H.Hüseyin arkadaşımın anısına – Muhsin Doğaroğlu hocamız Seydişehirde iken

300920131435-Mngt, kahvaltı marangozlar vebenünemit otu ve manavgatta arıların yanında kahvaltı (5)300920131435-Mngt, kahvaltı marangozlar vebenünemit otu ve manavgatta arıların yanında kahvaltı (3)01042012751Manavgatarıların üşüştüğü çiçeliagaçpolen,yabani çilek (6) 050220131147  070320131255-6 Bal ve arı semineri Muhsin Doğaroğlu (6) 070320131255-13Bal ve arı semineri Muhsin Doğaroğlu (13)

07.2019 – 7 Mart 2013 tarihinde bazı arkadaşlarımız ile hocamızı dinlemeye gittiğimizde  bizlerle birlikte marangoz – arıcı arkadaşımız. Hasan Hüseyin Geven’de aramızda idi. Bu resimlerin çekildiği 2012 yılında, yanlarında misafir arıcı arkadaşları idim. Resimde, Manavgat – Karacalar mevkinde kovanların olduğu yerin üst tarafında mermer üzerine eğilmiş tavuk etlerini dizen arkadaşımız, 2014 şubat ayında rahmetli oldu. Arıcılık üzerine farklı düşünce ve uygulamaları olup, eşinin söylemine göre Muhsin hocamızın imzaladığı arıcılık uygulamaları kitabını aynı akşam okuyup bitirmiş. Öbür arkadaşımız ise yine marangoz – arıcı Durmuş Koç.  Muhsin hocamızın sağında zamanın ilçe tarım müdürü, solunda ise ben Mecit ALBAYRAK. Benim sol tarafımda fulu  olan kişi ise Hasan Hüseyin Geven arkadaşım.   10.2015

Fırlatılan Anayasa Kitabının altında yatan gerçekler.

07.2019 – Zaman zaman gazete ve dergilerde; Bülent Ecevit Hükümeti ve Cumhurbaşkanı A. Nejdet Sezer hakkındaki – Kitap fırlatma, haber ve yazılarını okurum. Bizler, bu haberlerin özünü öğrenme zahmetine katlanmayız. Neden ve niçinleri kafamıza takmayız. Haberin bize veriliş ve anlatılış şeklini kabul edip,  bu bilgiye göre olayları anlatır, sorumluyu kötüler veya yükseltiriz.

ÖNCE ŞUNU İDRAK ETMEMİZ DÜŞÜNMEMİZ LAZIM.  T. C.; fırlatılan bir Anayasa kitabından etkilenerek, rüzğarın önünde savrulan bir yaprak durumunda olan bir ”devlet” midir!

Hayır. ”Özünde” geçmişi, temeli olan bir devlet ve millet olarak Bizi, bir rüzgar değil, kasırga bile yerimizden oynatamaz. Ama işin içine maddiyat girince, hele bu maddiyat Avrupa ve Avrupalının elinde olunca, ‘püf’ deseler, beton kalıplar bile yerinden fırlıyor.

Peki; böylesine güçlü bir devlet ve milletiz’de neden bu hallerdeyiz! Eski başbakan yardımcısı Bülent Arınç ne demişti: İsraf olmasa, sizlerden vergi almamıza gerek yok.

Bu konuyu hep merak etmiş ve araştırma yoluna gitmiştim. Elimde şuan bile sakladığım o zamanlar yayınlanan bir makale ile, Cem Uzan zamanında yayınlanan Star gazetesinde köşe yazıları yazan rahmetli Cevher Kantarcı’nın, bu konu hakkında yazdığı ve içeriğini hatırladığım bir makaleden alıntı yaparak Bülent Ecevit’in başına gelen – getirilen durumu ve sonucu, örnekleme şekli ile aktarmaya çalışacağım. Vatandaş olarak, bu konuda yazdıklarımı dikkate almasanız bile, Ecevit’in aleyhinde yazılan ve konuşulan haberler hakkında karşı bir yorumunuzun olması, gerçekleri bilmenize katkı sağlıyacaktır.

Belirttiğim gibi maddiyatın önünde müstesnalar hariç, kimse duramıyor. Maalesef, Ekonomik olarak güçlü bir devlet, olamıyoruz. (.. hatırla..).  Başta Türkiye olmak üzere bir çok devlet; Bilindik şekli ile Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasından (DB) borç para almaktadır. Bu bankaların, borç para isteyen ülkelere belirli bir süre içerisinde verdik ve verecekleri para miktarı bellidir. -örneğin- Zamanımızda bile falanca kişi, falan bankadan aldığı borcu çeşitli nedenlerle ödeyemediğinde, kredi borcunu ödeye bilmek için, tekrar falanca bankadan kredi almakta.

Diğer taraftan; devletimizin elini – ayağını bağlıyan etkenlerden biri’de; adı ve yeri bizim olup , içindeki paralar ”elin” olan borsa, Bu olayların esas etmenlerinden biridir. Azğın ve korkunç olan sermayenin; devleti ve milleti olmadığı gibi, her ülkeden bir sahibi, ortakları ve ‘bir kemik’  adına savunmak yada mecburiyetten susmak zorunda olanları var’dır.

Örnekte olduğu gibi IMF ve DB dan borç para alan devletler, zamanında ödeyemedikleri veya ödemedikleri borçlarını, göz yumulan bir süre sonunda ödemek zorundadırlar. Ödemezler ise; -basından- 1959 yılında Demokrat Parti genel başkanı ve başbakan Adnan Menderes gibi; ABD’den önce alıp – alıp sonrada alamadığın – vermedikleri, devlet olarakta hazinende bulundurmak zorunda olduğun, esasında senin olmayan borç paraları temin etmek için bu sefer; Rusya (Sovyetler Birliğine) gitmek zorunda kalırsın. Akabinde de;  ‘asılırsın’.

Makale içinde belirttiğim yazarların bir tanesi şöyle bir açıklamada bulunmuştu. Anayasa Kitapcığının fırlatıldığı ve Ecevit tarafından yapılan açıklama anlarında; bankalar arası elektronik para transferi (EFT) yapması gereken bir bankada, bu cihazın arızalanması ve / veya elektriklerin kesilmiş olmasından dolayı, karşı banka ile bağlantısı kesilmiş. Bu kesinti, karşı banka, ortak ve mudileri tarafından EFT yi gönder-e-meyen banka tarafından Ecevit’e – Anayasa kitapçığı konusunda gösterdiği bir tepki olarak addedilip, anında kişi veye kişiler tarafından -özellikle- borsa ve bankalarda olan Türk Liraları, hemen dövize geçirilerek, dövizin fırlamasına neden olmuşlar’dır. ( Bence Bu elektrik kesintisi veya arıza, Türk Milleti ve devletinin başına getirilecekler için bir parola olarak addedilmiştir.)

Diğer bir yorum ise, yukarıda örneklediğim yazımla eş anlamlıdır. Ecevit Hükümeti dahil olmak üzere, geçen yıllar içerisinde oluşan bütün Hükümetler, IMF ve DB’dan borç para almış veya antlaşma yapmışlardır.  Bütün veya bazı Hükümetler, alınan borç paranın yetmediği yerlerde, yabancı özel bankalardan yüksek faizli kredi almaktadırlar. örnek : IMF ve DB, devletlere % 10 faizli borç para verdiler ise, şahıs bankaları da; (O gün için uygulanan bankalar arası faiz her ne kadar ise- buna Libor deniliyor) Libor + borç para aldığınız bankanın üzerine koyacağı % 1,5,10,15…..faiz miktarıda hesaplanıp ilgili devletin kasasına veriliyor. Ecevit Hükümetinin IMF ile yaptığı beş milyar dolarlık para antlaşması ve borcunu; AKP ödedi ama, harcayan da AKP hükümetidir. Geçmiş hükümetlerin kazanctan fazla yaptıkları harcamalar nedeni ile  IMF ve DB harici yabancı bankalardan borç para alınma yoluna gidildi.

Bir zamanlar rahmetli Demirel: – Borç, yiğidin kamçısıdır, demişti. Alınan borç yerinde kullanılır ve zamanında ödenir ise bu borç, yiğide onu şevklendiren bir kamçı görevini görür. Yok, alınan borç para, mirasyedi gibi harcanırsa O kamçı; acı ve ıstırap verir. Nitekim ‘O kamçı’, bu millete ıstırap vermiştir. Yaptıkları kime göre doğru, kimine göre yanlış ise’de, kriz akabinde  Türkiye’ye gelen – getirilmek zorunda kalan Kemal Derviş’in yaptıklarını tahmin edip karşı çıkan Ecevit’in başına gelenler – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni –  başlıklı yazım ile bağlantılı bir görüşü ortaya atmaktadır. Sonunda;

T.C. Merkez Bankası; yükselen döviz fiyatlarını durdura bilmek için, yurt içinde günlük ve aylık banka faizlerini % 7000 -yedibin- lere kadar çıkartmak zorunda kalmıştır.

Ama; RTE ve AKP hükümeti zamanında patlak verip 7,5 tl çıkan $ frenleye bilmek için hükümet Uluslar Arası Londra borsasında uygulanan SWAP işlemlerinde $ daha fazla yükselmemesi için TL karşılığı vermiş olduğu faiz % 1350 iken Ecevit hükümeti zamanında aynı yerde verilen faiz % 70 (yurt içinde bankada parası olan miktar ile nerede ise bir devletin kasası sayılacak miktar, Londra borsasında söz konusudur.) Kaynak BBC

İken, Sonuç:

Her iki yazarın görüşlerinden yola çıkarak BBC verdiği bilgiyide ilave ederek sizlere aktardığım yazılar, birbirinden alakasız gibi görünse de, biraz düşünülünce!! bir bağlantı kurulacaktır. Bir iş yerini yükselten / batıran iş yeri sahibi veya -yeni tabir ile- CEO’su olduğu gibi; bir devleti batıran ve yüceltende; ”O” devleti yönetenlerdir. Ama ”O ceo” sadece Ecevit; değildir. 04.03.2016

İklim değişiyor, arılar kayboluyor.

Arıların kayboluşunda (ve doğanın harap olmasında) küresel ısınma ile bağlantılı iklim değişikliğinin etkili olduğu belirtiliyor.

07.2019 – Berlin, Hür Üniversitesinden arı uzmanı Benedikt Polaczek’e göre, son yıllarda arı topluluklarının kitlesel ölümünün asıl nedeni Varroa zararlısı ve uyuz böcekleri .

Dünya iklimindeki istikrarsızlık: Vücut direnci düşen arılar, küresel ısınma sonucu erken gelen bahara yakalanınca, değişken hava karşısında yorgun düşüyor. Şubat ayında ısınan havaya aldanıp kovandan çıkıp bal toplamaya başlayan arılar, sonra birden bire bastıran soğuktan, halsiz düşüyor. Ardından aniden gelen sıcaklar, insanları olduğu kadar arıları da etkiliyor. Arıların ritmini bozan bir başka uygulamada, arıcıların daha fazla bal almak için kovanları kamyonlara yükleyip bölge bölge gezdirmeleri dir.

Bilinçsiz ilaç kullanımı ve Varroa : Parazitlere karşı geliştirilen ilaçların, arıcılar tarafından bilinçsiz kullanımı da arılar açısından tehlike arz edebiliyor. Arıların kovanı terk etme nedeni; Bu ilaçlara karşı varroa zararlılarının zamanla bağışıklık ve direnç kazanması sonucu arı yetiştiricileri çareyi, fazla dozda ilaç kullanmakta bulabiliyor. Ancak ilaçların kovanlarda ve peteklerde bıraktığı kalıntının kokusundan rahatsız olan arılar, kovanlarını terk ediyor ve geri dönmüyor.  Arı larvalarında ölümlere de neden olan yüksek dozda ilaç kullanımının yanısıra, ilaç seçimi ve ilaç uygulama zamanlarında da bilinçli olmak gerekiyor. Diğer bir etken ise arı üzerinde asalak yaşayan Varroa biti, arının kanını emerek ölümüne sebep olmaktadır.

Radyasyon :  Amerikan Arizona Landau Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmanın  sonuçları ise oldukça çarpıcı. Çıkan sonuçlara göre, cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı radyasyon, arıların yön bulma yeteneklerini tamamen çökertiyor. Araştırmayı yürüten Dr. George Carlo arıların yayılan elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkilenerek yön bulma yeteneklerini kaybettiklerini ve kovanlarına dönemeyince kolonilerin dağıldığını söylüyor. (Radyasyon, sadece arılara zarar vermez, tüm canlılar için tehlikelidir.)

Tarım etkileniyor :  Bazı bölgelerde arıların yüzde 70’inin iz bırakmadan gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, kuşkusuz en çok tarımı etkiliyor. – Diğer taraftan, tarımda daha çok verim almak, tohumlara zarar veren böceklerden kurtulmak için bitkinin kendine veya toprağa atılan zehir, ilaç ve gübrelerin, arılara verdiği zarar bilinmektedir.- Arılar, ayaklarına yapışan çiçek ve bitki polenlerini taşıyarak 130 bin farklı bitki türünün döllenerek çoğalmasını sağlıyor. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde, 400 kilometrekarelik bir alanı dolaşarak 1 milyon çiçeğin döllenmesini sağlıyor. Çünkü bu işlem gerçekleşmez ise bitki ve meyveler yavaş yavaş ortadan kalkar. Bu da hayvanların ve insanların yaşamının tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Arıların polenleri taşıması yoluyla çoğalan bitkiler, insanların tükettikleri besin maddelerinin üçte birini oluşturuyor.  Kaynak  DW – 12.2011

Neden polen ve Arı ekmeği?

02.2018 – Seyrettiğim bir  tv programda konuşan profesör; 5 gram polen = 1 kğ bal demişti.  Polenin; insan sağlığına olan katkısı bilimsel olarak açıklandı ve biliniyor. Bu bilimsel sunumları ayrıca yazmam gerekmez. Çünkü halkımız gittikçe bu bilince sahip olmanın yollarını gayet iyi biliyor. Peki profesör neden böyle demiş olabilir!

Tüm canlılarda olduğu gibi çiçeğin amacıda üremektir. Üreye bilmesi için ise hiç olmaz ise, az  bir esintiye ihtiyaç duyar. Esintinin olmadığı yerde ise çiçekler bu işi arıya yaptırmaktalar. Polen,  yavru arıların besletilmesinde etkin bir besin kaynağı olan ‘arı ekmeği’ nin, ana maddesidir.  Arı ekmeği ise marketlerde satılan, herkesin bildiği ve gördüğü polenden çok daha farklı ve daha çok besleyici özelliğe sahiptir. Arılar poleni bal ile karıştırıp, petek gözlerine sıkıştırmakla, besin değerini daha fazlası ile artırmaktadır.

Polen, yavruların olmadığı zamanlarda ise ancak mecburiyet karşısında bir besin değeri taşımaktadır. Tarlacı arı; kovanda yavrunun azalması ve kesilmesi halinde polene rağbet etmemekte. Ama, diğer taraftan tüm canlılar gibi çiçeğin gelişimi ve soyunun devamı Allahın emri olduğu ve bu gelişim için arıya ihtiyaç duyan bitki, arıyı kendine  ‘celp etme’ gereği duymaktadır.  Bunun içinde çiçeğin merkezinde oluşturduğu, arılara tadından dolayı cazip hale getirdiği nektarını üretmektedir.

Bir bakıma nektar bitkilerin yan ürünüdür.  Diğer taraftan polen bitkilerin üreme organıdır. Düşüncemi şu şekilde netleştireyim. Balık yemeyen çok az insan var. Ama kimi insan balık etinden ziyade balığın üreme tohumu olan HAVYAR ı daha çok tercih eder. Hele özellikle Ruslara özgü olan Mersin Balığının hayvarı. Evet havyarın besleme özelliği ne! ve ne kadar fazla ise; POLEN ve petek gözünde arılar tarafından sıkıştırılmış arı ekmeği; arının havyarı dır. Ama ne yazık ki sadece insanımız değil, arıcı arkadaşımız bile bunun bilincinde değildir. 01.2016

Şuhut merkezinde çıkartılan antik lahit

020120141628- Şuhut lahit (1)

2011 yılında Şuhut merkezinde, iki ev arasında  kalan bir arsa üzerine ev yapımı için binnat kazımı sırasında,  tabanı mermer döşemeli yerden çıkartılıp Afyon müzesine götürülmüş. Şuhut merkezinde ve Afyon müzesinde gördüğüm kadarı ile bu bölgemiz, antik bir tarihe sahip. Adet olduğu üzere bazı binalarda tarihi taşlar göründüğü gibi, Şuhut’taki 1341 tarihine sabitlenen tarihi caminin duvarlarında bu örnekleri görmek mümkün.  11.2015

Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim.

06.2019 – Kızım, Okul öncesi öğretmeni olup atandığı ilk görev yeri 2007-2008 Afyon – Şuhut’un 7 km uzağında olan, Senir köyü idi. Bu köy, üç tarafı kapalı ve engebeli  bir arazi üzerinde. Yakın çevresinde tarım arazisi yok. Hayvancılık, bilinen geçim kaynağı. Yerleşim  bölgesinde bulunan küçük bahçeler ve içindeki yeşillikler ve ağaçlar olmasa, çevresinde yeşil alan hiç yok. Köyün beş km uzağında yaylaları varmış. Gitmek nasip olmadı. Şuhut merkezi ile civar köyleri, tarihi yerleşim bölgesi.

Tarımcılık,  bu yayla bölgesinde yapılıyor. Köyün içinden her daim akan çay, bu bölgeden geliyor. Bu köyden bir önceki yerleşim yeri olan Ortaköy’de yapım anını gördüğüm sulama barajına gelen su, bu köye ait. O zaman görüştüğüm bazı kişiler: – Olan tarım yerlerimiz, elimizden gitmesin diye, barajı kendi bölgemize yapılmasını istemedik, demişlerdi.

Okul, köye hakim bir tepe üzerinde. 2012 yılına kadar sadece iki sınıfta karma eğitim yapılıyordu. Kızımın branşı olan  Okul öncesi öğretmenliği, ilkin ana bina içindeki küçük bir odada (yanılmıyorsa) 6 öğrenci ile başlamıştı. Zaman içerisinde 14 öğrenciye kadar çıktı.

Köyde halıcılık, kızlarımızın geçim kaynağı idi. Gittiğimiz ilk yıllarda bir firma adına, doğal boyalı iplerden halı dokuması yapılıyordu. Sonradan kapandığını duydum, üzüldüm. Gençler ve yeni evliler Senir köyü ve Şuhut’ta çalışma sahası az olduğundan, bu bölgelerde oturmayıp, uzaklara gitmekteler. Haliyle yeni doğumlar azaldı. Akabinde köydeki okulda eğitime ara verilip, öğrenciler 2011 – 2012 öğretim yılında Şuhut’a taşınılmaya başlanıldı. Ben bu ‘kıraç’ toprakları, sevmiştim.

Kızımdan ziyade benim için – İlk göz ağrım idi. Ayrıca yeni göreve başlayan bekar ve yeni evliler için, maddi birikimin olacağı yerlerden biridir. Gönlüm razı olmasa’da 2014 yılı itibari ile kızım ve damadım tayinlerini istediler. Bundan böyle bu yerleşim yerlerindeki anılar, yazılarda ve beyinlerde kalmaya devam edecek. Senir köyü, okulu ve şuan köylerinin delikanlıları olan;  kızımın küçük talebelerinin resimleri için bakınız: Fotoğraflarla Seydişehir, İnsanlar,  Şuhut Senir Köy ve Doğa

Aşağıdaki resimler, Şuhut’un eski tarihi camisinin resterasyonu anında ki görüntüleridir. Selam olsun ”Kocatepe” nin kıraç ve tarih kokan bu topraklarına.  Aşağıdaki resimler Şuhut Merkez camisinin 2014 restarasyon yapım zamanına aittir.  Mart 2014

31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (46)31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (47) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (50) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (52) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (53) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (57) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (63) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (69) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (71)

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

06.2019 – Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim.

Bu tip bir anlatım ve yazılımı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Kraliçenin hayat hikayesi hakkında tarih verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.  Doğumu ve ölüm : M.Ö. 1537 – 1484

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından olan kardeşi, 2. Tutmosis ile 12 yaşında evlendirilmiş. (Mısır kralı ve kraliçesi Akhenaton ile Nefertiti’nin kızı, Akhenaton’un 2. karısından olan oğlu Tutankamon’un evlilikleri gibi.) Bu evlilikten doğan erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve Hatçepsut yönetime geldiler.  1. Tutmosis gibi oğlu 2. Tutmosis,  Hatçepsut’tan olan kızlarını, 2. bir evliliğinden olan oğlu ve kendisinden sonra kral olacak 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında ölüyor. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olması gerekirken; 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda istekli değiller-miş-di.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidar olma şansı ve devamı; ‘Tanrı  Amon’un Kızı Hatçepsut’ yakıştırması ile, ilahi manevi destek‘ bir şekilde sağlandı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla, halledilmiş oldu.

Arkeoloğun duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçepsut ile damadı kral 3. Tutmosis arasında, karşılıklı güvene dayanan, ’empati’ şeklinde bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi‘ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı/üvey oğlu kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut‘a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarı ve lahit odası ile aynı seviyede, lahit odaları arasına ise sadece basit bir duvar ördürerek, mimarı’nın cesedini buraya gömdürüyor.

1903 yılında, Hatçepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, (takma) sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut‘un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis, kral oluyor. 3. Tutmosis kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Hatçepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, 3. Tutmosis’in,  kayın validesi – kraliçeye karşı oluşan gizli düşmanlığından  değil sadece,  siyaseten  alınmış bir karar olduğu, Arkeoloğ tarafından vurgulandı. 04.2014

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

En üste okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aradmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Orta bölümdeki resimler ise;  2008 yılı okul öncesi talebeleri, öğretmenleri olan Kızım Ayşegül, Eşim Zeynep ve kızımın öğretmen arkadaşı Seher

06.2019 – Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine cevap verilecektir. Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. 08.2011 Restorasyonu yapılmakta olan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız.   08 .2014 Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Okul bahçesindeki çocuklarımızın resimleri 2013 tarihinde, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talebelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 – diğer bir yazım için- Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8

2010/ 2018 – Seydişehirde İlk Kar anları.

06.2019 – Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Ağaç dallarına ilk kar 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2011 … 2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak 2013 te yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpelemiş.  Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. 13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında eriyen yağan kar ≈ 260 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:

Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken; Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.

Nisan ayının ortası Bu gün ise Çrş; evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan 260 cm kar ve şehir içinde -15 ‘C geçmemiş, şehir dışında ise – 30’C dayanan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar dayanır!

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin oldu. Şu gün için Haziran ayının 28 cuma ve dışarda 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçecek gibi. 06.2019

Sayfama Gelen Değişik Sorular.

06.2019 – gözleri kaynak alması : Yatmadan önce gözlerinizin içine; ” LİMON SUYU ” damlatınız.

adile naşit’in mezarı nerede : İstanbul – Karacaahmet mezarlığında medfun olduğu bilinmektedir. Her ne kadar “rahmetli”;  Ermeni kökenli bir aileden geliyorsa da, Müslüman kocası ve kendinden önce ölen oğlu ile aynı mezarlıkta medfundur.

arabistanın en soğuk zamanı : Arabistan, bizim gibi kuzey yarı kürede olup, yaz ve kış mevsimlerinin ayları, bizimle aynı aylarda olur. Bizden bir farkı şu. Arabistan, Ekvator çizgisine daha yakın olduğu için mevsimsel sıcaklıkları, kışın bile bizden daha fazladır.  Mekke veya Medine nin yaz sıcaklığı,  O güne ait Antalya nın sıcaklığı ne ise, üzerine  ≈ + 10 C’, kış mevsiminde ise 15 C’ ilave ediniz. İlaveten, Türkiye de saat kaç ise, Arabistan da saat aynıdır.

avrupa hun imparatoru atilla müslüman mı :  Orta Asya steplerinde  yaşayan Hunlar ile Avrupa/ Macar Batı Hun İmparatorluğunu kuran Atilla zamanında Müslüman, Müslümanlık ve Peygamberimiz, dünyada yok idi. Atillanın ölümünden ≈ 150 yıl sonra Müslümanlık dini ve emri Dünya’ya indirilmiştir. Dolayısı ile Atilla ve Hunlar Şamanist dine inanan insanlardı.

dünya üzerinde her daim yaz mevsimi yaşanan ülkeler : Dünya Coğrafyasında sanal olarak  varlığı kabul edilen Ekvator çizgisi, yer küremizi tam ortadan iki parçaya bölmektedir. O’ -sıfır derece- olarak adlandırılan  Ekvator çizgisinin tam ortadan geçtiği kabul edilen ülkeler şunlardır. G. AMERİKA – Galapagos Adaları, Ekvator, Kolombiya, Brezilya /  AFRİKA – Gabon, Kongo, Zaire, Uganda, Kenya, Somali, ve ASYA kıtasına bağlı  Okyanus  gurubunda yer alan, Endenozya takım adalarından Sumatra ve Borneo adasıdır. Bu yazdığım ülke ve topraklarının tamamında veya büyük bir kısmında meydana gelebilecek yaz – kış  Güneş sıcaklık farkı, 0 C’ veya 5 C’  kadar (ör: 45 C’ 40 C’) düşmektedir. Bu ülke topraklarında ”full” YAZ mevsimi yaşanmaktadır. Kış mevsiminin adı bile bilinmez.

Ekvator çizgisinin, tam üzerinden geçtiği ülkeler dışında kalıp Ekvatorun 10′ yukarısında, Kuzey yarı kürede yer alan Panama, Venezuela, Guayana, Gine, Fildişi, Gana, Nijerya, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sudan Etiyopya, Maldiv Adaları, Hindistan’ın (uç kısmı), Sri Lanka Adası, Malezya ile Ekvatorun 10′ aşağısı  Güney yarı kürede yer alan Peru, Bolivya, Angola, Tanzanya, Şeysel Adaları ile Yeni Gine ada ve  ülkelerinde yaz ve kış mevsimine göre,  + 5 C’ ile +10 C’  arasında Güneş  sıcaklık düşüşleri görülmektedir.  Diğer bir ifade ile. Ekvator bölgesi ülkelerinde ortalama sıcaklık 45 C’ ise, 35 C2 ye iner. Ama kış mevsiminin adı bilinse bile kendisi görülmez. Ve bu ülkeler her daim ve her mevsim, 12 ay 365 gün Yaz mevsimini yaşayan ülkeler gurubuna girmektedirler.

Borneo adasında  kar görünür mü :  Ekvator çizgisinin TAM üzerinden geçtiği kabul edilen 3 ülkeden biri olan Borneo Adasına kar, ayak basılan yerlere değil,  Kenya’daki  5895 mt lik zirve yüksekliğine sahip Klimanjora Dağının zirvesine yağdığı gibi, bu bölgeninde -varsa- en yüksek zirvelerine yağar. Diğer bir anlatım şekli ile karın yağması, RAKIM ile alakalıdır.

 her daim 12 ay / 365 gün kış mevsiminin yaşandığı ülke var mı? :  YOK.  İnsanımızın aklında kutupların, daima kış olduğu düşüncesi hakimdir.  Bu kıtaların, kıta sahanlığını oluşturan ve denizle teması olan toprakları üzerinde bile, kar ve buzulların eridiği görülür. Bu görünüm, o yerlere yaz mevsiminin geldiğinin göstergesidir. Oralardaki yaz ve kış mevsimi, bizim buralarda yaşadığımız ve bildiğimiz şekilde olmaz. Ama sonuçta o yerlerin şartlarına göre, mevsimlerin değişimini, yabani kazlar bile bilmekteler.  Kuzey Kutup dairesi  ARKTİKA, Kanada’nın kuzey bölgeleri, Grönland Adası, Norveç, Finlandiya, Sibirya bölgesinin Kuzey Buz Denizine değen toprak bölgeleri ile Güney Kutup bölgesi ANTARTİKA, Yeni Zelanda ve Arjantin ile  Şili’nin  Güney Kutbuna uzanan toprakları,  en soğuk kış ülke ve bölgelerdir. Kısaca dünya üzerinde her daim Yaz mevsimini yaşayan ülke var ama, her daim KIŞ olan ülke yoktur. Sadece, EN SOĞUK ülkeler vardır.  🙂   10 . 2011

Ek bilgi: Bilim adamlarınca: Kuzey kutup merkezinde bildiğimiz şekilde toprak parçasının olmayıp, Kuzey kutup noktasının, derinlemesine( ..) metre kalınlığında donmuş buz tabakası olduğu; Güney kutup ise, karasal olup yüzeysel genişliğe sahip buz tabakası ile kaplı olduğu belirtilmektedir.

damadın kayın validesinin mezarını yaptırması haram mı: Niye haram olsun ki! Hiç tanımadığımız birilerine bir şeyler vermek, sevap olurken bir damadın, kayın validesine ait mezarı yaptırması neden haram olsun. Üstelik  kayın valide – öz ana yarısı. Hele maddi imkanın var ise. 06.2013

 Türkiye de ilk uçak yapan hükümet : Atatürk ün sağlığında ve CHP Hükümeti zamanında İlk Türk Uçağı yapılmış ve deneme uçuşları 1934 yılında Uçak Fabrikasının bulunduğu Kayseri de yapılmıştır. 05.2013     ALBAYRAK

Arı ve Doğa hakkında.

06.2019 – bilimsel makaleden- İspanyada ki Pauk (Paul)  Mağarasında keşfedilen taş ve kaya parçaları üzerinde bulunan kazıntı ve çizimler üzerinde yapılan araştırmalara göre arı, Taş Devrinden beri 80 milyon yıldır yaşamaktadır. İnsanlar da, dokuz (9) bin yıldır yabani  arı ballarının alımı ile uğraşmaktadır. Beslediğimiz arılar, yabani sınıfına girmektedir.

–  Bitkiler üremek için, rüzğar ile birlikte çeşitli böcek ve arılara ihtiyaç duyar.  Çiçek açan bitkiler, böcek ve arıların ilgisini çekebilmek  için çiçek tomurcukları dibinde şekerli bir madde üretirler. Bu maddeye, nektar denilmektedir. Arılar, çiçeğin birinden nektar alır, diğer bir çiçekten de polen alarak kovana gelmekte iken aynı zamanda bitkilerin eşeysel üremelerine, katkı sağlamaktadırlar. Getirdiği nektarı kovanda hazır bekleyen genç arıya verir, poleni de gerekli yere bırakırken arı, özel salgısı ve bal ile karıştırarak, petek gözüne sıkıştırır.

– Bu işleri biten arı tekrar, araziye çıkmaktadır. Nektar ve polenin koku ile tadı, getirildiği bitkiye göre değişmektedir. Çitaya konan nektar en erken,10 gün içerisinde bala dönüşmektedir. Bir bitki üzerine daha önce bir arı konmuş ise, O bitkiye kokusunu bırakıp gider. Kendisinden sonra gelen başka bir arı, bu kokuyu aldığı zaman; – Nektarın kalmadığını bilir ve oyalanmadan gider.

–  Dış sıcaklık ne olursa olsun, çitaların arasında sıcaklık 34 ‘C dir. İç  sıcaklık 34 ‘C geçtiği zaman,  genç arılar kovanı serinletmek için,  giriş deliği önünde kanatları aracılığı ile içeriye, serin hava gönderirler. Arılar, sıcak havalarda günde, 16 saat çalışır. Arılar, dış sıcaklık 14 ‘C ve altına indiği zaman (dikkat ediniz yumak olmazlar sadece) görevliler haricinde dışarıya çıkmazlar. Arılar uyumazlar. Mesela sabahın erken saatlerinde dışarısı serin olduğu için arılar, şevkli olarak  uçuşa gitmezler. Havanın ısınmasını beklerler.

–  Sıcak havalarda uzaklara gidip karanlığa kalan arı, geç vakit kovanına gelir, gittiği yerde ‘yatıya’ kalmaz. Bu ise, bulutlardan yansıyan (polarizasyon) güneş ışını sayesinde olmaktadır.

–  Kovan bakımı anında arılar tedirgin olmaktadır. Bizler genelde körük vasıtası ile, arıların tedirgin olmaması için duman veririz. Gerçek yabani hayatta ise dumanın manası; Ormanda duman kokusunu alan arı, hayatta kalabilmek için kovuktaki yuvasını terk etmekte. Bunun için önce  yuvasındaki balı fazlası ile yeyip, çıkmaktadır. Haliyle karın bölgesi fazlası ile şişen arının uçma, saldırma ve SOKMA durumu zorlaşmaktadır. Arının soka bilmesi için karnını aşağıya doğru bükmesi gerekiyor. Karnı şişen arı ise, bu bükme işlemini  ya yapamıyor veya zorlanıp, iğnesini yeterince sokamıyor.

–  Arılar kovanda iken gün ışığından hoşlanmazlar. İncelenmek üzere dışarıya alınan çita üzerinde özellikle gün ışığını gören ana arı, hemen yumurtlamayı bırakıp, çitanın alt ve arka tarafına geçmektedirler.

–  Ana arı, 10 – 15 erkek arı ile çiftleşmekte. Bu çiftleşme uçuşuna, çok sayıda erkek arı; sıra bize gelecek diye toplu uçuşa geçerler.

–  Erkek arılar, bir kovanda 100 – 400 arasında olur. Hortumları kısa olduğu için nektar toplama becerisine sahip değillerdir. İşçi arının 3 katı bal yerler. Kovan içerisi veya dışında hiç bir iş yapmaz, kovan güvenliğine bile karışmazlar. Mevsimsel olarak ana arıların çiftleşme sezonundan sonra 3 – 4 işçi arı tarafından  kol, bacak ve başından tutulup, dışarıya atılırlar.

–  İşçi arılar, bir kovan içerisinde 120 bin tane olabilirler. Ölünceye kadar çalışırlar. Yeni doğan bir işçi arının görevi: 1. – 3. gün çıktığı ve diğer petek gözlerinin bakım işini, 4. – 7. güne kadar kovan etrafında kovanı tanıma ve etrafı görmek için İLK uçuşu ile larvaların bal ve polenle beslenilme işini, 7. – 12. gün arası süt üretme ve -kadro askeri gibi- ana arının bakımı, yıkatılması ve beslenilmesi, 12. – 18. gün arası bal mumu üretmek ve örmek, kovan güvenliği sağlamak, getirilen nektarı tarlacıdan alıp, işleyip petek gözüne koymak ve 18. günden  ölünceye kadar (≈ 20 gün boyunca) araziden nektar ve polen getirmektir.

–  İşçi arı, 1 (bir) saniyede 440 kere kanat çırpıp, boş iken saatte 65 km, nektar ve polenli iken 45 – 50 km hızla uçmaktadır. Ayrıca bir at kendi ağırlığı kadarını, kızak köpeği dört katını götürmekte iken bir arı, kendi ağırlığının 20 katını taşımaktadır.

–  Arı dansının keşfi: Arıların kovan içerisinde iken, arazide tespit ettiği nektar veya diğer ürünlerin yerini tarif etme anında yaptığı dansın anlamını ilk keşfeden kişi; Avusturyalı etoloji/zooloji uzmanı Karl von Frisch (1886 -1982) olmuş. Arı; Arazide bulduğu nektar, polen, propolisin nerede olduğunu arı arkadaşlarına tarif ederken, O an güneşin bulunduğu yere göre dik bir çizgi çizer gibi yürür. Burada ölçüt, güneşin kendisidir. Petek üzerinde Çizdiği – yürüdüğü hat üzerinde iken, bulduğu nektar, polen ve propolis, güneşe göre hangi yönünde ise O tarafa yönelir ve durur. Bu duruş yeri, aranan maddenin acısını verir. 09.2016

– Güneşe göre 90′ sağ veya sol ile 180′ geriye dönüşler, nektar ile polenin yönünü gösterir. Ayrıca bu aktarma işlemi dairesel (O) ve sekiz (8) şeklinde dönüşler ile aşağı – yukarı karın titretme ve sağa – sola tüm vücudu sallama  şeklinde olur. O ve 8 dönüşleri ile karın titretme  nektarın, sallanmalar ise polen yer ve mesafesini gösterir. Mesela; 250 mt uzaklıktaki nektarın yerini bildirmek için = 30 saniye içerisinde karnını 5 (beş) kere titretir. 12.2013

2011- 2013 Akdeniz Bölgesinde Pürem Balı Üretimi.

12181020142224 - Çiçekli pürem (5)

06. 2019 – Pürem  bitkisinin nektarından oluştuğu için bu ad ile anılmaktadır.  Kırmızı – kahverengi karışımı bir görüntüsü ve  kendine has hafif ekşimsi, insana ferahlık veren kokulu bir tadı var. İlk zamanlarda pürem kokusu belirgin olur. Resimdeki  bal kavanozlarından öndekiler pürem, keçi boynuzu, sünemit balı, arkadaki çiçek balıdır. Öndeki pürem balları  kristalize olmaya başlamış. Pürem balının kristalize hali, diğer bitkilerin kristalize halinden, farklı oluyor. Sanki havada uçuşan bir tüy gibi. Eski arıcı arkadaşlar: Pürem balı 7 (yedi) derde deva, 7(yedi) derdi azdırır derler.

2011 Eylül ayında, Seydişehir deki  gezgin arıcılık  yapan arkadaşlar Manavgat’a yağan yağmur haberinden sonra  kovanlarını toplayıp, genelde daha önceden bildikleri noktalara akın ettiler. Yağmurların yağması  ile yapılan kovan nakli sadece pürem nektarı için değil, aynı zamanda İç Anadolu bölgesinde çoğalan ‘ Sarıca‘ arılardan kaçmak için. Yalnız, Antalya bölgesinde olduğu bilinen ve toprak altında, duvar deliklerinde yaşayan, boyları en az 3.5 cm olan Kızıl arılar, İç Anadolu bölgemizde yaşayan küçük sarı arılardan daha tehlikelidir. Çünkü:

İç Anadolu bölgesinde yaşayan sarıca arılar, genelde kendine saldırılmadığı müddetçe sadece kovan içerisindeki balı yerler. Ak Deniz bölgesindeki kızıl arılar ise, bal arılarına saldırırlar. Bal eksilirse, bir şekilde bal tedarik edilir. Ama arı giderse, kötü olur. Tavsiyem, Antalya bölgesine kovanları götüreceğiniz de, yanınıza sinek öldürücü -fısfıs tüpler ile toz veya sıvı DDT  alınız. Bu ilaçları sıkmak içinde yanınızda fıs fıs püskürtme işlemi yapan plastik tabanca kutuları bulundurunuz.

Gelelim püremin bulunduğu bölge ve pürem balı üretiminin ne olduğuna : Pürem bitkisi, bir nebze çalı şekline benzer.  Seydişehir üzerinden  Manavgat yönüne doğru gidişte, Gündoğdu ilçe yol ayırımını tahminen 5 km geçildikten sonra, yol kenarındaki tepe ve dağ üzerinde görülmeye başlanır. Yalnız bu bitki, Ak Deniz bölgesinin her noktasında görülmüyor.

Gördüğüm ve soruşturduğum üzere 2010 yılındaki pürem balı hasadı, Seydişehir deki arıcı arkadaşları oldukca memnun etmişti. 2011 yılı  Ekim ve Kasım aylarında yapılan hasattan pek memnun olanını görmedim ve duymadım. Peki geçen sene bal hasadı iyi iken,  bu sene neden olmamıştı? Bütün mesele, meteorolojik koşullara dayanıyor.

2013 Kasım itibari ile Manavgat ta yetişen pürem bitkilerinin çiçekleri tam açmadı. Yinede ekim aralık arası sünemit, pürem  ve keçi boynuzu çiçeği hasadı güzel oldu. 11 kovanımdan az- çok 24 çita aldım ve strafor ile sıkıştırıp şerbetledim.  31 Aralık 2013 Salı günü tekrar kontrola gittim. Bir kovanımın anası ölmüş. Kalan arıları dışarıya silkeledim. Bu arıların üzerinde ana kokusu olmadığı için, diğer kovanlara sorunsuz girerler. Diğer kovanlardan birer çita  çektim. Alt hava giriş ile üst çıkış yarıklarını biraz daralttım. Bazı kovanlarda hala alınacak  nektarlı çitalar vardı, Almadım. Çita aralarına ilaçlı karton  ve örtü tahtası üzerine -her ihtimale karşı- sorma şeker koyup, kapattım.

Ak Deniz bölgesine Sonbahar ve Kış mevsiminde, denize bakan taraftan bu bölgeye yağış ve sıcaklık gelse de, yükseklere yağan karın soğukları,  poyrazdan güneye doğru esen  soğuk rüzğarlar vasıtası ile,  bu    bölgeye inmektedir. Bu soğuklar, bitkinin tam açmasını veya nektarını oluşturmasını engelliyor veya oluşumu geciktiriyor.

Az yağan yağmur, bitkiyi besleyemediği gibi çok yağan yağmur da, nektarı akıtıyor ve tarlacının araziye gitmesini engelliyor. Hatırlarsanız 2011 yılı Antalya bölgesinde, bol yağış oldu. 12.2011

Arı ölümü nedenleri ile Koloni çöküşü (arılarda toplu ölüm)

6.2019 – COLOSS; İsviçre de bal arıları hakkında araştırma ve korunmasını amaçlayan bir kuruluş. Avrupa (ve Türkiye) de 2017-18 yılı kış mevsiminde %16 oranında arı ölümlerinin olduğu tespit edilmiş.

Arılarda Kış kayıpları ve nedenleri ise:

  • Ana arının ölümü ve ana arının erkek larvasını az veya hiç atmamış olması,
  • Kovan içinde yeterli yiyeceğin olmayışı ile arıların nektar ve polene ulaşmasının zor olması koloni çökmesine neden oluyor (unutmayın ki, kışın bile açan çiçek ve polenler mevcut)
  • Araştırma neticesinde, yoğun meyve, mısır ve yağlı  poleni toplanması kolonilerde çöküşe neden olmakta,
  • Günlük hava değişimleri,
  • Yabani ot ilaçlanması. Bu durumda işçi arılar ölüp, ana yalnız kalıyor. Bu ilaçlama şekli ise, dünyada yaygın olmakta. 26.06.2019

Herkes için faydalı basit sağlık bilgileri.

06.2019 – Bu kısımda herkes için faydalı, denenmiş ve paylaşılmasını istediğiniz bilgilerinizi yayınlamaktan onur duyarım. İsterseniz ad, soyad ve memleketinizi de ilave ederim. Sadece başlığa tıklamanız ve alt kısımda beliren ‘yorum’ kısmına bildiğinizi paylaşmanız, yeterlidir.

Antik Sümer tabletlerinden – Madem biliyorsun, niye öğretmiyorsun? Ömrünü boşa geçirmişsin, niye yarar – Muazzez İlmiye ÇIĞ

Buz Fırtınası:  Bu fırtınanın oluşması için aralarında boşluk olan birbirinden çok ayrı iki soğuk tabaka ayak bastığımız yer ile mesela 50 mt üzerimizde oluşan soğuk havanın arasından geçen sıcak  -nemli- bir hava dalgasının olması gerekmektedir.

Diğer bir ifade ile aşırı kuru dondurucu soğuk ayaz içine, fıs fıs ile su fışkırtacak olursak, çevremizde gördüğümüz -biz dahil- her şeyin üzerine gelen bu su zerrecikli soğuk hava, değdiği her yere çeşitli şekillerde cam gibi buz tabakası meydana getiriyor. Atmosfer deki soğuk hava, KAR getiriyor. Yine atmosferdeki soğuk hava, sıcak hava ile birleştiğinde ise YAĞMUR yağıyor. Atmosferde ki sıcak hava, yeryüzündeki soğuk hava ile birleşirse ÇİĞ halini alıyor. Kar tanesi, atmosferde ki soğuk havanın etkisi ile buz kristalleri şeklini almış su zerrecikleri dir. 10.2013

Topuk Nasırı : Benim yıllardır uyguladığım bir alışkanlığım var. Zaman zaman ayak topuklarımda nasır oluşurdu. Son 10 senedir bu sıkıntım kalmadı. Nasıl? Eczaneden  pet veya şişe içerisinde Saf Alkol alınız. Banyoda iken veya sıcak su dolu leğen içerisinde ayaklarınızı yumuşatıp, ponza taşını topuğunuza sürterek nasırlarınızı temizleyip, ayağınızı kurulayınız. Saf alkole batırılmış pamuk ile, parmak araları dahil ayak tabanınızın her yerini siliniz. Başlangıçta her banyo sonunda, zaman geçtikçe arada bir yapınız. Veya, vicks türü merhemleri ayak tabanınızın her yerine sürüp, çorabınızı giyiniz. Hem nasıra hem soğuk alğınlığınıza iyi gelecektir. 10.2013

Gripal Enfeksiyon :  Kış aylarında en büyük rahatsızlık duyduğumuz hastalık grip, nezle, soğuk algınlığı vb… hastalıklar olduğunu biliriz. Gripal Enfeksiyonun basit tedavisi: Orta boy kuru soğanı doğrayıp bir tabağa koyunuz. Üzerine (en az) 3 yemek kaşığı bal döküp bekletiniz. Zaman içerisinde soğan suyunun tabak içerisinde bal ile karışık çıktığını görürsünüz. Bu suyu çocuklar bir tatlı kaşığı, büyükler ise bir çorba kaşığı aç – tok içmeli. 11.2013 Kanal 34 –  Dr. Mustafa Eraslan

Müzik dinleme-nin- k; Yüksek Tansiyon ve Kalp atış hızı ile stresi azaltmada etkin olduğu kabul edilmiş.11.2013

Nefes darlığı için: (Bir bilgi için internet üzerinden Çince olarak yaptığım araştırma anında, sizlerle paylaşmak istediğim bu bilgiyi görmüş ve not etmiştim.) 500 gr  taze TERE, 300 gr SU, 300 gr BAL. Tere ve suyu 3 – 5 dakika kaynatınız. Sıcak suyun derecesi parmağınızı yakmayacak ısıya  düştüğünde süzüp,  balı dökün ve  karıştırınız. Nefes darlığı ataklarında  4 defa birer bardak içiniz. Tercih sizin. 12.2013

Faranjit, reflü ve horlama:  Konusunda şikayetleriniz var ise, özellikle sabahları tükürüğünüz de  kan var ise, bunun nedeni, horlamanız ve/veya reflü olur – olabilir. Farenjit rahatsızlığınızı, horlamanız ve reflü artırmakta ve kanamaya neden olmaktadır. -Denedim- Eczanelerde burun dışına yapıştırılan bantlar var. Geceleri yatmadan önce bu bantı yapıştırır iseniz horlamanız ve kanamanız geçecektir. Sıcak su buharı da, faranjite iyi gelir. İlaveten; faranjitiniz var ise geceleri yatmadan önce ağzınıza alacağınız bir tatlı kaşığı miktarındaki zeytin yağını, ağzınızda gargara yaparak içiniz. Faydasını göreceksiniz. Eskilerin bildiği cipcik, hakiki damla sakızını çiğnemek, geniz bölgesinin kuvvetlenmesine neden olacaktır. Bu bilgileri, kendim yaşadığım için yazıyorum. İlaveten, arıların kovanlarda biriktirdiği propolisin, boğaz ve faranjit rahatsızlıklarında faydalı olduğunu bazı sitelerde okudum. Ayrıca kendim kullanmaktayım. 12.2013

Uykusuzluk : Gece gündüz yattığınız zaman, uyumakta zorlanıyor iseniz; Kafatasınızın arkasında bulunan ve omuriliğin kafa tasınıza girdiği yerde ki ters V şeklindeki boşluk yeri ile, boynunuzun yanlarında ki kalın sinirleri parmaklarınız ile ovcalar iseniz, uyumanıza yardımcı olacaktır. 04.2014

Gece idrara çıkmak : Özellikle prostat rahatsızlığı olan kişiler, gece idrar için kalkmak gibi bir sorununuz var ve şeker rahatsızlığınız yok ise, bir bardak suya karıştırılmış bal şerbeti içiniz. Yine tıpbi bir makalede, atılan bir aspirin hapının PSA düzeyini düşürdüğünü okudum.01.2015/2019

Ayaklarda çıkıntı : Çoğu insanın ayak baş parmaklarının yan kısmında (acayip) bir çıkıntı oluyor. Dar ayakkabı giymeyiniz. Çünkü dar ayakkabı ayak baş parmağını, öbür parmaklara doğru eğdiğinden, zorlama neticesinde ayak tarak kemikleri hizası bozuluyor ve istenmedik çıkıntı oluşuyor. Tavsiyem, ayak baş parmağınız ile yanındaki parmak arasına çorap içinde ve 3 – 5 mm genişliğinde (mesela bükülmüş peçete kağıdı) koymanız, bu rahatsızlığınızın ilerlemesini engelleyecektir. Deneyin. 01.2017

Burun tıkanıklığı : Burun delikleriniiz biri veya ikisinde nefes almakta zorlanıyor iseniz; Eczanelerden cilt nemlendirici krem  -merhem değil- krem alıp, burun uç kısımlarına azar sürünüz. Nefes almanız kolaylaşacaktır. 01.2017