ace                    :  1.245.000  TL                                3.25 krş                                                

2 – Porçöz              :   1.100.000  ”                                   2.95   ”

3 – Kosla Tül (el)    :   7.150.000   ”   500gr Normal        10.45   ”                          

4 –    ”          ”  sıvı  :    5.850.000  ”                                  10.75  ”

5 – Marc Cam Sil   :    2.150.000  ”        900gr                   3.75  ”                               

6 – Cam Sil            :    1.870.000  ”       l lt                          2.95  ”

7 – Orkid  Nrm. Knt:    5.995.000  ”  (42 Adet)                      ?                                    

8 – Selpak 12li WC:    9.250.000  ”  (2 katlı) –  16 lı           12.45  ”

9 – Temis    ”    ”   :     5.290.000  ”        ”                            ?                                          

10 – ”          8li  ”    :    3.750.000  ”       ”                              ?

11 – Vernel      lt    :     2.850.000  ”                                     6.90 ”                                    

12 –     ”     2 lt       :      4.990.000  ”                  1.5 lt   –      8.95  ”                                                                                                                              

13 – Çamaşır Suyu  :0.590.000  ”  -  0.5 lt         4 lt   –        3.95  ’

14 –  Yumurta       :     2.750.000  ”      30 lu                       5.90  ”

15 – Toz şeker      :     8.670.000  ”        5 kğ                    11.95 ”                                        

16 –   ”      ”’          :      3.540.000  ”        3 kğ                     9.45 ”

17 – Gitaş  kp şkr :      1.990.000  ”               750 gr    -      2.50 ”

18 – Baldo pirinç  :      3.900.000  ”        Kğ                        7.45 ”

19 – Duru baldo   :      2.525.000  ”          ”                         5.65 ”                               

20 – Kırmızı Mercimek :    1.980.000 ”                                4.95 ”

21 – Ülker  fıstıklı :     1.575.000  ”       80 gr  Çikolata          2.50 ”                                 

22 – Nescafe Kafeinsiz  : 8.325.000 ”  100 grGold Kafeinsiz 19.90 ”

23 – Cola Turka  2.5 kğ :     1.825.000 ”                3 lt   –       3.20 ”

24 – Kristal Riv Z.yağı  :  28.750.000 ” –        5 kğ               37.50 ”

25 –    ”       Sızma     :     7.095.000 ”            kğ                 13.90 ”                                     

26 – Acılı Şalgam suyu :     1.525.000 ”  - 2 kğ –                   2.50 ”

27 – Piliç  Bonfile   kğ    :     4.650.000 ”                               6.95 ”                                  

28 –    ”   Kuşbaşı   ”     :     4.750.000 ”     kğ                       6.95 ”

29 –    ”       But      ”     :   2.750.000 ”          kğ                     5.95 ”                                   

30 – Dana  Kuşbaşı    :     13.750.000 ”       kğ                    23.45 ”

31 – Selva un             :      3.290.000  ”     4 kğ         5 kğ  –  7.75 ”

32 –    ”     ”                :       8.185.000 ”         10 kğ               15.25 ”

33 – Sütaş yoğurt  1 kğ :       1.850.000 ”               2.250 gr   5.65 ”

34 – Dimes süt  200 gr:        0.415.000 ”                                0.65 ”

35 – Cebel kaşar 1 kğ   :      7.695.000 ”                700 gr     10.50 ”

36 – Gesaş Kakaolu kğ :         4.530.000 ”           Helva         11.95 ”

37 –    ”      fıstıklı     ”      :         6.735.000 ”           ”                20.95 ”

38 – Evin yağ  250 gr  :          0.565.000 ”              Kalıp yağ          ?

39 – Ülker Bzm   ”      :      0.580.000 ”                      ”             1.60 ”                    

40 – Knorr Mrcmk Çr.:          0.560.000 ”  - 65 gr     80 gr –     0.95 ”

41 – Maggi    ”          ” :     0.460.000 ” – 77 gr         72 gr –      0.90 ”

42 – Pınar ayçiçeği  : 1.290.000 ” – 400 gr  sıvı yağ  1 lt    -    5.20 ”

43 – İthal muz  1 kğ :   2.490.000 ”                                           3.50 ”                

44 – Medine Hurması  7.450.000 ”      - Kğ –                            25.90 ”

45 – İpana aktif byz    4.825.000 ” – 68 gr –                 75 gr –  13.25 ”

46 – Çaykur Kamelya  : ———-                       1 kğ                13.50 ”

47 – Güneyce Filiz çay:  _______                     ”                       9.95 ”

48 – Lipton D. Krdnz    :      ________               ”                     11.95 ”

49 – Cebel Süzme Çiçek balı ___________       850 gr           14.95 ”

Yukarıda ki fiyat karşılaştırmalarına bakıp;  2012 yılında nerde ise her şey ucuzlamış, fiyat artmamış denilebilinir. Bir noktada, doğru. Ama niye karşılık! Bu karşılıkları bir kaç şıkta mukayese edebiliriz:

Dışarıdan bir çok tavizler ve nerede ise ricalar doğrultusunda, yurdumuza gelen yabancı paralar sayesinde Türk Lirası, sürekli düşük kurda tutuldu. Dışarıdan her türlü ithal mal ucuz fiyata getirildi. Bu sayede hem ithal edilenler, hem ithal mal ile üretilen  her çeşit madde fiyatı, düşük kaldı.

Buna karşılık, daha doğmamış SABI’NIN -borcu,  defterine yazıldı.

Gelişen teknoloji sayesinde, üretim sayısı arttı, artışı yönünde orantılı olmasa da, fiyatı düştü.

2003 yılında LÜKS olan BAZI besin maddeleri, normal tüketim düzeyine indi. Mesela, muz. Gerçi, 2003 yılına göre, Muz ağaç sayısı da arttı. Veya çikolata, gibi.

” Biz nice yoklukları, zamları gördük. Daha ne istersiniz’, diyecek olanları - Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazıma bakmalarını istirham ederim.

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala bu ışıkların ne manaya geldiğini bilmeyen %90 ehliyetli – ehliyetsiz sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.
Üstelik kurallara uyan ve bilen sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.
Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm.