Öğrenilmesinde zorluk olan yabancı dillerin sıralanışı.

11.2015 – ABD  Dil Enstitüsü bilim adamlarınca yayınlanan bir bilimsel açıklamaya göre, ana dili İngilizce olan bir insanın, yeni bir dil öğrenmek için harcayacağı zamanı, en kolay dil guruplarından, en zor dil guruplarına göre şu şekilde sıralamışlar:

1.  Afrikaans ( Güney Afrikaya göç etmiş, Hollandalı göçmenlerin konuştuğu dil); Danca (Danimarka); Flemenkce ( Hollanda – Belçika – G. Afrika lı); Fransızca; Haiti;  Norveçce; İtalyanca; Portekizce; Romence; İspanyolca; Swahili (Kenya – Uganda – Tanzanya) ve İsveçce.

2.  Bulgarca; Dari / Farsca ( İran, Afganistan, Tacikistan); Almanca; Yunanca; Urdu (Hindistan – Pakistan); Endenozya ve Malayca ( Tayland – Filipinler ve Endonezya).

3.  Amharic (Etopya); Bengalce; Burma; Çekce; Fince; İbranice; Macarca; Khmer (Kambocya); Lao (Laos  – Tayland); Nepalce; Filipince; Lehçe; Rusca; Sırpca; Sinhala (Sri Lanka / Kolombiya adası); Tai ( Tayland – Malezya); Tamilce ( Hindistan – Sri Lanka); Türkçe ve Vietnamca.

4.  Arapca; Çince; Japonca ve Korece öğrenilmesi en zor olan dil gurupları olduğu belirtilmiştir.

Dünyanın en zor dillerinden olduğu kabul edilen Japonca nın yazılımının öğrenilmesi için bir Japon çocuğunun; 12 -oniki- yıl boyunca sadece matematik ve Japon dili öğrenimini yapması gerekiyormuş.

Kanada ile ABD arasında yaşayan Chippewa Kızılderili kabilesi ile, Rusya özerk bölgesi Dağıstan Cumhuriyetinin Hazar Denizi kıyılarında yaşayan bir etnik gurubun konuştuğu Tabasaran dilinin öğrenilmesi; Çince kadar zor olmaktadır.

NOT:   Yaptığım araştırma neticesinde ana dili Türkçe olan bir kişi için, diğer yabancı dillerini öğrenme zorluğu konusunda bir açıklamayı bulamadım. Bu konuda bilgisi olan kişiler, sayfamın YORUM kısmına düşüncelerini yazarlarsa, araştırıp kendi adları ile yayınlamaktan haz duyarım.       Kaynak : 27.03.2012 pravda.ru

 

12 Ay Boyunca Yaz ve Kış Mevsiminde Arı Ölümlerinin Nedenleri.

03.2017 –  Seydişehir den 2011 Eylül ayında Manavgata ≈ 1000 kovanlık arı gitti ise, 2012 Mart ayı itibari ile kovanların yarıya yakınının (açlık ve zehir) sönmüş vaziyette olduğunu araştırdım ve öğrendim. 2016 Ek – 17 Şb sezonunda kış mevsiminin geçen mevsimlere göre aşırı soğuk ve karlı geçmiş olaması, Akdeniz bölgesinde Sonbahar mevsiminin kurak geçmesi, akabinde, yağmur suyuna ihtiyaç duyan bitkilerin açmaması (pürem); Bilimsel açıklama doğrultusunda, bilinen nosema hastalığı benzeri başka bir hastalığın ve arı zehirlenmelerinin olması neticesinde; en az 1/3 oranında arı ölümlerinin olduğu, kesindir. 2017 sezonunda arı kıtlığı yaşanacağını tahmin ediyorum.

Arıcı arkadaşım, ilk önce  şu yazdıklarımı iyi bil, aklında tut ve aşağıdaki bilgileride unutma. Bir (01) Ekim günü kovanını  tam tekmil kışa hazırladın. Bir tane bile Varroa yok, yiyeceği bol, hastalığı yok, kovanın sapa sağlam ve bahara kadar kovanını hiç açmadın, arıları huzursuz etmemiş bile olsan!!; 10 çitalık arın bir (01) Mart günü, (enfazla) 8 çita olacaktır. 12.2015

Bilimsel olarak açıklanmış ve bilinen şekli ile; Dünyanın her yerinde geçerli olan arı ölüm nedenleri:

1 – Yer küresi ve okyanuslar dahilbu yerlerde yaşayan her türlü canlı; İnsanlar tarafından hızla tüketilmekte veya, katliam neticesinde her şey yok edilmektedir.   2 –  Bilinçsizce  arıcı tarafından yapılan, arı ilaçlamaları.  3 – Her türlü sebze ve meyve çiçeklerini, böceklerden korumak için yapılan  tarım ilaçlamaları 4 – Dünyada  gelişen sanayilerin zehirleri, ev baca dumanları ile oluşan sera gazları neticesinde ısınan hava,  5 –  Kışlatılan arı yiyeceğinin az olması,  6 –  Varroa ile yeterince mücadele etmemek, 7 – Arıların genetiği ile oynamak,   8 – Günlük, anlık ve mevsimsel değişen, hava şartları  9 – Bölgesel veya dünya genelinde oluşan çeşitli istila şekilleri (ani iklim değişikliği, çekirge istilası, yanardağ lavı)  10Patojenler – Tüm canlılarda oluşan hastalıklara neden olan (grip gibi) mikroplar.-  11 – Arıların sindirim sisteminde oluşan hastalık (2016 yılı itibari ile nosema türü 2. bir mikrop ve hastalığın oluştuğu söyleniyor) 12 – Özellikle arazide ve kovan içinde yiyecek olmadığı zamanlarda her an olabilecek arı ölümünün nedeni olan; Yağmacılık 09.2016

A –   Her şeyden önce insan oğlunun kendine, yaptığı kötülüklerdir. Bunun içine yukarıda yazdığım şıkların % 90 girmektedir.

 – Kovan içerisinde yeterli bal yiyeceğinin olmayışı. Özellikle kışın, bal yeterli olmaz ise (bilimsel açıklama) önce yaşlı arılar ölür. Petek gözlerinde ölmüş arı ölümlerinin nedeni; petek diplerinde kalan son bal bulaşığını yemek için başını ve kendini sokan arı, bal kalmadığı için bal gözünden çıkamaz ve orada ölürler.

Bilgi maiyetinde: Marangoz – arıcı arkadaşlar ile 1 Nisan 2014  salı günü Manavgat’taki arılarımıza gittik. Kovanımın birini açtığım zaman, arıların hepsinin kovan dibinde ölü – baygın şekli ile yattıklarını gördüm. Çitaların her iki tarafı straforlu idi. Arıların üşümesi söz konusu değil. Çita üzerinde bir kaç işçi arı ve ana arı, günlük ve kapalısı olmasına rağmen,  petekte yiyecek bitmiş. Kaldı ki, her gittiğimizde, şerbet veriyordum. Peki neden bu hale geldiler. Bence;

Tarlacı arı sayısı bitti veya bitme durumunda ve yeni çıkan genç arı’da çoğaldı. Tarlacı olmadığı için genç arılar tarlaya, çıkamıyor. Açlıktan ölüm derecesine gelen genç arılar,  dibe düştü. Ben bu döküntü arıların üzerine duman vermeye başladığımda, canlanıp petek üzerine çıkmaya başladılar. Örtü tahtasını kapatıp hemen şerbet verdim. İkindi vakti tekrar kontrol ettiğimde, arıların dört nala gittiklerini gördüm. Arılarımızı aynı akşam, Manavgat bölgesinde yeterli mera ve yabani çilek çiçekleri olmadığından Akseki – Cendeve bölgesine getirdik. Buradaki yabani çilekler yeni açıyordu.

C – Ana arı, çitada polen miktarı ile dışarıdan getirilen taze polene bakarak, günlük atar. Bu aylarda  polen almayınız.

D –  Kovan içi ıslaklık. NEM den dolayı arıların hastalanması ve telef olmasıdır. Kovanlarınızı, öne doğru dengeli hafif meyilli koyunuz. (sahil bölgesinde iseniz – Çita sayısı 4 ve daha aşağısı olduğunda çitaları, uçuş tahtasına ortalayıp yerleştiriniz. Boş iki tarafada birer, strafor koyunuz. Çitaları soğuktan korumak için kovan diplerine koyacak olursanız; hava değişimi olmadığı için, buralarda oluşan ısınmadan dolayı, nem ve su birikintisi olur. İç bölgelerde iseniz 4 çitalı arınızı dip taraflara çekiniz. Kovan dış tahtasında çatlak var ise, buralara silikon çekiniz.

E  –  Nisan – Mayıs // Eylül – Ekim aylarında değişken havanın etkisi ile üşüyen arı, yumak olur. Yumak dışında bırakılan çitalardaki günlük ve kapalı larvalar, bebe arılar üşür ve ölür.  Kireç hastalığı, sır‘lanmamış larvanın üşüyüp beyaz taş hale gelmesidir. Av.Y.Ç, gözlerde ölen pupa, zamanla bozulur ve kahverengi sıvı hale geçer. Kokmaz. Bu hastalık, Havanın ısınması ve çitaları azaltmanız, arıları sıkıştırmanız halinde, geçer. Yalnız üzerinde kapalı ve günlük olsa bile, içi sıvı hale geçmiş bozuk çitaları, çıkarıp yakmalısınız. Mayıs hastalığı, Kapalı göz içerisindeki  bebe arı  hastalığıdır. Arının dışkısı, sarı  dağınık nokta halinde ise, bozuk yiyecek hastalığı denilen,  Nosema hastalığıdır. Tedavisi için, 5lt  şerbete yarım çay bardağı Elma Sirkesini en az 2 kere veriniz. Diğer bir hastalık çeşidi ise  Amerikan Y.Ç. Bu hastalık tespit edildiğinde, çitalarının hepsi yakılmalıdır. Çita ve kovanlarda koku oluşur. Bu konu için: Arıcılık üzerine sizlerden gelen sorular, kısmına bakınız.

F– (gezginci bir arıcı arkadaşın itirafı)  Arıların yakınında  içme suyunun olmayıp, çok uzakta olması arı ölümlerine neden olmuş. Suyun olmadığını bile bile -özellikle- kek verilmesi ise, arı ölümlerinin en büyük nedenidir. Ege ve Ak deniz bölgesi dışında kalan  kovanlara  Aralık – Ocak – Şubat ayları içinde kesinlikle kek vermeyiniz.  Sahil bölgelerinde ise, soğukların uzun geçeceğini öğrendiğiniz, vermeyiniz.  Bu aylarda  kek verilirse kesinlikle arı ölümü olur diye, bir şart yok ama tedbir iyidir.

Varroa ile yeterince veya hiç mücadele yapılmamış ise; Bunun için duman, Oksalit ve Formik asit ile  mücadele yapabilirsiniz. Oksalit asit kışın günlük yok iken, Formik asit ise günlük var iken yapılır. -bilimsel olarak –  Belirtildiği üzere, oksalit asitin di-hidrat cinsi verilmeli.  Ayrıca varroa ile mücadele için arıya verilen büyük baş hayvanların ilacı, hem arı nesli için hem insanlara kalıcı zarar verir. Ayrıca varroa için 8 lt şerbete, 1 lt Timol Esanslı kekik yağı suyunun katılıp, 3 gün ara ile 2-3 sefer arının gücüne göre verileceği açıklanmıştır.

H – Özellikle Mart, Nisan, Mayıs // Ekim, Kasım ayları içerisinde, yeni çıkacak  yavru arıların, petek içerisinde ölmesini istemiyorsanız,  peteklerin tek yada iki tarafına  STRAFOR koyunuz. Arıların Kovanda Strafor ile Sıkılaştırılması.

–  Çağımızın nimeti ve külfeti elektronik cihazlar ile birlikte çoğalan ve yaygınlaşan radyasyonun arıların, yön bulmasını zorlaştırdığı belirtiliyor.

İ – Arıların kovan önünde çok fazlası ile uçuştuklarını gördüğün an   YAĞMA olmasa bile – HEMEN UÇUŞ DELİĞİNİ KAPATINIZ. Başka bir şey yapmayıp, en az 30 dk. BEKLEYİN; dağılsınlar veya kovan üzerine yapışsınlar. En güvenli şekli bu. Yalnız kovan içindeki arıların hava almasını engellemeyiniz. Uçuş tahtası delikli, kovanınız alttan polen tuzaklı ise, sorun yok. Kovan önünde uçuşların azaldığını ve arıların  çoğunun kovan üzerine konmuş olduğunu gördüğünüzde, uçuş tahtasını açınız.

J – Melezleştirilmiş arı çeşitlerinin, bulunduğu ortama uyum sağlayamadıklarından dolayı her daim arı ölümleri olabilmektedir.

K – Kışlatacağınız arı ve kovanlarınızın, uçuş tahtası yönünü mümkün olduğunca Sonbahar ve yazın güney/doğu; Kışın ve ilk baharın güney yönünde koymanızı tavsiye ederim.

L – Kovanlarınız yakın, karlı bölgelerde ise, üşenmeyip gidin. Kovanın önündeki karları en az yarım metre, toprak görününceye kadar temizleyiniz.  Arıların bazıları  uçuş yapamadan uçuş  tahtasından yere düşmekte. Kara düşen arı kalkamaz ise, uyuşur ve ölür. Toprak, düşen arıların konabileceği, ölmeyeceği güvenli bölgeyi oluşturur. Kovan üzerinde ve yanlarında kar var ve  kovana zararı yok ise, bunlar kalsın, faydası olur  

Diğer bir neden ise  ‘Sarıca-cimcime- veya Eşek Arıları ‘  Havaların yağmursuz geçmesi durumunda sarı arılar,  ARALIK ayına kadar yaşarlar. Bu arılarda, arılarımızın ölmesine, yiyeceklerinin azalmasına neden olur. Sarı arıların öldürülmesi için sizlere tavsiyem,  tuzaklara fazla güvenmeyiniz. En etkilisi, kovan yakınına koyacağınız bal bulaşığı petek veya bir naylon örtü üzerine dökeceğiniz şerbete gelen sarı arıları, bizzat kendinizin öldürmesidir. ( Ben bu yöntem ile  1 saatte,  50 ye yakın sarıca arı öldürdüm.)   🙂      01.2011

Dünyanın ve Türkiye’nin ortalama en sıcak en soğuk bölgesi ve Sibirya.

03.2017 – NOT :  Günlük olarak televizyon veya gazetelerde yayınlanan hava raporlarını okur, duyarız. Mesela  26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonunda Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41,  Antalya nın ise  38 C’ olduğunu okudum ve söylendi. Önemli olan 12 ay – 365 günlük ve geriye dönük uzun yılların ortalamaları dır. Aşağıda belirtilen bilimsel sonuçlar, Dünyada ve Türkiye’de bulunan yetkili birimlerin geriye dönük on yıla tekabül eden gözlenimleridir. ( 2013 – 2014 Kışında bildik soğuklar olmadı ama 13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arası Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında – 27 C’ görüldü) İlaveten;

Rakım, iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağ ve platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları mesela Alanya – Manavgat ilçeleri miz Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya,  Manavgat’tan daha sıcaktır. Yapay bile olsa gölet ve barajların  az – çok olması, bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması bölgenin, yörenin iklimini etkilemektedir.

Gelen sorular üzerine : dünyanın sıcak veya soğuk olmasının nedeni? Aynen ateşe yakın olanın ısındığı, uzak olanında üşüdüğü gibi. Dünyamızın ve bizim ateşimiz, Güneştir. Dünya Güneşe yakınlaştığı zaman ısınır, uzaklaştığı zaman soğur. Dünyamızın Kuzey ve Güney yarı küre olarak bir taraf ısınırken diğer tarafın soğuk olmasının sebebi ise; dünyamızın Güneşe göre 23 ‘ açı yapmasından dolayıdır. Bu ise mevsimlerin oluşmasına sebep olur. Bu, yazabileceğim en basit açıklama şeklidir. dünyanın EN soğuk yeri hangi bölgededir. Aşağıda belirttiğim bilimsel tespitlere göre Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden  daha soğuktur. İlaveten  GK merkezi, tamamen kara (toprak) bir tabakadan oluşurken KK nokta merkezi, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. ağustos ayında dünyanın yerleşim  olarak en soğuk yeri, yine Kuzey yarı küre içerisindeki kıta ve ülkelerdir. Dünya haritasına göz atarsanız,  Ekvatorun güneyinde bulunan ülke sayısı ve kıta oranı, daha az. Kuzey yarı küre yaz ayını yaşarken, ekvatorun güneyi kış mevsiminde oluyor. Kışı, soğuk biliriz. Ama öyle iken bile, Güney yarı kürede olan en uçra yerleşim bölgesi, kış mevsiminde bile, bizim kış soğuklarımızdan, daha sıcaktır.

Sibirya’ya yağan turuncu karın sebebi ise: Rusya Meteoroloji yetkilileri tarafından açıklandığı şekle göre Kazakistan, Çin veya Japonya içerisindeki kimyasal fabrıkalardan kaçan veya salınan kimyasal katkılı gazların, esen rüzğarlar tarafından Rusya içlerine getirildiği, kar ile toprağa düştüğü şeklindedir.

Sibiryanın –en soğuk değil– daimi çok soğuk olmasının nedeni?:  Sibirya topraklarını K/G – D/B yönlerinde göz önümüze alırsak, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Diğer taraftan ise Eski Sovyetler yeni Rusya devletinin merkezi yerleşim yerleri ile / Sibirya toprakları arasında K/G istikametinde Ural Dağları var. Avrupa kıtası üzerinden Sibirya bölgesine sıcak bir havanın gelmesi mümkün değil. Doğusu ise, açık deniz olmakla beraber Sibirya toprakları enlem olarak KK daha yakın olduğu için, soğuk hava etkisi daha kalıtsaldır. Sibiryanın Kuzeyi ise; Kutup deniz bölgesine açılmaktadır. Geriye Sibirya nın güneyi kalıyor. Bu sefer karşımıza batıdan doğuya doğru uzanan Pamir ve Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor. Hint Okyanusundan  yükselen sıcak rüzgarlar, yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendiside ‘buz’ oluyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), sıcak havayı göremeyen Sibirya, dondurucu soğuklardan kurtulamıyor.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise Rusya nın  Sibirya bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın Ojmyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yerinde kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş. Pasifik Okyanusuna yakın  bölgede olan  Verkhoyansk rakım: 130 mt olup, 1888 yılı Ocak ayı  (90 F)  – 67,8 C’.  . Kaynak: NASA ve Rus Bilimler Akademisi meteoroloji istasyon kayıtları.

02.2017 ilave – Dünyanın en soğuk yerleri ise: ABD – Minesota Eyaleti Koochiching kasabası, yıllık sıcaklık ort. + 2C’ . /  ABD – Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ . / ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün), – 45 C’ . / Grönland KK Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ . 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. /  ABD – Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C; / Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’Kaynak:  www.uznayvse.ru

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehri 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım.

Bilgi paylaşımında üyesi olduğum NASA’ nın,  9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına göre:  Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre Dünyanın en soğuk olan bölgesi, 93.2 C’ (136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır. – 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama  en sıcak yerleşim yeriEtiyopya’nın Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması : + 34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: + 47 C’  dir.  Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın  + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir.  Kaynak: BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti Vredendal kasabasında Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık + 48.4 C’ olmuş. 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş.  www.gismeteo.ru

Türkiye de 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe‘de tespit edilen  bir anlık / günlük en yüksek sıcaklık ise + 48.8C’ dir. Anlık en soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait  44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir.  Kaynak: BBC

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık ortalamaları, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru +28 C’  ile  +15 C’  arasında değişmektedir. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları 26 C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının bana göre iki önemli nedeni var:

AToros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını   kesmektedir. Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt

B –  744 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen; G. Doğu Anadolu bölgemiz in güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye, Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu etkenlik ise Güney Doğu bölgemizin, Akdeniz iklimi ile yarışmasına, olumlu bir etkendir.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder. Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunu’da hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır. Ve Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük sıcaklık ortalaması ise, + 15 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. Özelliklede bu ilçeye gittim. Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsül kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk  olan şehirlerimizin başında,   15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı. – 11 C’ ile Kars ve  – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870, Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin 3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk hallerinin ortalaması ise: + C’ ile  + 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 C’ ile + 45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir.

İlave bilgi: Sahara rüzgarları ve diğer Kuzey Afrika çölleri tarafından toplanan çöl kumları, genellikle Karayip Denizi üzerinden tüm Amerika kıtasına taşınır. Aslında toz olayları, Sahra’dan sadece Amazon Nehri Havzasına her yıl yaklaşık 40 milyon ton çöl kumu döküyor. Araştırmalar, Amazon bölgesinin çok verimli olma sebebinin,  Afrika’dan gelen rüzgarlarda taşınan zengin mineralli çöl kumları yüzünden olduğunu gösteriyor.  NASA 04.2017

Türkiye de Yaşadığımız İklim Çeşitliliği ve Etki Alanı  20.12.2010      Mecit  ALBAYRAK

Ana Arının çiftleşmesi hakkında.

02.2017 – Bir müddet öncesine kadar, ana arıların çiftleşmek için binlerce metre yukarı ve uzağa gittiğini, erkek arılarında, dişi ana arının arkasından son gaz anaya yetişmek için kendini parçaladığını anlatırlar bile öyle bilirdim. Şimdi bazı arkadaşların; – Yenimi öğrendin?, diyeceklerini düşünürken, öğrendiğim ve yazdığım yeni şekil ile; Bilen kişilerin ‘yok’ denecek kadar az olduğunu, olacağını sanıyorum. Bu bilgileri, İngilizce paylaşımlarda bulunan bir siteden elde ettim. Aldığım notuma sadece cümle tamamlaması ve kendi bilgilerimi ilave ettim.

Ana arı çiftleşme uçuşu genelde  öğlen ve sonrası başlar. Bu durumu erkek arılarda bilir ve tetikte bekler. En az Bir haftalık olgunlaşma süresini tamamlayan erkek arılar, öğlen vakti kovanlarından çıkıp, kovanlara yakın mesafede uçup, ana arıyı yakalama şansına erişenlerden olmak ister.

Yerden 5 ile 40 metre yukarıda; 30 ile 200 metrelik bir çap içerisinde, yeterli erkek sperminin olması için tam olgunlaşmış en az 7, en fazla 12 erkek arı ile ve her bir erkek arı ile  2 – 5 saniye arasında  süren çiftleşme anı olmaktadır.

Çiftleşme işlemi genelde 20 ile 30 dakika arasında olup biterken, en fazla 1 (bir) saat sürmektedir.

Not: Çiftleşecek ana arınız bir tane, bile olsa! Diğer kovan ve kovanlarınız da  15 taneden az erkek arınız var ise, veya ana arının çiftleşeceği  2 km çap içerisinde başka arıcının olmadığı ve olmayacağını biliyor iseniz, mümkün ise ana arı yaptırmak için acele etmeyiniz.   04.2016

Kayınvalide Kraliçe Nefertiti ile damat kral Tutankamon ortaklığı

02.2017 –  Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf başlıklı yazımda, bu firavun ve karısı Nefertiti hakkında -en son- 2007 tarihli belgeselde, arkeoloğlar tarafından söylenen açıklamalar doğrultusunda   Firavun Akhenaton ve karısı Nefertiti’nin mezarlarının bu zamana kadar neden bulunamadığını yorumlamış ve sizlerle paylaşmıştım.

2015 Eylül ayı içinde Euronews tv kanalı; Mısır firavunu  IV. Amenhotep / Akhenaton’un ile dillere destan güzel karısı kraliçe Nefertiti’nin mezarının tespit edinmişliği hakkında, bir haber geçti. Neden ‘edinmişliği’! Yapılan elektronik tespit sonucu Tutankamon’un mezar odası bitişiğinde bir mezarın daha bulunduğu ve bu mezarın, kraliçe Nefertiti’ye ait olabileceği düşüncesi hakim olduğu için, böyle yazdım.

Bu zamana kadar okuduğumuz tarih kitapları ve izlediğimiz tarihi belgesellerde Akhenaton, Nefertiti ve Tutankamon’un ölüm şekilleri hakkında hep, şüpheli anlatımlar mevcuttur. Bu 3 kişiye ait mezarların bulunmayışı veya geç bulunmasının nedeni: Çok tanrılı bir inanışa sahip devlet ve halkının, Güneş üzerinden ‘tek tanrı’ sembolü ve inanış şekline geçmeleri ve geçmelerine mecbur edilmeleri idi. İyi ama Tutankamon’un kabahati ne idi?

Tek tanrı uygulamasını Akhenaton ve Nefertiti yapmıştı. Bu uygulamalar zamanında Tutankamon bir bebek ve çocuk idi. Ama Akhenaton’un 2. karısından öz oğlu, Nefertiti’ninde üvey oğlu ve damadı aynı zamanda geleceğin saltanat naibi ve firavunu idi. Geçmişte ve günümüzde saltanat hırsında olmuş, olan ve olacakları okuduk. Eski Mısırda bu hırsa sahip olanların başında ise, çok tanrılı inanışın uygulayıcıları olan kahinler gelmekte idi.

Haliyle bu kahinlerin saray içerisinde ‘yardakcıları’ her zaman olmuştur. Akhenaton ve karısı Nefertiti, bir şekilde art arta ölmüş – öldürülmüşler. İktidar ve hırs sahibi kişiler tarafından da, kral ve kraliçenin mezarları lalettayin yapılmış, mezarları ve belgeleri yok edilmiş.

Tutankamon, genç yaşında ve büyük bir ihtimal ile öldürülmüş. Haliyle kendi adına bir mezarı yoktu. Bu acil ölüm durumunda -ki, öldürülmüş olsa bile sonuçta bir kral idi.19 yaşında katledilen kral Tutankamon’un bir mezarı olmadığı gibi, mezar yerinin adı bile yoktu. Ama bir firavun alel usul bir yerede, gömülemezdi. Bu keşfin açıklanması ve haberin devamı;  Euronews haber kanalından -benim yorum şeklimle-.

Tutankamon, acilen kayın validesi  Nefertiti’nin mezar odasının ÖN tarafına gömüldü. Kayın validesi Nefertiti ile Tutankamon’un lahiti arasına’da bir duvar örüldü ve Nefertiti’nin mezar odası, arkada kaldı. Ve şimdiye kadar bilinen şekli ile bu duvarların ön yüzünede, kral Tutankamonu tasvir eden bir çok resimlerin çizilmesi ile Nefertiti’nin mezar odası, kamufle edilmiş oldu. Akhenaton ve Nefertiti’nin mezarlarını arayan bilim adamı ve arkeoloğlar, Tutankhamon’un mezar odası duvarlarına; geriye dönüş yapan radyo ses sinyallerinin verilmesi sayesinde, Tutankamon’un mezar odasının arkasında, bir bölmenin daha olduğu sonucuna varıldı. Bu sonuca göre, bu bölmedeki mezar odasının Kraliçe – kayın valide Nefertiti’ye ait olduğu ‘şüphesine’ erişildi. Euronews

Tutankamon’un mezarı 1922 yılında tesadüfen bulunmuştu. Çünkü bu firavunun mezarı bilinen firavun mezarlarına benzemediği gibi, tamamen çöl kumları altına gizletilmişti. Neden böyle yapıldı? Bana göre; Tutankamon’un Aton inancının kabul ettirilmesinde kabahati olmadığı gibi, kendisinden sonra gelen firavuna da, bir makam bırakmıştı. Haliyle, azda olsa bir iltifatı hak ediyordu ama, mezar yerininde, Nefertiti yüzünden bilinmemesi gerekiyordu. İnşallah, açıklandığı şekilde olur ve eksik bilgilerimizi tamamlamış oluruz.   29.10.2015

 

Dünyada ve Türkiyede Deprem ile Jeotermal enerji bölgeleri.

Bu konu ile ilgili bilgileri, Bilim adamları tarafından açıklanmış teknik bilgiler ve görsel sunumları üzerinden güncellemekte yim.

02 . 2017 – Önce Tektonik levha/plaka – Fay hattı ve Deprem nedir, nasıl oluşur.  Bunu bir benzetme ile açıklamak istiyorum. Evinizdeki çok beğendiğiniz bir fincan kırıldığında atmaya kıyamaz, yapıştırırsınız. Yapıştırdığınız 2 parçanın birleştiği çizgiye fay hattı, yapıştırdığınız 2 ayrı fincan parçasına Tektonik levha /plaka denilmektedir.  Bilimsel açıklama doğrultusunda dünyamız (en büyük)  8 adet tektonik plakaların birleşmesinden meydana gelmiştir. (ayak bastığımız yerde fay hattı yok, anlaşılmasın) Diğer bir anlatım ile; Fincanlar; görüp bildiğimiz kıtalardır. Kıtaların oturduğu deniz dibindeki toprak ise; Fincan altlıkları yani tektonik plaka. İki fincan altlığının birbirine değdiği yer ise; fay hattı‘dır.  Altlık oynarsa fincan sallanır bu sallanma şekli ile yer yüzü sallanır, binalar çöker, denizlerde tsunami olur, insanlar ölür. Bu oluşuma, deprem denir.

Okyanus tabanını oluşturan yer kabuğu, devamlı hareket ve erime durumundadır. Dünyanın merkezine doğru inen ağır tektonik tabaka, kendinden hafif tabakayıda üstüne doğru yönlendirmektedir. Nüveye doğru inen toprak tabakanın uç katmanları erirken, arkasındaki toprak kütleyide nüveye doğru çekmektedir.  Bu çekmenin akabinde oluşan  sünme neticesinde deniz dibindeki tektonik plaka, ama deniz dibinde ama ayak bastığımız toprak altında, iki uçtan gerilmiş ipin en zayıf yerinden koptuğu gibi, gördüğümüz toprak iki parçaya ayrılmaktadır. Bu şekilde iki parçaya ayrılan toprak ve kayma neticesinde yeryüzünde titreme, sallanma sonucu deprem meydana gelmektedir. Akdenize kıyısı olan kıta ve ülkelerde olan deprem ise, Afrika deniz tabanından ve  her 3 okyanus üzerinden Av., Af. ve Asya kıtalarına gelen ‘ittirme’, sonucunda olur.

 Aşağıdaki link deprem konusunda aklınıza gelen –  gelmeyen sorularınıza dünya görsel, hareketli çizimleri Türkiye, kıtalar ve okyanuslar üzerinden size verilecek en güzel cevap şeklidir. (daire içlerini tıklayın)

http://www.msnbc.msn.com/id/47017657/ns/technology_and_science-science/#slice-2    

 TÜRKİYE DE TEHLİKELİ DEPREM BÖLGELERİMİZ.

a Devamlı sancısı olan, oluşması halinde büyük yıkımlara neden olabilecek  Adıyaman – Malatya – Maraş üçgeni ve bunların etkisinde kalan tehlikeli dış uzantıları olan, bu illere komşu illerimizdir.

Bu bölgemiz ve Anadoluyu, kuzey / kuzey doğu yönündeki Kafkas sıra dağları ile Güney / Güney Doğu  Anadolu bölgemiz ve  İran – Himalayala  dağları üzerinden ayrıca;  Suriye üzerinden  giriş yapan Arabistan Yarım Adası kaynaklı aktif fay hatları, olumsuz etkilemektedir. Bilim adamlarınca, bu sıkışma ve sıkıştırma nın tehlikesi vurgulanmıştır.

b – Yüz yıllar içerisinde 13 – 14 kez yıkıma uğramış, her daim deprem tehlikesi olabilecek Hatay.  Bu bölgemizde, a – şıkkında yaptığım açıklamalar doğrultusunda tehlikeli bölgemizdir.

cFenike ilçemiz ile Rodos adası ve arası. Bu nokta yerler Orta Doğu kaynaklı Kıbrıs Adası etkisinde olan sancılı bölgemiz. 2013 Aralık ayı içerisinde Antalya açıklarında 4 ve 6 şiddetinde iki kere deprem oluştu.

d –  Kuzey Anadolu ( Karadeniz) Bölgemizden geçen fay hattı. Bu hat  Amasya – Merzifon‘u etkisi altına almaktadır. Bu bölge ve hat suskun ve beklemede.

—  İzmit merkezli İstanbul, Yalova ve Gemlik, her daim hatırlanan bölgemizdir. Bu bölge, Kuzey Anadolu fay hattı bölgesinde yer almaktadır. 22.10.2013 -bugün- Kanal D de yayınlanan deprem hatları ile alakalı açıklamadan gördüğüm ve anladığım kadarı ile: İzmit/ Bolu üzerinden iki kola ayrılan deprem fay hattının bir kolu İstanbul açıkları Marmara derinliğinden Gelibolu üzerinden Saroz körfezine uzanırken diğer fay hattı Yalova üzerinden Kütahya, Bursa, Ayvalık’tan Yunanistan’a  doğru yönelmektedir.

En etkin fay hattı ise; Karadeniz’e paralel giden Kuzey Anadolu fay hattı dır. Anadolu üzerinde depremin en etkisiz olduğu bölgemiz ise -özellikle Konya bölgemizin olduğu vurgulanmaktadır.

   JEOTERMAL ENERJİ

Jeotermal ısı; Yer Isısı anlamındadır.  Genelde deprem bölgesi yerlerinde fazlası ile oluşmakta ve bulunmaktadır.  Şunu kesin olarak bilmeliyiz ve biliyoruz ki; Jeotermal Kaynak ve Jeotermal Enerjiyi elde etmek için, illa deprem bölgesinin olması gerekmez. Bir bölgede sıcak suyun çıkıyor olması; İlla o bölgenin deprem bölgesi olduğunu göstermez.  Mesela, Büyük Sahra çölünün 1.5 km ve sonrasına inilirse 65 C’ ve üstü, sıcak su çıkar (BBC)

Bilimsel olarak mağmanın, ayak bastığımız yüzeyden 45 km derinlikten itibaren dünya merkezine doğru indiği belirtilmektedir. Apartmanlarda olan uzun soba bacası benzeri lav kanallarının, dünyamızın bazı kesimlerinde yer yüzüne daha yakın olduğu ve baca uçlarında biriken mağma havuzları sayesinde; Gayzer, sıcak su (kaplıca), buhar ve Yanardağların oluştuğu açıklanmaktadır. Yanardağın varlığı ve patlaması, O bölgede depremin olacağı manasına gelmez. Bir bakıma yanardağlar dünyamızın; Çok ısınan banyo kazanlarının üzerinde olan otomatik basınç tahliye fiskiyesi gibi, güvenliğimizi sağlar. Fakat depremin olması, yanardağın oluşmasına, sıcak suların çıkmasına bir etkendir. Sıcak su  istenirse, Himalaya dağının tepesinden; Güney Kutup noktasına kadar olan  her yerde*n* Artezyen Sondajlar sayesinde çıkar-tılır.  Ayrıca, oluşan bir deprem, termal suyu yer yüzüne çıkarttığı gibi, çıkan suyun azalmasına – yok olmasına da, neden olur. 02.2017

ek bilgi – Bir ara Türkçe yayın yapan Rus RTV kanalında izlemiştim. Kamçakta Adası hem deprem hem fazlası ile sıcak su akarlarının çok olduğu bir bölgedir. Bir yanardağın çevresinde var olan sıcak su kaynakları, geçen zaman içerisinde oluşan bir deprem nedeni ile üzerine kayan 4.5 milyon tonluk toprak ve kayaların altında kalarak, kaybolmuş.  En basitinden şöyle düşünün. Çevremizde olan ve yer altından gelen bir kaynak suyun yönünü, kazılan bir inşaat çukuru, doğal gaz, elektrik yer hattının su akış yönünü değiştirdiği, unutulmamalıdır.

Jeotermal ısı = Yağmur sularının, yer küresi derinliklerindeki toprak tabakaları arasında sıkışan birikinti su, mağma nın yaptığı ısıtma etkisi ile genişlemekte ve yer yüzüne çıkmak için basınç yapmaktadır. Yer yüzünün zayıf ve eriyen bir tabakasına denk gelen sıcak su, bu katmanı eriterek sızıntı şekli ile veya tazyikle çıktığı gibi,  sondaj vurularak yer yüzüne sıcak su ve buhar olarak çıkartılmaktadır.

Jeotermal ısı, dünyanın her bir ülkesinde az çok çıkmakta çıkartılmaktadır. Ayrıca; Dünya küresini kapsayan bütün deniz ve okyanus tabanlarında  bulunan jeotermal kaynakların dünyada bilinenlerden çok daha fazla olduğu, bilim adamlarınca vurgulanmaktadır.

RusTG Tv kanalından – Kamçakta yarım adasında irili ufaklı 300 dolayında volkan bulunmakta. Öyle ki bu yarım adaya ‘ Ateş ve Buz diyarı’ benzetmesi yapılmaktadır. Eski insanlar, volkanların patlama sebebi olarak, Volkan dağı içerisinde yaşayan  ”Demirci Ustasının” kızğınlığı veya çalışması olarak ad ederlermiş.  Rusya, 1966 yılından beri yer yüzüne çıkan  40 ve 250 ‘C sıcaklıktaki su ve buhar sayesinde, deniz seviyesinin 800 mt yukarısında olduğu gibi, yer altında kurdukları elektrik santrallerinden, elektrik üretmektedirler. GK Antartika da bile, konisi içerisinde lav bulunan bir yanardağ mevcuttur. Endonezya da 1815 yılında patlayan bir volkandan çıkan kükürtlü gaz sebebi ile, 500 km mesafe içerinde  kalan ülke ve insanlarının; Üç (3) gün boyunca güneşi göremedikleri, anlatılmıştır. Yüzyıllar öncesi Sönmüş bir yanardağ, bu gün patlayacağı gibi, bu gün faal olan bir yanardağ ise yüz yıllar boyunca, söne bilir. – ( Nasa – Dünyada 2017 itibari ile faal 91 adet yanar dağ vardır.)

İlk çağlardan beri, özellikle sağlık amaçlı olarak yararlanılan jeotermal sıcak su kaynakları çanak, çömlek ve  cam malzemelerinin imalatında kullanılmaya başlandı. ilk defa 1827 yılında İtalyada 1850 li yıllardan itibarende Avrupada başlayan sanayi devrimi ile, bu alanda kullanılmaya başlanılmıştır.

1905 yılında gine İtalya da, jeotermal elektrik üretimine başlanılmış.  Peki jeotermal enerji nerede ve nerelerde kullanılıyor dersek :

a – Elektrik üretiminde   b – Binaların , seraların  ısıtma uygulamalarında  c – Metallerin ısıl işlemine yönelik endüstriyel amaçlı kullanımlarda    d – Kimya sanayisinde    e – Kaplıca suları ile tedavi yönteminde    f – Maden suyu dolum ve içimlerinde .

Bu gün İtalya, ABD, Rusya, Japonya, İzlanda, Filipinler , Yeni Zelanda , Kenya başta olmak üzere 18 ülkede jeotermal  elektrik enerji üretimi büyük ölçüde yapılmaktadır. Kenya, dünyada 8. büyük jeotermal elektrik santrallerine mevcut olup yıllık bazda 514 MV (megavat) elektrik üretilmektedir. – Mart 2016 / Euronews

bilimsel açıklama – Buzlar Ülkesi  İzlanda  (buz) Adası; aynı zamanda lavlardan oluşmuş etkin volkanların olduğu bir adadır. İzlanda adasını K/G istikametinde kesen tektonik plaka yüzünden ada, D/B yönünde her sene 2,5 cm büyümektedir. Üstü buz dağı, altı fırın olan kendine has yanardağları ve ısısı ile apayrı  jeotermal bir bölgedir. 1963 yılında İzlandanın 35 km güneyinde denizde yeni volkanik ada oluştu. İzlanda, Dünyada en fazla jeotermal enerjiyi kullanan ülkedir. Elektrik Enerjisinin yüzde 81’ini, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyor. Halkının yarısının evleride, bu sıcak su ile ısıtılmaktadır. Hatta, buzlanmanın önüne geçilmesi için bazı kara yolları, yol altından sıcak su ile ısıtılmaktadır. Buna rağmen kişi başına 7,5 ton CO2 -karbondioksit- üretiyor.  Bu da İngiltere ortalamasından sadece bir ton az. Çünkü aynı zamanda, kişi başına petrol tüketimi açısından Katar’ın ardından ikinci sırada yer alıyor. Kaynak: BBC – Aralık 2010 dip not: İzlanda’nın nüfusu 330.000; İngilterenin ise 61 milyon.

Unutmayalım’ki: Petrolün bir gün biteceğinin hesapları yapıldı ve yapılıyor. Ama jeotermal kaynakların bitmesi mümkün değildir. Sebebi ise; Jeotermal’in yakıtı olan su; Yağmur sularına dayanıyor. Yağmur ve kar’ların yağması devam ettiği müddetçe, yer altı katmanlarına inerek, sıcak katmanlara ulaşan su nedeni ile; Jeotermal enerji her daim var olacaktır. Önemli olan saniyede çıkan su miktarı ve sıcaklık derecesidir.

TÜRKİYE DE  JEOTERMAL ENERJİ VE TERMAL BÖLGELERİMİZ :

21 Mart 2017 tarihli Hürriyet Gazetesinden alıntıdır, kendi ifadem şekli ile: Jeotermal üretim ve kullanımını sağlayan / Yapan üreticinin açıklamalarına göre: 230 / 120 C’ arasında Elektrik üretimi; 120 / 80 C’ arasında olan -düşen ısı ile evler; 80 / 60 C’ olan – düşen sıcaklıktaki ısı ile seralar; 45 / 40 C’ olan –  düşen ısıdaki su ile termal tesislerde kullanım şekli, olmakta imiş. Ağrı / Diyadin, Nevşehir / Kozaklı, Balıkesir /  Bigadiç, Yozgat / Sorgun ilçelerinde 2 yüzbin dolayında evler, jeotermal ısı ile ısıtılmaktadır. 2017

Türkiye de ilk jeotermal sondaja 1960 yılında Ege  bölgesinde başlanılmış. 1968 yılında Denizli – Kızıldere ile İzmir – Balçova ve Seferihisar da uygun derecede sıcak suya rastlanılmış. Ülkemizde bulunan jeotermal ısı bölgelerini batıdan – doğuya doğru sıralar isek:

 İzmir – ( Aliağa ilçesinde, denizin suyu ile devamlı karışan ve kendiliğinden çıkan bir termal su kaynağını gördüm) – Manisa – Aydın – Denizli – Balıkesir – Bursa – Yalova – Kütahya – Bolu – Adapazarı – Afyon – Ankara – Kırşehir – Nevşehir – Yozgat – Adıyaman – Van ve Ağrı etkin termal sıcak kaynaklarına sahip illerimiz dir. Ülkemizdeki termal kaynaklar genelde, Ege bölgesi ağırlıklıdır. Bu bölgemizde sıcak su ve elektrik üretiminin  daha fazla olmasının sebebi, sıcak su katmanlarının yüzeye daha yakın ve maliyet masrafının, az olmasındandır. 02.2016

Balıkesir – Gönen  Kütahya – Simav  Afyon merkez ve Sandıklı  Kırşehir  merkez ve Kaman  İzmir –  Narlıdere , Balçova  Ankara – Kızılcahamam Manisa – Salihli  Ağrı – Diyadin’de bir çok evlerin ve seraların ısıtılması termal sıcak su ile yapılmaktadır. Özellikle bu uygulamalar,  Ege Bölgemizi kapsamakta olup 2 milyon metre kareye yakın seralarda, sıcak su kullanılmaktadır. (2012 verileri)

   Kaplıca kullanımında ise en başta İzmir – Aydın – Afyon – Balıkesir – Adapazarı – Yalova ve Ankara başı çekmektedir. Burada belirtilen termal ısılı kaplıcalarımız, ülke ve yurt dışı bazında tanınan yerlerimizdir. Başka yerlerde küçük çaplı, hatta açık arazide insanlarımızın girdiği sıcak su kaynaklarının olduğu bilinmektedir.  Ağrı’nın 1925 mt yükseltisindeki Diyadin ilçesinde; 70’C ye varan jeotermal su kaynakları mevcuttur. Ülkemizde, sıcaklığı 40’C  ve üstünde olan jeotermal saha sayısı, 1500  den az değildir.

Türkiye’de ilk jeotermal ile elektrik üretimine; 1984 yılında Denizli-Kızıldere’de başlanılmış. Santral, 20.4 MW kapasiteli olarak kurulmuş olup, ancak 15 MW gücü oranında çalıştırılmaktadır. Jeotermal Elektrik Üretiminde ise, üretimin verimli olması için yüksek ısı gereklidir. Özellikle Ege Bölgesinde bulunan jeotermal kaynakların ısı derecesi 130 ile 232’C  arasındadır. Elektrik üretimi için en az 120 C’ ısı gerekmektedir. Aydın – Denizli ve Çanakkale de olmak üzere 6 yerde jeotermal elektrik üretimi yapılmaktadır.

Ne yazık ki; bu tip kaynakların bolca bulunduğu ülkemizde yapılan arama ve kullanma gayretleri, jeotermal su kaynakları zenginliğimizle doğru orantıda olduğu iddia edilemez. 2010 yılı hesabı ile; Rusya – İran ve Azerbaycan’dan temin edilen doğal gaz için, basında yazıldığı kadarı ile; ‘ Ya kullan; Ya parasını ver ‘  şartnamesini  göz önüne alırsak, şuan için jeotermal enerjisi üretilen daha nice sahaların, kapatılma ayarına yakın çalıştırıldığını düşünebiliriz.    Aralık 2010  –  Mecit ALBAYRAK

Arı hastalıklarının önlenmesinde alınacak basit tedbirler.

02.2017 – Arılarınızda her hangi bir hastalık oluşur ise, bahaneyi başkalarında aramadan önce;  Nerede hata yaptım diye! biraz düşününüz! Ve gelelim arı hastalıklarına karşı yapa bileceğimiz basit uygulama ve önlemler. Aşağıda belirttiğim arı hastalıkları ve tedavisi, tecrübem ve bilimsel açıklamalar doğrultusundadır.

En basit arı hastalığı ‘Kireç Hastalığı‘ dır. Bu hastalık özellikle, petek gözlerinde olan ve sırlanmamış larvaların, beyaz taş şekline gelmesi ile olur. Nedeni ise; soğuk ve serin günlerde üşüyen olgun arılar, larvaların olduğu petek yüzeylerini terk eder.  Olgun arının sıcaklığından mahrum kalan larvalar üşür, donar ve kireç şeklini alır.  Tedavisi; Üzerinde arı gezinmeyen petekleri alıp, strafor ile sıkıştırıp, bol şerbetleyin,

Diğer bir şekil ise, petek içerisinde kapalı gözlerde olgunlaşma seviyesine gelen bebek arılar, arıların çekilmesi nedeniyle üşümüş ve kimisi başını dışarıya çıkartmış şekli ile ölürken kimisi de  kapalı gözün kapağını bile açamadan ölür. Dışarıdaki arılar hem bu tip hem kireç şeklindeki ölüleri dışarıya atarlar. Yavru atımı ve kireç hastalığı; Adi yavru çürüklüğüne gire.

Avrupa ve  Amerikan Yavru Çürüklüğü  hastalıkları için; Arı ve Arıcılık Üzerine Sizlerden Gelen Sorular. 10. maddesine bakınız. Bu satır ile yukarıda belirttiğim hastalıklar, Arılarda Bakteriyel hastalıklar gurubuna girer.

Kovanlarınızı; devamlı ıslak olan, su sızan ve akan toprak üzerine koymamaya dikkat ediniz. Çünkü bataklık durumunda olan bu yerde her türlü bakteri yaşar, arılarınıza bulaşır, eliniz ve malzemeleriniz vasıtası ile de kovana taşırsınız. Diyeceksiniz ki; arının kendisi gitmez mi? gider ama siz tedbirinizi alın.

Eldiven ve malzemeleriniz bir şekilde pislendi ise, her daim ve her seferde, çamaşır suyu karışımı dezenfektan içine sokup çıkartamazsınız. En basitinden; biraz alevleyeceğiniz körükten çıkan alev üzerinde eliniz, eldiveniniz ve malzemelerinizi gezdirir iseniz, dezenfektan yapmış olursunuz. Eldivenlerinizi çamaşır suyu ile temizlemeye kalkarsanız, kuruduğunda çeker ve dikişleri kopar.

Ekmeksiz çorba, insanı besler ama doyurmaz. Polensiz ve sadece bal veya şerbet ile beslenen arıda, pisliğini yaptığında dağınık nokta şeklinde ishal görülür. Bu hastalığa Nosema denir. Ayrıca diğer bir belirtisi ise; arı (fazla) uçamaz.  Büyük kanatların altında ki küçük kanatların, bitişik olması gerekir iken, küçük kanatlar ayrık ve aşağıya doğru düşmüş görünürler. Tedavisi ise; Nane yağı veya özellikle -aktarlar veya marketlerde- timol esanslı 1 lt kekik yağı suyunu, 8 lt şerbet içine karıştırıp kovanın gücüne göre şerbetliğine  8 – 10 gün içerisinde 3 kere dökerek veriniz.

Aynı yöntemi Varroa içinde, her daim uygulaya bilirsiniz. Varroa ve varroa nın sebep olduğu hastalıklar, kanı emilen arıların bağışıklık sistemlerinin zayıflaması ile ortaya çıkan Virüs  (viral) hastalıklar gurubuna girer.

Petek güvesi; nemli ve hava akımlarının az olduğu yerlerde gelişir. Güvenin önlenmesi için ise toz kükürt, kolonya ile ıslatılmış pamuğun, petek aralarına konulup yakılması; (yalnız pamuğu yakıp, orayı terk etmeniz lazım) Veya özellikle polenli çitaların, -18 – 24 C’ ve derin dondurucuda bir gün bekletilmesi gerekmektedir. 02.2017

Bu arada bir düşüncemi de sizlerle paylaşmak isterim. Arıları kontrol ederken çitaların ve kovanın içinde olan propolisi sıyırıp, istersek alıyoruz veya atıyoruz. Şayet propolisi ihtiyacınız için almayacaksanız, sıyırdığınız propolisi gelişi güzel atmayınız. Temiz bir taş, ağaç, dal veya başka bir yere sıyırınızki Arı, sıyırdığınız propolisi tekrar toplamak için uzaklara gitmesin. 06.2013

Arı ve Doğa hakkında.

 01.2017 – Özetini yazıp, anlatımını basitleştirdiğim bu bilgileri; Hotbird Tv uydusu üzerinden bir ara şifresiz herkese açık, Türkçe yayın yapmış olan Rusya’ya ait RTG TV kanalından elde etmiştim. Bu bilgiler, Başkurdistan eyaletinde yapılan arı ve genel arıcılık bilgilerini içeren ilk bölümdür. Devamı, Arı ürünleri ve Arı zehirinin faydası. başlıklı yazımda dır.

İspanyada ki Pauk (Paul)  Mağarasında keşfedilen taş ve kaya parçaları üzerinde bulunan kazıntı ve çizimler üzerinde yapılan araştırmalara göre arı, 80 milyon -Paleontolojik (Taş) Devri- yıldır yaşamaktadır. İnsanlar da, dokuz (9) bin yıldır yabani  arı ballarının alımı ile uğraşmakta-yız-dır. (Beslediğimiz, balını aldığımız arılar bile, yabani sınıfına girmektedir)

 Bitkiler üremek için, rüzğar ile birlikte çeşitli böcek ve arılara ihtiyaç duyar.  Çiçek açan bitkiler, böcek ve arıların ilgisini çekebilmek  için çiçek tomurcukları dibinde şekerli bir madde üretirler. Bu maddeye, nektar denilmektedir. Arılar, çiçeğin birinden nektar alır, diğer bir çiçekten de polen alarak kovana gelmekte iken aynı zamanda bitkilerin eşeysel üremelerine, katkı sağlamaktadırlar. Getirdiği nektarı kovanda hazır bekleyen genç arıya verir, poleni de gerekli yere bırakırken arı, özel salgısı ve bal ile karıştırarak, petek gözüne sıkıştırır.

Bu işleri biten arı tekrar, araziye çıkmaktadır. Nektar ve polenin koku ile tadı, getirildiği bitkiye göre değişmektedir. Çitaya konan nektar en erken,10 gün içerisinde bala dönüşmektedir. Bir bitki üzerine daha önce bir arı konmuş ise, O bitkiye kokusunu bırakıp gider. Kendisinden sonra gelen başka bir arı, bu kokuyu aldığı zaman; – Nektarın kalmadığını bilir ve oyalanmadan gider.

  Dış sıcaklık ne olursa olsun, kovan içerisindeki sıcaklık 32 ‘C dir. İç  sıcaklık 32 ‘C geçtiği zaman,  genç arılar kovanı serinletmek için,  giriş deliği önünde kanatları aracılığı ile içeriye, serin hava gönderirler. Arılar, sıcak havalarda günde, 16 saat çalışır. Arılardış sıcaklık 14 ‘C ve altına indiği zaman (dikkat ediniz yumak olmazlar sadece) görevliler haricinde dışarıya çıkmazlar. Arılar uyumazlar. Mesela sabahın erken saatlerinde dışarısı serin olduğu için arılar, şevkli olarak  uçuşa gitmezler. Havanın ısınmasını beklerler.

  Sıcak havalarda uzaklara gidip karanlığa kalan arı, geç vakit kovanına gelir, gittiği yerde ‘yatıya‘ kalmaz. Bu ise, bulutlardan yansıyan (polarizasyon) güneş ışını sayesinde olmaktadır.

  Kovan bakımı anında arılar tedirgin olmaktadır. Bizler genelde körük vasıtası ile, arıların tedirgin olmaması için duman veririz. Gerçek yabani hayatta ise dumanın manası şu: Ormanda -yangın- duman kokusunu alan arı, hayatta kalabilmek için kovuktaki yuvasını terk etmekte. Bunun için önce  yuvasındaki balı fazlası ile yeyip, çıkmaktadır. Haliyle karın bölgesi fazlası ile şişen arının uçma, saldırma ve SOKMA durumu zorlaşmaktadır. Arının soka bilmesi için karnını aşağıya doğru bükmesi gerekiyor. Karnı şişen arı ise, bu bükme işlemini  ya yapamıyor veya zorlanıp, iğnesini yeterince sokamıyor.

–  Arılar kovanda iken gün ışığından hoşlanmazlar. İncelenmek üzere dışarıya alınan çita üzerinde özellikle ana arı var ise, gün ışığını gören ana arı o an hemen yumurtlamayı bırakıp, çitanın alt ve arka tarafına diğer arılar ile birlikte geçmektedirler.

–  Ana arı, 10 – 15 erkek arı ile çiftleşmekte. Çiftleşme uçuşu anında, çiftleşecek erkek arının haricinde fazladan erkek arılarda bu uçuşa katılmaktadırlar. Fazladan uçuşa katılan erkek arıların amacı, çiftleşme uçuşu anında ana arının kuşlar tarafından yenilmesini önlemek, kendilerini ana için  feda etmek, imkan bulurlarsa çiftleşmek amaçlıdır.

–  Erkek arılar, bir kovanda 100 – 400 arasında olur. Hortumları kısa olduğu için nektar toplama becerisine sahip değillerdir. İşçi arının 3 katı bal yerler. Kovan içerisi veya dışında hiç bir iş yapmaz, kovan güvenliğine bile karışmazlar. Mevsimsel olarak ana arıların çiftleşme sezonundan sonra 3 – 4 işçi arı tarafından  kol, bacak ve başından tutulup, dışarıya atılırlar.

–  İşçi arılar, bir kovan içerisinde 120 bin tane olabilirler. Görevleri ölünceye kadar çalışmaktır.  Yeni doğan bir işçi arı 1. – 3. gün çıktığı ve diğer petek gözlerinin bakım işini, 4. – 7. güne kadar kovan etrafında kovanı tanıma ve etrafı görme İLK uçuşu ile larvaların bal ve polenle beslenilme işinini, 7. – 12. gün arası süt üretme ve -kadro askeri gibi- ana arının bakımı, yıkatılması ve besletilmesi, 12. – 18. gün arası bal mumu üretmek ve örmek, güvenliği sağlamak, getirilen nektarı tarlacıdan alıp, işleyip petek gözüne koymak ve 18. günden  ölünceye kadar (≈ 20 gün boyunca) araziden nektar ve polen getirmektir.

–  İşçi arı, 1 (bir) saniyede 440 kere kanat çırpıp, boş iken saatte 65 km, nektar ve polenli iken 45 – 50 km hızla uçmaktadır. Ayrıca bir at kendi ağırlığı kadarını, kızak köpeği dört katını götürmekte iken bir arı, kendi ağırlığının 20 katını taşımaktadır.

  Arı dansının keşfi: Arıların kovan içerisinde iken, arazide tespit ettiği nektar veya diğer ürünlerin yerini tarif etme anında yaptığı dansın anlamını ilk keşfeden kişi; Avusturyalı etoloji/zooloji uzmanı Karl von Frisch (1886 -1982) olmuş. Arı; Arazide bulduğu nektar, polen, propolisin nerede olduğunu arı arkadaşlarına tarif ederken, O an güneşin bulunduğu yere göre dik bir çizgi çizer gibi yürür. Burada ölçüt, güneşin kendisidir. Petek üzerinde Çizdiği – yürüdüğü hat üzerinde iken, bulduğu nektar, polen ve propolisin güneşe göre hangi yönünde ise O tarafa yönelir ve durur. Bu duruş yeri, aranan maddenin acısını verir. 09.2016

–  Arılar, kovan içerisinde kendi aralarında iletişim kurarlar. Önce keşif amaçlı uçuş yapılır. Keşiften gelen arı nektar, polen ve su hakkındaki bilgileri, kovanda bekleyen arılara aktarır. Bilgi aktaracağı bilinen arı ilk önce, güneşin yönüne doğru bakar şekli ile durur. Burada ölçü Güneştir. Güneşe göre 90′ sağ veya sol ile 180′ geriye dönüşler, nektar ile polenin yönünü gösterir. Ayrıca bu aktarma işlemi dairesel (O) ve sekiz (8) şeklinde dönüşler ile aşağı – yukarı karın titretme ve sağa – sola tüm vücudu sallama  şeklinde olur. O ve 8 dönüşleri ile karın titretme  nektarın, sallanmalar ise polen yer ve mesafesini gösterir. Mesela; 250 mt uzaklıktaki nektarın yerini bildirmek için = 30 saniye içerisinde karnını 5 (beş) kere titretir. 12.2013

Seydişehirde İlk Kar.

01.2017 – Karın geliş şekline göre ağaçta belirginleşen, Kuzey-Güney tarafları. Ağaç dallarındaki ilk  kar  11 Aralık 2010  Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim; Pınarbaşı mevkiide yaptığım ölçüme göre , sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak ta idi, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki  tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini yaşamadık.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpelemiş.  Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık 1,3 C’ idi.13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında yağan kar ≈ 250 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:
Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken;Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.
Bu gün ise Çrş; evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;
13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan 250 cm kar ve şehir içinde -15 ‘C geçmemiş, şehir dışında ise – 30’C dayanan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden oldu. Şuan 5/4 Taraçcı üzerindeki kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar daha dayanır!

Herkes için faydalı basit bilgiler.

01.2017 – Bu kısımda herkes için faydalı, denenmiş ve paylaşılmasını istediğiniz bilgilerinizi yayınlamaktan onur duyarım. İsterseniz ad, soyad ve memleketinizi de ilave ederim. Sadece başlığa tıklamanız ve alt kısımda beliren ‘yorum’ kısmına bildiğinizi paylaşmanız, yeterlidir.

Madem biliyorsun, niye öğretmiyorsun? Ömrünü boşa geçirmişsin , niye yarar.  Antik Sümer tabletlerinden – Muazzez İlmiye ÇIĞ

BUZ FIRTINASI :  Bu fırtınanın oluşması için aralarında boşluk olan birbirinden çok ayrı iki soğuk tabaka (ayak bastığımız yer ile mesela 50 mt üzerimizde çok soğuk havanın olması gerekiyor) ile arasından geçen sıcak  -nemli- bir hava dalgasının olması gerekmektedir.

( Diğer bir ifade ile aşırı kuru dondurucu soğuk ayaz içine, fıs fıs ile su fışkırtacak olursak, çevremizde gördüğümüz -biz dahil- her şeyin üzerine gelen bu su zerrecikli soğuk hava, değdiği her yere çeşitli şekillerde cam gibi buz tabakası meydana getiriyor. )  Atmosfer deki soğuk hava, KAR getiriyor. Yine atmosferdeki soğuk hava, sıcak hava ile birleştiğinde ise YAĞMUR yağıyor. Atmosferde ki sıcak hava, yeryüzündeki soğuk hava ile birleşirse ÇİĞ halini alıyor. Kar tanesi, atmosferde ki soğuk havanın etkisi ile buz kristalleri şeklini almış su zerrecikleri dir. 10.2013

TOPUK NASIRI : Benim yıllardır uyguladığım bir alışkanlığım var. Zaman zaman ayak topuklarımda nasır oluşurdu. Son 10 senedir bu sıkıntım kalmadı. Nasıl? Eczaneden  pet veya şişe içerisinde Saf Alkol alınız. Banyoda iken veya sıcak su dolu leğen içerisinde ayaklarınızı yumuşatıp, ponza taşını topuğunuza sürterek nasırlarınızı temizleyip, ayağınızı kurulayınız. Saf alkole batırılmış pamuk ile, parmak araları dahil ayak tabanınızın her yerini siliniz. Başlangıçta her banyo sonunda, zaman geçtikçe arada bir yapınız. 10.2013

Gripal Enfeksiyon :  Kış aylarında en büyük rahatsızlık duyduğumuz hastalık grip, nezle,soğuk algınlığı vb… hastalıklar olduğunu biliriz. Akabinde doktor tedavisi veya kendi isteğimizle hemen antibiyotiğe sarılırız. Gripal Enfeksiyonun basit tedavisi: Orta boy kuru soğanı doğrayıp bir tabağa koyunuz. Üzerine (en az) 3 yemek kaşığı bal döküp bekletiniz. Zaman içerisinde soğan suyunun tabak içerisinde bal ile karışık çıktığını görürsünüz. Bu suyu çocuklar bir tatlı kaşığı, büyükler ise bir çorba kaşığı aç – tok içmeli. 11.2013 Kanal 34 –  Dr. Mustafa Eraslan

Müzik dinleme-nin- k; Yüksek Tansiyon ve Kalp atış hızı ile stresi azaltmada etkin olduğu kabul edilmiş.11.2013

Nefes darlığı için: (Bir bilgi için internet üzerinden Çince olarak yaptığım araştırma anında, sizlerle paylaşmak istediğim bu bilgiyi görmüş ve not etmiştim.) 500gr  taze TERE, 300gr SU, 300gr BAL. Tere ve suyu 3 – 5 dakika kaynatınız. Sıcak suyun derecesi parmağınızı yakmayacak ısıya  düştüğünde süzüp,  balı dökün ve  karıştırınız. Nefes darlığı ataklarında  4 defa birer bardak içiniz. Tercih sizin. 12.2013

Faranjit, reflü ve horlama:  Konusunda şikayetleriniz var ise, özellikle sabahları tükürüğünüz de  kan var ise, bunun nedeni, horlamanız ve/veya reflü olur – olabilir. Faranjit rahatsızlığınızı, horlamanız ve reflü artırmakta ve kanamaya neden olmaktadır. -Denedim- Eczanelerde burun dışına, yumuşak bölgeye yapıştırılan bantlar var. Geceleri yatmadan önce bu bantı yapıştırır iseniz horlamanız ve kanamanız geçecektir. Sıcak su buharı da, faranjite iyi gelir. İlaveten; faranjitiniz var ise geceleri yatmadan önce ağzınıza alacağınız bir tatlı kaşığı miktarındaki zeytin yağını, ağzınızda gargara yaparak içiniz. Faydasını göreceksiniz. Eskilerin bildiği ve istediği cipcik, hakiki damla sakızını çiğnemek, geniz bölgesinin kuvvetlenmesine neden olacaktır. Bu bilgileri, kendim yaşadığım için yazıyorum. İlaveten, arıların kovanlarda biriktirdiği propolisin, boğaz ve faranjit rahatsızlıklarında faydalı olduğunu bazı sitelerde okudum. Ayrıca kendim kullanmaktayım. Bunun için, nohut tanesi büyüklüğündeki propolisi, ağzında şeker eritir  gibi dönderin, ağzına gelen eriyiki yutun. 30 dak sonra ağzınızdaki kalanı, atınız. Bir müddet uygulayınız. Gerekiyorsa, yorum kısmına yazınız. 12.2013

Uykusuzluk : Gece gündüz yattığınız zaman, uyumakta zorlanıyor iseniz; Kafatasınızın arkasında bulunan ve omuriliğin kafa tasınıza girdiği yerde ki ters V şeklindeki boşluk yeri ile, boynunuzun yanlarında ki kalın sinirleri parmaklarınız ile ovcalar iseniz, uyumanıza yardımcı olacaktır. 04.2014

Gece idrara çıkmak : Özellikle prostat rahatsızlığı olan kişiler, gece idrar için kalkmak gibi bir sorununuz var ve şeker rahatsızlığınız yok ise, bir bardak suya karıştırılmış bal şerbeti içiniz. 01.2015

Ayaklarda çıkıntı : Çoğu insanın ayak baş parmaklarının yan kısmında (acayip) bir çıkıntı oluyor. Dar ayakkabı giymeyiniz. Çünkü dar ayakkabı ayak baş parmağını, öbür parmaklara doğru eğdiğinden, zorlama neticesinde ayak tarak kemikleri hizası bozuluyor ve istenmedik çıkıntı oluşuyor. Tavsiyem, ayak baş parmağınız ile yanındaki parmak arasına çorap içinde ve 3 – 5 mm genişliğinde (mesela bükülmüş peçete kağıdı) koymanız, bu rahatsızlığınızın ilerlemesini engelleyecektir. Deneyin. 01.2017

Burun tıkanıklığı : Burun delikleriniiz biri veya ikisindende nefes almakta zorlanıyor iseniz; Eczanelerden cilt nemlendirici  bir  -merhem değil- krem alıp, burun uç kısımlarına azar sürünüz. Nefes almanız kolaylaşacaktır. 01.2017

Rakımı en yüksek olan ilçelerimiz

13.01.2017 –  Sayfama sıkça gelen sorular karşısında;  Toplam 919 tane olan İlçelerimiz arasından sadece rakımı 1800 mt ve üzeri olanları karşılaştırmalı olarak iki ayrı uydu üzerinden tespit ettim. İlgiliyazılarım için bakınız; İllerin rakımları –  İllerin Kara yolu ve Uydu üzerinden rakım sıralaması.  veya Türkiye nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması

Not : Bir yerleşim yerinin kuzeyden güneye / doğudan batıya hatta orta yerinin rakımı, farklılık arz eder. Örnek: Seydişehir ilçesinin (BB öncesi) belediye uç sınırları ∼ 1100 mt iken, Belediye önü 1136, Ilıca tepesi 1189 mt tekabül etmektedir.  Ben, bunları dikkate alarak, ortalamasını  yazdım.  17 kasım 2016

1 – Van (1727) / BAŞKALE                              2320 mt

2 – Erzurum (1900) / KARAYAZI                      2289 mt

3 – Kars (1755) / SARIKAMIŞ                          2101 mt

4 – Van / SARAY                                               2091 mt

5 – Ardahan (1810) / DAMAL                            2049 mt

6 – Van / ÇALDIRAN                                         2046 mt

7 – Ardahan / GÖLE                                         2020 mt

8 – Van / ÖZALP                                               1994 mt

9 – Ağrı (1630)  / DİYADİN                                1935 mt

10 – Erzurum / TEKMAN                                 1919 mt

11 – Erzurum / ÇAT                                          1919 mt

12 – Ardahan / ÇILDIR                                      1909 mt

13 – Erzurum / PALANDÖKEN -merkez ilçe-   1898 mt

14 – Erzurum / ŞENKAYA                                  1864mt

15 – Hakkari (1755) / YÜKSEKOVA                  1875 mt

16 – Kars / SELİM                                             1856 mt

17 – Ardahan / HANAK                                      1820 mt

18 – Ağrı / ELEŞKİRT                                       1817 mt

19 – Bingöl (1159) / KARLIOVA                         1816 mt

Türkiyenin Yedi Bölge Rakımları.

Yazdığım eski ve yeni yazılarımdan dolayı, web hostingde çok yer kapladığım için benzer yazıları bir isim altında topladım. Anlayışla karşılayacağınızı umar sağlıklar dilerim. Buradaki yazılarımın güncelleştirilmiş halini görmeniz için tıklayınız :Türkiye nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması.  14.03.2016 Bazı ilçe rakımlarımız için ise:

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı ve Meluncanlar.

11.2016 – Önce; Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allah Kuran’da;  – Hz Musa ve Hz İsa AS inanan ilk kişiler ile Hz Muhammed AS inanan tüm kişilere, Müslüman demekte – denilmektedir. Sadece İslam Dini ve mensupları ise, peygamber efendimiz Hz Muhammed AS’mı peygamber olarak kabul eden kişilere has bir iman şeklidir. Kuranın anlamını bilmeden sadece Arapça sını hatmetmeniz size bir sevap kazandırır iken, anlamını bilerek İslamı yaşarsanız; yemin etsem yeminime haram gelemez ve ALLAHIN İZNİ İLE 9 SEVAP KAZANIRSINIZ. Bunun içinde Kuranı, TÜRKÇE OKUYUNUZ.

Çünkü Allah’ın ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesi nide okuyup öğüt almanızı emretmektedir. Öğüt’ü, ancak Allahın size bahşettiği ana diliniz ile alırsınız. Kuranın mealini okursanız bu yazdıklarımıda okuyacaksınız.

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa; Türk’müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek  –  Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum  Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Nereye gitti ise hastalığına teşhis konulamıyor. Kendisine verilen bir bilgi doğrultusunda, başka bir üniversite hastahanesine başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.  Bu andan itibaren doktor ve hastada şüpheler uyanmaya başlıyor.

Çünkü bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür, kan hastalığı. ABD ‘ de olması imkansız ve olmaması gereken bir hastalık türü.  Hasta kişi, bu gelişme ve şüphe durumunda geçmişini sorgulama ihtiyacı ve hevesi duyar.

Yaşadığı bölgede bulunan en yakınından uzağına kadar akrabaları ile istişareye geçerek kendi aralarında bir araştırma  gurubu kurarlar. Önce bulundukları bölge ve eyalet içerisindeki bu tip hastalar bulunarak, bu kişilerin bilinen –  bilinmeyen soyları hakkında araştırma yapılır.

Elde edilen bulgular doğrultusunda bölge kütüphane ve devlet daireleri kayıtlarında bulunan soy kütükleri incelenmeye alınır. Araştırmaları neticesinde; Atalarının Türk olduğu  bulgusuna erişirler. Bu karara varmalarına yardımcı olan  unsurları desteklemesi babından, bazı gelenek ve göreneklerinin;  Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Ayrıca bu iddialarının gerçekliğini, bilimsel olarak   kanıtlama yoluna giderler.

Bu noktada  Y ve DNA denen mikro biyolojik araştırma safhasına geçerler. Yapılan araştırma neticesinde kendi genlerine  en yakın Türklerin geni olduğunu öğrenirler. Böylece asıllarının Türk olduğu  bulgusu, kesinlik kazanır. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler! dersek!

tarihi gerçekYaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika /  Virginya eyalet topraklarına ayak basmışlar. Meluncanların ataları, bu şekle dayanıyor.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Bu kişiler şuan Hristiyan olmuş kişilerdir. Ama ataları Türk ve Müslüman idiler. Dinleri değiştiği halde, kanları değişmedi. Kaldı’ki  bizim atalarımız Orta Asya’dan ta   ( Atilla – Batı Hun İmp. M.S. 370 – 470 Y.Y. arası ) Meluncanların ABD ye ayak basmalarından 1100 (binyüz) yıl önce, Avrupa’nın göbeğine geldiler. Üstelik, Müslüman değillerdi. Bu arada İslam ve Müslümanlık  Hz. Muhammed’in 611 yılında peygamber olarak görevlendirilmesinden sonra İnsanlık öğrendi. Hal böyle iken  Türkler,  M.S. 750 – 800 yıllarından itibaren Müslüman olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak biz;  ” ÖNCE TÜRK ve SONRA MÜSLÜMANIZ “, dememden sonra yeğenim; Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

NOT : Burada ister istemez insanın aklına ” KALU BELA ”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Sur’a üflemesini emrettiği – emredeceği ana kadar  yaratılacak bütün insanların bedenini var etmeden önce, Adem A.S. dan başlayarak tüm İnsanların ruhlarını yarattı. Yarattığı ruhları ilahi huzuruna toplayan  Rabbim, var ettiği –  yarattığı  ruhlara :

 Ben sizin Rabbiniz -Sizi yaratan, değil miyim? diye sorması üzerine bütün ruhlar hep bir ağızdan:

Evet Siz; Bizi var eden – yaratan  Rabbimiz siniz, diyerek İlahi Tek Kudretin, yaratıcı olduğunu kabul etmişlerdir. Rabbim; Ben sizi MÜSLÜMAN OLARAK YARATMADIM MI  diye sormuyor veya YARATTIM diye söylemiyor. Vurgulama babından açıklamamı tekrarlıyorum. Kalu Bela’dan kasıt :  Tüm insanların Adem A. S. dan, yok edilecekleri kıyamet gününe kadar yaratılacak kişilerin tek yaratıcısının ALLAH c.c. olduğunun kabul edilmesidir. (A’raf suresi 172. ayeti.) Diğer taraftan Hadid suresinin 8. ayetinde ise, Kalu Bela kast edilerek, ruhlar aleminde alınan söz vurgulanırken, aynı zamanda insanın  iman etmesi istenmektedir.  Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

İlkin ”Ruh” olarak yaratılan kulun Allahı tasdik etmesinin ardından, cisim olarak dünyaya indirilmesinden sonra,  Allahın varlığını kabul etmemesi üzerine, Hadid suresi 8 ve 22. ayetlerde kulun, Allah CC nin yaratıcılığını ve yarattığının kabul edildiği Kalu Bela kast edilerek, = Seni Yarattığımı kabul ettiğin ve bana söz verdiğin gibi benim tek ve varlığımı kabul etmelisin,  vurgusu yapılmaktadır.

Bu tasdik şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, İslam dinine mensup olduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor.  Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor. Önce Müslümanız derseniz! o zaman diğer din mensupları da -İslam ve Kuran’a göre her ne kadar bozulmuş kitapları olsa bile özünde  tevhid inancı gereği Tek Allaha inanıyorlar. Kitabımız Kuran: Tek Allaha -bana- inanın , demiyor mu? Haliyle Hristiyan ve Yahudiler – tek Allah’a inandıkları için derler ki : Tüm  ruhların Kalu Belada var edilip toplanıldığı zaman, bende RUH olarak, orada idim. Benim dinimde Allahın dini. Ve benimde ilk atam, Adem as, der.Tevhit’in Arapcası:

La ilahe illallah Türkçesi : Allah var ve bir‘dir. Allahın peygamberlerine    getirdiği ilk kitaplara inanan her din mensubu; Müslüman‘dır. Dikkatinizi çekerim: Bunu yazarken bu günlerde çok konuşulan – Dinler arası diyaloğu kast etmiyorum.  Ama gerçeği saklamakta, şeytanlıktır. ) – Sadece   Muhammed Resulallah  diyenler, İslam dinine mensup olan inanç sahipleridir. 

Allah katında, kendilerine kitap indirilen Davud, Musa, İsa ve Muhammed as mın, insanlara ilettiği dinlerin ortak amacı,  Allahın varlığını ve birliğini, kabul etmektir. Bu din anlayışına ise kısaca, TEVHİT dini denir.  Allahın varlığına, birliğine Hz Davut; Hz Musa; Hz İsa ve Hz Muhammedin Allahın peygamberi olduğunun kabul edilmesi ve kabul edenlere ise; Müslüman ve Müslümanlık denir.  İlaveten;

≈2010 yılına varıncaya kadar, Cuma hutbelerinde imamın söylediği, şimdi ise nerede ise söylenilmesi yasaklanan Allah cc bir ayeti var. Kuranı Kerimin Al-i İmran suresinin 19. ayetinde;  ALLAH NEZDİNDE HAK DİN; İSLAMDIR, deni-r-liyordu.  Burada bir vurgu daha yapayım. İslamlık, Hristiyanlık, Yahudilik ayrı bir din’dir. Ve bu dinlere inanan kişilere ise İslam, Hristiyan ve Yahudi dini mensubu denir. (basında yazdığı kadarı ile) Cuma hutbelerinde okunan – Allah nezdinde hak din, İslam’dır ayetinin okunmasını ABD -AKP hükümeti zamanında, men etmiş- neden? Bu ayetin manası ve İslami acıdan diğer din mensuplarının İslama geçmelerinde etkin bir ayet ve örnek gösterilmesinin önüne, geçmek içindir.    01.2011    Mecit  ALBAYRAK

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan  açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilenmiştir.  Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014

08.05.2014-Sultan ahmet camii içi ve meydanı1841 (4) 08.05.2014-Sultan ahmet camii içi ve meydanı1841 (5) 08.05.2014-Sultan ahmet camii içi ve meydanı1841 (6) 08.05.2014-Sultan ahmet camii içi ve meydanı1841 (8)

 

 

Türkiye nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması – rakımları.

03.2016 – Bilgilerinize: Bölgelerimizi oluşturan şehir rakımlarını, iki ayrı UYDU dan, her ilde tren garı olmadığı için,  VALİLİK binalarının olduğu yeri, karşılaştırmalı olarak tespit edip yazdım. Bazı ilçelerimize ait rakımlar için ise: Rakımı en yüksek olan ilçelerimiz

Not : Bir yerleşim yerinin kuzeyden güneye / doğudan batıya hatta orta yerinin rakımı, farklılık arz eder. Ben bunları dikkate alarak, ortalamasını  yazdım.Yazdığım bütün yazılarım dahil olmak üzere rakımlar konusunda sizlere en doğru bilgiyi verme isteğim, bir saplantıya dönüştü. 24 Kasım 2015 günü Anıt Kabiri ziyaret ettim. Duvarda asılı Türkiye haritası ve illeri üzerinde O ilin rakımları yazılı idi. Bu harita üzerinde Örnek: Antalya il rakımı 37; benim Antalya girişi kara yolu üzerinde devamlı gördüğüm rakım 39. Siz bir tarafa, ben hangisine inanacağım! Kaldı ki; rakımların tespitinde geçerli olan, O ilin Valilik veya var ise Tren garı binası baz alınıyor. Yalnız, bundan 20 sene önce O ilin valilik binası bir tane iken şimdi, çeşitli isimler altında bir kaç tane var. Bende uydu üzerinden O ilin merkez valilik binasını bulup en doğru rakım ölçümünü; sizlerin bilgisine sunuyorum.

81 il ve EN yüksek ilçelerimizin rakımlarına ait kronolojik listesini; ” İllerin rakımları –  İllerin Kara yolu ve Uydu üzerinden rakım sıralaması  // Karayolları  üzerindeki bazı tepe nokta rakımları  

 1Doğu Anadolu Bölgesi :  Bu bölge sınırları içerisinde 15 il  bulunmaktadır. 7 bölge içerisinde  rakımı  en yüksek  illerin olduğu  kesimdir. Bölge ortalaması 1400 mt’ye tekabül etmektedir. Bu bölgede, rakımı en fazla olan il sıralamasına göre: 1900 mt ile Erzurum  1. sıradadır. Ardahan 1810; Kars 1755;  Hakkari 1755;  Van 1727;  Ağrı 1630; Bitlis 1535;  Şırnak 1356; Muş 1335;  Erzincan 1215; Bingöl 1159 ; Elazığ 1070; Malatya  966; Tunceli 919 ve Iğdır 860 mt ile rakımı en düşük il, sıralamasına girmektedir.

2İç Anadolu Bölgesi : 13 ilin toplamından oluşmaktadır. Ortalama rakım yüksekliği 1021 mt’ye tekabül etmektedir. Bu bölgede rakımı en fazla olan il sıralamasına göre: 1315 mt ile  Yozgat 1. sırada’dır.  Sivas 1290;   Nevşehir 1196;  Niğde 1237;  Kayseri 1060;  Karaman 1056;  Konya 1023;  Kırşehir 993;   Aksaray 975;   Ankara 885 (Çankaya Köşkü rakım :1071 mt) ;  Eskişehir 795;  Çankırı 730 mt  ve Kırıkkale 716 mt ile rakımı en düşük il durumundadır. (Seydişehir Belediye önü : 1135 mt. // Konya B.B. önünden- Seydişehir 86 km, Seydişehir – Antalya merkez arası  213 km.  Seydişehir; siyasi olarak Konya ili, iklimsel olarak Ak Deniz Bölgesinde dir. Seydişehir – Akseki kavşağı 66 km.

NOT: Konya – Seydişehir- Antalya yolu; 1974 yılında Ecevit – Erbakan hükümeti zamanında  ” Beş Yıllık Kalkınma Proğramına ” alınmış. Lakin daha sonra gelen hükümetler, bu plana riayet etmeyip bir derecede olsa ‘keyfi’ davranıp, bu yatırımı engellemişlerdir. Nihayet 1996 yılında ulaşıma açılmıştır. Seydişehir – Akseki arası Antalya bölgesi dahilinde1825 rakımlı Alacabel tepesi, kışın kapanıyor idi. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için Tınaztepe; Zirve tesislerinin karşısında ki  dağın dibindeki 1520 mt rakıma sahip yerden, Akseki / Yarpuz kasaba/mahallesi 1290 mt önüne çıkan Tınaztepe Tüneli yapımına 2016 yılında başlanıldı. Hayırlı olsun.

3 – Güneydoğu Anadolu Bölgesi : 7 il’i kapsamaktadır. Ortalama rakım 729 mt’dir. En yüksek il 939 mt Mardin olup; Siirt 886; Gaziantep 838;  Adıyaman 679;  Diyarbakır 673;  Batman 575 ve rakımı en düşük il 510 mt ile  Şanlı Urfa‘dır.

 4Ege Bölgesi :  8 il‘den oluşmaktadır. Ortalama rakım, 512 mt . En yüksek il merkezi 1025 mt ile  Afyon olup;  Kütahya 957;  Uşak 911; Muğla 658;  Denizli 391;  Manisa 78;  Aydın 71 ve sonuncu sırada 10 mt ile İzmir gelmektedir.

 5Karadeniz Bölgesi : 18 vilayetten oluşmaktadır. Ortalama rakım 400 mt.  Rakımı en yüksek vilayeti 1555 mt  ile BayburtGümüşhane 1169;  Çorum 818;  Kastamonu 809;  Bolu 727;  Tokat 630;  Artvin 529;  Amasya 398 (Merzifon rakım : 740 mt) ;  Karabük 262;  Düzce 150;  Trabzon 40 (Çamlıhemşin 734 mt ) ;     Sinop 25; Ordu 24; Bartın 14;  Giresun 14;  Samsun 10;  Rize 10;  Zonguldak 8  mt ile  rakımı en düşük il durumundadır.

 6Akdeniz Bölgesi : 9 il‘den oluşmakta olup, rakım ortalaması 391 mt  En yüksek ili 1058 mt Isparta olup;  Burdur 960;  Kilis 649; Kahramanmaraş 562;  Osmaniye 120;  Hatay (Antakya) 89;  Antalya 46;  Adana 26 ve Mersin 9 mt rakım ile, sonuncudur.  

 7Marmara Bölgesi :  11 vilayetten oluşmaktadır. Rakım ortalaması 109 mt dir. En yüksek ili 520  mt ile Bilecik‘tir.  Kırklareli 210;  Bursa 163;  Balıkesir 145;  Edirne 50;  Istanbul 35; ;  Sakarya 29;  Tekirdağ 25;  Çanakkale 12; Yalova 7;  İzmit  4metrelik rakımlara sahiptirler.

Denize sınırı olan illerimizin Valilik binası durumuna göre ilk 10 mt’lik  rakıma sahip iller  ise:   İzmit  4 mt,  Yalova 7 mt,   Zonguldak  8 mt,  Mersin 9 mt,  İzmir:  Rize;  Samsun 10 mt.

Türkiye’nin  ortalama rakımı :  652  metreye tekabül etmektedir. Bu ortalamaya en yakın ilimiz ise;  649 mt ile Kilis vilayetimizdir.

İlgilenen kişilere: Rakımı alınan noktanın ölçüm anındaki soğuk, sıcak, rüzgarlı, yağmurlu hava durumu ile sabah, öğlen ve akşam vakti alınan ölçümler, farklı çıkmaktadır.  (ansiklopedik bilgi)

Dünyanın en yüksek yerleşim yeri; Tibet devletine ait Himalaya dağ uçlarında yer alan Lhuka Bölgesinde bulunan 5070 rakımlı Tuiwa Köyüdür. Uydu üzerinden  yaptığım,  43 Avrupa ülkesinin başkent rakımlarına göre,  Avrupa’nın en yüksek başkenti  İspanya – Fransa arasında bir dağ ülkesi olan Andorra Cumhuriyetinin 1100 mt  rakımda yer alan başkenti Andorra’dır.  En düşük rakıma sahip ülke başkentleri ise:  7 mt ile  Hollanda – Amsterdam  ve İrlanda – Dublin  şehirleridir. 43 Avrupa ülke başkentlerinin ortalama yüzeysel rakımı ise, ∼ 200 mt isabet etmektedir. (Sibirya hariç) 12.2010      Mecit   ALBAYRAK

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

En üste okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aradmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Orta bölümdeki resimler ise;  2008 yılı okul öncesi talebeleri, öğretmenleri olan Kızım Ayşegül, Eşim Zeynep ve kızımın öğretmen arkadaşı Seher

10.2015 – Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine cevap verilecektir. Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. 08.2011 Restorasyonu yapılmakta olan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız.   08 .2014 Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Okul bahçesindeki çocuklarımızın resimleri 2013 tarihinde, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talabelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 – diğer bir yazım için- Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8