Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni ve Seydişehir.

 Bir önceki yazımda  Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  hakkında açıklamalar  yapmıştım. Bu yazımda ise Etibank  Alüminyum Tesislerinin özelleştirilme aşamasında, Seydişehir ( Türk ) halkı ve Eti Alüminyum işçisinin özelleştirilmeye bakış açılarını yorumlamaya ve bazı gerçekleri paylaşmaya çalışacağım.

Bir önceki yazımda, Adalet Partisinin 24 Ocak kararları ile özelleştirilmelerin önünü açtığını, halkın ağzına verilen ” zarar ediyor” sakızı sayesinde özelleştirilmelerin, TÜRK HALKINA kabul ettirildiğini belirtmiş ve Seydişehir halkının neden özelleştirilmeyi desteklediğini,  bu yazımda açıklayacağımı vurgulayarak, bitirmiştim.

Evet; Seydişehir halkı neden özelleştirmeye alkış tutmuştu. Bana göre bunun,  dört  sebebi var.

1 – İşçi; Fabrika temellerinin atıldığı 1967 yılından 1990 yılına kadar kazandığı tüm parasını, Seydişehir esnafına veriyordu. Seydişehir esnafı da parasına para, malına mal katıyordu. Fabrika işçisi, çarşı esnafının gözünde, -teşbihte hata olmasın- ”Sağmal İnek” idi.

Görünmeyen  şekli ile  belirli bir esnaf kesiminin gözünde  işçinin ev, araba alma, zevki için para harcama hakkı yok idi. Onlara göre işçiye bisiklet bile çok, yürüsün! Kirada oturacağı ev, ona çok bile! Para biriktirmek, ihtiyacı ve zevki için parasını harcamak gibi bir hakkı, olamazdı!  Ama çarşı esnafının ise,  ‘Allahın emri‘  imiş gibi her şeye hakkı vardı. Her 2 – 3 senede bir arabasını değiştirecek, Seydişehir de bir evi olacağı gibi Antalya da veya başka yerlerde 1 – 2 tane yazlığı olmalı! Bunları nereden mi biliyorum? Bende Seydişehir de yaşıyor ve toplum içinde konuşulanları duyduğum gibi, esnafı savunup, işçiyi kötüleyenlere de, gerekli cevabı verenlerdenim.

1990 yılı ve sonrasında, çalışıp üretmediği halde ‘Çağ atlatılan’ Türkiye ve Türk halkına olduğu gibi; Seydişehir işçisine de ‘Çağ Atlatıldı‘. İnsan olmanın gereğini ve gerekenlerin hepsine sahip olmaya başladı. Ev, araba, seyahat ile ailesel ve kişisel ihtiyaçlarını şehir içinden ve dışından, gidermeye başladı.

Maddi imkanları oranında çeşitli vesileler ile şehir dışına çıkmaya başlayan  işçi arkadaşlarım, şehir dışındaki yaşamı ve çeşitliliği görmeye, geçmiş yıllarda  çarşı esnafına yiyecek, giyecek vb gibi konularda ve fiyatları yönünden nasıl kazıklandığını,  anlamaya başladı. Haliyle 1985 yıl ve sonrasında yapılan her türlü alış veriş durumları, döviz üzerinden halledilmeye başlanılmıştı. Türkiye’de olduğu gibi Seydişehir’de, özellikle esnafın yaptığı yada herkesin yapmak istediği türde işçi arkadaşlarımda, cebindeki ihtiyaç fazlası olarak artırdığı lirasını, dövize çevirmeye başladı. Böylece bazı esnaflara akan ‘süt’  miktarı, dahada azalmaya yada bitmeye başladı.

Bazı ihtiyaçlarını daha ucuza, şehir dışından karşılamaya başlayan işçi, esnafın gözünde, düşman olarak görünmeye başlanıldı. Haliyle çarşı esnafının Sağmal İnek’in ‘sütü kesildi’. Seydişehir halkı ve esnafı, işçiye diş biledi. İşçi tamamen haklı mıydı? Haksız olduğu yerlerde vardı.   Mesela:

Seydişehir de olduğu gibi; Dünyanın her yerinde kimi insanların maddi gücü, gördüğü her şeyi almayı bırak, zorunlu ihtiyacını bile karşılayamayan kişilerle dolu. 1990 yılından sonra, özellikle 92 ve 98 yıllarında işe girmiş 3 – 5 yıllık yeni işçi, kıdem olarak kendisinden 15 yıl daha eski olan, işçi arkadaşın maaşına yakın maaşı, almaya başladı. Özellikle bu grup içerisinde bulunan genç arkadaşlarımız, bir anda ummadıkları bir refaha kavuştular.

Nasıl mı? Toplu Sözleşmeler yapılırken sayı bakımından ağırlıkta olan eski işçi arkadaşlarımıza, (mesela) % 15 – 20 zam verilirken, azınlıkta olan ve yeni işe giren arkadaşlarımıza, % 50 ye yakın zam verildi. Böylece tüm işçiye verilen zam ortalaması, %30 – 40 gibi yüksek gösterilirken, Türk ve Seydişehir Halkı kandırıldı. Ve çoğunlukta olan eski işçi, az zam aldı.

Ummadıkları bir refaha erişen bazı gençlerin, aşırıya kaçan nahoş hareketleri, zengin – yoksul Seydişehir halkının tepkisini çekti. Buna neden olan maddi güçlerinin yanında, zaman içerisinde bilgisayar devrinde gelişen teknoloji, kolaylaşan her türlü sanayi üretimi, kredi ve rekabete dayanan ticari kolaylıkların büyük bir etki olduğunu, unutmayınız.

Ayrıca, özellikle geçmişteki Hükümetlerin, sendikal sözleşmeler sırasında dile getirdiği, halkın kulağına soktuğu ve halkında sahiplendiği bir anlatım şekli var:  Emeklilik yaşı geldiği halde emekli olmayıp, hala çalışan, iş yerinde uyuyan işçiler var! Bu ifade şekli tüm yurt sathında geçerli olmakla beraber Seydişehir halkı, geçmişin verdiği bir hırsla bu açıklamalara sahip çıktı. Ve: Emekliliği gelen işçi, emekli olsun. Bizim çocuklarımız çalışsın, denilmeye başlanıldı.

Ey bu konuşmalara sahip çıkan  Seydişehir (Türk) halkı: Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan sadece işçi ve işçiler mi? Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan her türlü birim ve meslekte çalışan MEMUR YOK MU? Neden aynı terane memur için söylenmiyor!  Diliniz mi dönmüyor? Memurun tecrübelisi gerekli de, işçinin tecrübelisi gerekmiyor mu? Yoksa hep sakızlara mı dolanıyorsunuz?

NOT: Fabrikada çalışırken birlikte veya tanış olduğum; 4 C li olarak şuan devlet dairelerinde, Fabrikada çalışıyor olsalar idi, alacakları maaşın yarısına talim eden arkadaşlara: – Şuan olması gereken hakkınızı verseler, fabrikaya döner misiniz diye sorduğum kişiler: Bizler fabrikada iken, ölmüşüz, diyorlar.

Ne demek istediklerini; birazcık aklı olan varsa, düşünsün!

2 –  İşçinin, fabrikanın satışında Seydişehir halkının desteğini kaybetmesinin diğer bir sebebi de,  kısmen işçinin kendi hatası idi.. Dikkatinizi çekerim ‘kısmen‘.

Seydişehir ve civar köylerinde yerleşik, özellikle çiftçilikle uğraşan bazı işçiler, halkın arasında iken utanmadan ve ilerisini düşünmeden, haddini aşan bir şekilde: – Ben gündüz, iş saatine kadar kendi bahçemde, tarlamda çalışır, –vardiyalı–  işe gittiğimde’de  uyurum!   diyen olmuş. Kendini bilmez, kazancını hak etmeyen, yeri geldiğinde de Allah ve kitaptan dem vuran, ahlaksız arkadaşlarımızda mevcut idi.

Bir  anlamda ‘uyumaya’ gelenler var idi! Ama nasıl? Dışarıdaki kişi, fabrikaya  yatmaya gelenin ne iş yaptığını bilmez. O kişi işçinin söylediğini bilir. Haklılar da. Kamu iş yerlerinde  çalışan kişiler, yapacağı işe ve çalışacağı  tezgahın kadrosuna göre işe alınır. Her işçi, kadrosunda çalıştırılır ve kendi işinden sorumludur. Her hangi bir şahsın işinde olduğu gibi, kamu işçisine  – “Gel buraya çalış –  Git oraya çalış.” diyemezsiniz. Diyecek olan teknisyen ya da Mühendis, o işçi arkadaşın isteği karşısında, yazılı bir kağıt verip her türlü sorumluluğu üstlenmek durumundadır. Yazılı kağıdı veremediği an, git başka yerde çalış deme salahiyetinde değildir. Şayet işçi  ALLAH; KİTAP, VATAN diye gider ve başına bir iş gelirse, O zaman TEK SUÇLU İŞÇİDİR. Adı üstünde devlet ve devlet dairesi, kamu iş yeridir.  Memur içinde böyledir, işçi içinde.  Ne yazık ki Türk halkının gözünde, işçinin adı var.!! Bir zamanlar başbakanlık yapmış Tansu Çiller: “İşçiye verilen para, PKK’ya gider.” dememiş miydi?

Kamu fabrikalarında çalışan işçilerin kimi 7,5 saat veya bu zamana yakın sürede  işinin , tezgahının başından ayrılamazken; kimileri de 7,5 saat eline iş almaz. Almaz derken, tezgahların  veya değişik iş yerleri arasında elinde 1 – 2 malzeme ile dolaşır durur. Esasında dolaşması bile; iş yapmasıdır. Bu kişilerin ilki seri üretimde çalışırken diğeri, getir – götür bir başkası ise Elektrik ve Makina Bakım işinde çalışmaktadır. Üretimin durduğutezgahların sustuğu yerde, 7,5 saat eline iş almayan, sabahtan akşama kadar dolaşan kişi, çalışmaya başlar. Düzen bu şekildedir. Efendim “Niye yatacak, vatan, millet adına gitsin yardım etsin! Başka yerde çalışsın! ” demekle, iş olmuyor.

Şayet işçi kendi isteği veya başındaki yetkilinin  sözlü  talimatı ile, kadrosu dışında bir iş yapar ve başına bir iş gelirse;  ‘O’  işçiyi sözlü olarak gönderen yetkili  ” Ben gönderdim, DEMEZ – DİYEMEZ.” Yanan, işçi olur. Yine iddia ederseniz, O zaman ben size en az 10 şahitli bir iş kazasının hikayesini anlatırım.  Hal böyle iken yine suçlu; İŞÇİ OLUR. Vesselam. İşçi arkadaşlar arasında iş yerine gerçekten yatmaya gelen kişiler olmuştur. Ama bu kişiler bir elin 10 parmağını geçmez, geçemez. Ama bir çürük elma, bir kasa elmayı çürük eder –etmeli’mi? Ve etti de.

3 – Diğer önemli bir etken; AKP Konya Milletvekili ve Seydişehirli hemşehrimizin radyoda ve çeşitli mahalli yerlerde söylediği tekrarlanan; Eski işçi işten çıka-rıla-cak, onların yerine 5.000 -beşbin- genç işçi alınacak açıklaması, işçiye kin duyan Seydişehir halkının aklını başından almaya yetti, arttı bile. Böylece çalışan eski Eti Alüminyum işçisi, halkın desteğinden mahrum kaldığı gibi, garezine bile uğradı.

Not: 2016 -17 yılı itibari ile Ce-Ka Eti Alüminyum’da çalışan işçi sayısı: 1200  kaynak: Seydişehir’in Sesi gazetesi

17 Şubat 2016 – Seydişehir Öz Çelik  – iş sendika şb açıklaması: Kamuda iken çalışanlar ise: 1400 kadrolu işçi + ≈ 700 taşeron işçisi + 400 memur =  2500 çalışan kişi ekmek yiyordu. Ya şimdi? 1200 kişi.  Gelelim en önemli 4.  şık.

4 –  İşçinin temsilcisi, savunucusu  olması gereken! Hak İş’e bağlı Öz Çelik  İş sendika’mız! (Karabük Demir Çelik fabrikalarında olan örneğinde olduğu gibi) kendi menfaatleri yönünde  bir pay çıkartma telaşına düştü. Fabrikanın satışında hesaplanmış olan hisselerin, % 14’nü alabilmek için, gayret göstermeye başladı.

Bu gayretleri sırasında sendikal çıkarları, işçi çıkarlarının üstünde sayıldı. % 14‘lük hissenin adı ‘Altın Hisse’ olarak addediliyordu. Hükümet ve/veya fabrikayı satın alan şirket ile yaptıkları pazarlıklar fayda vermeyince, o ana kadar akıllarından bile geçirmedikleri gerçek görevlerini hatırladılar.

Pazarlıkları olumlu gelişse idi  Sendika işçiye dönüp -Oturun oturduğunuz yere, kıpırdayanı mahvederim, diyebilecek durumda olacaktı. Ama sendikadaki hesap, Özelleştirme İdaresinde onay görmeyince; Seydişehir’e gelip,  ‘ sendika’cılık‘ oynamaya  başladılar.

Ayrıca, bir önceki yazımın sonunda belirttiğim konuyu burada da  vurgulamamda fayda var. Seydişehire bir akşam vakti gelip genel müdürlük sahası içerisinde konuşan Başbakan RTE’ nı alkışlayan işçinin % 90’nı taşeron firmada çalışıp: – Fabrika satıldığı zaman    kalifiye işçi – usta  olacağız, diyen gençlerdi. Bunların haricinde, uzaktan dinleyip – seyredenlerin haricinde, kendi geleceğinin vehametinde olmayan, geleceğini düşünmeyip sırf  yaranma telaşında olan ≈ 50 kadrolu işçi, şak – şaklamıştır.  Buda böyle biline.  Velhasıl;

Kamu iş yerleri, herhangi bir iş yeri değildir. Devlet, çıkarttığı kanunlara bazen ters düşse de,  sonuçta istese’de – istemese’de çıkarttığı kanun ve yasalara uymak zorundadır. Dünyanın her yerinde de böyledir. Devletin Başbakanı, Bakanı, Müsteşarı, Müdürü , Şefi, Makina Mühendisi , Teknisyeni aracılığı ile bu sorumluluğu alamıyorsa, işçiyi suçlamanın alemi ve gereği yoktur. ( Bu yazdıklarıma bir itirazınız olursa, lütfen YORUM kısmına yazınız. Ben cevabı-nızı-  vereceğim.)  9 Kasım 2011

24 Mart 2015 tarihli Aydınlık Gazetesi: CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın önergesini yanıtlayan;  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız…Bedava verilen barajdan Ce-Ka 3 katrilyon TL kazandılar. Seydişehir  Eti Alüminyum Fabrikasını çalıştırmak üzere bedelsiz verilen Oymapınar Barajında 2011 – 2014 arası üretilen elektriğin yüzde 86.8’inin piyasaya satıldığı ortaya çıktı…..“Oymapınar Barajı, Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası çalıştırılsın diye Cengiz İnşaat’a bedava verilmiştir. Bakan’ın yanıtı fabrika çalışsın diye verilen barajın, fabrikanın enerji ihtiyacı için değil, şirketin nakit ihtiyacı için, şirkete doğrudan para aktarmak için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu kadar açık hukuksuzluğa rağmen, Oymapınar Barajı geri alınmıyorsa, Cengiz İnşaat’ın cebine giden yaklaşık 3 katrilyon lira geri alınmıyorsa, burada iktidarın da ortaklığı söz konusudur. Oymapınar Barajı Cengiz İnşaat’a dolaylı olarak da AKP’ye para akıtıyor.” 11.2016    ALBAYRAK

Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni.

Bu yazımı ilk kez 2013 yılında face üzerinde paylaştığım da sitem, hacklenmiş ve iki ay süre ile, kapalı kalmıştı.

Yazıma önce geçmişi hatırlatma, akabinde iddialarımın doğruluğunu ıspatlayan bir hatıra yazısı ile başlamak istiyorum. ——-

1960 yılında S.S.C.B. (Rusya) kendi ülke toprakları üzerinde bir U2 casus uçağını düşürüp, pilotunu sağ ele geçiriyorlar. Önce; ‘Bir casus uçağı düşürdük, pilotu da öldü’ diyorlar. Kimse sahiplenmiyor. Sonrasında ise ‘pilotu elimizde sağ’ dediklerinde ABD; ‘Uçak ve pilot, benim’, diyor. Ve açıklamalar ile pazarlıklar başlıyor. U2 casus uçağı Adana İncirlik Nato / ABD üssünden ve Türkiye nin onayı ile kalkmış oluyor. Haliyle o günün şartları gereği Türkiye; S.S.C.B. bir uyarı almış olacaktır.

17 Haziran 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi Süleyman Demirel’in hatıralarından:  (1966 yılında) S.S.C.B başbakanı Kosigin bana: – ‘Ülkenizden kalkıp bizim askeri yerlerimizin fotoğraflarını çeken uçaklar var. Sizin bu fotoğraflara ihtiyacınız varsa hemen göndereyim, değilse lütfen ülkenizi kullandırtmayın‘  dedi,   diyor. Evet; Rahmetli Demirelin hatıralarında geçen bu olay ve konuşmalar; aşağıda  yazdığım konuların, doğrulanmasıdır.

Bu durumu, O günden bu güne gelmiş – geçmiş bütün Türk Hükümetlerinin bilmemesi mümkün değil. Hal böyle iken,  ABD’nin isteklerini tekrar tekrar kabul etmek; Türk Devleti ve Milletini kan revan içinde bırakmayı  göze almaktan başka bir şey değildir.

1978 yılının başında kurulan CHP – Azınlık Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit’e,  ABD / Dünya Bankası bir rapor, diğer bir tabir ile  ’emir’ name  gönderiyor. Emir namenin içeriği mealen: – T.C. ve Hükümeti olarak, devletin elinde bulunan tüm fabrika ve kurumlarını özelleştirecek  ve satılması için kanun çıkartacaksınız; deniyor.. – Dürüstlüğünden kimsenin şüphe etmediği Ecevit; Türk milleti ve devletinin çıkarı için -Akp ıktidarı devrinin tabiri  ile-DİK durması, koltuk için vatanının menfaatinden vazgeçmeyip ABD ye karşı  baş kaldırması; siyasi hayatının 2. büyük hatası olacağını bildiği halde, bu emirnameyi kabul etmiyor.

Yine yıl, 1978 sonu veya 79 başları. Zamanın ABD Büyük Elçisi başbakanlığa çıkıp, gerekçesini (benzer şekilde) açıklayıp: Sayın Başbakan; Edindiğimiz bilgiler  doğrultusunda S.S.C.B. de bazı askeri hareketlilik var. Bu durumu daha net öğrenmek istiyoruz. Bunun için İncirlik Üssünden U2 casus uçağının kaldırılıp; Sovyet (Rusya) toprakları üzerinde keşif yaptırmak istiyoruz, bunun içinde izniniz gerekiyor, der.

Ecevit ise, yukarıda belirttiğim açıklamalar doğrultusunda hareket ederek, yine ABD ye karşı, TC menfaatlerinin düşünerek siyasi hayatının 3. hatasını yapıyor. (1. Haşhaş ve Kıbrıs) ABD için Türkün köleliğini kabul etmemişti. Vay! Sen’misin bu emri yerine getirmeyen!

Şimdi yazacaklarımı; Elinizi vicdanınıza koyarak okuyup, değerlendiriniz.

Sene 1979. O günün şartlarında;  Bir hafta;  Üç gün önce hatta ‘O’ gün  -o zamanın bakkallarında- market ve toptancılarında, petrol ofislerinde olan her türlü yiyecek ve petrol dahil yakacaklar bir anda yok oldu.  Nasıl yok oldu? Dışarıdan getirilen petrol gelmedi – gönderilmedi. Rafineri çalıştırılamadı. Evlerde tüp gaz bitti.  Ampul, çay, şeker vb her türlü katı ve sıvı yağın imal edildiği yerler, üretimi bıraktı veya stoka yöneldi, toptancıya erzak verilmedi. Toptancı bakkallara nakliyatı kesti. Motorlu araçlar, petrol olmadığı için çalıştırılamadı. Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel, bu gelişmelerin nedenini -bilmemesi mümkün değil- çok iyi bildiği halde, kendi menfaati doğrultusunda;  ‘Parsayı toplamasını’  çok iyi bildi.

Size soruyorum!  Bir ülkede bu tip bir olayın olması için;  Top yekün bir savaş, salgın bir hastalık, tüm ülkeyi etkileyen bir deprem vs, vs, olması gerekmez’mi?  Ne oldu’da  her şey bir anda yok oldu! Ve, Ne oldu da  her şey bir anda meydanları, tezgahları doldurdu? Cenabı Allah , yedi göğü aralayıp nimetlerini bize mi gönderdi? Ne oldu?

Evet  Allah huzurunda, kulunun karşısında elinizi vicdanınıza koyacağınız yer, bu sorumun cevabıdır.

Ve 1979 yılı  5 Aralık günü,  milletvekili ara seçimleri yapıldı. Adalet Partisi 5 milletvekilinin tamamını kazandı. Ecevit aynı akşam saatlerinde istifa etti. Ecevit ve CHP’ye ad konuldu: Ecevit (CHP) demek, yokluk demektir! Ve yıl 2020 hala aynı lafı yazıp, söylüyorlar. Heyhat! Dış devletlerin isteklerini, emir addedenler kahraman olarak gösteriliyor,

ABD’nin isteklerini yerine  getiren AP ile- getirmeyen CHP nin  hali, bu oluyor.

Acaba bu gerçekleri halkımızın ne kadarı biliyor. Ecevit in istifasının hemen sonrasında, Türkiye de her şey bulunmaya başladı !!!

1980 yılı Ocak ayında, dışarıdan destekli Adalet Partisi Hükümeti güven oyu aldı. Başbakan  Süleyman Demirel ile 1966 yılından beri tanışık olan ve bir ara ABD de bulunan Turgut Özal; Başbakanlık Müsteşarlığı ve DPT müsteşar vekilliğine getirildi. Bu ikilinin  yaptığı en büyük tasarı ve kanun ne olmuştu dersiniz! Dünya Bankası  üzerinden ABD’nın istediği, Ecevit’in kabul etmediği;  Devlet mallarının satılması emrini;

24 OCAK KARARNAMESİ ADI İLE KABUL ETTİ!! Bu kanun, hükümet olmanın ‘diyeti‘  idi diyeti.

Heyhat’ki  O Süleyman Demirel, Türkiye’de yapılan ” Ağır Sanayi” hamlesinin  babası sayılır, idi.

Evet tüm kamu mallarının satılma sebebi;  ABD ve Dünya Bankasınınl İSTEDİĞİ, AB ülkeleri desteklediği  İÇİNDİR. Sıra, bu satışların halka anlatılmasına, halkın kandırılmasına gelmişti. Özellikle özelleştirme gayretinde olan hükümetlerin,  halkın ağzına öyle bir sakız vermeleri gerekiyordu’ki, halkın  ağzından düşmesin. O ‘sakız‘ hemen bulundu. FABRİKALAR , ZARAR EDİYOR.!

SONUÇ:  Ecevit Hükümeti gitti, ertesi gün her şey ortaya çıkmadı mı! çıktı. Her şey bollaştı. O günler için Ecevit’i  yargılayanlar,  hala yoklukların nedenini anlamadınız mı?

Burada bir parentez açmak istiyorum: 1999 – 2002 yılları içerisinde yine Ecevit’in başbakanlığını yaptığı DSP – ANAP –  MHP hükümeti ve üyelerinin birbirlerini yemesinin nedeni ne ola ki! Gayet basit :

Ecevit in, 1978 – 79 yıllarında Türk Milletinin  ekonomik geleceği için ABD  ye karşı çıkmasına neden olan emirlerin benzeri, 1999 – 2002 yılları arasında tekrarlandı. Bu seferki emirler ise 2003 yılında Irakı işgal etmek isteyen ABD, Türkiyenin her türlü desteğini istedi, ama Ecevit kabul etmedi. Emirlerinin Ecevit tarafından yine kabul edilmeyişi,  üstüne üstlük Türkiye’nin güvenliği ve menfaatleri doğrultusunda, Kuzey Irak topraklarında ABD ve Kürtlere karşı  MEŞHURKırmızı Çizgi ” ni çizmesi,  ABD ye – REST demesi, ABD nin işine gelmedi. Rest’in sonunda Hükümet içi ve dışında ki ABD nin yerli ve ‘Türk malı’ iş birlikçilerinin de katkıları ile bu 3’lü Hükümet, gitti. Yerine ABD -CIA eliyle kurulduğu söylenen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) geldi. İşin garip tarafı! bu milletin,  milletini ve devletini düşünen bu gariban lidere -iş birlikçilerin ağzı ile, nahoş bir yakıştırmanın yapılması, gecikmedi.

TÜRKİYE’DEKİ  TÜM  KAMU  MALLARININ SATILMASININ –   ÖZELLEŞTİRİLMESİNİN  NEDENİ;  ZARAR  ETTİKLERİ  İÇİN  DEĞİL;  ABD  ( AB ) VE  DÜNYA  BANKASI  İSTEDİĞİ  İÇİNDİR.

İddia ediyorum; Seydişehir Etibank Aluminyum Tesisleri şayet, zarar etti diye gösterildi ise, bunun nedeni hiç bir zaman için halka kabul ettirildiği şekli ile, işçi olmamıştır.

Devlet; – Bu fabrika-lar- zaten satılacak, elimdeki parayı neden harcayayım, dedi. Elzem olmayan bir ünitenin haricindeki her hangi bir makinayı yapmadı.  Fabrikaların kümülatif veya kısmen yenilenmesi için yeni yatırımlar  yapılmadığı gibi, ellerinde -elimizde- olan makinalar peyder pey satıldı. Ayrıca, fabrikaların imalatı olan üretim-ler- satılmayıp, yeni gelecek ‘patron-lar’  için bekletildi. Kamu iş yerlerinde bunlar yapıldı. Bir örnek vereyim. Bu fabrikanın satılacağı günlerde, tonlarca külce alüminyumlar satılmadı, biriktirildi. Gelene bu milletin hakkı peşkek çekildi. Bir şey daha; Seydişehir Eti Aluminyum satıldıktan sonra, alıcı firmanın yaptığı ilk işlerden biri; Alümina Döner Fırınlarının, Beş (5) milyon $’ra yenileştirmesi olmuştu. T.C., bu parayı veremez’mi idi? Fabrika-lar-, bunu veremediği için’mi satıldı!

17 Haziran 2005 yılında yapılan satışı Danıştay,  27 Kasım 2007 tarihinde iptal etti. Neden?  Devlet ve milletin zararına satış yapıldığı için!   Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (AKP Hükümeti Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır.  Kaynak: Meltem Tv

1980 – 1990 yılları arasında Türkiyenin her tarafındaki bir çok Kamu fabrikalarının  hemen her türlü işleri; Seydişehir Eti Aluminyum Fabrikasında yapıldı, yaptık. Kazanca kazanç katıldı. Nereden’mi  biliyorum!  O işleri yapanlardan biride, ben idim. Hal böyle iken fabrika; – zarar etti. Evet, halkın onaylayacağı ve ağzından hiç eksik etmeyeceği sakız hemen milletin ağzına verildi. Kamu zarar ediyor! Peki, gerçek anlamda zarar ettiren kim?  Bunu sormak, halkın aklına gelmiyordu.

Halkın -oluru ve desteği, sakız  sayesinde  daha önceden alınmaya başlanmıştı. İş  -penaltı noktasındaki topa vurmak kalmıştı  Başbakan Erdoğan’ın,  Fabrikanın satışı konusunda  fabrika sahasında yaptığı konuşma, bazı işçi arkadaşlarca alkışlanmıştı. Ki bu işçi arkadaşlar, taşeron firmada çalışıp, – Fabrika satıldığı zaman  kalifiye işçi – usta  olacağız, diyen gençlerdi. Ve peşkeş, bu “ALKIŞLAR”  arasında kabul edildi. Neden? Bana göre bunun 4 nedeni var.

Devamı; ”  Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni ve Seydişehir   ”  bölümünde.  02.11.2011     Mecit  ALBAYRAK

Seydişehir Susuz Yaylası ve Doğanın değerini bilmek.

 Seydişehir ilçesi  Konya / Meram Dutlu kırı yol ayırımı üzerinden Konya belediye önü 87,  Akseki yol ayırımı 66,  Manavgat içi çay köprüsü üzeri 135, Antalya  215, Beyşehir ilçesine ise 33 km mesafede yer almaktadır. Rakım olarak denizden 1135 mt yukarıdayız. Akdeniz ve İç Anadolu bölgesinin ulaşım ve iklimi konusunda geçiş bölgesiyiz. Dağlarımız, Toros’ların uzantısı olup, yakınlardan uzaklara kadar meşe, kara çam, köknar ağaçlarımız mevcuttur.

09.2020– Antalya yolu üzerinde Susuz yaylası  olarak bilinen mevki rakım 1450 mt Ankara çıkışlı kişiler başta olmak üzere, hatta kafileler halinde Mevlana ve Kapadokya   turlarına katılan yabancı turistler bile, bu yolu kullanan ve  Antalya bölgesine  gidip – gelen herkesce bilinen, görülen yerimizdir. Bu konuda dağlarımız piknik amaçlı, namlı yerlerdir.

2010 yılı mayıs ayı içerisinde biraz kalabalık olarak buraya  gelmiştik. Ki, bahar ve yaz aylarındaki insan sesleri, kuşgiller familyasının seslerini bastırır. Eşyalarımızı indirdikten sonra çevremdeki kişilerin biraz hayret, birazda kızgın bakışları arasında ilk işim, arabamda sürekli taşıdığım kürek, çapa ve  testeremi çıkarıp,  çevremi temizlemeye başladım.

Benim huyumu bilen, öyle iken ginede bana kızmaktan’da geri kalmayan akrabalarımın kızma sebebi; – Sen temizle, gine batıracaklar,  söylem ve düşüncelerinden dolayı idi. Ginede dinlemeyip, temizlemiştim.

25 Eylül 2010 cumartesi günü bu sefer sadece ailemi alarak aynı yere piknige gittim. Gine eşyalarımızı indirdikten sonra ilk işim, temizliğe başlamak oldu. Bu dediğim yer, yolun kenarında  yaklaşık  3 – 400 metre² bir yer. İnanır’mısınız!  buranın 4/3 nü  2.5 saatte ancak temizleye bildim.

Sayı olarak en fazla atık, ıslak peçete denen mendillerdi. Birem birem tırnaklarım ile topraktan söküp, torbaya biriktirip, belirlediğim bir yere attım. Daha sonra cola, soda, bira cam ve  plastik şişelerini toplayıp şehir içine getirip, – kullanılabilir atıklar çöp kovalarına,  attığım şişe sayısı 25 tane iken, toplamaya zamanım ve takatim kalmadığı için bıraktığım teneke kutular ise, bundan az değildi. Topladığım bütün pislikleri-nizi-  ise taş oyuk arasında kontrolum altında yakarak, imha ettim.

İnanırmısınız, o yorgunluğuma ve de ailemin –Hadi artık yeter, kendi işlerini yap; demesini bile dikkate almadan yapmaya devam ederken, bu yaptığım işten, temizlediğim pisliklerinizden dolayı zevk aldım. Çünkü ben, doğa dostu olan ve bu ortamda bulunmaktan coşku ile  zevk alan bir anlayışa sahibim.

Peki ya sizler ! Benim pisliğimi temizlemeyin, gerekte yok. Ama en azından kendi pisliğinizi temizlemekten, tedbirinizi kısmende olsa almaktan neden imtina ediyorsunuz? Sahibi olduğunuz yeri temiz tutarken, doğayı her şeyden önce kendinizi, çocuk ve torunlarınızı  geleceğinizi neden düşünmüyorsunuz! Neden? O güzelim bakir toprakları pislik içerisinde bırakmayı, kendinizde bir hak olarak görüyorsunuz. ?!

Bu yaptıklarınızı kendinizde bir hak olarak görmeye devam ederseniz, O topraklar, günü geldiğinde siz ve bizlerden, hakkını almayı da kendinde bir hak olarak görecektir.              Eylül 2010. 

İnsan ve Arı.

Bereket Tv de edindiğim bir bilgiye göre; Avrupa ülkelerinde, balın içerisinde % 20 – 1 kğ da 200 gr kadar olan pancar şekerli bal, üzerinde belirtilmesi şartı ile, satılıyormuş. Ülkemizde ise; Resmi Bal tebliğine göre kendi ürettiğimiz bir kğ balda müsaade edilen pancar şeker miktarı ise 50 gr dır.

06.2020– 30 Ekim 2015 cuma günü Euronews tv kanalında bir haber. Avrupa Birliğine  (AB) dahil bazı ülkelerin bal üreten arıcıları,  AB başkenti Brüksel’de Çin den getirilen GDO lu balların ülkelerinde satılmasını protesto etmişler. Haliyle bu ballar insan sağlığının zararına sebep olduğu gibi, arıcının gerçek emeği karşılığı olan parasını da almasına engel olmaktadır.

Gerçek balın tepiti :  Hakiki bal, soğuk yerlerde donar. Bereket Tv de, Samsun 19 Mayıs Üniv. Ziraat Bl .prof. açıklamasına göre Gerçek bal kalitesinin öğrenilmesi için; 27 çeşit tahlilin yapılması ve karşılığında 2013 fiatları ile üniversite imkanları ile yapılmasına rağmen; 1,300.00 TL gerektiği belirtildi. Ben 2014 yılında 3 ana +2 yan tahlil  işlemi için Konya İl Tarım Müdürlüğü Gıda Analizi bölümüne 175,00 tl ödedim.

Bana göre donmuş hakiki balın tespiti şöyle: irmik tatlısı’nı yediğinizde, irmik tanelerini dilinizde hissedersiniz ama dişleriniz arasında, şeker tanesini kırar gibi ezemez siniz.  Ağzınızda yok olur gider. İşte gerçek donmuş balın tespit şekli. Toz Şeker tanesi gibi ‘kıtır – kıtır’ sesi geliyorsa, şekerlidir. Ve kesinlikle donmuş balı  her ne şekilde olursa olsun, eritme yin. Çünkü her eritme anında balın kalitesi düşmektedir.   2010 / 10.2015      Mecit  ALBAYRAK

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi ve AİHM kararı.

02.2019 – Türkiye’de devlete ve millete ait fabrikaların nasıl özelleştirildiğini, özelleştirilmeye 1979 yılında karşı çıkan Ecevitin başına neler geldiğini – getirildiğini,  Türkiye’de Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazımda geniş bir manada açıklamaya çalışmış ve bağlantılı olarak,  Seydişehir Eti Alüminyum işçisi ve Seydişehir halkının görüşlerini ilave etmiştim. Bu yazımı, face üzerinden paylaştıktan bir süre sonrası ise kendi adıma kayıtlı sitem, aylarca hackle kalmıştı.

Önce şunu kabul etmek ve vurgulamam lazım. Devlet olmanın gereklerinden biri, geçmiş dönemlerdeki hükümetlerin yapmış olduğu Uluslar arası antlaşmaları –üzerinde tadilat yapma / erteleme veya  Ecevit hükümeti zamanında Eti aluminyumu özelleştirme kapsamı dışına alma gibi yetkisi olsa bile – gelen hükümetlerce uygulamak, uygulamaya hazır hale getirmektir. Yapılan bu antlaşmanın, bir devleti ve milleti yok etme aşaması bilindiği halde kabul etmenin vebali, bu kanunu ilk kabul eden O başbakan ve hükümetinin üzerinedir. O vebal ise; 24 Ocak 1980 kararlarını alan  (12.1979 – 09.1980) Adalet Partisi Hükümeti başbakanı / Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Ekonomiden sorumlu yardımcısı, aynı zamanda geleceğin Anavatan Partisi genel başkanı, başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal üzerinedir.

1980 darbe ve anayasası ise, Adalet Partisi hükümetinin almış olduğu kararların, anayasa kitabına  ve devlet düzenine yerleştirilmesini  sağlamıştır. Kapitalizm ve ABD, dünyada ve özellikle Türkiye üzerinde oynayacağı oyun ve kurallarını, daha önceden yazmış, rafa koymuş ve sırası geldikçe uygulamaya koymaktadır. Bu açıklamamın doğruluğunu anlamak için okumak ve düşünmek, gelişen olayları birbirine düğümlemek,  yeterlidir.

Peki! Bir milletin ve devletinin ekonomik olarak yok edileceği bilindiği halde neden! Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerince  kabul ediliyor, iptal edilemiyor veya değiştirilemiyor! ve uygulanmaya konuluyor?

Müslüman ve Müslümanlıkta  Türk Milleti olarak özümüzde – sözümüzde doğru ve dürüst olmamız gerekirken ne yazık ki yalanı, dolanı, haksızlık etmeyi, çalıp çırpmayı bir HAK olarak görmüş, doğru ve doğrulukları reddetmiş; – Benim memurum işini bilir! göstergesinde olduğu gibi,  yanlışları bile bile ve alkışlayarak – alkışlatılarak hep kabul  etmişizdir. Öyle ki, kendi kendimize bile doğruları söylemekten korkar duruma geldik / getirildik.

AKP Hükümeti, 2003  tarihinden bu tarafa hızlı bir şekilde devam etmekte olan özelleştirme gayretleri neticesinde, sonuca varmak üzeredir. AKP Hükümetinin  adalet, hak, hukuktan dem vurması sadece  meydanlarda estirilen bir rüzgardan öteye gitmiyor. Ozelestirmeler sonucu 68 milyar $ havadan para sahibi oldular ama hala cari, açık  hâlâ artan  dış borç var.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası 1999/2000 yıllarında DSP – MHP – ANAP hükümeti sırasında, özellikle ANAP kanadınca satılma aşamasına getirildi. DSP ve MHP karşı çıktılar. Hatta bir ara Alüminyum Fabrikasının Türkiyede ‘TEK‘ olması mucibince özelleştirilme kapsamı dışına çıkartmak istendi fakat, ANAP karşı çıktı. Ama yinede satılmadı/sattıramadı. AKP, geçmiş Hükümetlerin parça parça yaptığı özelleştirmeleri toptan yapmaya, bir an evvel kapitalizm ve ABD isteklerini yerine getirme ‘gayretine ‘ girdi.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının nihai satışı 17 Haziran 2005 tarihlidir.

Danıştay, 27 kasım 2007 yılında  fabrikanın satışını iptal etti. Lakin bu mercide alınan karar ve uygulanması, özellikle AKP hükümetinin engellemesi, mahkemelerin doğru kararı vermesini engelledi. Ve  Danıştay kararı hükümetce  yok ‘sayıldı’.

Türkiye’de özelleştirmeleri isteyen ABD ve kendi kuruluşu olan Dünya Bankası ile destekçileri olan AB kapitalizmidir. Seydişehir Eti işçisi olarak bu işlemi dava ederken, haklılığımızın Türkiye üzerinde kabul görmeyeceğini bildiğim ve düşündüğüm için tek güvencem, AİHM idi.

Gelelim ferdi Anayasa Mahkemesi başvurularına. Baş vuruda bulunmak kolay. Bir dilekçe ve bu makamın kasasına yatırılacak olan cuzi bir miktar para. Ama iş burada bitmiyor. Edindiğim bilgi doğrultusunda:

Anayasa Mahkemesi (AYM), önce söz konusu davanın içeriğinin olduğu dosyaların ve her bir sayfasının  gerçek olduğunun kanıtı olması için yetkili bir mahkemeye yönlendiriyor. Bu mahkeme ise onayladığı her bir sayfa başına 1,50 lira harç alıyor. Mahkeme açan ben ve biz arkadaşların dosyaları ise ≈ 400 sayfadan oluşuyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine başvuru yolunda avukat ücretininde yeniden verilmesi gerekiyor. Bu şekle göre 400 sayfa x 1,50= 600 lira. + Avukatlık ücreti ile birlikte bu  HAKLI davamızda kişi başı ödememiz gereken kümülatif  ≈  3 – 4,000 lirayı buluyor. Bu masrafı ise dava açan kişilerden kaçımız karşılar yada karşılaya bilir? 2013

Yazımın ilk tarafında AKP Hükümetinin hak, hukuk söylemlerinin sadece meydanlarda kaldığını belirtmiştim. Gerçek anlamda savundukları yönde olsalar idi,  Danıştayın almış olduğu kararı, ertesi gün uygulamaya koyarlardı.

Ama; partisinin başında Adalet olan AKP, mahkeme kararlarının uygulanmasını engellemek için  11 Haziran 2012 tarihinde yeni bir kanun  çıkarttı. Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkarttı.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat; Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan Hükümet  uygulamalarının İPTALİ için açmış olduğu dava neticesinde Danıştayın  Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  Ama nerede adalet? (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır. Kaynak: Meltem Tv

– Başkalarının aleyhinde olan kararların uygulanması veya çıkarılması için gayret gösteren Hükümetimiz, kendi aleyhinde olan kesin bir kararı uygulamamak için her türlü ‘şeytani’ savunma ve uygulamaları ortaya koymaktadır. Hükümet,  alınan son mahkeme kararının karşı iptali için bir üst daireye baş vurdu. Haliyle bu sonuç beklenecek. –

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE. Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağırılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda, malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümetin, Seydişehir ve bazı devlet fabrikalarının özelleştrilmesi hakkında almış olduğu yeni kararları okumak için bu linki tıklamanız, sizin daha geniş bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. BALLI OLMAK GEREKİR BAZEN!!! – Maltepe Ekspres Gazetesi.  07.2013

NOT: Bir arkadaşımızın kişisel olarak açtığı -Özlük hakkının iadesi hakkındaki başvurusu, mahkeme tarafından reddedilmiş. 02.2014

Anayasa Mahkemesinin Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi hakkındaki son, ÖZET kararı –11.04.2014 …..Anayasa Mahkemesi, Oymapınar HES’in özelleştirilmesine, iptal kararı verdi. Kararın gerekçesi, yürütmeye, “sınırlarını bil, yargıyı çiğneme” ültimatomu gibi….Mehmet Cengiz’e bedava verilen ve 1 milyar TL gelir elde edilen Oymapınar HES’in ve Eti Alüminyum’un derhal geri alınması gerekiyor. Bunun dışında iptale konu birçok özelleştirmeye de benzer işlem yapılması gerekiyor. Ancak AKP, yargı kararlarını uygulamıyor. …Oda Tv

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

06.2020 –  ( 28.02.2012 ) Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala BU IŞIKLARIN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİLMEYEN  %90 EHLİYETLİ – EHLİYETSİZ  sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.

Üstelik kuralları bilen ve uygulayan sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.

Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların  sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm. 11.2015

Tekrar 2019 yılında, Belediye binasının güneyindeki yoldan. belediye istikametine çıkan vasıta şoförlerin, doğu/batı yönünde akan trafiği görmeleri için, belediye duvarı veye yanına, dış bükey ayna konulması için  dilekçe verdim, topu Konya BB attılar. 06.2020

Anayasa Mahkemesince; Özelleştirmeler ile ilgili bakanlar kurulu kararının iptali hakkında.

 06.2020 – Türk topraklarının bölünmesi yolunda sayılan her türlü faaliyet, Hükümet tarafından aynen ve fazlası ile destek görmektedir. Yunan Rumlarına ait Heybeliada yetimhanesine ait mahkemeden çıkan kararı AKP hükümeti, itiraz edip görüşünü dile getirmeyi bile gerek görmeden, hemen uygulamaya koydu. Ama kendisine ters bir görüşteki kişinin mahkemeden aldığı bir karara hemen itiraz edip, bir üst mahkemeye taşımaktadır. Bu tip uygulamaları örneği her zaman vardır.
Diğer taraftan, AB nin, Türkiye’deki azınlıklar için ‘bastırarak’ isteyeceği her türlü kolaylık, en kısa zamanda yerine getirilirken, Ne yazık ki vatanın ve milletin menfaati için, Seydişehir Eti Alüminyum tesislerinin satışının iptal edilmesini  isteyen  T.C. mahkemeleri ve kararı yok sayılıp, milletin malının talan edilmesine imkan sağlanmaktadır. Geçte olsa yanlış hesap Bağdat tan döndü. Bakalım nereye kadar!  ——

” Danıştay 13. Dairesi’nin, bazı özelleştirme uygulamalarını durduran kararlarının, Bakanlar Kurulu kararıyla bypass edilmesine ilişkin yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi.

HANGİ ÖZELLEŞTİRMELER? Anayasa Mahkemesinin  iptal kararı ile;
1. Seydişehir Eti Alüminyum (Rizeli hemşehrisi; Cengiz -Kardeşler- İnşaata verilmişti)
2. Kuşadası Limanı (Limaş AŞ daha sonra İsrail’li Sami -Sammy- Ofer’in oğlu Eyal Ofer’e satılmıştı)
3. TÜPRAŞ (Yüzde 14.76 oranındaki hissesi İsrail’li Sami Ofer’e verilmişti)
4. SEKA Balıkesir (SÖZCÜ’de daha önce yazdığımız gibi, şehrin ortasında 2.000 dönümü yakın arsası, 230 lojmanı, 30.000 m2 fabrikanın kapalı alanı olan bu tesis, sadece 1.1 milyon dolara adeta bedava Başbakan’ın dünürü Albayrak Grubu’na satılmıştı)
5. Çeşme Limanı (Ulusoy Ortak Girişim Grubu’na satılmıştı). satılması işlemlerini iptal eden yargı kararlarını ortadan kaldıran Bakanlar Kurulu kararı, Anayasa Mahkemesi kararı ile, boşa çıkmış oldu.
Danıştay 13.Dairesi, hukuka aykırı olan ve adeta bedavaya giden yukarıdaki özelleştirmeleri ( Seydişehir Eti Alüminyum 2006 yılında) iptal etmişti.
AKP bu iptaller üzerine, inanılmaz bir yol izlemiş ve 26 Nisan 2012 tarihinde çıkartılan 6300 sayılı yasaya bir düzenleme ekleyerek, “Danıştay kararının uygulanMAMASI konusunda”, Bakanlar Kurulu’na yetki vermişti!
Bakanlar Kurulu da 12 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete’de; fiili imkansızlık nedeniyle Kİ, bu imkansızlığı da Hükümetin kendisi yaratmaktadır.  CHP’nin olayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu kararının dayanağı olan yasal düzenlemeyi iptal etti. Lakin hemen sevinmeyiniz; Anayasa Mahkemesinin  kararının devamında :

Şayet özelleştirilen yeri alanların aldıkları kurum dahilinde yaptıkları yatırım ve modernize neticesinde, devlet malının geri dönüşümü imkansız hale gelmiş ise, özelleştirilmenin iptalini isteyen mahkemenin kararları YOK SAYILACAK.  Bu şekle göre elimde 2015 yılına ait yeni Meram Gazetesinin ekine göre 2005 yılında Cengiz Kardeşlerin 305 milyon $ aldıkları Eti Alüminyum fabrıkasına bu güne kadar 550 milyon $ yatırım yapmışlar! 2005 yılında özelleştirildiğinde –  5000 işçi çalışacak – çalıştırılacak denilen fabrikada yine bu ekte yazıldığına göre 1200 kadrolu 500 taşeron işçisi olmak üzere toplam 1700 işçi çalıştırılmakta imiş.

Fabrikanın satışına karar verildiğinde fabrikada 1400 kadrolu + 400 memur + 700 taşeron olmak üzere toplam 2500 kişi çalışıyor idi

10.2013 Avukatımız Sayın Ali Altay bey ile yaptığım görüşme neticesi:  Anayasa Mahkemesinin açıklaması gereken gerekçeli kararın beklenilmesi lazım. Bu gerekçeli kararda; Özelleştirilme mağduru işçilerin ÖZLÜK HAKLARI VERİLME-li-Sİ  gerekir veya türünde bir karar verilmesi halinde bazı haklarımız olacak. Özlük hakkımızın yok sayılması halinde ise, yapılacak bir şey kalmıyor. Ali Bey, açıklanacak karara göre hareket edileceği ve bizlerin bilgilendirileceğini belirttiler. 08.11.2013

Evet; beklediğimiz karar açıklandı. Bazı arkadaşlar ile ben, bir takım gelişmeleri takip ediyor idik. Netleşmeden paylaşmak istemedim. Gelişme şu şekilde:  11 Haziran 2012 tarihinde Hükümet, – Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkartmış idi.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat;   – Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan  Hükümet uygulamalarının  İPTALİ için açmış olduğu dava, sonuçlandı. Ve hükümet aleyhinde karar çıktı. Bu şekle göre Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır.  Kaynak: Meltem Tv

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE.  Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağrılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümet, Danıştay kararının iptali için Anayasa Mahkemesine baş vurmuş. Anayasa Mahkemesinin vereceği karar, neticeyi belirleyecek. 28.12.2013

Kısaca;

Anayasa Mahkemesi (AYM) başkanı Zühtü Arslan: AYM’nin bu güne kadar verdiği hak ihlal kararlarında;  %52,1 oranında, adil yargılanma hakkının (siyaseten) ihlal edildiğini belirtiyor.  Haziran 2020

Kovan için tomruk alımı

06.2020 –  Bu konuda devletin arıcılara özel olarak tanıdığı fazla bir ayrıcalık ve imtiyaz yok. Bulunduğunuz bölgedeki Orman İşletme Müdürlüğü‘ne yazacağınız  bir dilekçede;  “Arı Kovanı İçin” aldığınızı  belirtmeniz şartı ile, istediğiniz miktardaki tomruğu seçmenize sadece, ”göz yumuyorlar”.

Tomruk seçerken; Alınan tomruğun dış yüzü düzgün  olan – olmayan, içi kof  olan – olmayan ile, budağı  yok, az veya çok olma şekline göre kovan sayısı değişir. Alacağınız tomruk çapları ne  kadar  büyük,  ve kalem gibi olursa, menfaatiniz daha çok  olur.

Bu arada, marangozun keseceği ve çakacağı lataların, çitaların kalınlığının 1 mm değişmesi bile, sayıyı etkiler. Velhasıl;  Polen tuzaklı,  İlaveli, Kapaklı ve kürek tahtası 21 cm olan çitalardan 20 şer adet dahil olmak üzere, 10 – 12 arasında kovan yaptırabilirsiniz. 10.03.2013 Pazar)

Seydişehir Kuğulu mesireliği.

Şubat2011-Ferzine çeşmesi ağaç dib, kardelenler Şubat2011-Kuğuludan SŞ. 160820142086- deponun suyu

06.2020 – Dünyadaki tüm toprakların ‘bakir’  insanların ‘cahil’ sayıldığı zamanlarda, her şey doğal ve doğallığını devam ettiriyordu. Her ne zaman insanlar, medeni ve teknoloji sahibi oldular, O zamandan bu tarafa dünyamızın, doğallığı ve ellenmedik bakirliği kalmadı.

Benim 50 yıl öncesinden, özellikle avcıların ve görevlilerin ayak bastığı, bu kişilerin kolayca  gidemediği yerlerde kırık – dökük kayıklar içinde gezindikleri sazlık, bataklık olan, mevsimine göre de, göçmen kuşların gelip konakladığı, yumurtalarını bıraktığı, giderken de yavrularını yanlarında alıp götürdükleri bir Kuğulu‘muzu duyar ve hatırlarım.

Yabani Kazlar ve ördeklerin sadece adları kaldı. Bıldırcın ve Keklikler, -vurmak için- ‘mikroskopla’ aranıyor. Buraya adını veren  KUĞU ları ise Seydişehir Belediyemiz, Kuğulu’nun adına layık olması babından, 2012 yılında 3 tane kuğu temin edilip, havuza bıraktı.

Kuğulu‘muz; Şehrimizin güneyinde, Antalya yolu üzerinde; Toros Dağlarının uzantısı –Giden Gelmez  dağ gurubuna dahil olanKalafat dağının yarım daire şeklinde kucakladığı; Yazın yeşillikler içerisinde kısmen sulak ve sulanan;  Kışın ise Allah vergisi, su deryası bir mesirelik. Şehir merkezine 8 km mesafededir. 40.400’e varan nüfusumuz (2012) [2020 – Köyler dahil 69,000]  için son 8 -10 sene hariç, tüm içme sularımız burada bulunan ≈ 4 mt derinlikteki kuyudan, pompalar vasıtasıyla depoya basılırken, buna sonradan artezyen kuyuları da ilave edilmesi mecburi olmuştur. 2008  yılında  Şehrimize bağlı Akçalar kasabası yakınındaki 1210 rakımlı Çal tepesi üzerinde başlayan  artezyenden su çıkartma çalışmaları, 2012 yılında neticelenmiş ve yeni su hattı, eskisine/yenisine bağlanmıştır. Yalnız bu suyumuzdaki kireç oranı biraz fazla gelmekte olduğundan Belediyemiz, bu suyu fizyolojik arıtma yoluna gideceğini bildirmişti. (2015 hala yapılmadı)r.

Bu güne kadar açılan tüm artezyen kuyu ve sularının, şehrimize iki yönlü faydası olacağı beklenilmektedir.

Çal mevki ve diğer artezyenlerden basılan su sayesinde; Seydişehir ilçe merkezine ve Etibank Alüminyum Fabrikasına,  Kuğulu ve Bel dibi mevkiinden basılan yeraltı su miktarı haliyle  azalacaktır. Bu ise, Kuğulu yer altı su miktarının artmasına, Kuğulunun daim nemli olmasına, neden olacaktır.

Yağmur mevsimin kısmen başladığı Ekim ayından itibaren, yer altı nehir ve göletlerimizin dolması ile önce, zemin yüzeyinde sular çıkmaya başlar. Kasım – Aralık ayları içerisinde, çoğalan yağmur sularının etkisi ile, Kuğulu zemininden dikine ≈ 40 mt yükseklikte ve 100 mt içeride ve Kalafat Dağının üzerinde  olan, halk arasında ‘Gürlevik‘ denen noktadan önce uğultular, sonrası havaya tazyikle fışkıran yer altı sularımız; Yer altındaki su bolluğunun bir nişanesi olarak, beyinlerimize kazınır.

Gürlevik, kasım 2009 ve  2010 yılı Aralık ayının son haftasına doğru patlamıştı.  Gürlevik in suyu fışkırdığı zaman önünde, dikilmek çok zor olur. Öyle’ki, suyun ilk çıkış anındaki uğultu sesi, kuş uçumu ≈ 1 km mesafeden duyulduğu söyleniyor. Son 20 yıla varıncaya kadar, yer altından çıkan su ile, şehrimizde yağ balığı olarak bilinen balık türüde çoğalırdı.

Şunu da belirtmeden geçemiyeceğim: İnsanoğlu gibi aç ve bencil bir mahlukat yoktur. Bu balık, geçmiş yıllarda haddinden fazlası ile bölgemizde bulunurdu. Bu balığı yemek için yakalamaya çalışanlar,  azı ile yetinmediği gibi, okur yazar dediğimiz kişiler dahil, değişik bölgelerde daha büyük balıkları yakalaya bilmek için, 3-5 tane  değil, bidonlara doldurup götürüyorlardı.

Hazıra ne dayanır? Haliyle yeryüzüne çıkan yağ balıkları da, suların çekilmesi ve bilinçsizce yakalanmaları neticesinde, yok oldu. Evet; Her nimetin bir külfetinin olduğu, aşikardır. Diğer bir etken ise; çok yağan kar ve yağmurun etkisi ile dolan yer altı sularımız, her yedi (7) senede bir yer yüzüne patlar ve yüzlerce dönüm arazi sular altında kalır, yer altında üreyen yağ balıkları da göz önüne çıkardı.

Benim Kuğulu ile olan bağlantım sadece yazın piknik amaçlı değildir. Özellikle insanların olmayıp, yabani domuzların yattıkları çalı diplerinden, sanki bana; ‘Hala ne duruyorsun ,akşam oldu, ezanlar okunuyor, git‘, der gibi homurdanmalarına kadar yağmurun, sulu sepenin altında, sonbahar ortalarında başlar, su akıntısının kesildiği Mart – Mayıs ayına kadar devam eder-di-.

Kimine göre ben; defineci, (silah gömülerinin sıkca söylendiği zamanlarda) silah saklayan kimine göre de Allah rızası için  oralarda oyalanan, düzenleyen doğayı seven birisi idim. 2008 – 2010 yıllarının kış aylarında 3 yıldır çalıştığım o bölgelerde artık yapacağım çok bir iş kalmadı. Peki ben ne yapmıştım:

Bu bölgenin, Ferzine Çeşmesine çıkan taş yolu, AKP’li belediye başkanımız İbrahim Halıcı yaptırmıştı. Bu taş yolun üst tarafı ve yukarılardan gelen yer altı suları, bu taşların üzerinden geçerek, öbür tarafından araziye yayılıyordu. Suyun yayılması bir tarafa, taşların üzerine çamuru yaydığı gibi akan su,  taşın altındaki toprağı yumuşatıp akıtmakta ve yolun bozulmasına neden olmakta idi.

Peki, bu durumu, belediye çalışanlarının görmemesi veya duymaması mümkün mü? Değil! Bu yol yapıldıktan 1,5 – 2 sene sonrası, tabiri caiz ise bu görevi ben devraldım. Orada bulunmam ve gayretlerim, aynı zamanda benim ruhumu gençleştiriyordu. Öyle ki, yağış altında goçuğumdan damlayan suyu bile dikkate almıyor idim.

Bu heves ile, Ferzine Çeşmesinin 15 mt yukarısından çıkan yer altı suları için aşağıya doğru ≈ 250 mt su yolunu bazen balyoz ile, bazen kazma – kürek, bazen çapa kanal açtım. 2011 yılından bu tarafa, medarı iftiharım olan bu yer ve su yollarını görmek, bozulan yerleri yeniden yapmak için zamanım olmadı. 01.02.2014 Cumartesi günü tekrar aynı yere gidip, bozulan kanal  yerlerini  onardım, düzenledim. Şimdi oralara bu işleri yapmak için gidecek olsam; para vermem lazım.   10 . 2010    Mecit  ALBAYRAK

Seydişehir’de orman yangını

02.2018 – Edinilen bilgiye göre, ilçenin Kavak köyündeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Seydişehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin ve vatandaşların çabalarıyla söndürülen yangında 40 dekar ormanlık alanın zarar gördüğü bildirildi.

Öte yandan, ilçeye bağlı Tol köyünde de 10 dekar buğday ekili alan yandı. 02.08.2010  🙁

11.2015 – Konya’nın Seydişehir ilçesinde çıkan yangında 40 dekar ormanlık alan zarar gördü.

Seydişehir de dokuz sene zarfında değişen bazı ihtiyaç maddeleri ve zam oranları.

SENE    03. 12. 2003      25. 05. 2012

1 – Ace     :  1.245.000  TL                                      3.25 krş

2 – Porçöz   :   1.100.000  ”                                        2.95   ”

3 – Kosla Tül (el)    :   7.150.000   ”   500gr Normal      10.45   ”

4 –    ”          ”  sıvı  :    5.850.000  ”                                     10.75  ”

5 – Marc Cam Sil   :    2.150.000  ”        900gr                    3.75  ”

6 – Cam Sil            :    1.870.000  ”       l lt                             2.95  ”

7 – Orkid  Nrm. Knt:    5.995.000  ”  (42 Adet)                      ?

8 – Selpak 12li WC:    9.250.000  ”  (2 katlı) –  16 lı        12.45  ”

9 – Temis    ”    ”   :     5.290.000  ”        ”                                ?

10 – ”          8li  ”    :    3.750.000  ”       ”                                  ?

11 – Vernel      lt    :     2.850.000  ”                                      6.90 ”

12 –     ”     2 lt       :      4.990.000  ”                  1.5 lt   –      8.95  ”

13 – Çamaşır Suyu  :0.590.000  ”  –  0.5 lt         4 lt   –     3.95  ‘

14 –  Yumurta       :     2.750.000  ”      30 lu                       5.90  ”

15 – Toz şeker      :     8.670.000  ”        5 kğ                       11.95 ”

16 –   ”      ”’          :      3.540.000  ”        3 kğ                        9.45 ”

17 – Gitaş  kp şkr :      1.990.000  ”               750 gr    –      2.50 ”

18 – Baldo pirinç  :      3.900.000  ”        Kğ                        7.45 ”

19 – Duru baldo   :      2.525.000  ”          ”                          5.65 ”

20 – Kırmızı Mercimek :    1.980.000 ”                              4.95 ”

21 – Ülker  fıstıklı :     1.575.000  ”       80 gr  Çikolata     2.50 ”

22 – Nescafe Kafeinsiz  : 8.325.000 ”  100 grGold Kafeinsiz 19.90 ”

23 – Cola Turka  2.5 kğ :     1.825.000 ”                3 lt   –    3.20 ”

24 – Kristal Riv Z.yağı  :  28.750.000 ” –        5 kğ           37.50 ”

25 –    ”       Sızma     :     7.095.000 ”            kğ                  13.90 ”

26 – Acılı Şalgam suyu :     1.525.000 ”  – 2 kğ –               2.50 ”

27 – Piliç  Bonfile   kğ    :     4.650.000 ”                            6.95 ”

28 –    ”   Kuşbaşı   ”     :     4.750.000 ”     kğ                    6.95 ”

29 –    ”       But      ”     :   2.750.000 ”          kğ                  5.95 ”

30 – Dana  Kuşbaşı    :     13.750.000 ”       kğ                23.45 ”

31 – Selva un             :      3.290.000  ”     4 kğ    5 kğ  —  7.75 ”

32 –    ”     ”                :       8.185.000 ”         10 kğ            15.25 ”

33 – Sütaş yoğurt  1 kğ :       1.850.000 ”       2.250 gr   5.65 ”

34 – Dimes süt  200 gr:        0.415.000 ”                         0.65 ”

35 – Cebel kaşar 1 kğ   :      7.695.000 ”        700 gr     10.50 ”

36 – Gesaş Kakaolu kğ :         4.530.000 ”   Helva       11.95 ”

37 –    ”      fıstıklı     ”      :         6.735.000 ”           ”      20.95 ”

38 – Evin yağ  250 gr  :          0.565.000 ”              Kalıp yağ          ?

39 – Ülker Bzm   ”      :      0.580.000 ”               ”           1.60 ”

40 – Knorr Mrcmk Çr.:          0.560.000 ”  – 65 gr     80 gr –     0.95 ”

41 – Maggi    ”          ” :     0.460.000 ” – 77 gr     72 gr –  0.90 ”

42 – Pınar ayçiçeği  : 1.290.000 ” – 400 gr  sıvı yağ  1 lt  5.20 ”

43 – İthal muz  1 kğ :   2.490.000 ”                                    3.50 ”

44 – Medine Hurması  7.450.000 ”      – Kğ –                 25.90 ”

45 – İpana aktif byz    4.825.000 ” – 68 gr –      75 gr –  13.25 ”

46 – Çaykur Kamelya  : ———-                       1 kğ        13.50 ”

47 – Güneyce Filiz çay:  _______                     ”             9.95 ”

48 – Lipton D. Krdnz    :      ________          ”              11.95 ”

49 – Cebel Süzme Çiçek balı _____      850 gr             14.95

” Biz nice yoklukları, zamları gördük. Daha ne istersiniz’, diyecek olanların – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazıma bakmalarını istirham ederim

ARI VE ARICILIK HEVESİM !

11.2015 –  Arıcılığı  yıllardır yapmak isterdim. 1987 yılında Alüminyum fabrikasında çalışırken, arıcılık kursuna gitmek istedim. Lakin, kurs yeri ve saatleri uygun olmadığı için, gidemedim.

Emekli olduktan sonra bir ara 2 dönem apartmanımızda yöneticilik yaptım. Bu zaman içerisinde, ilçemizde açılmış olan arıcılık kursuna başladım. Genel kurulda apartman için çalıştırdığım kişi haklı, ben haksız oldum. Tekrar seçtiler ama,  hala ve hala çalıştırdığım kişiyi savunmaya devam etmeleri üzerine, yönetimi bıraktım. Bunu niye yazdım! Toprak ve Arının, verilenleri inkar etmediğine inandığım için.

Kurs sonunda arıcılık sezonu bitmek üzere olduğundan, hemen arıcılığa başlayamadım. 2010 yılı Nisan ayında, kurs hocamın vasıtasıyla  öğretmenlikten emekli bir arıcı ile temas kurup, başlangıç olarak iki arılı kovan  alma konusunda anlaştık. Yalnız arılar kışlık  yerleri olan Antalya’dan geleceklerdi.

22 Nisan 2010 cuma gecesi bir kamyon dolusu kovan geldi. Saat 02.00 de indirmeye başladık. Beş gün sonrası ustam olacak kişinin önerileri ile iki adet kovanı seçtik. Ustamın yanında bir ortağı var. Esas yönetim hoca’da.

Onların yanında bazen sorarak, bazende yaptıklarını gözetleyerek bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Mayıs ayı içinde bir hazır ana alarak, 2 kovandan  3. kovan çıkarttık. Bu sene çiçek bakımından kısır bir dönem olduğu konuşuldu. Geçen sene ‘oğul’ çok vermişken, bu sene ustalarımın yaklaşık 110 kovanından sanırım, 10 tane oğul aldılar.

Her işin kendine göre bir zahmeti var. Haliyle ağır bir işi olmasa da, kovanların yanına gidip gelmek bile bir iş. Bunu şikayet yönünden yazmıyorum. Kovanların olduğu mevkinin, tepelerin ve dağların yanında olması, bana apayrı bir haz veriyordu. Bu işi zevk ala ala yapıyordum vede hoşnut’tum.

İyisi – kötüsü ile 5 ay 10 günlük acemilik ve yaz dönemi, 25 Ekim 2010 cmt akşamı,  Allaha  şükür selamet üzere bitti. Saat 16 – 17 arası rüzğar ve gök gürültüsü ile başlayan bir güz yağmuru serenomisini yaşadık. Neden sonra yağmur dindi. Bu sefer ustalarla beraber, daha önce indirdiğimiz kovanları bu sefer daha kalabalık bir şekilde kamyona yükledik. Yüklemenin sonuna doğru yağmur tekrar çileşmeye başladı.

Başkaları ile konuşurken, – Benim 2.5 kovanım var, diyordum. İlk iki kovanıma ilave koymuşken, çoğalttığımız kovan sadece damızlık olarak kalmıştı.

Ustalar tekrar Antalya yolunu tutarken ben, komşumun bağına doğru hareket ettim. Daha önceden kovanlarımı nereye koyabilirim! diye düşünceye kalmıştım. Öyle ya sadece benim isteklerim değil, başkaları ne diyecek, buda önemli idi. Ama düşündüğüm kadar değilmiş. Sağ olsun komşum Hasan Gürcan abi, – Şuan deyil ama, şimdilik kardeşimin bahçesine koyalım, sonrasını hallederiz, deyince rahatladım.

Kovanlarımı koyduğum Bağarası mevki her yeri sebze bahçeleri dere tepe yeşillik olan bir yer. Şimdi nerede ise ‘bir karış’ yeşil tepeleri zor bulunan, her yeri beton evlerin kapladığı, sadece yağmur mevsiminde su gözleri açılan, bazı vatandaşların betonlaşmaya direndiği,  yeşillikler arasında bir bölgemiz.

Kovanlarımı koyduğum yer, ‘hala ben varım’ diye bilen bir yeşil bölge. Yakınında  yazın yok olma durumuna gelsede devamlı akan bir çay mevcut. Ertesi gün arılarımın hatırını sormaya yanlarına gittiğimde arılar sanki bana – Abi, bizi o kurak tozlu yerde öldürmüşsün; derecesine canlı ve eskisine göre daha hareketli idiler.

04.10.2010 pzt günü, kovanlarımın iki tanesini açtım. Nakliye sonunda bir hasar olup olmadığını görmek istedim. Üzerinde ilave olanın birini açtım, hasar yok. Mayıs ayında ana verdiğimiz kovanı açtım. Bu kovanda daha öncesi bal çıtası almıştık ama, geleceğimize yakın usta, aç-tır-madı.

Kovanı açtım ne göreyim; ilaveli kovanda arısız boş yer görünmezken, bunda arılar üst ,üste binmişler. 9,5 çıta bal ve arı dolu. İkisini alıp, taze çıta koydum. Etraf arı kaynıyordu. Çorabımın üstünden ve 4 yerimi soktular bile. Şu an saat gece yarısın geçti ve  0,30 , sokulan yerlerim hala sızlıyor. Sızlıyor ama; Bacaklarımda sinirsel bir durum var,acaba faydası olur’mu?

Şimdi kovanlarıma  istediğim zaman, tabii ki gerektiğinde istediğim şekilde bakıyor, sağını solunu inceliyor  ve bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. (haklı-haksız) Şunu yap, şunu yapma diyende yok. Zevkim iki katına çıktı. Ölürlersede –  Şahlanırlarsa’da sonuçta benim arım. Ayı’ya sormuşlar:

Ensen neden kalın ?  Kendi işimi, kendim görürüm, demiş.

Ustaların yanında onlar için çalışma mecburiyetim olmamasına rağmen, – Hem yardım edeyim, hem bir şeyler öğreneyim, diye 110 kovan benim miş gibi, çalıştım. Hal böyle iken, esas usta öğretmen arıcı, 2 sorumdan sonra  – Çok soruyorsun,  dedi. Siyasi görüşümden dolayı, aralarında istekle dolaşmama rağmen beni yetiştirme isteği öğretmen olmasına rağmen, az idi.  Kovan bakım sırası benim kovanlara gelindiğinde -lütfeder gibi-: Şunlara da bir bakalım, derdi. Ben ise, bildiğim bir bilgiyi başkalarına vermek için, ayaklarına gider, gitmek için bahaneler arayan biriyim. (2015) Belli değil mi? Yaşadıklarıma atıfta bulunmak için değil. 2011 yılı başında, kendi adımla bu sayfayı açtım ve bildiklerimi siz dahil, herkesle paylaşıyorum.

Arılar; verileni inkar eden insan değil, bir  böcek.  İyi bakarsam, inkar etmeyip hepsi büyüyecek. Ama. Allah nazardan saklasın. Nazar değerse, arı ilerlemez.

İnşaallah, karşılıklı fikirlerimizi paylaştığımız arılı – ballı nice  yıllarda görüşe bilmek  niyazımla. Kalın sağlıcakla.  10.2010    Mecit   ALBAYRAK

2010/ 2018 – Seydişehirde İlk Kar anları.

06.2019 – Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Ağaç dallarına ilk kar 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2011 … 2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak 2013 te yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpelemiş.  Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. 13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında eriyen yağan kar ≈ 260 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:

Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken; Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.

Nisan ayının ortası Bu gün ise Çrş; evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan 260 cm kar ve şehir içinde -15 ‘C geçmemiş, şehir dışında ise – 30’C dayanan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar dayanır!

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin oldu. Şu gün için Haziran ayının 28 cuma ve dışarda 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçecek gibi. 06.2019