Dünyada ve Türkiye’de yolsuzluk oranları nedir.

Dikkatinizi çekme babından belirteyim. Dünyada %/% temiz bir devlet yok. Ama, en çok temiz olan devletler var. Araştırma sitesinin bildirdiğine  göre en temiz ülkeler, hep aynı. Peki, Allah Kuran diyen bütün müslüman ülkeler ve Türkiyede yolsuzluk neden en fazla? Üstelik – Yaratılanı, yaratandan ötürü severiz diyen AKP hükümeti! Ve hükümetin Sayıştayın açıkladığı belgelenmiş her türlü yolsuzluklarına ne demeli!

Burada adı geçen ülke ve kısaltılmış hali: Finlandiya Fn, Danimarka Dn, Yeni Zelanda YZ, Izlanda Iz, İsvec Is, Singapur Sng, Türkiye TR, Isviçre I, Norveç N, Hollanda NL, Lüksemburg L, Almanya D, İzlanda İS, İrlanda İE, Avustralya AU, Kanada CA, Estonya EE, Hong Kong HK,

En sondaki ülkeler genelde aynı: Somali, K. Kore,  Suriye, Sudan, Afganistan, Myanmar,  Haiti, Çat, Nijerya, Bangladeş.

2001 2022 yılları arası Dünyada yolsuzluk oranları

Ülke yanındaki rakam (tam temiz) 100/100 üzerinden ne kadar ‘hırsızlık’ yapıldığını gösterir TR 2022 yılında 100 üzerinden 36 dürüst,74 hırsız

 2022 yılı  180 ülke Dn, YZ, N /TR 74.
2021 yılı 180 ülke Dn, Fn, YZ,/ Tr 96.
2020 yılı 180 ülke YZ, Dn, Fn,/ Tr 86.

2019 yılı 180 ülke Dn, YZ, Fn/ Tr 91.

2018 yılı 180 ülke Dn, YZ, Fn,/ Tr 83.

2017 yılı 180 ülke YZ, Dn, Fn./ TR 81.

2016 yılı 176 ülke Dn, YZ, Fn/ TR 75. 

2015 yılı 167 ülke Dn, Fn, Is /  TR  66.

2014 yılı 175 ülke Dn, YZ, Fn/ TR 64.

2013 yılı 177 ülke Dn, YZ, Fn/ TR 53.

2012 yılı 178 ülke Fn, YZ, Dn/ TR 54.

2011 yılı 183 ülke YZ, Dn, Fn / TR 61.

2010 yılı 178 ülke Dn,YZ,Sng/ TR 56.

2009 yılı 180 ülkeYZ,Dn,Sng/TR 61.

2008 yılı 180 ülke Dn, YZ, Is /TR 58.

2007 yılı 179 ülke Dn, Fn, YZ /TR 64.

2006 yılı 163 ülke Fn, Iz, YZ / TR 60.

2005 yılı 158 ülke Iz, Fn, YZ / TR 69.

2004 yılı 145 ülke Fn, YZ, Dn /TR 81.

2003 yılı 133 ülke Fn, Dn, YZ/ TR 77.

2002 yılı 102 ülke Fn, Dn,Yz/ TR  65.

2001 yılı 91 ülke Fn, Dn, YZ / TR 56.

Kaynak : Transparency Internatıonal

Dikkat ederseniz doğruluk, dürüstlük bazı ülkelerin ‘kanına‘ işlemiş. Her ne yazık ki; Allahın emrettiği ve Peygamberimizin övdüğü bir dinin mensupları olan biz Türkiye ve diğer Müslüman devletler, doğruluk ve dürüstlükte hep vasat yerlerde bulunmaktayız. Üstelik, her türlü yanlışlıkları Allah, Bismillah deyip – Alkışlar içerisinde kabul etmekte ve desteklemekteyiz. Ne kadar acınacak bir durumdayız.

Dünyada var olduğu kabul edilen ülke sayısı hakkında her devletin, çeşitli kıstasları vardır. Birleşmiş Milletler; ABD, Rusya, Dünya Postalar Birliği hatta Türk telekom bile kendi kıstasına göre ülke / devlet sayısını ele almaktadır.

Çünkü her ülkenin ve kurumun aradığı veya mecburiyete soktuğu ve istediği kriterler, birbirini tutmamaktadır. Yani, çıkar meselesi. Veya, bu tip bilgileri O devlet, kast edilen sene için paylaşmaz.    12 . 2010  Albayrak

Allahın emrettiği farz namazı ile Peygamberimizin sünnet namazları hakkında.

Camide mihrab / kıble üstünde yan yana iki yazı; Allah ve Muhammed ile sağlı sollu dört halife isimlerini görürüz. Muhammed ismi neden? Allahın ismi ile yan yanadır?

Hiç düşündünüz mü?

Aile toplumumuzda bile bir sıralama var. Bu sıralamada Baba, Anne ve ilk doğan çocuktan küçüğümüze doğru bir sıralama olduğunu hepimiz biliriz. En küçük bir resmi dairenin duvarında bile! O kurumun müdüründen hizmetlisine doğru alt alta kişileri gösteren bir resim veya çizelge mevcut iken! Allah ve Muhammed adı neden aynı hizada asılıyor??

Ve neden? Özellikle ülkemizde Müslümanlık anlatılırken, Peygamberimiz bunu dedi, Peygamberimiz bunu yaptı deniliyor da! Neden! ilk önce Kuranda Allah şunu şunu emrediyor, denilmiyor?

Müslüman ülkeler içinde Türk milleti gibi! Allah ve Kuran var iken; Peygamberimizi Allah sıfatına yaklaştıran, Kuranı Peygamberimizden sonraya indirgeten bir millet yok! Olduğu; camilerdeki isim yerlerinden belli olmuyor mu?

Cevap hazır; Sünnet, İyide sünnetlerin özü Kuran, değil mi?

Peygamberimizin sünneti dediklerini pek bilemeyiz! Çünkü; Ayak üstü hemen uydurabiliriz! Sünnet bu, diye. Ama Kuranı! istediğimiz şekilde değiştirip, uyduramayız. Uydurmak isteyenlerin dediklerinin doğru yada yanlış olup olmadığını bilmemiz içinde; Kuranı Türkçe okumamız, Okutmaları – okumaları ŞART. Kuranın Türkçe okunması, okutulması, ‘hacılar hocalar ve diyanet’ tarafından istenilmez! Kuran Türkçe okunur ve bu yaygın olursa; ‘hacılar ve hocalara’ fazlaca yada hiç, ihtiyacımız olmaz.

Konuyu daha iyi anlamanız babından bir örnek vereyim: Köy Enstitüleri, Demokrat Parti zamanında kapatıldı. Neden kapattınız diye O zamanki milletvekiline sorulduğunda; — Onlarca yıldır Köylü bir sorunu olduğunda hep bize gelirdi. Bu okullardan yetişen öğretmenler köylere gelince köylü, bize bir şey danışmaz, öğretmene gider olmuşlardı. Köylü bize değer vermemeye başladı. Onun için kapattık, demiş.

Peygamber efendimiz zamanında Sahabilerden İranlı Selman’ı Farisi; Peygamber efendimizden aldığı izin ile, Fatiha suresini Farscaya çevirip, İrana kendi halkına götürmüştür.

Cenabı Allah tarafından; Günde beş vakit (kimi tefsircilere görede üç vakit) namaz kılmamız emredilmektedir. C. Allah, bu vakit namazlarından sabah ve Cuma namazını kılmamızı özellikle istemektedir. Bunlardan, teşvik edilen namaz sabah ile, mecbur edilen namaz vakti Cuma namazıdır.

Cenabı Allah İsra suresi 78. ayetinde; … Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Demektedir. Her şeyi bilen C Allah; neden sabah namazını biz kılarken şahit koyuyor? Göremediği veya bizim ‘kaçmamızı’ önlemek için mi! Yoksa; Ben sizin sabah namazını kıldığınızı biliyorum ama; Bu şahitler sayesinde size daha fazla sevap yazıyorum mu demek istemektedir!

Cuma suresi 9. ayetinde de; Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız vakit, hemen Allahı anmaya koşunuz ve alış verişi bırakınız. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır, demektedir. Diğer bir ifade ile C. Allah; Cuma ezanı okunduğu vakit aşınızı, eşinizi, işinizi orada bırakıp hemen namaz kılmaya geliniz, demektedir.

C. Allah sabah namazını, yatağımızdan kalkıp kılmamızı teşvik ederken; Cuma namazınada, her şeyimizi bırakıp, koşarak gelmemizi, EMRETMEKTEDİR.

Cuma namazı suresi 9. ayetine göre bu vakit namazını kılmamız Allah tarafından emredildiği yerde! Cuma namazında DA SÜNNET NAMAZINI KILMAMIZ; CUMA NAMAZIMIZI KILDIĞIMIZ GİBİ MECBUR VE MECBURİ olması gerekir, değil mi?

Tv proğramında ilahiyat profesörü Bayraktar Bayraklı hocamız (BB) ; Cuma namazının farzı öncesi ve sonrası kılınan sünnet namazlarını, isteyen kılar isteyen kılmaz, demişti. Bu bilgiyi; Bir imam veya müezzin söylemiyor. Söyleyemez de!İmamları, hatipleri okutan İlahiyatçı profesör söylüyor.

Peygamberimizin sünnetlerini her namazda kılmak, O bu sebeplerden dolayı ‘mecburi’ idi ise! Allahın mecbur koştuğu Cuma namazı farzı öncesi ve sonrası BB hocamızında; – Cuma namazı anında tüm sünnet namazlarınıda kılmanız DAHADA mecburi, demesi gerekmez mi?

BB hocamızın bu açıklamasından sonra dedim ki! C. Allahın; Cuma namazına ‘koşarak’ gelin dediği yerde! Sünnet namazlarınıda kılmamızın ‘mecburi’ olduğunu; BB hocamızın üstüne basa basa söylemesi gerekirdi. Ama; isteğe bağlı dedi. Ve dedim ki!

Çocukluğumdan beri söylene geldiği şekli ile! Şart idi ise! Allahın ÖZELLİKLE mecbur ettiği Cuma namazlarında da sünnetlerin kılınması, DAHA’DA şart olması gerekir. BB hocam, Cuma namazının öncesi ve sonrası sünnetleri kılmak, isteğe bağlı dedi ise; Demek ki sünnetleri kılmam mecburi değil. (Yorum şeklimi iyi anlamaya çalışınız)

Ve yaklaşık üç senedir; Allahın kılın dediği namazlarının önünde ve arkasından, Peygamber Efendimize atfedilen sünnet namazlarını kılmıyorum. 01.2023

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı Meluncanlar ve Kalu Bela nedir?

01.2023 – Önce Tevhit ve Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allah  Kuranında  -Allahın varlığını, birliğini ve her canlı ile kainatı yaratığını kabul etmeye Tevhit inancı; ile

Hz Muhammet ve öncesi tüm peygamberler ve peygamberlere yayma görevini verdiği TÜM din inancını kabul eden ilk  inanan kişiler ile birlikte biz iman sahiplerine, Müslüman denilmektedir.  Mesela Firavunun sihirbazları Müslüman olduk dedikleri için, Firavun tarafından öldürtüldüler.  Şuara suresi 47/52. ayetlerinde belirtildiği gibi sihirbazlar kendileri için; – … inanların ilki’yiz, .. demektedirler.

İslam ise, tüm insanlara hitap etmekle beraber, Hz Muhammed SAS’mi peygamber olarak kabul eden kişilere has bir inanç şeklidir. Bizler; İslam dininine inanan kişileriz.

Peygamber efendimiz zamanında İranlı sahabelerden Selman’ı Farisi; Peygamber efendimizden izin alarak; Fatiha suresini Farsca’ya çevirerek kendi ülke halkına okutmuştur. Öyle iken bizi! Arapça Kuran okumaya mecbur ediyorlar. İnsanları  AYRI AYRI milliyet ve dillere ayıran C. Allah, herkesin arapça konuşmasını mecbur edemez mi idi?

Allah’ın İnsanoğluna  ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesini de okuyup öğüt almamız emredilmektedir. Öğüt, insanların anladığı dil ile olursa anlaşılır. Ben dilimi Türkçe olarak seçmedim. Cenabı Allah bana bu şekilde lütfetti. Dünyada dilleri ayıran C. Allahtır. —-

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa   Türk müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek; Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.

Bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür kan hastalığıdır. Yaptıkları tıpbi genetik araştırmaları neticesinde Atalarının Akdeniz havzası ülkelerinden Türk! olduğu  bulgusuna erişirler. Bazı gelenek ve göreneklerinin; Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler?

-tarihi gerçek, alıntı- Yaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Arap / Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika’nın Virginya eyalet topraklarına mecburen veya kendi istekleri ile ayak basmışlar.

Meluncanlar ismi nereden geliyor? Abd’ye ayak basan ilk Müslümanların, kılık kıyafet ve inanç şekillerinin Avrupalı göçmenlere göre olan farklılıklarından dolayı, bu kişilere kötü manasında, ‘Mel’un‘ benzetmesi yapılmış. Zamanla mel’un tabiri bir topluluk adı olarak kalmış.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda  Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Sonuç olarak biz; Önce Türk ve Sonra Müslümanız, dememden sonra yeğenim Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

Burada ister istemez insanın aklına “KALU BELA”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Kıyametin ‘an’ öncesi, Sur’a üflemesini emredeceği ana kadar yaratacağı bütün insanlara A’raf suresi 172. ayetinde;

– (Dikkatinizi çekerim! Bu ayette sadece Ademin demiyor. Adem oğullarının diyor.) Hani Rabbin; Adem oğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi nefislerini, kendi benliklerine şahit tutarak şunu sormuştu.

-‘Ben Rabbiniz değilmiyim? diye soruyor.  Dikkat ediniz! Sizi Müslüman olarak yarattım, demiyor.

Ana rahmindeki canlı; ‘Evet Rabbimizsiniz‘ demişlerdi. C. Allah; Kıyamet günü ‘Biz bunlardan habersizdik!’ demeyesiniz, diye sormakta ve söylemektedir.

C. Allahın  Araf suresinin 172. ayetinde belirttiği – Adem oğullarının bellerinden aldığı zürriyetlerini; İlk insan Adem as’mın belinden ulvi bir şekilde alınmış diye yorumlamayın.  Ali imran suresi 6 ve Müminün suresi 14. ayetinde hamile kalma şeklinin anlatıldığı sperm ve  cenin’den bahsedilerek öce sulu meniyi cenin haline getirip ana rahmine yapıştırdıktan neden sonra, ana rahminde ikinci bir şekil verdiğini Cenabı Allah bizlere bildiriyor.

1..Rahimlerde sizlere dilediği şekli veren O’dur. 2.. Sonra onu, bir başka yaratılışta yeniden kurduk.. ayeti devamında C. Allah Cenini; et ve kemik şekline çevirdiği 2. safhada ANA RAHMİNDEKİ bu canlıya- Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormaktadır.

-Bu ayet hakkındaki açıklamaları Ahmet Hamdi Yazır hocamızın – Hak Dini Kuran Dili eserinin 5. bölüm 167. sayfasından itibaren -anladığım  şekli ile- sadeleştirip özetleyerek yazıyorum.

( C. Allah; yaşadığımız şuandan, Adem AS kadar var ettiği -anne baba olma hakkına sahip- kullarının bellerindeki zürriyetlerini alıp 1. safhada sperm/cenin hücre halimizdir.   (2.safha) Hücreye et ve kemik bürünümü yaptıktan sonra, kendi nefsinden ruh ve can verdiği ana rahmindeki bu görüntüye – Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormasının nedenini; Allahın birliğine ve verdiği bütün lütuflarına, yaşadığı an ve ölümünden sonrası bedeni üzerinde her türlü tasarrufun Allah katında olduğunu kabul etmesidir, şeklinde yorumlamaktadır..)

Ana rahminde; İlahi varlığın lütfu olan bizler; O an için iddia, inat, terbiyesizlik, ahlaksızlık, şeytanlık ve Allahı reddetme yetisine sahip olmayan melaike türü bir ruhani varlık olarak Allahın her istek ve emirlerini ‘Bi Hak Üzere’ kabul etmişiz. Öyle bizlere anlatıldığı şekli ile Adem AS var edildiği anda bu olay, olmamıştır.

Kaç yaşında müslüman olunur? Bir çocuk kaç yaşında akilbali olur?

1960 yıllarında eski Diyanet İşleri Bşk Ömer Nasuhi Bilmen‘e ait 1970 basımı bir kitapçıkta;
Bir çocuk 14 yaşında akilbali olur ve hangi dine geçeceğine (anne babası değil) kendisi karar verir, diyor.

  • Zerdüşt inancında bile bu dine mensup olma yaşı; 15 tir. Dincilerimiz ise! 4 yaşındaki çocuğa Cenabı Allahın yüklemediği ‘yükü’ mecbur etmektedirler.

Yazır hocamız; Ana rahminde C. Allahın emir ve isteklerini kabul eden kemikli et parçasının doğumdan sonra akilbali/büluğ çağına girmesi ile!!, Allaha karşı vermiş olduğu Allahın varlığı ve birliğini, lütuf ve rahmet sahibi olduğu taahhüdü ile, sözünün yerine getirilmesine, Müslüman olma devresi diye adlandırmaktadır.

Dikkat ediniz; Ahmet Hamdi Yazır ve Ömer Nasuhi Bilmen; Akil bali, diyor. Ana karnını kast etmiyor. İki etkili ve yetkili din alimi ve diyanet işleri bşk. göre; Bir Çocuk akil bali olunca kendi dinini seçme hakkına sahiptir.

Bu ayet üzerinde ise bazı müfessirler; Fussilet 41/11 ayetini örnek göstererek; ana rahmindeki kemikli et parçasına o anda akıl, mizan, yetenek … verildiği için bu andan itibaren Müslüman olmuş/olduk demişliğinin sayılması gerektiğini yorumlamaktadırlar. Yazır hoca bu görüşe katılmadığını aynı kitapta, bazı dini ve ilmi terimler üzerinden açıklamaktadır.

Bu bilgi ve iddia doğrultusunda olan kişilere, ben (mecit) şunu sorarım! Sabı / Sabi kime denir? Hangi manaya gelir?

Hadid Suresi 8. ayetinde C. Allah;  – Hz Muhammet sizi -müşrikleri- Allaha iman etmeniz için çağırdığı halde iman etmediniz. Halbuki ezelde (ana rahminizde iken) sizlerden kendisine inanacağınızı belirten sözü almış ve bu sözünüzü İnkar etmeyesiniz, inkar ettiğinizde size göstermek için  katında bulunan ilahi deftere yazmıştım, demektedir.

Bu tasdik ve anlatım şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, Müslüman olarak doğduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor. Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor.

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilemişler.

Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. (Müslüman ve Müslümanlık sadece Hz Muhammed ve inananlarına ait ise! Hz İbrahim, Hz Muhammedi görmedenmi inanmıştı?) Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede, ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014     Mecit  ALBAYRAK

İklimsel etkiye bir örnek Seydişehir

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık. —-

Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Kuzey tarafına kar geliyorsa kuru, tipi, soğuk ve kalıcı yağıştır.  Güney tarafına gelen kar  ise! Sulu, ılık, çabuk eriyecek kar türüdür. Ağaç dallarına ilk kar, 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2013 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği 6 Ocak 2013 ilk kar yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 201418 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

2016 – 2017 Kışında 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpilmiş. Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan – eriyen kar, 260 cm kar ve şehir içinde ısı bir süre, 15 C’ den yukarıya geçmemiş, şehir dışında ise! çok daha fazla olan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar erimeye başlamış.

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin olmuş. 28 Haziran 2018 cuma; 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere ülkemizde bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçer mi?

2019/20 yılı kış mevsiminde Seydişehirde yoktum ama aldığım habere göre ilk kar; 26 Kasım 2019 yılında Taraşçı arkası Küpe dağına yağmış.

2021 Aralık ayı içinde, ∼ 70 cm kar yağmış. Isı – 27 C’ düşmüş. Türkiye sathında en soğuk 2. yerleşim yeri olmuş. 7 Ocak 2022 ile 9 Şubat 2022 arasında ise; ∼ 100 cm kar yağmış. Bu sefer Konya ili içerisinde – 27 C’ ile 2. en soğuk yerleşim yeri olmuş. Yine bu tarihler arasında ise; eksi derecedeki soğuklar, günlerce devam etti. 11 Nisan günü yine kar yağmış. Seydişehir örneği vermemdeki amaç, değişen iklime vurgu yapmaktır.  14.04.2022

9.3.2022 çarşamba gününden itibaren bütün Türkiyede Sibirya soğuklarının 10 gün boyunca etkin olacağı açıklanmıştı. Çrş, per.  günleri içinde ~ 35 cm kar yağmış ve per. gecesi – 5 C’ soğuklar oluşmuş.

20 Ekim 2022 tarihinde Seydişehir merkezi ile Antalya, Alaca bel yoluna yağan kar, iki gün içerisinde erimiş. 20 Aralık 2022 tarihinde Alacabelin bazı kesimlerinde toz kar görüntüsü vardı. 22 Ocak 2023 bu gün için Küpe dağının  yarısına kadar olan bölgelerde kar var. Şehirde kar ve yağmur yine yok.  Meteorolojist yorumlarda; 2023 yılının kurak gececeği yolundadır.

Benzer erkek ve kadın isimleri

Ali – Aliye, Adil – Adile, Arif – Arife, Aziz – Azize,

Bahri – Bahriye, Bedri – Bedriye,

Cahit – Cahide, Can – Canan, Cavit – Cavidan, Cem/ Cemal – Cemile,

Dursun – Dursune / Durdu,

Emin – Emine, Ergün – Ergül

Fahri – Fahriye, Faik – Faika, Ferit – Feride,

Hamdi – Hamdiye, Hüsnü – Hüsniye, Halit – Halide,

Kadir – Kadriye, Kamil – Kamile, Kerim – Kerime,

Latif – Latife,

Melih – Meliha, Mevlüt – Mevlüde, Muhsin – Muhsine, Murat – Muradiye,

Mümin – Mümine,

Naci – Naciye, Naim – Naime, Nadir – Nadire, Nail – Naile, Nuri – Nuriye,

Remzi – Remziye,

Ümit – Ümmü,

Salih – Saliha, Sabit – Sabahat,

Selim – Selma, Semih – Semiha,

Sıtkı – Sıdıka, Soner – Songül

Şeref – Şerife, Şevket – Şevkiye,

Şükrü – Şükriye,

Ulvi – Ulviye,

Vahit – Vahide,

Yaşar – Yaşar,

Zahit – Zahide, Zeki – Zekiye, Zeynel – Zeynep, Zülfü – Zülfüye,

2023 yılında Dünyada kaliteli yaşam sıralaması.

Aşağıdaki şartların varlığı, bir ülkenin gelişmişliği ve halkının rahatlığını tespit ederken aranan şartlardır. Geçmiş yıllarda kaliteli yaşam sıralamaları.

  • Mülk satın alma ve sahip olma kolaylığı ve mülk yatırımlarının değeri
  • kiralama maliyeti
  • Sağlık ve eğlence gibi şeylerde avantajlar ve indirimler
  • Vize ve ikamet gereksinimleri
  • Yaşam maliyeti
  • Uyum ve arkadaş edinmenin ne kadar kolay olduğu
  • Eğlence ve olanaklar
  • Sağlıklı yaşam
  • Geliştirme ve altyapı
  • İklim
  • Ülkenin siyasi durumunun istikrarı  gibi kriterler, dünyada kaliteli yaşamın ölçüleridir. 

Bu şartlara uyan ülkeler, genelde değişmezler. Aynen ülkemizin sıralamada aldı derece ve yeri gibi. Buradaki kayıtlar,, sıralamaya konan 165 ülkenin, 2020 yılı sonuçlarıdır.

2020 yılı- 1. Finlandiya 2. Danimarka 3. Norveç 4. Belcika 5. İsveç 6. İsviçre 7. Hollanda 8. Fransa 9. Almanya 10. Japonya 11. İngiltere 12. Kanada 13. G. Kore 14. ABD 15. Tayvan 16. Avusturya  17 – Avustralya  18 – İrlanda  19 – Singapur  20 – İspanya  21 – İtalya  22 – Çek Cum.  23 – Portekiz  24 – Yeni Zelanda  25 – Lüksemburg 26 – İzlanda  27 – Lihtenştayn   28 – Hong Kong  29 – İsrail  30 – B.A.E  31 – Yunanistan  32 – Kıbrıs  33 – Macaristan  34 -Malta   35 – Hindistan   36 – Estonya   37 – Çin   38 -Tayland   39 – Filipinler   40 – Breziıya   41 – Malezya  42 – Katar   43 – Rusya

2019 yılında 39. olan Türkiye, 2021 yılında 61. —-

01.2023 yılı 84 ülke arasında;  1. Hollanda 2. Danimarka 3. İsviçre 4. Lüksemburg 5. Finlandiya 6. İzlanda  7. Avusturya 8. Umman 9. Avustralya 10. Norveç 11. Almanya 12. Yeni Zelanda 13. Japonya  14. İsveç 15. BAE 16. İspanya 17. ABD 18. Estonya 19. Slovenya 20. Katar 21. İngiltere 22.  Portekiz 23. Çekya 24. Hırvatistan 25. Kanada 26. Litvanya 27. Belçika 28. Singapur 29. İrlanda 30. Fransa 31. Letonya 32. S.Arabistan  ….Bulgaristan, Romanya, Uruguay, Meksika, Yunanistan, Bosna Hersek, Ekvator …  ve çağ atlatılan  Türkiye 51.

Kaynak: https://www.numbeo.com/

 

Strafor kovanlar.

strafor kovanlar: 01.2023 – Önce şunu düşünmek lazım! Dağdaki arı nerede yaşıyor ve bu zamana kadar nerelerde yaşadı. Ve bugünkü durumundan daha rahat değil mi idi? Doğal malzemeden şaşmayınız. Lakin, ana çiftleştirme kutuları ile 3 – 5 büyük veya küçük çitalı arılar için, kullanımı kolay ve pratiktir.  Yalnız, özellikle içi dolu iken! uzak yollarda üst üste taşınmaları, uygun olamaz. 01.2016

Dünyada verginin olmadığı veya az olduğu ülkeler.

01.2023- Birleşik Arap Emirliği : Dünyada kişi başı en yüksek gelire sahip ülke. Hiç bir şekilde gelir ve katma değer vergisi (KDV) yok. Sadece içkilerden % 50 vergi alınıyor. Geliri, petrole dayanıyor. Orta Doğu ülkeleri arasında güçlü bir eğitim sistemi ve İngilizce konuşan bir çoğunluğa sahip.

Bahamalar : Devletin geliri % 70 turizm, ithal mallar ve gümrük girişlerinden sağlanıyor. Vatandaşlık değil oturum izni alıp en az 90 gün bu adada kalan, almak zorunda olduğu emlağı en az 10 yıl elinde tutmak zorunda. Suç oranı yüksek. Sadece tıbbi yönden eksikliği var.

Monako Prensliği : Geliri turizme dayanıyor. Hiç bir isim altında vergi alınmıyor. Sadece prenslik topraklarında yaşayan yabancı kişiler, vergi veriyor. Yaşam şartları yönünden çok pahalı bir şehir devletidir. Öyleki bir gecelik için tutulan daire ücreti, 10.000 $ dır.

Andorra Cumhuriyeti : İspanya / Fransa arasında dağlık bir ülke. Devletin geliri % 80, turizme dayanıyor. Sadece yıllık geliri 40.000 Euro ve üstü olanlardan %10 vergi alıyor.

Kuveyt : Dünyada, 6. sırada petrol ihraçatcısı ülke. Gelir vergisi alınmıyor. Sadece sigorta primi katkı payı alınıyor. Yalnız, bu ülkeye ait bir firma üzerinden bu ülkeye gidenlerin, zorla bu firmanın istediği yer ve koşullarda çalıştırılma durumu var. 50 yaş üzeri kişilerin çalışması yasak.

Katar : Geliri, bir nevi doğal gaz imparatorluğu ve petrole dayanıyor. Hiç bir isim altında gelir vergisi ve KDV alınmıyor. Sadece sosyal sigorta katkı payı ve ithal edilen ürünlerden sadece % 5 vergi alınıyor.

Umman Sultanlığı : Gelirinin % 90 petrole dayanıyor. Gayri menkul satışları, maaş ve sosyal sigorta primlerinden katkı payı alınıyor.

Bahreyn : Sadece, sigorta ve emlak vergisi var. Yabancılar, emlak kiralama vergisi veriyor.

Cayman Adaları : İngiltere’ye bağlı geliri turizme dayalı olup dünyada ‘vergi cenneti’ olarak bilinen yerlerden biri. Sadece ithal mallardan % 25 vergi alınıyor.

Bermuda Adaları : İngiltere’ye bağlı, Atlas Okyanusu / Karayipler Denizi tarafında, geliri turizme dayanan, adalar topluluğu. Adalarda yaşayan insanların % 20 , başka ülkelerde doğmuş kişilerden oluşuyor. Yaşam şartları bakımından pahalı bir bölgedir. Sadece sigorta ve maaş vergileri ve ilave olarak emlak ve miras vergisi var. –   03.12.2017

Adem As ve Hz Muhammet arası insanlık ve bazı peygamberlerin yaşadığı tarihler.

1960 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Ömer Nasuhi Bilmen‘e ait 1970 basımı bir kitapcık ile, 2014 basımı Tevrat kitabından sağladığım alıntı eşliğinde Adem A.S. doğumunun İnsanlığın  başlangıcı ve tarihi olarak sıfır (0) olduğu bilgimiz üzerinden gidersek (gerçeği CC bilir), Adem AS dan günümüze değin kaç yıl geçtiğini rahmetli Ömer hocamızın YORUMU  ile kişisel araştırmalarımla birlikte paylaşmak istedim.

  • Adem AS yaradılış tarihini (sıfır) 0 kabul ettiğimizde Adem as (tevrata göre) 930 yıl yaşadı.
  • 2242 sene sonra, Nuh Tufanı oldu.
  • 3337 yıl sonra İbrahim AS doğdu, 175 yıl yaşadı ve 3512 yılında öldü. İbrahim As Oğulları İshak ve İsmail As. İshak As’dan sonra oğlu Yakup ve Yakup oğlu Yusuf, peygamber oldu.
  • Yıllardır izlediğimiz Hz Yusuf filminde; Yusuf as ve Firavun Akhenaton akran. Bu şekle göre Yusuf as’mın doğumu MÖ ~ 1380 ve 110 sene yaşayıp MÖ 1270 yılında ölmüş.
  • Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf başlıklı yazımda belirttiğim gibi! Mısır taş ve hiyerolif yazıtlarında Firavun Akhenaton devrine ait yazıtlar kazıtıldıgı gibi; Bu devirde kıtlık olduğu hakkında bilgi olmadığı açıklanmaktadır.
  • Mısır tarihi üç bölümde anlatılıyor. İlk kuruluş yılı olan Antik; Eski ve Geç Mısır. Seyrettiğim bir belgeselde; Akhenaton’dan ± 800 yüzyıl önce yaşamış MÖ 2200 yıllarında hüküm süren Firavun Maren Ra zamanını anlatan taş yazıtlarda;
  • Çocukların bile yenildiği Mısırda kıtlık yılları anlatılıyor. Bu şekle göre Yusuf asmın yaşadığı Mısır ve firavun yıllarında kıtlık oldu ise! hangi yılda veya hangi Firavun devrinde yaşadı ve kıtlık oldu? MÖ 2200 Firavun Maren Ra zamanında mı yoksa 1380 Akhenaton devrinde mi?
  • Yazıtlarda, kıtlık yılları olarak MÖ 2200 YY gerçek alırsak! Hz Yusuf AS yaşadığı zaman, bu yıllar dememiz lazım. Yada Kuranda konu edilen firavun; Maren Ra oluyor.
  • 3748 yıl sonra; Musa AS doğdu. Musa As 80 yaşında 3828 yılında peygamber oldu. 3868 yılında öldü. Abisi Harun as, Musa As dan 3 sene öncesi öldü.
  • Benim Tevrat üzerinden yaptığım araştırmaya göre ise!
  • Musa As. sonra İsa AS kadar ≈ 1450 yıl geçti 3868 + 1450= M.Ö. 5318 +0.0+ M.S. 2022 = İnsanoğlu; 7340 yıldır fani dünyada yaşamaktadır. Bilimsel olarakta, 14,000 yıl.  (Yalnız, bu rakamlarda mantık aramayınız). 
  • livescience.com sitesinden aldığım bilgiye göre; Musa’ya peygamberlik görevi M.Ö. 1313 yılında verildi diyor. Bu tarihi! gerçek olarak ele alırsak! Tevrata göre Yahudiler bu tarihten 400 yıl önce Mısıra, Yusuf zamanında geldiler ise! MÖ ∼ 1700 yılı ediyor Bu şekle göre Yusuf as, MÖ 1750 – 1640 yılları arasında yaşamış oluyor ki! Bu sefer Akhenaton devrine daha 400 yıl var? Tevrat: Hz Musa peygamber olduğunda 80 yaşında idi diyor.  Buna göre Musa as. doğumu: 1313 +80 = M.Ö. 1393 oluyor.
  • İnsanlığın geçmişi, bizlere okutulan tarih ile dinler arası tarihler, kafa karıştıran durumlardır. 27.03.2018

Tarlacı arı gittiği yerde yatıya kalır mı?

Arı yatıya kalır mı? Kalır. Kendiniz Deneyin. Özellikle yazın, bir akşam vakti, sıralı olmayan kovanlarınız dan bazılarının (varsa) alt polen çekmecesini çıkarıp arı varsa silkeleyip temizleyin ve yerine takın. Hava karardıktan sonra ve tüm arının kovana girdiğinden emin olduğunuzda, bu kovanlarınızın uçuş deliklerini kapatınız.

Ertesin gün gelip bu kovan üzerinde, uçuş deliği kapağına ve alt çekmecesine bakınız. Arı var mı, yokmu? Arı, yatıya kalır mı? Kendi gözünüzle görün. Ben, denedim. Bu yöntemi değişik kovanlardada diğer günlerde deneyiniz. Bazı kovan arısı kalmayabilir!! Göreceksiniz. 09.2022

Apiterapi-Arı ürünlerinin insan sağlığına faydaları.

Apiterapi, Eski Mısır, Çin, Rus, Kore ve Yunan halkı tarafından geleneksel tıp ile çeşitli hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde yüzyıllardır önleme ve tedavi şekillerinde uygulana gelmiş bir yöntem olduğu bilimsel ve tarihi yazılarda belirtilmektedir.

Bal, arı sütü, propolis, polen ve arı zehri ürünlerinin kullanımı, alternatif tedavi şeklidir. Damar sertliği, Hipertansiyon, Kan akışının zayıflaması ve Kalp Krizine neden olan kalp damarlarının tıkanmasının önlenmesi ile, özellikle propolis ve polenin sağlığımızı destekleyen geleneksel tedavide kullanıldığı, vurgulanmaktadır.

Bu ve diğer çeşitli hastalıklar konusundaki tıbbi açıklamaları ingilizce olarak; Arı ürünlerinin kalbe etkisi? diye yaptırdığınız arama sonucunda çıkacak olan bu siteye tıklamanız halinde, daha çok açıklamalara erişebilirsiniz. mdpi.com/2072-6643/1…

Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular.

Babam Lazoğlu Şükrü Usta ve Seydişehir.

1. bölümdeBabam Lazoğlu Şükrü Ustave yazımın devamı olan, 2. bölüm.

01.2022 – Babam, 1949 yılı başlarından, öleceği güne kadar yaşayacağı Orta Karaviran ve Seydişehir  topraklarına ayak basar. O yıllar, sanatkarın olmadığı, olanlarında parmakla gösterildiği zamanlardır. Orta Karaviran kasabasında hem ağaların, hem işi düşen kişilerin yanında, el üstündedir. Burada da  herkesin işine koşar. Bileğinin hakkı ile kendini kabul ettirir. Öyleki, bu köyde susam yağı çıkartma işi yapan namı değer ”Yağır” Alaattin Öztürk ve sülasi ile olan tanışıklığı ve ahbaplığı, o zamandan bu zamana kadar, biz çocukları ve torunları arasında hala devam etmektedir. Sene 1949 – 2013 .  Allahın izni ile, daha nice senelere.  🙂

Lakin, evlilik konusunda babamın şansı yoktur. Yaşı olmuş 26 -27. Orta  Karaviran’lı hatırlı bir ailenin kızına talip olur. Kimdir – nicedir bilinmez, diye vermezler. 1950 yılının başlarında, bu sefer babama başka bir ağa ‘el’ atar.

Fi tarihinde Akseki den, Seydişehire gelip yerleşen’ki;  Akseki dağlık, tarımı ve sanayisi olmayan bir yerleşim yeri olması sebebiyle Akseki ve çevresinde yaşayanların büyük bir bölümü bu bölge dışına çalışmaya gitmişler veya çevre yerleşim bölgelerine göç etmişler. Haliyle 1800 yılları ve sonrasında Seydişehire göç eden bir çok Aksekili aile, buralara kök salmışlardır. Bu ailelerden biri olan ‘Hasan Efendiler’ lakaplı Hasan Baran : – Seydişehir ve köylerinde olan tarlalarının ekimi dikimi ve nakliye işi ile, kendinde olan makinaların tamir – bakımı için, yanında çalışmasını ister. 1951 yılında başlayan çalışması, 1957 yılının başına kadar devam eder. Bu aile ile  olan ahbaplığımız, hala  devam etmektedir.

Babam; 1953 – 54 yılları arasında, Beyşehir istikametinden traktör ile buğday  getirirken; Bu yol üzerinde ve Akçalar Kasabası yakınında yer alan Çifte Köprüler üzerinde iken, bir şekilde traktörün arkasındaki römork bağlantısının yerinden ayrılması neticesinde römork, köprüden çaya düşer. Römork üzerinde olan kişilerden biri ölür, diğeride yaralanır.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, erkek milletinin unutamadığı diğer anısı ise -Allah düşürmesin- hapishanedir. Babam, trafik kazasından sonra hapse konulur. Unutamadığı ve anlattığı iki kişiden biri, Bozkır ilçesinden Ethem  ve başka vilayet ten gelen, Hamdi arkadaşı idi. Ethem amca, kısa boylu, zayıf biri idi. Zaman zaman 1970 – 80 yılları arasında  bize geldiğinde görüşüp tanışmış idik. Hamdi arkadaşı ise,  iri yarı ve kilolu imiş. Babamın, bu arkadaşı ile unutamadığı ve bizlere de  aktardığı bir anısı var idi.

Babamın, arkasında  Aksekili ‘Hasan Efendiler’ sülalesi olsa da, sonuçta maddi imkanları yok denecek şekli ile, Allahın bir garibi dir.  Mahkumların, aydınlatmaya çıkartıldığı bir gün de Hamdi, babama :

– Şükrü,  sende para yok, bende para yok. İkimiz para kazanalım, der. O an orada bulunan mahkumlar pür dikkat kesilirler. Babam :

Olur ama, nasıl kazanacağız?  Hamdi :

– Kolay, senin burnuna halka takalım, bende tef çalarım, sen de ayı gibi oynarsın, böylece para kazanırız, der. Babam :

İyi ama, ayı oynatmanın da  bir  şarkısı var. Sen biliyormusun?

– Hayır, der Hamdi.  Bu sefer hapishane arkadaşları babama;  – Sen biliyormusun?, diye sorarlar. Babam :

– Evet, der. Ve şarkısını söyler.

Ayımın gözleri humar. – Birini açar, birini yumar

– Ağalardan bahşiş umar. – Vay ayı, vay koca dayı, diye dörtlüğü söyler.

Bu sefer bütün mahkum arkadaşları Hamdi ‘ye;

Hamdi, sen ayı olacaksın;  Şükrü’de tef çalacak ve sen oynayacaksın,  derler. Derler ama Hamdi iri yarı birisi. Kapıya dikeldi mi,  kapıdan kimse geçemez miş. Bu sefer babam alttan alarak – Hamdi, nasılsın? Diyerek gönlünü alıp, öyle geçmiş.

Babam, şikayetçi olmayan kişiler  ve kendine sahiplenen Hasan Efendinin girişimleri neticesinde, erkenden tahliye edilir ve aynı yerde çalışmaya devam eder.

1955 yılına kadar, işlerini yaptığı evin etrafında ki bazı ailelerin kızlarına, evlenmek için talip olur. Burada da aynı görüş karşısına çıkar : – Kimdir, nicedir bilinmez, kız’mı verilir! 1956 yılının başlarına kadar Hasan Efendiler için çalışan kadın ve kızların nakliyesini sağlayan babam, aynı zamanda ağanın evinin yakınında komşularının kızı  olan annemi bir şekilde ikna etmiş. Ama kızı verecek olan kim? Kaçmaya karar verirler. Ve evlenirler.

( Daha önceleri kızlarını babama layık görmeyen aileler; 1960 lı yıllara doğru, belediyedeki işinden dolayı namı ve adı duyulan babam için: – Böyle olacağını bilseydik, kızımızı kendi elimizle verirdik, demişler-dir-.)

Babam; 1957 yıl Ocak ayında Seydişehir Belediyesine ait elektrik üretim santralinde – Makinist, olarak resmen işe başlar. O zamanlar şehir içindeki ‘eski’ otobüs garajı olan yer, aynı zamanda hem elektrik santralinin, hemde haftalık perşembe pazarı yerinin olduğu kısımdır. Köylü ve kentlinin her türlü yetiştirdiği ve ürettiği, burada satılır.

Sene 1960. Babam, bir komşunun leblebicilik yapan oğlunu, komşularının ısrarı ile yanına – yardımcı, olarak alır – aldırır. İşi öğretmeye çalışır. Her ne kadar babam –Usta olsa da, sonuçta bir yabancıdır. Dışarıda dükkanı olan ve motor tamirciliği yapan başka bir ustada,  babamın yardımcısını geliş  – gidiş, babama karşı – Sende usta oldun, bu işi biliyorsun, sana  yardım ederim, türü yönlendirmelerle babama karşı dolduruşa getirirmiş.

Günün birinde, elektrik santralinin genel temizliği yapılacağı için, bir çok  malzeme, elektrik santralinin az uzağı ve arkasında olan belediyeye ait un değirmeni  binasının içine götürülür. Babam, iki büyük İtalyan dizel motorlarına ait ilk çalıştırılma anında uçlarına fitil takılıp – yakılan ve silindir kapaklarına sıkıştırılan ateşleme fişeklerini, öneminden dolayı ayrı bir yere koymuş. Temizlikten sonra bu malzemeler geri getirilir. Fakat fişekleri, koyduğu yerde bulamaz.

Bulamadığını sebebi ise: Babamın, fişekleri koyduğu duvar dibine, Değirmen ustası olan kişi; değirmene ait değirmen taşını yuvarlayarak, fişeklerin olduğu duvarın önüne ve fişekler arkada kalacak şekli ile değirmen taşını, fişeklerin olduğunu fark etmeden duvara dayamış. Fişeklerin bulunmayışının sebebide bu.

Babamın işe aldırttığı kişi: – Lazoğlu, bu malzemeleri falanca şahıslara ait değirmende kullandı, oraya verdi, diye konuşur ve o zamanki yetkililere bu şekilde şikayet eder. Babam her ne söylerse de, kendini aklayamaz. Ve işten çıkışı verilir. Sene 1961 başları. ( Seydişehir 2500 nüfuslu küçük bir kasaba).

Bazı kişilere ait leblebicilik Seydişehirde, o zamanlar geçerli bir meslek ve iş sahasıdır. Küçük zanaatkarlara ait iş yerleri ve motorlu un değirmenleri var. Bu yerlerin sahipleri ve şehir halkı babamı, –  yabancı olarak görseler de haliyle,  hem tamirci hem elektrik santrali baş makinisti olması sebebiyle gece gündüz ve daimi, işleri düşüyor. Bundan dolayı seveni de, sevmeyeni de var.

Sonuçta gerekli – gereksiz herkesle ve esnaflarla, işli dışlı olmak zorunda. Diğer taraftan babam, aleyhine olabilecek bir uygulamayı neden yapsın. Kaldı ki; yapmış olsa bile, başkasına vereceği (yedek) fişek 1 – 2 tane olur. Büyük motorlara takılan fişek ise 6+6= 12 adet. Haliyle bu fişeklerin yedeğide olması gerekiyor. Haliyle o zamanlarda ülkemizde ve Seydişehir de ‘usta’ aranmakla bulunmuyor.

Babamın, Mesleğinden dolayı bir şey sorana, yardım isteyene her zaman faydası oldu. Ayrıca, kendisine ihtiyaç duyulan resmi bir işi yapıp, sorunsuz olarak elektriğin  üretilmesini sağlıyor. Bu durum, babamın aleyhinde olanları daha da şartlandırıyor!! Bir şeyi daha vurgulayayım. İşin içinde – İşten çıkışı söz konusu olan – olacak kişi, başkalarının menfaati için kendini harcatır mı? İster istemez kim olsa, – bu fişekler kasıtlı saklanıldı! demezmi?

Babam bu töhmet altında iken, düşünceleri sonunda kast edilen malzemeleri nereye koyduğunu hatırlar ve bir gece yarısı değirmenin ustası, Belediye başkanı, zabıtalar gözetiminde bu malzemeleri koyup  ta –  unuttuğu yerden, değirmen taşının arkasında ve değirmenci ustasının şahitliği ile fişekleri çıkartır.

Babamın suçsuz olduğu anlaşılır. Ve iş başı yapabileceği söylenir. Fakat gurur meselesi yapar ve işten ayrılır. Çünkü geçen zaman içerisinde babama karşı söylenen hakaret ve suçlamalar söz konusudur. Haliyle o gün için yapılan ve konuşulanları tam olarak bilmem imkansız. Ama, hoş sözler olmayacağı da kesin! (1960)

1950 – 60 lı yıllarda ABD malı  çeşitli amaçlı makinalar, Türkiye nin bir çok  yerini kaplamıştır. Babam, 1960 yılı içerisinde Ankarada çalışır. Bir ara dedem rahmetli ‘Karakaş’ın Yusuf’ ile Ankaraya gitmiştik. Daha sonrası, Amerikan malı otomobillerin tamir ve bakımı ile uğraşan ve babamın tamirciliğe başlamasında katkıları olan  teyzesinin oğlu Osman Bekar tarafından, İzmit / Gölcük e  çağrılır. Babam 1961 – 62 senelerinde, bizde ailecek olarak son 1 sene, İzmit – Gölçük te ikamet etmek durumunda kaldık.

Babamın işe aldırdığı yardımcısı kişi, santral makinisti oluyor. Ayrıca, aslen Seydişehir’li olup Seydişehir dışında motor tamirciliği yapan başka bir (İbrahim) ustanın, şehre gelmesi ve santral makinistine dışarıdan yardım etmesi sağlanıyor.

Gel gör ki, kuytu köşelerde yapılan konuşmalar ve ayarlamalar,  elektrik santralindeki 6+6=12 adet fişekle çalışan 2 adet büyük (8 – 10 mt uzunluğunda) İtalyan ve 1 adet küçük (5 mt) Çekoslavak malı jeneratörlerin, randımanlı çalıştırılmasına bildikleri, kafi gelmez. Olan arızalar yapılamaz yada yeterli olmaz. Velhasıl  Elektrik kesintilerinin, ardı arkası kesilmez.

1962 yılında yapılan seçimler neticesinde askeriyeden emekli Binbaşı Nevzat Akbaş, belediye başkanı olur. Her ne kadar belediye başkanı Seydişehirli olsa da, devamlı dışarıda olmasından dolayı, santralin çalıştırılma durumunu ve geçmişini bilmemektedir. Fakat başta Seydişehir halkının bildiği bir şey var. Şehir de elektrikler düzgün verilememekte, motor arızalarının sonu gelmemektedir. Halkın şikayeti artmaktadır.

Belediye Muhasibi Erol Ulutaş O zamanlar, Lazoğlu Şükrü nün geçmişte başına gelenleri  bilmekte, takdir etmektedir. Ama yapa bileceği bir şey yoktur. Vakti saati geldiği için durumu Belediye Başkanına iletir. Nevzat Akbaş: Lazoğlu her ne yerde ise bulun, gelmesini sağlayın, der.

Hatta bizzat başkan, dedemin evini bu maksatla ziyaret bile etmiş. Sonuçta görevlendirilen kişiler, ‘Karakaş‘  lakaplı Yusuf dedemi  Gölcük’e, babamı Seydişehire dönmesi için ikna etmeye gönderirler. Babam ve biz şehre dönüş yaparız. Babam bir süre belediye ile antlaşmalı olarak, gündüzleri açtığı tamirhanede, geceleride elektrik santralinde çalışır. Çünkü Seydişehir halkının, örnekte olduğu gibi kendisine ne yapacağını bilemez!

Babamın bir şekilde işten çıkartılmasına neden olan kişi, babamın akibetine uğrar. Haliyle, elektrik santralında tek kişi olarak çalışırken bu sefer, belediyede şoför olarak çalışan başka bir arkadaşı; kardeşini işe almasını ister. Ve bu seferde bu kişi ile çalışmaya ve bildiklerini öğretmeye başlar.

Seydişehir,  çocukluğumda küçük, girişi olup, karşı taraftan çıkışı olmayan ≈  2.000 nüfuslu bir Anadolu kasabası idi. Gündüzleri, bazen öğleden önce  10 – 11,  öğleden sonrada 13 – 15 saatleri arasında elektrik verilirdi. O zamanlar şehrimizde geçerli meslek olan ‘leblebicilik‘.  Tamirciler, leblebiciler ve haftada bir Çarşamba günleri gündüz film oynatan sinemacı için, elektrik elzem idi.

Akşam ise havanın kararmaya başlama vaktinde tekrar elektrik santrali  çalıştırılır, gece 24.00’ e doğru kapatılır idi. Yalnız elektrikler kesilmeden önce halkın bildiği ve babamın uyguladığı bir yöntem vardı. Babam, gece saat 23.30′ a doğru elektrikleri 2 – 3 sefer keser / verirdi. Bundan amaç, yatmamış ve gezmede olan kişilere, yatmaları veya evlerine gitmeleri konusunda, bir ikaz idi.

1960 lı yıllarda daha elektriği olmayan köy ve kasabalarımızın olduğunun bilindiği bir zamanda,  dramatik bir hatırayı aktarmak istiyorum.

Yazdığım gibi, elektrik belirli bir zamanlarda veriliyordu. Günün birinde bir köylü vatandaş, şehre gelip bir ustaya uğrar ve bir kaynak işinin yapılmasını ister. Usta – Şu an elektrik yok, geldiği zaman yapalım, der. O güne kadar elektriğin ne olduğunu -pek- bilmeyen vatandaş ustaya;  Nerede ise bana söyleyin, ben gidip getireyim, der. Ustanın  muzipliği tutar.  O an atölye içinde bulunan ve halkımızın özellikle alış verişlerde kullandığı söğüt dalından örülmüş biraz büyükçe bir sepeti gösterip:

Peki şu sepeti al, garaja git. Orada fabrikada Laz oğlu isminde usta var, onu bul, selamımı söyle sana biraz elektrik versin, al gel, der.  Vatandaş sora sora babamı bulur. Ve  SA – AS Usta, beni usta gönderdi. Şu sepete biraz elektrik veriver, benim işimi yapacak, demiş. Babam, gülermisin  – ağlarmısın! adama acıdım, derdi. Vatandaşa: – Hadi sen git, ben biraz sonra göndereceğim, der.

Dikkatinizi çekerim: 1960’lı yıllarda; Türkiye de  makine ve teknikleri konusunda tek yetkili kurum olan Makina Kimya Endüstrisi (MKE),  – bildiğim kadarı ile – belediyeye ait olan iki adet büyük İtalyan, bir tanede küçük  Çekoslavak malı motorlar için ‘ Çalıştırılamaz‘ raporu vermiş.  Hal böyle iken babam, elektrik santral ve motorlarını, Seydişehir’in enterkonnekte sistem ile Türkiye çapında genel elektrik  sistemine geçtiği 1969 yılında motorları, çalışır vaziyette teslim etmiş ve santrale kilit takılmıştır. 1979 yılında da bu motorlar MKE, hurda olarak satılmış/ verilmiş.

Babam Lazoğlu; 1960 yılının ortalarında Almanya’ya gitmek için Konya İş ve İşçi Bulma Kurumuna gider. O anlarda yetkili ve/veya müdürü olan Seydişehir’li Marziyaların İbrahim ……. ile görüşür.
İbrahim amca babamı, Almanya’ya gitmemesi konusunda ikna eder ve babam gitmekten vazgeçer.
Babam; 1966 yılında ise; Alaylar mahallesine bir ev yaptırmaya başlar. Belediye Başkanı rahmetli Nevzat Akbaş, babama ve inşaata bazı maddi (parasal değil) ve manevi yardımlarda bulunur. Bu aralarda Etibank Aluminyum fabrikası temellerinin atılması ve işçi alımları başlar.
Rahmetli Nevzat Akbaş; O zamanlardaki Etibank Alüminyum Fabrıkası yetkililerine şifaen- Belediye elemanlarından Lazoğlu Şükrü HARİÇ, istediğinizi – isteyeni işe alın, demiş.
Babam rahmetli, öldü gitti, Nevzat Akbaşın bu söylemişliğini ve inşaat zamanında Nevzat Akbaşın yardımlarını; Marziyaların İbrahim ile yaptığı görüşmeyi anlatır ve – Etibanka baş vurmadım, derdi. 

Elektrik santralinin kapatılmasından bir süre sonra, kadrosu işçilikten memurluğa çevrildi. 1980 ihtilalinden sonra bir süre, memur olmasına rağmen  işe aldırdığı yağcısıda memur olmasına rağmen, takımhanede çalıştığı için Cumartesi günü işe geliyor. Babam ise, Cmrt / pazar işe gitmiyor. Bu sefer yardımcısı; O zamanlar 12 Eylül sonrası belediye başkanlığı görevide yapan kaymakama, babamı şikayet ediyor. Kaymakam / Belediye başkanı kişide babamı, cmrt günüde çalışmaya mecbur ediyor. O zamanlar babam bu duruma çok üzülmüş ve işe aldırdığı kişiyede çok kızmış ve bu kişi ilede muhabbetini kesmişti.  Danıştaya açtığı mahkeme sonunda, Fazladan çalıştırıldığı 12 iş gününe ait  tatili mahkeme kararı ile aldı. Ve babam, 1982 yılında emekli oldu.

Ömrü hayatı, gece gündüz hep çalışmakla geçmiştir. Yaptığı her iş ve işi tarif ederken :  İşi yapan usta olarak, yaptığın işi ilk önce sen beğeneceksin, derdi. Bir hatası vardı. Çok sigara içer, eksoz gazı içinde – mis, derdi.

Gelelim, babamın  hem acıklı hem sevinçli olarak yaşadığı bir olaya.

1969 yılında Zonguldak lı bir kişi; Gürcistan  Batum da yaşayan akrabalarını görmeye gidecektir. Yanında akrabalarına ait bir çok resimleri de götürür. Zonguldaklı kişinin, Batum da misafir olacağı aile, babaannemi tanımaktadır. Ayşe babaanneme: Ayşe, Türkiye den bir akrabamız geldi. Sen de gel, hasretlik giderirsin, diye çağırırlar.

Babaannem gelir. Getirilen resimlere bakar. Resmin birinde gördüğü bir erkek için: Bu, falanca değil mi?, diye sorar. Sorduğu kişi ÖZ ablasının oğlu ve yeğeni olan, Asım Özbostancı’dır.

Türkiye ye gelen Zonguldak’lı kişi, hemen Asım amca ile irtibata geçer. Asım amca, biraz zorlanarak babamın adresini bulur ve mektup yazar. 1970 yılından 72 yılına kadar Azerbaycan – Bakü ve Türkiye – Seydişehir arasında yapılan yazışmalar neticesinde: Babaannem Ayşe, Halam Fadime ve kocası Abbas Abbasof, T. C. ve S. S. C. B. ne yapılan başvurular neticesinde, 42 yıl aradan sonra 1972 Mart ayında Türk topraklarına ayak basarlar. 

Babaannem halam ve kocası Seydişehirde iken, komşumuz şimdi rahmetli olan Yenice Köylü Hüseyin Yüksek geldi. Hoş sohbetten sonra Hüseyin dede halama;              – Rusyada (kominizm) yabancı bir erkek, bilmediği bir eve gider, evin karısı ile yatır, kocasıda, evde karımın misafiri var, diye evine gelmezmiş, öylemi diye sorar! Bu anı, o zaman bire bir görüyordum. Halam;  – Öyle bir olayın olduğu iki şahit ile ispatlandığı zaman, o kişi(ler) 24 saat içerisinde yok edilirler, demişti.

Amcam Hamdi YUSUFZADE, ilk olarak 1999 tarihinde bir vesile ile Türkiyeye gelmiş olup, bu tarihten sonra bir kaç kez daha gelmiştir. Şuan Azerbaycan Bakü de, halamın 4 kızı ve torunları ile babaannemin ikinci kocasından olan torunları yaşamaktadır.

Ben 2004 yılında, Azerbaycan’a gidip, Büyükbabamın doğduğu, babaannemin yaşadığı ve kabirlerinin olduğu toprakları gördüm.

Sonuç :

Acı ve ıstıraplar arasında geçen bir ömür, yardımcısı  ile küs olarak ; 01 . 01 . 1987, perşembe günü ve saat 08.10′ da 61 yaşında sona erdi.  12.2011

Bu yazdıklarım; Seydişehirli olmayan birileri için, bir anlam ifade ediyor mu? Ettiğine eminim. Çünkü bir ara, internette yayınladığım ilk yıllarda bu yazımın Almancaya çevirtildiğini gördüm. Ama, Bugün için face veya diğer linklerde, ‘Seydişehirin Tarihi’ konulu,  bazı yazılarda ve kitaplarda; 

– ‘Söğüt altında ıslık çalan kişi’!! Seydişehirin tarihi geçmişi olarak anlatılırken!!!!! Nerede ise ömrünü Seydişehire adamış, vakti saati geldiğinde bileğinin hakkı olarak, O zamanki Belediye başkanı ve Kaymakamından saygı ve iltifat görmüş bir LAZOĞLU ŞÜKRÜ için,  bir satır deyil, iki cümle bile çok görülmektedir. 05.09.2021 pazar

Ana arıya günlük atmasını teşvik etmek için.

2016 yılında Seydişehire konferansa gelen rahmetli Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu; Ana arıya günlük attıra bilmek için, ‘Yaz kış’ polen vermeniz gerekir, demişti. Efendim, kışın polen vermemize gerek yok, zaten soğuk yerde günlük atımı olmaz, demeyin.

Evet, soğuk bölgelerde ana günlük atmaz. Ama; Bahara enerji toplamasını, arıların bahara sağlıklı erişmesini sağlar. Yazın ise, Her ne kadar işçi arı kendine yeterli gördüğü poleni getirmiş bile olsa! Yinede polen vermek, başta ana olmak üzere tüm arıya, güç verir. Kimi arkadaş, toz pudrayı, yere dökerek, tavuk yemler gibi yapıyor. Yere dökme işi, sağlıklı değildir. Yapmayın.

Bunun için, önceden pudra şekeri ile, her kovan için bir tane örn; naylon torbadan 5*5 ebadında parçalar kesip, hazır etmelisiniz. Her kovandaki koloninin gücüne göre bir yemek kaşığı ile üç kaşık arası poleni geniş bir kaba koyun. Pudra şekerini, polene tatlılık verecek kadar, döküp karıştırın.

Daha sonra ‘cüzi‘ su döküp, iyice pudra şekeri ile karıştırın. Polen, tane ile hamur arası olsun. Ve, bu karışımı kaşık ile kovanlara, naylon parça üzerinde paylaştırıp, çita üstü veye kovan dibine koyunuz. Bitirene, tekrar veriniz. 01.2022

Türkiye’nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması ve rakımları – Türkiye’nin bölgelere göre yükseklik sıralaması

Kuzeyden / güneye ve batıdan / doğuya Türkiye’nin  ortalama rakımı: 652 mt   tekabül etmektedir. Türkiyenin iller bazında ortama ili ise;  649 mt ile Kilis ilimizdir. 2020 yılı sonu itibari ile bundan sonra il ve ilçe girişlerinde nüfus ve rakım bilgileri yazılmayacak. Bu bakımdan, özellikle rakım konulu paylaşımların değerini, daha fazla bilmeliyiz.

Bir ilin, rakımlarının tespitinde geçerli olan; O ilin Valilik veya var ise Tren garı binası baz alınıyor. (alıntı bilgi).

09.2022 – Yıllar içerisinde gerçek araştırmaya dayanan bu yazıma tıklayınız. -TAKLİT ve KOPYACILARIMIN olması beni sevindirir ama sizlerin taklitlerime değer vermesi ise, üzer. Benzer sayfalara dikkat ederseniz, aynı veya yakın başlıklı konu içeriklerini okurken, burada geçen yazılımın farkına varırsınız. Başka sitelerde de göreceğiniz;

Türkiye’nin YEDİ bölgelere göre rakımları; ile Türkiye’nin BÖLGELERE göre yükseklikleri; ile başlayan araştırma yazı başlıkları ESASINDA bana aittir. Çeşitli şekilde yazmamın nedeni ise! Sayfama yapılan virüs nedeni ile, yazılarımı taşımak ve isimlerini değiştirmek mecburi olmuştu. Bu sefer benim tanındığım başlıkları bu arada başkaları, kendi sitelerine aldılar.

81 il’in  rakımlarına ait kronolojik listesini İllerin Kara yolu Ve Uydu Üzerinden Rakımları  ; Bazı bölgelerimizde olan Kara yolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları ; En yüksek rakıma sahip  ilçelerimizi ise: Rakımı en yüksek olan ilçelerimiz  başlıklarında yine aynı titizlikle sizlerin takdirlerine sunmaktayım.

Yazdığım bütün yazılarımda olduğu gibi,  rakım/rakımlar konusunda en doğru bilgiyi sizlere sunma isteğim bir saplantıya dönüştü.  Bir yerleşim yerinin  il, ilçe ve köyün;  K/G , D/B ve orta yerinin rakımı, farklılık arz eder. Ben bunları dikkate alarak, ortalamasını yazdım. 24 Kasım 2015 günü Anıt Kabiri ziyaret ettim. Duvarda asılı Türkiye haritası ve illeri üzerinde O ilin rakımları yazılı idi.

Bu harita üzerinde Örnek: Antalya il rakımı 37; benim Antalya girişi kara yolu üzerinde devamlı gördüğüm rakım 39. Siz bir tarafa, ben hangisine inanayım. Yalnız, bundan 20 sene önce O ilin valilik binası bir tane iken şimdi, çeşitli isimler altında bir kaç tane var. Bende uydu üzerinden işaretli O ilin merkez valilik binasını bulup en doğru rakım ölçümünü; sizlerin bilgisine sunuyorum.

Takdir edenler! Takdire layık olanlardır.

1 – Doğu Anadolu Bölgesi ve İlleri rakımları: Bu bölge sınırları içinde 15 il  bulunmaktadır. 7 bölge içerisinde  rakımı  en yüksek illerin olduğu 1. bölgemizdir. Bölge ortalama rakımı 1400 mt. Bu bölgede, rakımı en fazla olan il sıralamasına göre:  Erzurum 1900  Ardahan 1810  Kars 1755  Hakkari (Çölemerik) 1755  Van 1727  Ağrı (Karaköse) 1630   Bitlis 1535   Muş 1366   Şırnak 1356   Erzincan 1215  Bingöl 1159  Elazığ 1070  Malatya 966  Tunceli (Dersim) 919 ve Iğdır 860 mt ile rakımı en düşük il sıralamasına girmektedir.

2 – İç Anadolu Bölgesi ve İlleri rakımları: 13 ilin toplamından oluşmaktadır. Bölge  ortalaması  1021 mt. ile 2. sırada yer almaktadır. Bölgede rakımı en yüksek olan il sıralamasına göre: Yozgat (Bozok) 1315  Sivas 1290  Nevşehir 1196  Niğde 1237  Kayseri 1060  Karaman 1056  Konya 1023  Kırşehir 993  Aksaray 975    Ankara 885 (Çankaya Köşkü 1071 Beştepe rakımı 900 mt)  Eskişehir 795  Çankırı 730  ve Kırıkkale 716 mt ile rakımı en düşük il durumundadır. (Seydişehir Belediye önü : 1135 mt. Konya B.B. önünden- Seydişehir 86 km, Seydişehir  Antalya merkez arası 213 km. Seydişehir; siyasi olarak Konya ili, iklimsel olarak Ak Deniz Bölgesindedir. Seydişehir – Akseki kavşağı 66 km.                              Konya İnlice mah. yolu ∼ 1565, Altın Maden ocağı ∼ 1600, Kar ve tipi cinsi soğukların olduğu Bağıran petrol tesisleri 1530 mt

NOT: Konya/Seydişehir/Antalya yolu; 1974 yılında Ecevit Erbakan  hükümeti zamanında ‘Beş Yıllık Kalkınma Proğramına’  alınmış. Lakin daha sonra gelen hükümetler, bu plana riayet etmeyip bir derecede olsa ‘keyfi’ davranıp, bu yatırım engellenmiş. 1990 sonrası Turgut Özal yolu başlattı; 1996 yılında ise Erbakan hükümeti zamanında ulaşıma açılmıştır. Seydişehir – Akseki arası Antalya bölgesi dahilinde 1825 rakımlı Alacabel tepesi, kışın kapanıyor. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için Seydişehir Tınaztepe ve Zirve tesislerinin karşısında ki  dağın dibindeki 1530 mt rakımlı yerden (Alacabel zirvesinden yaklaşık  300 mt aşağıdan) Akseki /Cevizli Geceler mevkine  1280 mt inen ≈ 550 mt uzunluğundaki Tınaztepe Tüneli yapımına, 2016 yılında başlanıldı.

3 – Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve İlleri rakımları: 7 il’i kapsamaktadır. Ortalama rakım 729 mt. En yüksek il 939 mt ile Mardin olup Siirt 88 Gaziantep 838  Adıyaman 679  Diyarbakır 673  Batman 575 ve rakımı en düşük il 510 mt ile ŞanlıUrfa    

4 – Ege Bölgesi ve İlleri rakımları:  8 il‘den oluşmaktadır. Ortalama rakım 512 mt En yüksek il merkezi 1025 mt ile  Afyon, Kütahya 957 Uşak 911 Muğla 658  Denizli 391  Manisa 78  Aydın 71 ve sonuncu sırada 10 mt ile İzmir gelmektedir.

 5 – Karadeniz Bölgesi ve İlleri rakımları: 18 vilayetten oluşmaktadır. Ortalama rakım 400 mt.  Rakımı en yüksek vilayeti 1555 mt  ile BayburtGümüşhane 1169 Çorum 818  Kastamonu 809  Bolu 727 Tokat 630 Artvin 529 Amasya 398 (Merzifon 740 mt) Karabük 262 Düzce 150 Trabzon 40 Sinop 25 Ordu 24 Bartın 14 Giresun 14 Samsun 10 Rize 10  Zonguldak 8 mt ile  rakımı en düşük il durumundadır.

6 – Akdeniz Bölgesi ve İlleri rakımları: 9 il‘den oluşmakta, rakım ortalaması 391 mt  En yüksek ili 1058 mt Isparta; Burdur 960 Kilis 649 Kahramanmaraş 562 Osmaniye 120 Hatay (Antakya) 89 Antalya 46 Adana 26 ve Mersin 9 mt rakım ile, sonuncudur.

7 – Marmara Bölgesi ve İlleri rakımları: 11 ilden oluşmakta. Rakım ortalaması 109 mt. En yüksek ili 520 mt ile Bilecik.  Kırklareli  210 Bursa 163 Balıkesir 145 Edirne 50 Istanbul 35  Sakarya (Adapazarı) 29 Tekirdağ 25 Çanakkale 12  Yalova 7 Kocaeli (İzmit) 4 metrelik rakımlara sahiptirler.

10 mt’lik rakıma sahip iller ise: Kocaeli YalovaZonguldak 8 Mersinİzmir; Rize; Samsun 10 mt

İlgilenen kişilere: Rakımı alınan noktanın ölçüm anındaki soğuk, sıcak, rüzgarlı, yağmurlu hava durumu ile sabah, öğlen ve akşam vakti alınan ölçümler, farklı çıkmaktadır.  (ansiklopedik bilgi)

Dünyanın en yüksek yerleşim yeri; Tibet devletine ait Himalaya dağ uçlarında yer alan Lhuka Bölgesinde bulunan 5070 rakımlı Tuiwa Köyüdür. Uydu üzerinden  yaptığım, 43 Avrupa ülkesinin başkent rakımlarına göre, Avrupa’nın en yüksek başkenti İspanya-Fransa arasında bir dağ ülkesi olan Andorra Cumhuriyeti.  Başkenti ise, 1100 mt rakımda yer alan Andorra’dır. En düşük rakıma sahip ülke  başkentleri ise: 7 mt ile Hollanda – Amsterdam ve İrlanda – Dublin şehirleridir. 43 Avrupa ülke başkentlerinin ortalama yüzeysel rakımı ise, ∼ 200 mt isabet etmektedir.

Dünya denizlerinin ortalama derinliği ise: 4 km kaynak- livescience.com 12.2010      Mecit   ALBAYRAK