Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim. Televizyonda duyup size aktarmak istediğim bu kraliçeye ait hayat hikayesinin anlatımına, sadece cümle tamamlaması yaparak katkı sağladım. Bu tip bir anlatım ve yazılımıı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Bu arada kraliçenin hayat hikayesi hakkında yaklaşık (≈) rakam verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.    Doğumu ve ölüm : M.Ö. ≈1537 – Ölümü: 1484   mecit albayrak

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından diğer bir anlatımla baba bir kardeşi olan, 1. Tutmosis ten sonra kral olan oğlu, 2. Tutmosis ile, 12 yaşında evlendirilmiş. Bu evlilikte de Hatçepsut’un erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve  Hatçepsut  yönetime geldiler.  Babası ve kayın pederi 1. Tutmosis gibi, 2. Tutmosis’de, 2. bir evliliğinden olan oğlu ile ilk evliliğinden olan kızlarını, ölümünden sonra ise kral olan 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında öldü. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olacaktı. İlaveten 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda, istekli değillerdi.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidarı için, tanrı – Amon un kızı, yakıştırması ile,  ’ilahi manevi destek’ bir şekilde sağladı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla halledilmiş oldu.

Arkeoloğun, duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçeptus ve damadı kral arasında, güvene dayanan ‘gizli’ bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi’ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut’a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarının seviyesinde ve lahitinin yakınında, bu kişiye ait mezar yaptırıp, gömdürüyor.

1903 yılında, Haçtepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut’un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis kral oluyor. 3. Tutmosis, kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Haçtepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, kralın kraliçeden intikam almak istemesinden ziyade siyaseten alınmış bir karar olduğu, açıklandı.  04.2014

Arı hastalıklarının önlenmesinde alınacak basit tedbirler.

11.12.2013 – Arılarınızda, her hangi bir hastalık oluşur ise, bahaneyi başkalarında aramadan önce;  Nerede hata yaptım diye! biraz düşününüz! 

2010 yılında iki kovan ile arıcılığa başlamış, sezon sonunu üç kovan ile kapatmıştım. İlk sene ustalarımın yanında iken arılarım da, her hangi bir hastalık oluşmadı.

İkinci sene ‘Her şeyi öğrenmenin tek yolu, başımın çaresine kendimin bakması’ deyip, tek başıma bu zevkli işe devam ettim. Acemiliğim yüzünden arılarımda gördüğüm tek hastalık sadece; ‘Kireç Hastalığı‘  beyaz taş. Bunun sebebi de günlüklü, larvalı ve kapalı gözlü çitaların üzerinde olması gereken arının olmayışı arı ölümlerinin nedeni olmuştu.

Diğer bir şekil ise, petek içerisinde kapalı gözlerde olgunlaşma seviyesine gelen arılar, aynı nedenler doğrultusunda üşümüş ve kimisi başını dışarıya çıkartmış şekli ile ölürken, kimisi de  kapalı gözün kapağını bile açamadan ölmüşler. Kovanlarımda başka bir  hastalık oluşmadı. Peki ne yapacağız? Kovan içine rahat bir şekilde giren, çita üst mesafesini geçmeyen şekli ile ‘strafor‘ koyup, petekleri sıkılaştırmak yeterli.

Daha önce yayınladığım yazılarımda belirttiğim gibi – Sağlığın ve her şeyin başı, TEMİZLİKTİR. Son iki senedir  arılarımı koyduğum bölge dahilinde bazı arkadaşların kovanlarında Amerikan Yavru Çürüklüğü (AYÇ) hastalığı oluştu. Bu arkadaşlarımın kışın, Antalya da kovanlarını koyduğu yeri görmüştüm.  Son üç senenin her bir senesinde, ≈ 1 km mesafe içerisinde üç ayrı yere kovanlarını koymuşlardı.

İlk sene arılarını koydukları yer akar suya yakın, kuru toprak üzerinde idi.  Bir sorun olmadı. Son iki senedir, topraktan devamlı su sızan ve kovanların altından çamurun eksik olmadığı yere koyuyorlardı. Geçen (2012) sene Antalya da iken bu arkadaşların  kovanlarında AYÇ hastalığı oluşmuş ama dikkat etmemişler. Memlekete geldiklerinde bir şekilde önüne geçtiler. 2013 yılında aynı yerde ve diğer arkadaşların kovanlarında yine, aynı hastalık,. Peki neden oldu? Bence:

Kovanlarının hiç biri çamura temas etmediği gibi, ıslanması söz konusu değildi. Fakat bana göre, bir hata yapıyorlardı. Toprak devamlı ıslak ayrıca  o yerden her türlü evcil – yabani canlı geçiyor ve ıslak çamur içinde  göremediğimiz canlılar bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Kovanlarımızın başında iken ister istemez elimizdeki malzemeleri yere atıyor, düşürüyor veya yerden bir ‘çöp’ almamız icap ediyor. Hepimizin yaptığı veya başımıza gelen bir durum.

Bu yerden aldığımız özelikle ıslak çamurlu malzemeleri ıslanan eldiven ile   alap – şalap temizleyip kovan içerisine sokuyor ve arıları karıştırıyoruz. Bu şekilde, çamur ve su içerisinde yaşayan her türlü bakteri, arı ve kovan içerisine taşınmaktadır. Acizane önerim:

Kovanlarınızı, toprağın her daim ıslak olduğu, suyun birikinti yaptığı yerlere koymayınız. Mecbur iseniz, bu tip topraktan her hangi bir şey alıp, kovanınıza yerleştirmeyin ve koymayınız. El demiri niz düşebilir! Bu hallerde  yanmakta olan körüğün kapağını açıp hava basınız ve körükten alev çıkmasını sağlayınız.  El demirinizi bu aleve, bir kaç saniye tutmanız, her türlü hastalığı önleyecektir.

Arılığınızda, 1ölçek çamaşır suyu + 4 ölçek su karışımını, bir bidon içerisinde hazır bulundurunuz. Gerektiğinde eldiven, fırca, el demiri ve diğer malzemelerinizi bu su ile yıkayınız en azından ıslatınız. Bu arada bir düşüncemi de sizlerle paylaşmak isterim. Arıları kontrol ederken çitaların ve kovanın içine bulaşan propolisi sıyırıp, istersek alıyoruz veya atıyoruz. Şayet propolisi ihtiyacınız için almayacaksanız, sıyırdığınız propolisi gelişi güzel atmayınız. Temiz bir taş, ağaç, dal veya başka bir yere sıyırınız. Arı, sıyırdığınız propolisi tekrar toplamaya uzaklara gidecektir. Gitmesini ve zaman kaybını önlemeniz açısından önerilerimi uygulamanız, iyi olacaktır.

Ben son 3 senedir aynı yerde, sağımda ve solumda  hastalıklı kovanları olan arkadaşlarla birlikteyim. Hal böyle iken benim kovanlarımda hastalık var mı? Olanı ilk başta yazdım. Allaha şükür tehlikeli arı hastalıkları benim kovanlarımda olmadı. Neden? Sanırım, yukarıdaki yazdığım ayrıntıları ihmal etmediğim ve TEMİZLİĞE DİKKAT ETTİĞİM İÇİNDİR. 06.2013

Seydişehirde İlk Kar.

Kar’ın geliş şekline göre ağaçta belirginleşen, Kuzey-Güney tarafları. Ağaç dallarındaki ilk  kar  11.12.2010  Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim; Pınarbaşı mevkiide yaptığım ölçüme göre , sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak ta idi, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

Arı ölümlerinin zanlısı bulundu (gibi) – 2007

Ünlü bilimadamı Albert Einstein’ın “Arılar yeryüzünden kaybolursa, bu insanoğlunun bir kaç yıl ömrü kaldığı anlamına gelir.” dediği rivayet edilir. ( Kaynak, BBC Türkçe Servisi)

2004′ten bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde milyarlarca arı gizemli bir şekilde ölüyor. Ülkedeki arı kovanlarının yüzde 50 ila 90′ı etkilenmiş durumda.

Milyarlarca arının gizemli bir şekilde ölmesi üzerine Einstein’a ait olduğu belirtilen bu kıyamet tahmini daha sık gündeme gelir olmuştu. Ancak bilimadamları birçok tahmin ardından, arıların kitlesel ölümünün sorumlusunu bulmuş olabileceklerini açıkladı.

Bilimadamlarına göre ölümlerin nedeni Avustralya ve Çin’den gelen bir virüs olabilir.

 İsrail Akut Felç virüsü.

Amerikalı bilimadamları yine de sorunun kaynağının bu olduğundan tam olarak emin olmadıklarını söylüyor. Ama kitlesel ölümlerin yaşandığı kovanların yüzde 90′ında bu virüse rastlandığı belirtiliyor.

Uzmanlar virüsün arıları stres altına sokan tarım ilaçları ve parazitler gibi diğer faktörlerle birleşmesinin ölümlere yol açmış olabileceğini söylüyor. Bilimadamları virüsü tespit ederken, ilginç bir yöntem kullandı.

Araştırmayı yürüten bilimadamları bu yöntemin insanlardaki virüslerin daha hızlı tespit edilmesinde de işe yarayabileceğini söylüyor. Amerikalı yetkililer, Avustralya ve Çin’den ithal edilen arı ve arıcılık ürünlerine yasak getirmeyi düşünüyor.

Araştırmacılar da virüse dirençli arı türleri üretmeye çalışıyor.

Uzaylılar

Polenleri etrafa yayarak birçok farklı tarım ürününün döllenmesini sağlayan arılar Amerikan tarımı için hayatı önemde. Arı ölümleri daha önce ilginç teorilerle açıklanmaya çalışılıyordu.

Arı ölümlerini cep telefonlarının yaydığı radyasyondan, genetik yapısı değiştirilmiş tarım ürünlerine birçok teoriyle açıklayanlar vardı. Hatta bunu uzaylıların yaptığını söyleyenler bile olmuştu.  12. Eylül 2010

Dünyanın en yüksek 10 dağı.

12.2013 – Çeşitli ülkelerin Uzaya gönderdiği araçlar sayesinde yer yüzü ve yer altındaki  her türlü değişim ve gelişimleri, ‘anında’ takip etme ve öğrenme durumları bulunduğu, bilinen bir gerçektir.

Zamanımızda Uzay uydularına sahip  ülkelerin, Dünya küremiz üzerinde yer alan dağ, tepe, nehir,..vs..leri,  ileri teknoloji sayesinde ve amaçları her ne ise,  o doğrultuda en geniş ve gerçek bilgileri, 0 -sıfır- hata ile tespit ettikleri,  bilinmektedir. Uzaydan tespiti yapılan en yüksek on (10) dağ sıralaması ise:

1 – Everest Tepesi          Nepal / Tibet       bölgesi                       8,850 mt

2 – K2 ( Chogori )            Pakistan / Çin               ”                             8.611 mt

3 – Kanchenjunga            Nepal / Hindistan     ”                            8.586 mt

4 – Lhotse                        Nepal / Çin                    ”                            8.516 mt

5 – Makalu                        Nepal / Çin                  ”                           8.485 mt 

6 – Cho Oyu                     Nepal / Çin                     ”                           8.188 mt

7 – Dhaulagiri                    Nepal                          ”                          8.167 mt

8 – Manaslu                       Nepal                             ”                          8.163 mt

9 – Nanga Parpat               Pakistan                     ”                          8.152 mt

10 – Annapurna 1              Nepal                             ”                          8.091 mt

:-)                       22.02.2013 Cmt          Mecit ALBAYRAK                            :-)

Seydişehir’de orman yangını

Konya’nın Seydişehir ilçesinde çıkan yangında 40 dekar ormanlık alan zarar gördü.

Edinilen bilgiye göre, ilçenin Kavak köyündeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Seydişehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin ve vatandaşların çabalarıyla söndürülen yangında 40 dekar ormanlık alanın zarar gördüğü bildirildi.

Öte yandan, ilçeye bağlı Tol köyünde de 10 dekar buğday ekili alan yandı. 02.08.2010  :-(

Fransa’da eşek arılarının işgali – 2009

Fransa, Çin eşek arılarının sayıca artması nedeniyle, bal arısı nüfusunun azalmasından kaygı duyuyor.

Araştırmacılar, bilim çevrelerinde ” Vespa velutina ” diye anılan,  bu eşek arılarının arıcılık sektörünü de tehdit edebileceğini söylüyor.

Bu tür eşek arılarının turistlerin gözdesi olan Fransa’nın güneyinde hızla yayıldıkları ve Avrupa’nın diğer ülkelerine yakında ulaşabilecekleri düşünülüyor. 3 cm uzunluğundaki eşek arıları, turuncu başları ve sarı ayaklarıyla ayırt edilebiliyor.

Arı kolonileri

Araştırmacılar, bu eşek arılarının Fransa’ya büyük olasılıkla 2004 yılında Çin’den seramik taşıyan bir gemiyle geldiğini düşünüyor.

.Son araştırmalara göre Çin eşek arılarının Fransa genelinde 1.100 kovanı bulunuyor.

Bordeaux kentini kendilerine mesken edinen eşek arılarının, daha sonra Brittany ve Fransa’nın kuzeybatısına doğru yayıldığı düşünülüyor.

Paris’teki Ulusal Tarih Müzesi’nden araştırmacı Quentin Rome, Reuters haber ajansına,  - Her geçen gün daha fazlasının geldiğini ve çok çabuk üreyerek, Fransa’da koloniler kurmaya başladıklarını,  söyledi.

Fransa’nın güneyinde bir hastanede geçen hafta eşek arılarının soktuğu altı kişi, tedavi edildi.

Yerel yetkililer, alerjisi olanları dikkatli olmaları yolunda uyarıyor.

Rome, Çin eşek arılarının Avrupalı kuzenlerine göre daha tehlikeli olmadıklarını ancak sayıca çok olmaları sebebiyle saldırı riskinin arttığını anlattı.

Arıcı Françoise Romanzin de Çin eşek arılarının, Ağustos ayında arı kovanlarına gözle görülür oranda saldırdıklarını belirtti.

Romanzin, “arı nüfusunun zaten karşı karşıya olduğu sorunların üzerine bu olay tuz biber ekti” diye konuştu. Eylül 2010

Öğrenilmesinde zorluk olan yabancı dillerin sıralanışı.

ABD  Dil Enstitüsü bilim adamlarınca yayınlanan bir bilimsel açıklamaya göre, ana dili İngilizce olan bir insanın, yeni bir dil öğrenmek için harcayacağı zamanı, en kolay dil guruplarından, en zor dil guruplarına göre şu şekilde sıralamışlar:

1.  Afrikaans ( Güney Afrikaya göç etmiş, Hollandalı göçmenlerin konuştuğu dil); Danca (Danimarka); Flemenkce ( Hollanda – Belçika – G. Afrika lı); Fransızca; Haiti;  Norveçce; İtalyanca; Portekizce; Romence; İspanyolca; Swahili (Kenya – Uganda – Tanzanya) ve İsveçce.

2.  Bulgarca; Dari – Farsca ( İran, Afganistan, Tacikistan); Almanca; Yunanca; Urdu (Hindistan – Pakistan); Endenozya ve Malayca ( Tayland – Filipinler ve Endenozya).

3.  Amharic (Etopya); Bengalce; Burma; Çekce; Fince; İbranice; Macarca; Khmer (Kambocya); Lao (Laos  - Tayland); Nepalce; Filipince; Lehçe; Rusca; Sırpca; Sinhala (Sri Lanka / Kolombiya adası); Tai ( Tayland – Malezya); Tamilce ( Hindistan – Sri Lanka); Türkçe ve Vietnamca. Ve;

4.  Arapca; Çince; Japonca ve Korece öğrenilmesi en zor olan dil gurupları olduğu belirtilmiştir.

Dünyanın en zor dillerinden olduğu kabul edilen Japonca nın yazılımının öğrenilmesi için bir Japon çocuğunun; 12 -oniki- yıl boyunca sadece matematik ve Japon dili öğrenimini yapması gerekiyormuş.

Kanada ile ABD arasında yaşayan Chippewa Kızılderili kabilesi ile, Rusya özerk bölgesi Dağıstan Cumhuriyetinin Hazar Denizi kıyılarında yaşayan bir etnik gurubun konuştuğu Tabasaran dilinin öğrenilmesi; Çince kadar zor olmaktadır.

NOT:   Yaptığım araştırma neticesinde ana dili Türkçe olan bir kişi için, diğer yabancı dillerini öğrenme zorluğu konusunda bir açıklamayı bulamadım. Bu konuda bilgisi olan kişiler, sayfamın YORUM kısmına düşüncelerini yazarlarsa, araştırıp kendi adları ile yayınlamaktan haz duyarım.   12.11.2012

Kaynak : 27.03.2012 tarihinde yayınlanan www.english.pravda.ru/society/stories sayfadan tercüme edilmiştir.

 

Seydişehir de dokuz sene zarfında değişen bazı ihtiyaç maddeleri ve zam oranları.

SENE                        03. 12. 2003                                   25. 05. 2012                                             

1 – Ace                    :  1.245.000  TL                                3.25 krş                                                

2 – Porçöz              :   1.100.000  ”                                   2.95   ”

3 – Kosla Tül (el)    :   7.150.000   ”   500gr Normal        10.45   ”                          

4 –    ”          ”  sıvı  :    5.850.000  ”                                  10.75  ”

5 – Marc Cam Sil   :    2.150.000  ”        900gr                   3.75  ”                               

6 – Cam Sil            :    1.870.000  ”       l lt                          2.95  ”

7 – Orkid  Nrm. Knt:    5.995.000  ”  (42 Adet)                      ?                                    

8 – Selpak 12li WC:    9.250.000  ”  (2 katlı) –  16 lı           12.45  ”

9 – Temis    ”    ”   :     5.290.000  ”        ”                            ?                                          

10 – ”          8li  ”    :    3.750.000  ”       ”                              ?

11 – Vernel      lt    :     2.850.000  ”                                     6.90 ”                                    

12 –     ”     2 lt       :      4.990.000  ”                  1.5 lt   –      8.95  ”                                                                                                                              

13 – Çamaşır Suyu  :0.590.000  ”  -  0.5 lt         4 lt   –        3.95  ’

14 –  Yumurta       :     2.750.000  ”      30 lu                       5.90  ”

15 – Toz şeker      :     8.670.000  ”        5 kğ                    11.95 ”                                        

16 –   ”      ”’          :      3.540.000  ”        3 kğ                     9.45 ”

17 – Gitaş  kp şkr :      1.990.000  ”               750 gr    -      2.50 ”

18 – Baldo pirinç  :      3.900.000  ”        Kğ                        7.45 ”

19 – Duru baldo   :      2.525.000  ”          ”                         5.65 ”                               

20 – Kırmızı Mercimek :    1.980.000 ”                                4.95 ”

21 – Ülker  fıstıklı :     1.575.000  ”       80 gr  Çikolata          2.50 ”                                 

22 – Nescafe Kafeinsiz  : 8.325.000 ”  100 grGold Kafeinsiz 19.90 ”

23 – Cola Turka  2.5 kğ :     1.825.000 ”                3 lt   –       3.20 ”

24 – Kristal Riv Z.yağı  :  28.750.000 ” –        5 kğ               37.50 ”

25 –    ”       Sızma     :     7.095.000 ”            kğ                 13.90 ”                                     

26 – Acılı Şalgam suyu :     1.525.000 ”  - 2 kğ –                   2.50 ”

27 – Piliç  Bonfile   kğ    :     4.650.000 ”                               6.95 ”                                  

28 –    ”   Kuşbaşı   ”     :     4.750.000 ”     kğ                       6.95 ”

29 –    ”       But      ”     :   2.750.000 ”          kğ                     5.95 ”                                   

30 – Dana  Kuşbaşı    :     13.750.000 ”       kğ                    23.45 ”

31 – Selva un             :      3.290.000  ”     4 kğ         5 kğ  –  7.75 ”

32 –    ”     ”                :       8.185.000 ”         10 kğ               15.25 ”

33 – Sütaş yoğurt  1 kğ :       1.850.000 ”               2.250 gr   5.65 ”

34 – Dimes süt  200 gr:        0.415.000 ”                                0.65 ”

35 – Cebel kaşar 1 kğ   :      7.695.000 ”                700 gr     10.50 ”

36 – Gesaş Kakaolu kğ :         4.530.000 ”           Helva         11.95 ”

37 –    ”      fıstıklı     ”      :         6.735.000 ”           ”                20.95 ”

38 – Evin yağ  250 gr  :          0.565.000 ”              Kalıp yağ          ?

39 – Ülker Bzm   ”      :      0.580.000 ”                      ”             1.60 ”                    

40 – Knorr Mrcmk Çr.:          0.560.000 ”  - 65 gr     80 gr –     0.95 ”

41 – Maggi    ”          ” :     0.460.000 ” – 77 gr         72 gr –      0.90 ”

42 – Pınar ayçiçeği  : 1.290.000 ” – 400 gr  sıvı yağ  1 lt    -    5.20 ”

43 – İthal muz  1 kğ :   2.490.000 ”                                           3.50 ”                

44 – Medine Hurması  7.450.000 ”      - Kğ –                            25.90 ”

45 – İpana aktif byz    4.825.000 ” – 68 gr –                 75 gr –  13.25 ”

46 – Çaykur Kamelya  : ———-                       1 kğ                13.50 ”

47 – Güneyce Filiz çay:  _______                     ”                       9.95 ”

48 – Lipton D. Krdnz    :      ________               ”                     11.95 ”

49 – Cebel Süzme Çiçek balı ___________       850 gr           14.95 ”

Yukarıda ki fiyat karşılaştırmalarına bakıp;  2012 yılında nerde ise her şey ucuzlamış, fiyat artmamış denilebilinir. Bir noktada, doğru. Ama niye karşılık! Bu karşılıkları bir kaç şıkta mukayese edebiliriz:

Dışarıdan bir çok tavizler ve nerede ise ricalar doğrultusunda, yurdumuza gelen yabancı paralar sayesinde Türk Lirası, sürekli düşük kurda tutuldu. Dışarıdan her türlü ithal mal ucuz fiyata getirildi. Bu sayede hem ithal edilenler, hem ithal mal ile üretilen  her çeşit madde fiyatı, düşük kaldı.

Buna karşılık, daha doğmamış SABI’NIN -borcu,  defterine yazıldı.

Gelişen teknoloji sayesinde, üretim sayısı arttı, artışı yönünde orantılı olmasa da, fiyatı düştü.

2003 yılında LÜKS olan BAZI besin maddeleri, normal tüketim düzeyine indi. Mesela, muz. Gerçi, 2003 yılına göre, Muz ağaç sayısı da arttı. Veya çikolata, gibi.

” Biz nice yoklukları, zamları gördük. Daha ne istersiniz’, diyecek olanları - Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazıma bakmalarını istirham ederim.

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala bu ışıkların ne manaya geldiğini bilmeyen %90 ehliyetli – ehliyetsiz sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.
Üstelik kurallara uyan ve bilen sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.
Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm.

Babam Lazoğlu Şükrü Usta.

 Aslında 1923 Gürcüstan Devleti, Batum şehri doğumludur. Ülkemizde, O yılların şartlanılmış ve şartlandırılmış gelişmeleri doğrultusunda doğum yeri ve tarihi,  Hopa – 1925 olarak yazdırılmıştır.

Babası; Azerbaycan Devleti Şeki ili, İnce Zunut köyüne kayıtlı  -büyük dedem- Yusuf oğlu,  Mecit YUSUFZADE -Yusufoğlu Mecit- ( 1885 – 1926 ).  Annesi ise, Türkiye CumhuriyetiArtvin ili Hopa ilçesi Ebuislah köyünden Ayşe …  ( Türkiye 1901 –  Azerbaycan / Bakü 1987 )

Üç yaşına kadar babası Mecit, annesi Ayşe ve ablası Fatma (1922 – 2004) ile beraber Batum’da büyüyen babam, küçük kardeşi Hamdi’nin (22 Mart 1926 – Ağustos 2013 ) doğumundan sonra annesi, o zamanlarda yanına gelmiş olan kız kardeşleri ve annesine :  Hamdi olunca Şükrü ile fazla ilgilenemiyorum. Siz memlekete giderken Şükrü’yü yanınızda götürün, biraz yanınızda kalsın, deyip Hopa’ya gönderir (1926). Babası dedem Mecit,  Batum ve Artvin çevresinde hatırı sayılır bir esnaf ve işverendir. O günün şartlarında -Deri işleme atölyesi olan dedemin hatırı sayılır maddi gücü  olduğu, ileriki zamanlarda Seydişehire gelen Baba Annem, halam, amcam ve  babamın dayısı ve akrabaları tarafından anlatılmıştır.

Büyük babam Mecit Yusufzade; 1926 yılı içinde maddi durumundan dolayı yanında çalıştırdığı işçileri tarafından öldürülür.Cesedi, iş yeri yakınında ki bir kayanın altında 17 Ağustos 1927 yılında bulunur. B.babam öldürüldüğünde Babaannem, 3 çocuk annesi ve 25 yaşındadır. Babaannem 1928 yılında tekrar evlenir. Bu evliliğinden altı çocuğu olur, ama başta kocası olmak üzere hepsi, kendisinden önce ölürler. ( Eşi Hamit, çocukları Kemal, Cemal, Lütfiye, Mehmet, İsmet, Semaye).  Halam Fatma ve amcam Hamdi 1932 – 1938 yılları içerisinde yetimhanede kalırlar. Halam 1944 yılında Savcı olmuş, Amcam ise askeri bandoya girmiştir.

1928 yılına kadar Batum ve Artvin de olan insanlar, komşuya gider gibi bu yerlere karşılıklı gidip gelirlerken, bu tarihten sonra bir gece yarısı Türkiye ve S.S.C.B. arasında imzalanmış olan sınırların kabul ve kapatılması  antlaşması  gereği, karşılıklı geçme yasağı konur ve sınırlar kapatılır. Bu sınır ise,  o zaman ki Sarp köyü ve günümüzde ki sınır kapısıdır. O anda Türkiye’de olan babam ailesinden ayrı düşer. Anne – baba ve iki kardeşide, Batum’da kalır.  Öyle ki bu köyün orta kısmında bulunan dere yatağı, iki ülke sınırı olup, köyü ikiye bölmüş.   :-(

Türkiye’de 3 yaşından itibaren akrabalarının,  özellikle  9 kız kardeşin tek erkek kardeşleri olan ‘Onbaşı’  lakaplı dayısı Ömer Albayrak himayesinde olan babam, dayısının soyadını -vermişler- alarak yaşamaya başlar. Geçmişi hakkında pek fazla konuşmayan babam, zaman zaman bazı anılarını annemize ve bizlere anlatır idi. Ayrıca babamın ana lisanı, Lazca idi.

Bazen yemek sofrasından – Sen yemeyeceksin, diye  kaldırılıp, ıslattığı yatak ve dayak korkusundan dolayı erkenden kaçan, ağaçlardan düşüp karda delik açan portakalları buradan alıp yediğini anlatırdı.  :-(

1930′lu yılların şartlarında ilk öğretim 3 yıl imiş. Okuma ve yazmaya aşırı ilgisi olan babam, akranları okula giderken  okula gidememiş. Azmi sayesinde, arkadaşlarının yanında onların kağıt ve kalemleri ile okuma – yazmayı öğrenmiş. Hatta öyle ki,  bir süre sonra okulda okumadığı halde, okula  giden arkadaşları ile imtihana sokulmuş ve  imtihanı kazanmış.

Gençlik çağlarında Zonguldak’ ta iş yerleri olan teyzesinin oğlunun yanına giderek, tamir – bakım – imalat üzerinde çalışıp, meslek sahibi olmuş. Askerliğine kadar Zonguldak Maden ocaklarında tamirci olarak çalışmış. Bu iş yerlerinde zaman zaman işçi  sağlığı açısından işçilere iğne yapılırmış. Babam, iğneden korktuğu içinde hep kaçarmış. ( Babam, bana 31 sene babalık yapmıştır. Babamın, son ölümcül hastalığına kadar, hastahane veya doktora gittiğini bilmem ve duymadım.)

Erkek milletinin en büyük anısı, ‘askerlik yıllarıdır’. Özellikle bizlere anlattığı anıları askerlik yıllarına ait. Askerliğine;  İstanbul – Selimiye Kışlasında  başlamış. Sanatkar  olması nedeni ile ordunun tamir – bakımına alınır. Becerikliliği fark edilince, komutanı yanına çağırtıyor. Ve:  Komutanlığa ait olan kasanın anahtarı kayıp oldu, kasayı açabilirmisin? Hemen işe başlıyor ve kasayı açıyor. Sene, 1945 ve sonrası. Dünyada savaş var.

Bir süre sonra, uzun süreli arazi tatbikatı için, askerin bir bölümü ile beraber;  Samandıra tarafına gidiyorlar. Tatbikatın bir gününde, yemekhane çavuşluğu görev sırası kendine veriliyor. Daha öncelerinde bir erat çavuş ile, ufak bir sorunları olmuş. Yemekhane çavuşluğu anında, arası açık olan çavuş, yemekhaneye gelip, herkesden önce yemek istemiş. Babamın çavuşu ya! Babama verilen talimat ise, dış görev haricinde kim olursa osun, yemek verilmeyecek.  Haliyle yemeği vermemiş ve  bu çavuş ile münakaşa etmiş.

Ertesi gün bu çavuş, yemekhane sorumlusu oluyor. Galiba, akşam vakti babam nöbete gideceği için, erkenden yemek yemeye, yemekhaneye geliyor. Durumunu izah edip çavuştan yemek istiyor. Çavuş, yemeği ‘gıcıklığına’ vermiyor. Verirdin – vermezdin kavga, dövüşe dönüyor. Araya olaya tanık olan  askerler giriyor. Bu sırada ast subay komutan geliyor. Olayı bilmeyen komutan,  kavgayı çıkartan kişi olarak babamı düşündüğü için, sille – tokat vurmaya  başlıyor. Ona göre ‘çavuş’ u haklı, babam suçlu!

Dayağı yemekte olan babam:  - Komutanım durum şu, desede iyicene kızan komutan, babamı döğmeye devam eder. Dayaktan iyicene bunalan babam, bir şekilde ’kasatura’ yı eline geçiriyor ve komutanının üzerine yürüyor. Bu sefer komutan önde, babam arkasında eğitim karargah çadırlarının  çevresini dönmeye başlıyorlar. Zorla babamı yakalıp, komutanı kurtarıyorlar. Durumu öğrenen komutanı babamdan ‘ ÖZÜR’ dilemiş, ama ne fayda! Urfa / Birecik’e sürgün gidiyor.

Urfa – Birecik’te bulunduğu askeriyenin bütün teknik işlerini yapmak haliyle  babamın görevi. Birliğin işlerini imkanları nispetinde askeriye içinde  yaparken, burada olamayacak işleri de,  Birecik içerisindeki sivillere ait demirci atölyesinde yapmaya başlar. Askerliği süresi içinde, bu işleri yaparken haliyle sivillerle de  irtibat kuruyor, kurmak zorunda. Bu bölgede adı – sanı duyulan bir ‘AĞA’ nında ufak tefek işlerinide yapar. Ağa, babamdan hoşnut olduğu için kendisine bir öneri yapıyor. – Şükrü, burada kal. Benim traktöre, makinalara bakarsın, kızımıda sana veririm, demiş. Ama nedense babam, teklifi kabul etmeyip;  Konya / Aksaray Obruk bölgesine  çalışmaya geliyor. Sene 1948.

Bu bölgede yine traktör, biçerdöğer  ve diğer makinaların tamir – bakımı ile meşgul olmakta iken; Konya/ Seydişehir – Orta Karaviran‘lı namı değer ” Çakaloğlu Mehmet” isimli bir kişi ile tanış oluyor. Çakaloğlu Mehmet babama:  – Lazoğlu, sermayesi benden, çalıştırması senden. Benimle Orta Karaviran köyüne gelir misin?, diyerek teklifte bulunur.  12.2011              İkinci bölüm :Babam Lazoğlu Şükrü Usta ve Seydişehir.   Mecit Albayrak


Herkes için faydalı basit bilgiler.

11.12.2013 – Bu kısımda herkes için faydalı, denenmiş ve paylaşılmasını istediğiniz bilgilerinizi yayınlamaktan onur duyarım. İsterseniz ad, soyad ve memleketinizi de ilave ederim. Sadece başlığa tıklamanız ve alt kısımda beliren ‘yorum’ kısmına bildiğinizi paylaşmanız, yeterlidir.

Madem biliyorsun, niye öğretmiyorsun? Ömrünü boşa geçirmişsin , niye yarar.  Antik Sümer tabletlerinden – Muazzez İlmiye ÇIĞ

BUZ FIRTINASI :  Bu fırtınanın oluşması için iki soğuk, bir sıcak hava dalgasının olması gerekmektedir. Solunum yaptığımız yer yüzü ile atmosfer arasında SOĞUK HAVA, ikisinin arasında ise SICAK HAVA nın olması gerekiyor. Atmosfer deki soğuk hava ise, KAR getiriyor. Yine atmosferdeki soğuk hava, sıcak hava ile birleştiğinde ise YAĞMUR yağıyor. Atmosferde ki sıcak hava, yeryüzünde ki soğuk hava ile birleşirse ÇİĞ halini alıyor. Kar tanesi, atmosferde ki soğuk havanın etkisi ile buz kristalleri şeklini almış su zerrecikleri dir. 10.2013

TOPUK NASIRI : Benim yıllardır uyguladığım bir alışkanlığım var. Ayak topuklarımda nasır oluşurdu. Son 10 senedir bu sıkıntım kalmadı. Nasıl? Eczaneden 0.5 lt pet şişe içerisine Saf Alkol koydurunuz. Banyoda iken veya sıcak su dolu leğen içerisinde ayaklarınızı yumuşatıp, ponza taşını topuğunuza sürterek nasırlarınızı temizleyip, ayağınızı kurulayınız. Saf alkole batırılmış pamuk ile, parmak araları dahil ayak tabanınızın her yerini siliniz. Başlangıçta her banyo sonunda, zaman geçtikçe arada bir yapınız. 10.2013

Gripal Enfeksiyon :  Kış aylarında en büyük rahatsızlık duyduğumuz hastalık grip, nezle,soğuk algınlığı vb… hastalıklar olduğunu biliriz. Akabinde doktor tedavisi veya kendi isteğimizle hemen antibiyotiğe sarılırız. Gripal Enfeksiyonun basit tedavisi: Orta boy kuru soğanı doğrayıp bir tabağa koyunuz. Üzerine (en az) 3 yemek kaşığı bal döküp bekletiniz. Zaman içerisinde soğan suyunun tabak içerisinde bal ile karışık çıktığını görürsünüz. Bu suyu çocuklar bir tatlı kaşığı, büyükler ise bir çorba kaşığı aç – tok içmeli. 11.2013 Kanal 34 –  Dr. Mustafa Eraslan

Müzik dinleme-nin- k; Yüksek Tansiyon ve Kalp atış hızı ile stresi azaltmada etkin olduğu kabul edilmiş.11.2013

Nefes darlığı için: (Bir bilgi için internet üzerinden Çince olarak yaptığım araştırma anında, sizlerle paylaşmak istediğim bu bilgiyi görmüş ve not etmiştim.) 500gr  taze TERE, 300gr SU, 300gr BAL. Tere ve suyu 3 – 5 dakika kaynatınız. Sıcak suyun derecesi parmağınızı yakmayacak ısıya  düştüğünde süzüp  balı dökün ve  karıştırınız. Nefes darlığı ataklarında  4 defa birer bardak içiniz. Tercih sizin. 12.2013

Faranjit ve horlama:  Konusunda şikayetleriniz var ise, özellikle sabahları tükürüğünüz de  kan var ise, bunun nedeni, horlamanız olur – olabilir. Faranjit rahatsızlığınızı, horlamanız artırmakta ve kanamaya neden olmaktadır. -Denedim- Eczanelerde burun dışına, yumuşak bölgeye yapıştırılan bantlar var. Geceleri yatmadan önce bu bantı yapıştırır iseniz horlamanız ve kanamanız geçecektir. İlaveten; faranjitiniz var ise geceleri yatmadan önce ağzınıza alacağınız bir yemek kaşığı miktarındaki zeytin yağını, ağzınızda gargara yaparak içiniz. Faydasını göreceksiniz. 12.2013

Uykusuzluk : Gece gündüz yattığınız zaman, uyumakta zorlanıyor iseniz; Kafatasınızın arkasında bulunan ve omuriligin kafatasınıza girdiği yerde ki ters V şeklindeki boşluk yerini, parmaklarınız ile ovcalar iseniz, uykunuz çabuk gelecektir. 04.2014

Alerjik Hastalıklardan Arı Sokması hakkında.

11.12.2013 - Sözüm ve paylaşımım öncelikle arıcılık yapan -ve diğer bu yazımı okuyan- arkadaşlaradır. Ben doktor değilim ama araştırmayı sever ve kendi çapımda bilirim. Bu yazı ve düşüncemi paylaşmak istememin sebebi de en azından bir uyarı mahiyetindedir. Bu bilgiye ise yine internet üzerinden giriş yaptığım -Doktor sitelerinden elde ettiğim bilgilerdir.
Çeşitli alerjik hastalıklar var. Arı sokması da bu alerjik hastalık ve rahatsızlıklara giriyor. Kimi insanı arı soktuğu zaman – Sinek ısırığı, kiminde hafif kızarık ve şişkinlik, kimi insan ise acilen hastahaneye götürülmektedir.
Bende alerjik rahatsızlıklarda olan ‘Histamini’ rahatsızlığı olduğu, doktor vasıtası ile tespit edildi. İnternet üzerinden yaptığım araştırma neticesinde histamin in İSE; ‘NEFES DARLIĞINA’ sebep olduğu – olacağını öğrendim.

Arıcılık işine yeni başladı iseniz, bu açıklamamı dikkate almanızı, Tıp fakültelerinin Dahiliye bünyesindeki  Alerjik Hastalıklar bölüm doktoruna görünmenizi tavsiye ederim.

Bu bilgiye ulaştığım halde ARICILIK; TEDAVİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR HASTALIK türüne giriyormuş. Onun için ben arıcılık sevdamdan vazgeçemiyorum. Sevdik, sevenleriniz ve arılarınız ile Sağlıcakla kalınız. 09.2013