Seydişehir Susuz Yaylası ve Doğanın değerini bilmek.

11.2015 – Gözümüzün alabildiği uzaklıklarda ki dağlar, ovalar, ağaçlar, çalı-çırpı  her ne varsa hepsi insanoğlunun emrinde. İtiraz yapma hakları yok. Ta ki, vakti saati gelinceye kadar.

Bu saydığım yerlerin, itiraz etme saati geldiğinde, insanoğlunun bunun önünde durması’da mümkün değil. Bunu da hepimiz, bir şekilde biliyoruz.

Aklımıza estiğinde, heybemizi  doldurup, istediğimiz topraklara piknik adı altında gezmeye; diğer bir tabir ile o güzelim bakir toprakları pislemeye koşarak gidiyoruz. Kendi evimiz, bahçemiz vb diğer yerlere bir şeyler atmayı beceremediğimiz gibi birileri de atacak olursa, çocuğumuz bile olsa kıyameti koparmayı görev biliriz.

O güzelim sarı çamlar, köknarlar, meşeler altında ve bu ağaçlara değen rüzğarın getirdiği ağaç kokularını ciğerlerimize çekerken, aynı zamanda pikniğin olmazsa olmazı  mangallar içinde, bazende  ağacın tam altında  ateşimizi yakıp, getirilen et ve et cinsi gıdaları pişirip yemeği mecburiyet  olarak görürüz. O güzelim bakir toprak ve ağaç altları pisliklerimiz  ile dolmaya başlarken,  heybelerimiz boşalır, karnımız şişer.

Seydişehir ilçesi  Konya / Meram Dutlu kırı yol ayırımı üzerinden Konya belediye önü 87,  Akseki yol ayırımı 66km,  Manavgat içi çay köprüsü üzeri 135 ,  Antalya 215, Beyşehir ilçesine ise 33 km mesafede yer almaktadır. Rakım olarak denizden 1135 mt yukarıdayız. Akdeniz ve İç Anadolu bölgesinin ulaşım ve iklimi konusunda geçiş bölgesiyiz. Dağlarımız, Toros’ların uzantısı olup, yakınlardan uzaklara kadar meşe, kara çam, köknar ağaçlarımız mevcuttur.

Antalya yolu üzerinde bulunan ve  memleketimde Susuz yaylası  olarak bilinen mevki, Ankara çıkışlı kişiler başta olmak üzere, hatta kafileler halinde Mevlana ve Kapadokya   turlarına katılan yabancı turistler bile, bu yolu kullanan ve  Antalya bölgesine  gidip – gelen herkesce bilinen, görülen yerimizdir. Bu konuda dağlarımız piknik amaçlı, namlı yerlerdir.

2010 yılı mayıs ayı içerisinde biraz kalabalık olarak buraya  gelmiştik. Ki, bahar ve yaz aylarındaki insan sesleri, kuş giller familyasının seslerini bastırır. Eşyalarımızı indirdikten sonra çevremdeki kişilerin biraz hayret, birazda kızgın bakışları arasında ilk işim, arabamda sürekli taşıdığım kürek, çapa ve  testeremi çıkarıp,  çevremi temizlemeye başladım.

Benim huyumu bilen, öyle iken ginede bana kızmaktan’da geri kalmayan akrabalarımın kızma sebebi; – Sen temizle, gine batıracaklar,  söylem ve düşüncelerinden dolayı idi. Ginede dinlemeyip, temizlemiştim.

25 Eylül 2010 cumartesi günü bu sefer sadece ailemi alarak aynı yere piknige gittim. Gine eşyalarımızı indirdikten sonra ilk işim, temizliğe başlamak oldu. Bu dediğim yer, yolun kenarında  yaklaşık  3 – 400 metre kare bir yer. İnanır’mısınız!  buranın 4/3 nü  2.5 saatte ancak temizleye bildim.

Sayı olarak en fazla atık, ıslak peçete denen mendillerdi. Birem birem tırnaklarım ile topraktan söküp, torbaya biriktirip, belirlediğim bir yere attım. Daha sonra cola, soda, bira cam ve  plastik şişelerini toplayıp şehir içine getirip, – kullanılabilir atıklar çöp kovalarına,  attığım şişe sayısı 25 tane iken, toplamaya zamanım ve takatim kalmadığı için bıraktığım teneke kutular ise, bundan az değildi. Topladığım bütün pislikleri-nizi-  ise taş oyuk arasında kontrolum altında yakarak, imha ettim.

İnanırmısınız, o yorgunluğuma ve de ailemin –Hadi artık yeter, kendi işlerini yap; demesini bile dikkate almadan yapmaya devam ederken, bu yaptığım işten, temizlediğim pisliklerinizden dolayı zevk aldım. Çünkü ben, doğa dostu olan ve bu ortamda bulunmaktan coşku ile  zevk alan bir anlayışa sahibim.

Peki ya sizler ! Benim pisliğimi temizlemeyin, gerekte yok. Ama en azından kendi pisliğinizi temizlemekten, tedbirinizi kısmende olsa almaktan neden imtina ediyorsunuz? Sahibi olduğunuz yeri temiz tutarken, doğayı her şeyden önce kendinizi, çocuk ve torunlarınızı  geleceğinizi neden düşünmüyorsunuz! Neden? O güzelim bakir toprakları pislik içerisinde bırakmayı, kendinizde bir hak olarak görüyorsunuz. ?!

Bu yaptıklarınızı kendinizde bir hak olarak görmeye devam ederseniz, O topraklar, günü geldiğinde siz ve bizlerden, hakkını almayı da kendinde bir hak olarak görecektir.              Eylül 2010. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir