Ana Arının çiftleşmesi hakkında.

02.2019 – Bir müddet öncesine kadar, ana arıların çiftleşmek için binlerce metre yukarı ve uzağa gittiğini, erkek arılarında, dişi ana arının arkasından son gaz anaya yetişmek için kendini parçaladığını anlatırlar bende öyle bilirdim. Şimdi bazı arkadaşların; – Yenimi öğrendin?, diyeceklerini düşünürken, öğrendiğim ve yazdığım yeni şekil ile; Bilen kişilerinde yok denecek kadar az olduğunu, olacağını da biliyorum. Bu bilgileri, İngilizce paylaşımlarda bulunan bir siteden elde ettim.

Ana arı çiftleşme uçuşu öğlen ve sonrası 12 – 15 saatleri arasında başlar ve biter. Bu durumu erkek arılarda bilir ve tetikte bekler. En az Bir haftalık olgunlaşma süresini tamamlayan erkek arılar, öğlen vakti kovanlarından çıkıp, kovanlara yakın mesafede uçup, ana arıyı yakalama şansına erişenlerden olmak isterler.

Yerden 5 ile 40 metre yukarıda; 30 ile 200 metrelik bir çap içerisinde, yeterli erkek sperminin olması için tam olgunlaşmış en az 7, en fazla 12 erkek arı ile ve her bir erkek arı ile  2 – 5 saniye arasında süren çiftleşme anı olmaktadır.

Çiftleşme işlemi genelde 20 ile 30 dakika arasında olup biterken, en fazla 1 (bir) saat sürmektedir. Kapalı ve yağmurlu havalarda çiftleşme olmaz. Çiftleşme işi biten ana arı, arkasında çiftleştiği son erkek arının organı ile kovana girer.

Çiftleşecek ana arınız bir tane bile olsa diğer kovanlarınız da  olgunlaşmış 15 taneden az erkek arınız var ise, veya ana arının çiftleşeceği  2 km çap içerisinde başka arıcının olmadığı biliyor iseniz, mümkün ise ana arı yaptırmak için acele etmeyiniz.   04.2016

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı ve Meluncanlar.

02.2019 – Önce; Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allahın  Kuranın’da;  -Allahın varlığına ve birliğine,  Hz Muhammet ve öncesi tüm peygamberlere (ilk) inanan tüm kişilere’de Müslüman deniliyor. Mesela Firavunun sihirbazları  Müslüman olmuşlardır. Şuara suresi 47/52. ayetlerde belirtildiği gibi.  İslam ise, tüm insanlara hitap etmekle beraber, Hz Muhammed SAS’mı peygamber olarak kabul eden kişilere has bir iman şeklidir. Kuranın anlamını bilmeden sadece Arapça sını hatmetmeniz size bir sevap kazandırır iken, anlamını bilerek İslamı yaşarsanız; yemin etsem yeminime haram gelemez ve ALLAHIN İZNİ İLE 9 SEVAP KAZANIRSINIZ. Bunun içinde Kuranı, TÜRKÇE OKUYUNUZ.

Çünkü Allah’ın ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesini de okuyup öğüt almanız emredilmektedir. Öğüt, insanların anladığı dil ile olursa anlaşılır. Ben dilimi Türkçe olarak seçmedim. Cenabı Allah bana bu şekilde lütfetti. Dünyada dilleri ayıran C. Allahtır. Ancak Arapça mütercimlik yapacaksanız; Arapçanın gramerini, öğrenmek zorundasınız.  

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa   Türk müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek; Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Nereye gitti ise hastalığına teşhis konulamıyor. Kendisine verilen bir bilgi doğrultusunda, başka bir üniversite hastahanesine başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.  Bu andan itibaren doktor ve hastada şüpheler uyanmaya başlıyor.

Çünkü bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür, kan hastalığı. ABD ‘ de olması imkansız ve olmaması gereken bir hastalık türü.  Hasta kişi, bu gelişme ve şüphe durumunda geçmişini sorgulama ihtiyacı ve hevesi duyar.

Yaşadığı bölgede bulunan en yakınından uzağına kadar akrabaları ile istişareye geçerek kendi aralarında bir araştırma  gurubu kurarlar. Önce bulundukları bölge ve eyalet içerisindeki bu tip hastalar bulunarak, bu kişilerin bilinen –  bilinmeyen soyları hakkında araştırma yapılır.

Elde edilen bulgular doğrultusunda bölge kütüphane ve devlet daireleri kayıtlarında bulunan soy kütükleri incelenmeye alınır. Araştırmaları neticesinde Atalarının Türk! (Akdeniz havzası ülkelerinden) olduğu  bulgusuna erişirler. Bu karara varmalarına yardımcı olan  unsurları desteklemesi babından, bazı gelenek ve göreneklerinin;  Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Ayrıca bu iddialarının gerçekliğini, bilimsel olarak   kanıtlama yoluna giderler.

Bu noktada  Y ve DNA denen mikro biyolojik araştırma safhasına geçerler. Yapılan araştırma neticesinde kendi genlerine  en yakın Türklerin geni olduğunu öğrenirler. Böylece asıllarının Türk olduğu  bulgusu, kesinlik kazanır. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler! dersek!

-tarihi gerçek- Yaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Arap / Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika /  Virginya eyalet topraklarına mecburen veya kendi istekleri ile ayak basmışlar. Meluncanların ataları, bu gerçeğe dayanıyor.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Bu kişiler şuan Hristiyan olmuş kişilerdir. Ama ataları Türk ve Müslüman idiler. Dinleri değiştiği halde, soy kanları değişmedi. Kaldı’ki  bizim atalarımız Orta Asya’dan ta   ( Atilla – Batı Hun İmp. M.S. 370 – 470 Y.Y. arası ) Meluncanların ABD ye ayak basmalarından 1100 (binyüz) yıl önce, Avrupa’nın göbeğine geldiler. Üstelik, Müslüman değillerdi. İnsan ve kullar, İslam ve Müslümanlığı  Hz. Muhammed’in 611 yılında peygamber olmasından sonra  öğrendi. Türkler,  M.S. 750 – 800 yıllarından itibaren kimi zorla, kimi isteyerek Müslüman olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak biz;  Önce Türk ve Sonra Müslümanız, dememden sonra yeğenim; Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

NOT : Burada ister istemez insanın aklına ” KALU BELA ”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Sur’a üflemesini emredeceği ana kadar  yaratacağı  bütün insanlara  A’raf suresi 172. ayetinde;

– Hani, Rabbin; adem oğullarınin bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi (nefislerine) benliklerine  şahit tutarak sormuştu:

-‘Ben Rabbiniz değilmiyim?’

Onlar ‘Evet Rabbimizsiniz’ demişlerdi. Kıyamet günü, ‘ Biz bunlardan habersizdik!’ demeyesiniz, diye sormakta ve söylemektedir.

C. Allahın  Araf suresinin 172. ayetinde belirttiği – Adem oğullarının bellerinden aldığı zürriyetleri ifadesini, İnsanlığın var olunduğu anda Ademin / kişilerin bellerinden ulvi bir şekilde alınmış diye yorumlamayın. Müminün suresi 14. surede hamile kalma şeklinin anlatıldı sperm, cenin’den bahsedilerek … Sonra onu, bir başka yaratılışta yeniden kurduk.. ayeti devamında C. Allahın et ve kemik şekline bürünen ANA RAHMİNDEKİ zürriyetlere;   Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormaktadır.

-Bu ayet hakkındaki açıklamaları Ahmet Hamdi Yazır hocamızın Hak Dini Kuran Dili eserinin 5. bölüm 167. sayfasından itibaren -anladığım  şekli ile- sadeleştirip özetleyerek yazmaktayım.

— C. Allahın; şuan  ve Adem AS kadar var ettiği -anne baba olma hakkına sahip- kullarının bellerindeki zürriyetlerini alıp, Sperm, cenin, et ve kemik bürünümü yapıp kendi nefsinden ruh-can verdiği ana rahmindeki bu görüntüye – Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormasının nedenini, Allahın birliğine ve verdiği bütün lütuflarına, yaşadığı an ve ölümünden sonrası bedeni üzerinde her türlü tasarrufunun Allah katında olduğunu kabul etmesidir, şeklinde yorumlamaktadır..

Ana rahminde; İlahi varlığın lütfu olan varlık O an için iddia, inat, terbiyesizlik, ahlaksızlık, Allahı reddetme yetisine sahip olmayan melaike türü bir ruhani varlık olarak Allahın  her istek ve emirlerini ( bizler) kabul etmişiz. Öyle bizlere anlatıldığı şekli ile Adem AS var edildiği anda bu olay, olmamıştır.

Yazır hocamız; Ana rahminde C. Allahın emir ve isteklerini kabul eden et parçasının doğumdan sonra büluğ çağına girmesi ile, Allaha karşı vermiş olduğu Allahın varlığı ve birliğinin bilinmesi taahhüdünün yerine getirilme ve kulluğunu uygulama, Müslüman olma devresinin başladığını belirtmektedir.

Bu ayet üzerinde ise bazı müfessirlerin ise; Fussilet 41/11 ayeti örnek göstererek; ana rahmindeki et parçasına o anda akıl, mizan, yetenek … verildiği için Allaha iman etmiş (Müslüman olmuş/olduk demişliğinin ) sayılması gerektiğini yorumlamaktadırlar. Yazır hoca bu görüşe katılmadığını bazı dini ve ilmi terimler üzerinden açıklamaktadır.

Kalu Bela’dan kasıt; Yazır Hocamızın yorumundan yola çıkarak; Ana rahminde bulunan cenine can verip sorduğu an ve bu anda ceninden alıp yazdığı cevabın bulunduğu ilahi kitapdır, demek isabetli olacak. Hadid Suresi 8. ayetinde C. Allah;  – Hz Muhammet sizi -müşrikleri- Allaha iman etmeniz için çağırdığı halde iman etmediniz. Halbuki ezelde (ana rahminizde iken) sizlerden kendisine inanacağınızı belirten sözü almış ve bu sözünüzü İnkar etmeyesiniz, inkar ettiğinizde size göstermek için  katında bulunan ilahi deftere yazmıştım, denilmektedir.

Bu tasdik ve anlatım şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, İslam dinine mensup olduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor. Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor. Tevhit’in Arapcası:

La ilahe illallah Türkçesi :  Allah var ve bir‘dir. Allahın peygamberlerine getirdiği ilk kitaplara inanan her din mensubu; Müslüman‘dır. Dikkatinizi çekerim: Bunu yazarken bu günlerde çok konuşulan – Dinler arası diyaloğu kast etmiyorum.  Ama gerçeği saklamakta, şeytanlıktır.

Allah katında, kendilerine kitap indirilen Davud, Musa, İsa ve Muhammed as mın, insanlara ilettiği dinlerin ortak amacı,  Allahın varlığını ve birliğini, kabul ettirmek ve etmektir. Bu din anlayışına ise kısaca, TEVHİT dini denir.  Allahın varlığına, birliğine Hz Davut; Hz Musa; Hz İsa ve Hz Muhammedin Allahın peygamberi olduğunun kabul edilmesine Müslümanlık/İslam  kabul edenlere de; Müslüman denir.  İlaveten;

≈2010 yılına varıncaya kadar, Cuma hutbelerinde imamın söylediği, şimdi ise nerede ise söylenilmesi yasaklanan Allah cc bir ayeti var. Kuranı Kerimin Al-i İmran suresinin 19. ayetinde;  ALLAH NEZDİNDE HAK DİN; İSLAMDIR, deni-r-liyordu.  Burada bir vurgu daha yapayım. İslamlık, Hristiyanlık, Yahudilik ayrı bir din’dir. Ve bu dinlere inanan kişilere ise İslam, Hristiyan ve Yahudi dini mensubu denir. (basında yazdığı kadarı ile) Cuma hutbelerinde okunan – Allah nezdinde hak din, İslam’dır ayetinin okunmasını ABD -AKP hükümeti, men etmiş- neden? Bu ayetin manası ve İslami acıdan diğer din mensuplarının hem İslama geçmelerini önlemek hemde İslamdan başka din yoktur/yokmuş intibasını silmek içindir.   01.2011/07.2018    Mecit  ALBAYRAK

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan  açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilenmiştir.  Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014

 

Dünyanın ve Türkiye’nin en sıcak ve en soğuk bölgeleri ile Sibirya ve Antarktika.

02.2019 – NOT :  Günlük olarak televizyon veya gazetelerde yayınlanan hava raporlarını okur, duyarız. 26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonu  Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41,  Antalya nın ise  38 C’ olduğunu okudum ve söylendi.  Önemli olan 12 ay – 365 gün ve en az geriye dönük 10  yılın bilimsel kayıtlarının ortalamasına göre sonuçlar belirtilmektedir.  Aşağıda  belirtilen bilimsel sonuçlar, Dünyada ve Türkiyede bulunan yetkili birimlerin geriye dönük kayıtlarını göstermektedir. ( 2013 – 2014 Kışında bildik soğuklar olmadı ama 13 Aralık 2016- 16 Ocak 2017 arası Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında – 27 C’ görüldü) İlaveten;

Rakım, iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağ ve platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları mesela Alanya – Manavgat ilçelerimiz Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya, Manavgat’tan daha sıcaktır. Yapay bile olsa gölet ve barajların  az – çok olması, bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması bölgenin, yörenin iklimini etkilemektedir.

Dünyanın en soğuk yeri: Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden daha soğuktur. Bu bilgi bilimsel bir tespittir. İlaveten  GK (kıtası) tamamen toprak bir tabakadan oluşurken KK, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. Ayrıca GK kıtasında, kraterinde lav kaynayan bir yanardağ, mevcuttur.

Ağustos ayında dünyanın YERLEŞİM olarak en soğuk yeri: Dünya haritasına göz atarsanız, Ekvator çizgisinin güneyinde bulunan ülke sayısı ve kıta toprak oranı, Ekvatorun kuzeyinde yer alan kıta oranından, daha azdır. Dolayısı ile ekvatorun kuzeyinde yer alan ülkeler kutup noktalarına daha yakın olduğu için, en soğuk yerleşim yerleridir. Kışı soğuk biliriz. Ama öyle iken bile, güney kutup bölgesine daha yakın olan Güney yarı kürenin en üçra insani yerleşim bölgesi olan G. Afrika Cum. Cape Town şehri, kış mevsimini yaşarken Bizim Antalya ve  Adana şehirlerimizden bile, daha sıcaktır.

Sibiryanın – en soğuk değil– daimi soğuk olmasının nedeni: Sibirya topraklarını K/G – D/B yönlerinde göz önümüze alırsak, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Diğer taraftan ise Eski Sovyetler yeni Rusya devletinin merkezi yerleşim yerleri ile Sibirya toprakları arasında K/G istikametinde Ural Dağları var. Avrupa kıtası üzerinden Sibirya bölgesine sıcak bir havanın gelmesi mümkün değil. Doğusu (Pasifik) ise, açık deniz olmakla beraber Sibirya toprakları enlem olarak KK daha yakın olduğu için, soğuk hava etkisi daha kalıtsaldır. Sibiryanın Kuzeyi ise; Kutup deniz bölgesine açılmaktadır. Geriye Sibirya nın güneyi kalıyor. Bu sefer karşımıza doğudan batıya doğru uzanan Pamir ve Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor. Hint Okyanusundan yükselen sıcak nemli rüzgarlar, yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendisi de ‘buz’ oluyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), sıcak havayı göremeyen Sibirya, dondurucu soğuklardan kurtulamıyor.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise Rusya nın  Sibirya  bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın Ojmyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yerinde kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C’  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş. Pasifik Okyanusuna yakın bölgede olan Verkhoyansk rakım: 130 mt olup, 1888 yılı Ocak ayı  (90 F) – 67.8 C’.  . Kaynak: NASA ve Rus Bilimler Akademisi meteoroloji istasyon kayıtları.

Dünyanın en soğuk yerleri: ABD Minesota Eyaleti Koochiching kasabası, yıllık sıcaklık ort. +2 C’ ● ABD / Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ ● ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün) – 45 C’ ●  Kuzey Kutup (KK) Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. ● ABD/Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C’ ● Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’. 07.2017 Kaynak:  www.uznayvse.ru

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehrinin 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım. 

NASA, 9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına göre:   Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre Dünyanın en soğuk olan bölgesi, – 93.2 C’ (- 136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır. – 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama en sıcak yerleşim yeri, Etiyopya/ Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması: +34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: +47 C’ dir.

Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir. (3.2018) 1915 yılı Arizona Tuskon Çölü yüzeyinde 71,5 C’, aynı anda ve aynı yerin 4 mt üstünde ise, 42,5 C’ ölçülmüş. En doğru Sıcaklık ölçümü dünya meteoroloji standartlarına göre yerden 1,2 ile 2 mt yukarıda,  duvar dibi, ağaç yanı olmayan geniş gölgelik bir yerde sıcaklık ölçümü yapılmalıdır. Kaynak: NASA-BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti  Vredendal kasabasında Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık +48.4 C’ olmuş. 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş. www.gismeteo.ru

Türkiye de 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe‘ de tespit edilen  bir anlık / günlük en yüksek sıcaklık ise + 48.8 C’ dir. Anlık en soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait – 44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir.  Kaynak: BBC

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık ortalamaları, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru + 28 C’ ile + 15C’  arasında değişmektedir. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları + 26C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının bana göre iki önemli nedeni var:

A – Toros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını  kesmektedir.  Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt

B –  744 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen;   G. Doğu Anadolu bölgemizin güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye, Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu coğrafik yapı nedeni ile Güney Doğu bölgemiz sıcaklık konusunda, Akdeniz iklimi ile yarışmaktadır.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder. Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunuda hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır.  Ve Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük   sıcaklık ortalaması ise, + 15 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. Özelliklede bu ilçeye gittim. Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsul kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk olan şehirlerimizin başında, – 15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı, – 11 C’ ile Kars ve – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870,   Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin  3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk  hallerinin ortalaması ise: + 5 / 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 /45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir.

Ek bilgi: Sahra rüzgarları ve diğer Kuzey Afrika çölleri tarafından    toplanan çöl kumları, genellikle Karayip Denizi üzerinden tüm Amerika kıtasına taşınır. Aslında toz olayları, Sahra’dan sadece Amazon Nehri Havzasına her yıl yaklaşık 40 milyon ton çöl kumu döküyor. Araştırmalar, Amazon bölgesinin çok verimli olma sebebinin,  Afrika’dan gelen rüzgarlarda taşınan zengin mineralli çöl kumları yüzünden olduğunu gösteriyor.  NASA 04.2017   20.12.2010      Mecit  ALBAYRAK

Karayolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları.

Sayın arkadaşlarım; şehirler arası yolculuk yaptığınız yol üzeri ve yazımın içeriği doğrultusunda olan yer adlarını, rakımlarını ve hangi şehirler arası olduğunu; sayfama iletmenizi rica ederim.

02.2019 – Doğu Anadolu Bölgesi :  Erzurum veya Erzincan üzerinden Bayburt istikametinde Kop Dağı Geçidi rakım : 2409 mt.

İç Anadolu Bölgesi : Hüyük – Doğanhisar arası Kaya Beli geçidi rakım: 1620 mt.♠    Seydişehir / Taraşcı Kasabası – Beyşehir / Durak Kasabası arası  Reze Beli  rakım 1825 mt. ( Dikkat, bu yol asfaltlı olup, kışın ulaşım olmaya bilir.) ♠ Bozkır / Seydişehir / Antalya makasında Kadı Beli rakım 1390 mt.

Ege Bölgesi : Afyon  Şuhut – Isparta yol ayırımı arasında, Bozdurmuş Beli rakım : 1440 mt. ♠ Denizli Acıpayam / Söğüt arası Çomaklı Beli rakım 1460 mt ♠ Denizli Serinhisar / Tavas arası Kayık Beli rakım 1195 mt. ♤ Aydın Kuyucak/ Karacasu arası Yahşiler Geçidi 1088 mt.♤ Denizli Tavas / Serinhisar arası Kazıkbeli Geçidi 1195 mt

Karadeniz Bölgesi : Bayburt tan, Erzurum – Erzincan istikametinde Kop Dağı geçidi rakım : 2409 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Meçhul Asker Tepesi: rakım 1215 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Karadağ Tepesi rakım 910 mt. ♠  Çorumdan, Samsuna inen son veya il çıkışındaki ilk tepe Hacılı Geçidi / Tepesi rakım 730 mt. Ayrıca bu yol üzerinde uzunlukları 581 – 280 – 920 mt arasında değişen, üç adet tünel bulunmaktadır.

Akdeniz Bölgesi : dikkat – Kışın, Antalya Korkueli üzerinden Denizliye gidecek sürücüler, Korkuteli çıkışı / Söğüt arası kar yağışları oluyor.-  Antalya – Korkuteli arası Tahtalı Beli rakım : 970 mt. ♤ Antalya Korkuteli  Söğüt arası Çomaklı Beli 1460 mt ♠  Mersin / Mut / Karaman arası Sartavul Geçidi rakım : 1650 mt. ♠ Seydişehir/ Akseki arası  Antalya il sınırları içerisinde, Alaca Bel tepesi rakım 1825 mt. (Bu noktanın daha fazla olduğu; Lakin kara yolları kuralları gereğince rakımın daha fazla gösterilmesi halinde, tünel vb  uygulamaların yapılması gerektiği,  bu uygulamaların yapılmaması için, düşük gösterildiği halkımız arasında söylenilmektedir.  –  Duyumum dahilinde: Seydişehir İlçe Jandarma Komutanlığı kayıtlarında buranın rakımı 2050 mt. ♠ Adana – Pozantı – Ankara kara yolu arasında Gülek Boğazı rakım: 1292 mt. ♠ Antalya Korkuteli / Elmalı arası Karaman tepesi 1290 mt.  Isparta/Ağlasun Köroğlu tepesi: 950 mt – 2013

 

Arı ve Kovanlarda Sonbahar – Kış bakımı.

04.2018 – Bal sağım zamanı  yazın bitimi, sonbaharın başlamasıdır. İlk yapmanız gereken Varroa mücadelesidir. Kesinlikle ihmal etmeyiniz.15 eylül 2016 itibari ile bilim insanından öğrendiğim bir uygulama: Varroa için 5 lt şerbete enjektor ıle çekeceğiniz 2 ml timol esanslı kekik yağını karıştırıp en az 3 Gün ara ile 7 sefer veriniz. Varroa mücadelesi, sizin arıya  şerbet vermenizden bile, daha önemlidir.  Varroa’dan sonra ise arının yiyeceği. Esasında arının kışlık yiyeceğini, sırlanmış hali ile kovanda bırakmamız lazım. Bırakmamış iseniz;  Eylül ayı sonuna kadar,  1+1 ölçek şeker su karışımı şerbet ve petek gözlerinde olsa bile, ANA ARIYA günlük ATTIRA BİLMEK İÇİN dışarıdan kovan içerisine MUTLAKA POLEN VERMENİZ ŞART. 

Burada dikkat edeceğiniz nokta, şerbeti  bolca vermeyiniz.  Mesela 10 çitalı bir kovana Ekim ayına kadar  2 – 3 günde bir,  en fazla 1 lt şerbet veriniz. Arılar  bu şerbeti hem yer, hemde havaların yumuşak olması durumunda dışarıdan nektar getireceklerdir.  Petek gözlerinde polen yok ise, ana günlük atmaz veya yok denecek kadar atar. Koloninizin kuvvetli olmasını istiyor iseniz; bir parça naylon üzerine pudra şekeri ile karıştırılmış 200 gr polen koyup, kovan içine veya çita üzerine yerleştiriniz. Bu işlemi bir kaç kez yapınız. Şerbeti çokça verirseniz, bir anda petek gözleri bal ile dolar, yer kalmadığı için ana günlük atamaz ve genç arının yokluğundan dolayı koloninin,  bahara çıkması zorlaşır.

Kendi evinizin çatısını onardığınız,  yakacak kömürü kışa girmeden tedarik ettiğiniz gibi, arı ve kovanını da düşününüz. Arı hastalıkları ile uğraşmaktansa, bakımları ile uğraşmak en kolay ve zevklidir. İLK BAHARA girerken kovan bakımı için yaptığınız her şeyi,  KIŞA  girerken daha itinalı yapmalısınız. Kovanın içine yağmur ve kar sularının girmemesi için dışındaki çatlak, yarık yerler var ise, silikon ile kapatınız.

Kovanlığınızda  2 çitalı ve eski (3 yıllık) analı kovanınız var ise, diğer kuvvetli Genç analı arılı kovan ile  birleştiriniz. Şunu da belirteyim. 2 çitalı arı bahara çıkmaz! diyorlar. Hayır. Anası sağlıklı ise hiç bir sorun olmaz. Hatta bir avuç arı bile kışı çıkarır, yeter ki ana arı günlük atımını bırakmadan önce genç arısı ve yiyeceği olsun, hastalık, varroa vb çeşidi olmasın.

2017-18 sezonunda 4 kovanımda saysan, sayılacak  kadar arılarım vardı. onlar bile kışı çıkarıp, 10 nar  citalik kovan oldu birinide böldüm.

Ekim ayından itibaren 2+1 şekerli şerbeti  vermeye başlayınız.  Arada bir şerbetin miktarına göre 1-2  tane limonu sıkıp suyunu veya 5 litrelik şerbete yarım çay bardağı kadar Elma sirkesi dökmeniz, antibiyotik  görevi yapacaktır.

Kovanlarınız iç kesimlerde ise; Aralık, Ocak – Şubat ve Mart ayının ilk yarısına kadar kesinlikle kek vermeyiniz.  Verirseniz ne olur? Felaket olmaz. Sadece arıların yaşama şansını, – Şansa bırakmış, olursunuz. Kek verdiğinizde arıların su içme şanslarının ne olacağını iyi tahmin etmeniz gerekir. Bu tahmini sağlıklı bir şekilde yapamıyorsanız, arıları ölmeye mahkum bırakırsınız. Sahil kenarında iseniz, şansınız iç kesimlere göre daha fazladır. Antalya; kışın Konya bölgesine göre en az 10 C’ daha sıcaktır. Tehlikesi azdır. Buralarda kekin fazla bir zararı olmaz. Ama yinede tedbirli olunuz.

9 Şubat 2016 Salı – Az önce arı kovanlarımın yanından geldim. Sonucu arkadaşlar ile paylaşmak isteyip face açınca bir arkadaşımızın kapalı çita resimlerini gördüm. Gerçi arkadaş kovanlarının nerede olduğunu yazmamış ama ben bazı geceleri – 14 C’ olan Seydişehir deyim. Öyle iken az bile olsa çitaların % 90 da kapalı ve günlük var idi. Ben bunu neden yazma gereği duydum! Bu seneye kadar her kış kovanlarımı Akdeniz bölgesine götürüyordum. Bu sene burada bıraktım. Ak deniz bölgesinde olsa idim, arılarım 25 Ocak günü günlük atmış olacaklar idi. Gördüğüm sonuca göre ise arılarım 1 Şubat gününden itibaren günlük atmış oluyorlar. Yanımda derece götürdüm ki, hangi sıcaklıkta arı hangi duruma gelecek yerinde görmek istedim.  Kovanları açıp arılara bakmaya başladığımda gölgedeki sıcaklık, + 4 / 11 ‘C arasında idi.

Bu yazıma ilaveten siz arıcı ki, arıcılığa yeni başlamış arkadaşlarımız başta olmak üzere sizlerle şunu paylaşayım. Arı ve arıcılık konusunda bir anlatım olduğunda dikkatlice dinlemeye çalışırım. Şu bilgi verilirdi: Dış sıcaklık + 14 C’ olduğunda arı kovan içinde ‘yumak’ olur. Arıya dokunulmaz. Bende bu bilgiye istinaden kovanı açmak istemez, korkardım. Ama geçen zaman içerisinde şunu öğrendim. Kovana bakmanız gerekiyor ise, arının üst kapağını açıp arılara bakın. Arı gerçekten ‘YUMAK‘ olmuş ise hiç dokunma Bırakın, kaderi ne ise o olsun.  Ama dış sıcaklık ne olursa olsun, kar ve karlı  – yağmurlu hava hariç, örtü tahtasını kaldırdınız arılar çita üzerinde geziniyorlar’sa alacağınız alın, vereceğinizi verin. Elinizde ballı çita varsa verin, yoksa şerbetinizi veriniz. Balı boşalmış, arısı azalmış kovanın boş çitasını alınız. Bana göre ölçünüz şu olmalı. Şimdi bakarsam kaç arım ölür, bakmazsam, ne olur!! Kars’ta arıcılık bile yapıyor olsanız, bu yazdıklarımı dikkate almanızı öğütlerim.

Kovanları kapı penceresi olsa bile kesinlikle dört tarafı kapalı yerlere koymayın. Kesinlikle içeride veya dış mekanda uçuş tahtasını kapatmayın. Üç tarafı kapalı, önü açık gün güneş gören yer, olur. Böyle bir yere koyduğunuzda bile, kovanlarınızı yerden 20 – 30 cm yükseğe ve uçuş deliği Güney istikametine koyunuz. Kapalı yer, arıların yön tayin etmelerini zorlaştırır. Ayrıca uçuş delikleri önüne teneke kesip yanları açık  olacak şekilde takarsanız, arıları rüzgarlardan korumuş olacaksınız.

Kovanlarınızı, ilk önce kuzeyi kapalı ( tepe -kaya dibi)  rüzgarların kovana hiç veya az değdiği kuytu yerleri tercih ediniz. İmkanınız var ise, üstüne saç koymanız kovanların  ıslanmasını ve içine su girmesini önleyecektir. Kovanlarınızın öne doğru  2  cm kadar eğik olması, içine sıza bilecek suların dip tarafta birikmesini ve rutubet yapmasını engeller. Nem arı hastalıklarında, en büyük etkendir. Dağdaki arıyı düşünün, Kovanınızı  çul çuval ile  sarma. Dış kapak altındaki, örtü tahtası üzerine  gazete kağıdı bile  koyma. Kağıt hem nemlenir, hem hava sirkülasyonunu keser. Koyarsanız arıların hastalanmasına ve  fazlası ile kovan içi rutubete neden olursunuz.

Kovan üzerini ve dış taraflarını açıktan saran (yanlara temas eden değil) kar yığınları, kovanları soğuktan koruyacaktır. Yalnız, kovan önündeki karı, en az 50 cm kadar kürümeniz ve uçuş tahtasını temizlemeniz iyi olur. Uçuş deliği karla kapalı olursa, buz olmadığı sürece arılara zararı olmaz. Sadece uzun süre uçuş tahtası üzerinde duran kar, tahtayı bozar. Yapma imkanınız varsa, kovan önündeki karın üzerine soba külü serpmeniz, karın üzerine düşen arıyı koruyacaktır.

Kışın, kovanda yaşlılık ve hastalıktan dolayı % 25 dolayında  arı ölümlerinin olması, bilim adamlarınca normal görülmektedir. Ekim ayında kovanınızı kapattınız, Mart ayında baktınız arı yok! Yiyeceği var mı?, Varroa ile mücadele ettin mi? Bunları düşün. Kendimden örnek vereyim. Her şeyi full, ilaçlanması yapılmış 10 çitalık kovanımı  hiç açmadığım halde Mart ayına 8 çita olarak çıktı.  Bazen tüm ölümler görüle bilinir. Sebebi ise, açlık, yağma, zehir ve varroa dır.

Varroa : Sakat doğumlara sebep olan, arı doğduktan sonrada  kanını emerek erken ölmesine sebep olan; Arılara has bir bit  türüdür. Ayaklarda ve kanatlarda kısalık; günlük atımında  azalma, haliyle parazitin musallat olduğu  arılarda, güçsüzlük meydana gelir. Tehlikesi her daim var. Bu arı hastalığından kurtulmak,  gezginci arıcılık yapıldığı müddetçe, mümkün değildir! Ancak etkisi, azaltıla bilinir.

Bilginize: 2017 Apimondia sunumu:  Varroa veya diğer bit türü böceklere verilen Oksalit ve Formik asitlerin, bitlerin ölmesine neden olduğu gibi, daha uzun süre içerisinde, bu bitlerin arı üzerinde meydana getirdiği yaralar nedeni ile, arılarında erken ölmesine neden olduğu, belirtilmiştir. Tercih sizin.

Kışın varroa ilaçlaması için,  oksalik ve formik asitin  kullanılması uygun olur. Oksalit Asitin Di -hidrat olanının alınması, yetkili kişilerce vurgulanmaktadır.  Yalnız dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, Oksalit asitin atımı sırasında, günlük atımlarının olmadığı ay ve günlerde yapılması gerekiyor.  Formik asitin atımı isebal hasatından 3 ay öncesi ve hemen sonrası  yapılmalı. Bu sürelere dikkat edilmesi, arı ve insan sağlığı acısından çok önemlidir. Piyasada formik asit türünün kartona emdirilmiş şekli mevcuttur. Bu ilaçlama şekillerinde dış sıcaklık -en az-, 15C’ olmalıdır. Bu uygulama kolay yalnız kokusunu teneffüs etmeyiniz.

3 – 5 kğ toz şekeri, her türlü şeker imalatı yapan yerlere götürüp, makinada ezdiriniz. Böylece ezdirdiğiniz toz şekeri, Varroa için pudra şekeri haline getirmiş olursunuz.  Pudra şekerini, tuz dökme şişesi veya elek cinsi bir kap içine koyup, her iki çita arasından serperek dökünüz.  Varroanın, dibe döküldüğünü göreceksiniz. Bu, En temiz yöntem ve her zaman uygulanabilir.

Arıcı bir arkadaşım, varroa mücadelesi için kurutulmuş  portakal kabuğu ile varroa mücadelesi yapıldığını söylemişti. Bilahire internet ortamındaki araştırmam neticesinde; Varroa ile yapılacak her türlü mücadele ve neticelerini içeren, aşağıdaki linke ulaştım. Bu sayfadan daha bilimsel olarak faydalanacağınızı eminim. 2015 itibari ile bu bilgiler mevcut. library.cu.edu.tr/tezler/7682.pdf

varroaset ilacının bala etkisi :  Her ne kadar  bu tip ilaç, dumanlama şeklinde yapılıyor olsada sonuçta, mukavvaya   emdirilmiş kimyasal ilaçtır. Bu tür ilaçlama, bulunduğunuz bölgedeki bal sağımından 3 ay öncesi ve hemen sonrası yapılmalıdır. Belirttiğim zaman haricinde varroa ilacını verirseniz, bal ve peteklerde zehirli kimyasal ilaç kalıntıları olur. Bilimsel olarak peteklerin, her türlü temiz ve kirli havayı (sigara dumanı) emdiği kanıtlanmıştır.  05.2017

Türkiyede Yaşadığımız İklim Çeşitleri Ve Etki Alanı

02.2019 –  Akdeniz ve Ege bölgesi  Muğla –  Antalya arasından başlayıp, Hakkari, İran toprakları üzerinden Himalayalar bağlantılı olan Toros Dağları, Kara Deniz bölgesi dağlarına göre daha içeride olup, denize paralel olarak yer almaktadır. Sıcak Ak deniz havası, denize paralel ve tek parça olan Toros dağları nedeni ile,  iç kesimlere etkin biçimde ulaşmıyor ama, (kaynak Selçuk Üniversitesi araştırmasından Seydişehir örneği) yağmurunu dağların güneyine bırakıp hafifleyen hava, ısınarak yükselmekte ve Toros dağlarını aşmaktadır. Bilimsel açıklamaya göre iç kesimlerin soğuk havası ile tekrar karışıp nemle karışan  sıcak hava, Seydişehiri hem yağmur, hem ısı ile etkilemektedir. Seydişehir; Akdeniz üzerinden gelen iklimsel etki nedeni ile, Beyşehire göre daha sıcak ve yağışı daha fazladır. İlaveten sırtını tam dağa yaslamış olan Alanya, Antalya bölgesi içerisinde en sıcak olan bölgedir.

Akdeniz ve Ege  bölgesini  Afrika ve Atlas Okyanusu üzerinden etkileyen sıcak/ılık  rüzgarlar, Ege denizine dik olan dağların arasından geçerek ısı ve yağmurlarını Denizli bölgesine kadar ulaştırmaktadır.

Özellikle Afrika üzerinden gelen sıcak kuru havanın etkisinden dolayı kar yağışları, Denizli / Afyon bölgesinden iç kesimlere doğru görülmektedir. Her ne kadar Ege bölgesinin ılık/ sıcak havası iç kesimlere giriyor; Ak deniz bölgemizin sıcak havası Toros dağlarından dolayı iç kesimlere ulaşamıyor ise de;- Meteorolojik kayıtlardan- Ak deniz bölgemiz Ege bölgemizden  kışın 0,5 yazın ise 1 C’ daha sıcaktır. )

2018-19 Sonbahar kış mevsiminde tüm kıyı bölge ve şehirlerimiz yoğun yağmurlu veya kapalı geçmiştir. Öyleki Antalya bölgesinde bulunduğum üç ayın yüz günü bu şekilde geçti.  Ayrıca bir bilim adamı 2017 yılında: Bundan böyle Türkiyede muson yağmurları, hortumlar,  seller oluşacak, demişti. Nitekim, olduda.

Kara Deniz bölgesini  Avrupa/ Atlas okyanusu  üzerinden gelen serin hava etkisinde olan Düzce/Sinop ile kuru soğuk Sibirya havası etkisinde olan Sinop Artvin arası olarak incelenmelidir. Tam kuzeyden gelen soğuk hava ise, Kara denize kıyısı olan tüm bölgelerimizi eşit şekilde etkilemektedir. Fark, batıdan gelen serin, doğudan gelen soğuk hava akımlarındadır.  Kara denizin iç bölgelerinde olan  şehirlerimizin ısı durumu, özellikle O şehrin kuzeyini kaplayan sıra dağların varlığı ile alakalıdır. Mesela yapılan açıklamaya göre Karadeniz  bölgesinde Amasya Tokat, Mayıs 2018 yılında, en sıcak olan yerlerdir.

İç Anadolu bölgemiz kışın serin/soğuk, yazın kuru sıcak havanın etkisindedir.   Özellikle İlk Bahar mevsimi Mayıs ayına kadar yağmurlu, serin ve soğuk olur. Sonbaharın 2. yarısında ise, etkin olmayan yağışlar görülür. Etrafında orman sahası olmayıp geniş, ovalık alanlarda ve kısmen yüksek rakıma sahip  yerleşim yerlerinden olan (Selçuk Üniversitesi araştırması) – (Afyon), Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas gibi şehirlerimiz az yağış, çok soğuk ile uzun kış aylarını yaşamaktadır. İklimsel olarak Ak deniz bölgesine sınır olan yerlerde ise, kısmen ak deniz iklim hava etkisi görülür.  (2018 Mayıs haziran arası Türkiyenin tamamında olduğu gibi Seydişehirde aralıklı olarak 50 günün yarısında dakikalık bile olsa yağmurlar yağmıştır.)

Doğu Anadolu bölgemiz dağlarının özellikle; Gürcistan – Ermenistan ve İran sınırlarına doğru değişik yönlerde parçalı, dik ve ormansız dağ olmaları, Orta Asya /Sibirya çıkışlı  kuru soğuk poyraz tipi rüzgarların, iç kesimlere kadar ilerlemesine mani olamıyor. Ayrıca yerleşim yerlerinin Türkiye rakım ortalamasına göre daha yüksek olması, soğuk hava etkisinde önemli bir faktördür. (Sıcaklıkların, Bilimsel olarak her 100 mt yükseklikte  0.5 C’ düştüğü belirtilmektedir. Mesela 1890 mt yüksekliğe sahip Erzurum’da ısı, Antalya bölgesine göre 10 C’ daha az)  D. Anadolu bölgemize yağan karın soğuk etkisi, dört aydan fazla sürmektedir. Ayrıca bölgemizin tam doğusunu etkileyen dağlar, genelde sönmüş volkanik dağlardır. 4.000 metre ve üzerindeki dağların zirvelerinde, 12 ay – 365 gün boyunca buzul karları eksik olmaz. Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek vereyim.

2014 Haziranında düğün için  İç Anadolu bölgesinde yer alan Eskişehir –(köse) Mihalgazi ilçesine gitmiştik. Buranın merkez nüfusu 1700. Dört tarafı dağlık ve tam orta çukur bölgesinden,  Sakarya nehri akmaktadır. Rakım olarak, Sakarya nehrinin aktığı bölge  ≈ 165 mt, ilçe Kaymakamlık binasının olduğu yer ise ≈ 215 mt.  300 – 400 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta. Yine ilaveten, Sakarya nehri yatağı Karadeniz bölgesine kadar bir boğaz vazifesi görüp, bu boğaz içerisinden denizin nemli havası ta buralara kadar ulaşmaktadır. -düşünün- Aynı şekilde Manavgat Çayı, Antalya/Akseki ilçesine bağlı Cendeve bölgesinden inmektedir. Cendeve nin rakımı 850 mt ve iç kesimde yer alıyorken; Manavgat Çayı üzerinden gelen sıcak hava sayesinde bu taraflarda bazı Ak deniz bölge ürünleri yetiştirilmektedir.

Mihalgazi ilçesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen  turuncgiller ve muz hariç her türlü meyve, bitki ve şimdi yapılmayan pamuk üretimi bile yetiştirilmekte ve yapılmaktadır. Mersin – Anamur ilçesinde gördüğüm plastik seralar benzerleri, bu bölgeyi  kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013/2014) kış olmadığı için, beş kez yeşil sebze mahsulü  kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 13 C’ 14.06.2014 Cmt

Marmara Bölgemiz; özellikle Trakya bölgemiz, Balkanlardan  gelen K/B serin – soğuk yağmur ve karlı  karayel havasının etkisinde kalmaktadır. Marmara bölgesini oluşturan diğer şehirlerinde ise yağmur, daha etkilidir. Sadece yüksek bölge ve dağların olduğu yerlerde kar olup, soğuk az olmaktadır. Ayrıca denize kenarı olan yerleşim yerlerine yağan kar, kısa sürede erimektedir.

G. Doğu Anadolu; Bölgemiz ile sınır ötesi  Suriye tarafında coğrafik rakımın düşüklüğü ve dağ olmayışından dolayı, özellikle Doğu Anadolu bölgesinin soğuk hava şartlarına kapalı ve bu soğuk havaya siper olan-Buraya dikkatinizi çekerim- Toros dağlarının güneyinde kaldığı için; Arabistan ve Orta Doğu kaynaklı sıcak çöl havası olan G/D  samyeli  rüzğarlarının etkisinde kalmaktadır.

Suriye ve Irak sınır boylarında yaz mevsim sıcaklığı temmuz ayında 40 C’ kadar çıkmaktadır. Bu bölgelerimiz  yazın sıcak ve kurak, kışın ise yarı kurak az bir yağmurun etkisi altındadır. Ülkemiz; kış mevsiminde güneş ve sıcaklığını,  bölgelerimize göre en az 1 – 2 saat, en fazla   8 – 10 saat arasında hissetmektedir kaynak Nasa – BBC )

2014 yılında Meteoroloji Genel Müdürlüğü bünyesinde yayınlanmış; İllerimizin en az 10 yıllık yaz ve kış mevsimin sıcaklık kayıtları ve ortalamalarını, Türkiye’nin yedi bölgesi üzerine ayrıştırıp, sizlerin ilgi ve bilgisine sunmaktayım.  Açıklama ve araştırmam 12 şer ay, 4 mevsimin üzerindendir.  11.2015.

Yaz mevsim ortalamasına göre: 1- G. Doğu Anadolu Böl: 30,4    2-  Akdeniz Böl: 26,9   3-  Ege Böl: 25,5   4-  Marmara Böl: 23,6   5-  D. Anadolu Böl: 23,4   6-  K.deniz Böl: 22,6     7-  İç Anadolu  Böl: 22,3 C’

Bölgelerimizin Kış ortalamasına göre ise: 1 –  D. Anadolu Böl: -5,4  2 –  İç Anadolu Böl –1,0   3 –  G. D. Anadolu Böl: +3,1   4 –  K.deniz Böl: + 3,7   5 –  Ege Böl: + 4,2  6 –   Marmara Böl: + 4,8    7 –  Akdeniz Böl: + 6,6  C’  11.2015

Türkiye’nin Yaz ve Kış mevsim ortalamalarına göre  sıcaklıkları ise: 1 – Ak deniz / G.Doğu Anadolu: 33.5  3 – Ege Bölgesi: 29.4 4 – Marmara Bölgesi: 28.4 5 – Kara deniz: 26.3 6 – İç Anadolu: 21.3  7 – D. Anadolu: 18 C’-dikkat bu yazdıklarım sadece 2014 yılına ait sonuç ve ortalamalarıdır-

Türkiye, toprak yüzey uzunluğu olarak batıdan – doğu  istikametine doğru kuş uçumu ≈ 1600 kilometreye; Kuzeyden güneye doğru, ≈ 1000 kilometre uzunluğa sahip bir ülkemizdir.

Uluslararası Uzay Üssü bağlantılı olarak NASA nın 23.03.2014 tarihinde yayınladığı bir bilgiye göre: Dünya atmosferinde ve her bir (1) saniyede elli (50) kez şimşek çakar. Günde 86.400 yılda 31.536.000 kez olmaktadır.

Ülkemizin, iklim konusunda  şansız olduğu bir tarafı var.(en azından Seydişehiri örnek vereyim: 1986 – 1987 kışında, evlerin içindeki banyo kazanları ve su saatlerinin  patladığı kuru soğuk/ tipi poyraz rüzğarlarını yaşadığımız gibi; 1987 yılı Kırk -40- ikindi Nisan yağmurları ile ardından güneşli bir mayıs ayını yaşadık.

Çiçeklerin açtığı, kelebeklerin, arıların uçuştuğu,  koyun ve kuzuların meleştiği ilk bahar aylarında bile sıcak havaları beklerken, 2012 yılı örneğinde olduğu gibi, kurak bir Nisan ayı ile, soğuk bir Mayıs ayının varlığını da unutmadım.

20 Eylül 2013 – 20 Haziran 2014 ayları içerisindeki aylar ve  mevsimler, bilindiği şekli ile geçmemiştir.  Eylül sonlarında Manavgat ve Seydişehire yağan yağmur, Ekim ayında görülmemiş, kasım ayında ise tekrar kısa bir süre yağmur yağmıştır. Yağmurun görüldüğü günler haricinde Sonbahar her bölgede ılık geçmişti. Kış mevsiminde kar, Seydişehire iki kere yağmış olup, 2 günde erimiştir. Manavgata ise Mart ayının başlarında yağmur yağmış, Nisan başına kadar arkası gelmemiştir. Diğer bir ifade ile Ekim – Mart arası sıcak;  Nisan – 10 Haziran arası ise, serin geçmiştir.  2016/17 kışında 260 cm kar yağmıştı. 2017 Ağustos ayının 3.4,5,19,20 günlerinde ise hafif bile olsa yağan yağmurları da gördük.

Geçenlerde tv de izlediğim bir meteoroloji profesörü: Türkiyenin tropikal ilkim etkisine girdiğini, bundan böyle sel oluşturan sağnak yağışların görüleceğini, söylüyordu.   01.2013  Mecit  ALBAYRAK

Dünyada Arı Yaşantısı ve Arı Sağlığının Devamı Hakkında.

02.2018 – Burada yazmaya çalıştığım bilgiler, 45. Istanbul Apimondia 2017 bünyesi içerisinde, konu ile alakadar yetkililerin (karma) sunum ve tercümeleri ile, sunum anında belirtilen internet adreslerinden edindiğim bilgiler doğrultusundadır. —-

Arı kolonisinin verimliliği sadece ana arı, erkek arı, genetik, coğrafik durum, iklim, mevsim, kışlatma, arıcının kabiliyeti, nem, rüzğar, bitki çeşidi, nektar, polen ile alakalı değilken, hepsi ile alakalıdır. Esas arıcılıkta olumsuz iklim koşulları, büyük arı kayıplarına neden olmaktadır. Yalnız, her kıtada olan arı ölüm nedenleri farklılık arz etmektedir. Afrikada ormanların kesimi; Avustralya, Filipinler ve Okyanus ada ülkelerinde ise bakteri ve mantar hastalıkları etkin olmaktadır. Yazın; Kovan içi havalandırılması arı verimliliğini artıran koşulların başında gelmektedir. Diğer bir tarif şekli ile yaz  sıcaklarının etkisini azaltma mecburiyeti, havalandırma koşulu, kışın neme karşı havalandırma mecburiyetinden, fazladır.

Sıcak havalarda kovan havalandırılması, arının verimliliği ile alakalıdır. Kişisel olarak Arının kışın; altı tamamen havadar, açık bir yerde tutulmasını doğru ve mecburi görmüyorum. Üstelik, soğukların etkisi ile arının diğer peteğe geçmesini, bala uzanmasını engeller veya geciktirir. Ama çok sıcaklarda altı gözenekli yerde bulunması, faydalı olacaktır. Mesela; daimi gölgelik yerde bırakılan kovan, bir günlüğüne güneş altına konulmuş. O güne kadar kovan içinde üretim ile alakadar olup, havalandırma işi ile meşgul olmayan arılar, kovan işini bırakıp; kovan içinde 38 C’ çıkan sıcaklığı düşürmek için kanat çırpma işine, hemde sıcaktan bunalan bir gurup arıda serin yere çıkma gereği duymuşlar.

Arıların uçuş yönünü, rüzgarın estiği yöne doğru koymayın. Kovanlarınızı, açık alana koymanız halinde, sıcaklardan korumak için kovan üzerine ve çevresine dal, ot, kamış, toprak cinsi malzemeler koyunuz. Kraliçe arının hizmetinde ‘nedimeleri’ olan işçi arılar kraliçe arının yemesi, içmesi, kakası ve ana arının feromen kokusunu diğer petek ve kovan içine dağıtmakla görevlilerdir.

Niğde bölgesinde bulunan o bölgenin yerel arısını, kafkas, muğla, italyan arılarının üzerine orantılı olarak ilaç püskürtülmüş. Deneme sonunda İtalyan arısı en az yaşarken, yerel arı daha fazla yaşamış.

8000 işçi arısının ağırlığı= 1 kğ; bir çitanın iki yüzünde 3000 arının bulunduğu tespit edilmiş. Kışlatma sezonu boyunca pancar şekerinden oluşturulmuş balın, arı tarafından tercih edildiği görülmüş. Belirli sayıdaki arılara mısır, glikoz ve pancar şekeri şurubu verilmiş. Mısır ve glikoz şurubu verilen arılarda kış ölümü; pancar şekeri şurubu verilene göre, daha fazla olmuş.

Dünyada arıların telef olmasının nedeni olarak İklim değişikliği ve  özellikle bu değişikliğin etkisi ile arıların hastalıklara adapte olamaması; Varroa, Arıcının kendisi ve dünyayı yaşanmaz hale getiren insanlar ve devletlerdir. Avrupa Birliği (AB), Arı ve Arıcının gelişimi için her türlü kolaylığı sağlamak için uygulamalar; Hastalıklara dayanıklı, saldırgan olmayan arı çeşidi için araştırmalar yapmaktadır. AB; Aynı zamanda gezginci arıcılığa, mesafeli durmaktadır.

Gelecekte Avrupa çapında orijinal arı ırklarının yaşatılması ve çoğaltılması için ‘uçuşa Yasak’ koruma alanları oluşturulmaktadır. Ana arının sol ayağı, arının hareketi anında sürünüyor ise; Ana arıyı değiştirin. Arılar içerisinde, hem şerbet hem polen ile beslenen arılar; Sadece şerbet ile beslenen arılardan daha fazla yaşamış ve çoğalmışlar.

Ana arı; hastalıklı arıyı biliyormuş. İşçi arılarda hastalık / enfeksiyon var ise; kendini korumak için bağışıklık sistemini aktif hale geçiriyor. Arılar kendi aralarında iletişimlerini antenleri sayesinde sağlıyorlar. Anten hareketi hızlı ve daimi ise arı sağlıklı, yavaş ise, hastalık belirtisi oluyor. Polenin olmadığı zamanlarda, arı ölümleri daha çok oluyor. (poleni çok almayınız, polen ile dolan çitaları başka kovanlara verin veya muhafaza edin, sonra olmayan yer ve zamanda kovana koyun)

Petek gözüne sıkıştırılan polen; 3 – 5 gün içerisinde bitiriliyor. Tarlaya giden arı, enerjisini polen ile sağlamaktadır. Bakıcı arılar larvaları, bal+polen+su+arı sütü karışımı ile besliyorlar. Ana arı ise sadece, arı sütü ile. Polen yok ise, polen yerine soya unu+mısır nu+yumurta akı karıştırarak veriniz. Oksalik asidi, Varroa için bir kere veriniz. Arı, çiçek içindeki nektarı, nektar içindeki şekerin kokusundan biliyormuş. 07.02.2018

Arı Ürünlerinin İnsan Sağlığına Etkisi Üzerine.

Burada yazmaya çalıştığım bilgiler, 45. Istanbul Apimondia 2017 bünyesi içerisinde, konu ile alakadar yetkililerin (karma) sunum ve tercümeleri ile, sunum anında belirtilen internet adreslerinden edindiğim bilgiler doğrultusundadır. —–

Avrupa Gıda Güvenliği ve Apimondia Bilimsel Apiterapi Komisyonu; Arı ürünlerinin insan sağlığına olumlu etkilerinin tam tespit edilmiş olmadığını bilmek ve bildirmekle beraber; bazı arı ürünlerinin, bitkisel takviye olmasından öte, ilaç olarak addetmektedir.

Uluslar Arası Arı Araştırmaları Derneği; Başta arının kendisi olmak üzere Bal, Polen, Propolis, Arı Sütü ve Arı Zehirinin; İnsan hastalıklarının tedavisindeki olumlu sonuçlarının tespiti konusunda çalışmaların yapılmakta olduğunu vurgulamaktadır.

Modern tıpta arı ürünlerinin kullanım yerleri ve çeşitleri konusunda bolca araştırma ve uygulama yapıldığı ve olumlu sonuçların alındığı vurgulanmıştır. Arı ürünlerinin etkili olduğu hastalıkların  başlıkları olarak ANTİ- mikrobiyal, diyabetik, inflamatuvar, tümör, oksidan; Norolojik; Analjezik; Diyabet; Tansiyon rahatsızlıklarında faydalı olduğu söylenilmiştir.

Propolis ekstraktının yapılışıPropolis (PP) Bitki ve ağaçların yeni sürgünlerinden elde edilen % 50 si reçineden (zamk/tutkal) % 30 mum ve diğerlerinden oluşan bir arı ürünüdür.  (bilimsel çoğunluğun kabul ettiği etanol derecesi; % 7o’ dir) PP; % 70′ derecelik etil alkol ile ekstrakte edilmelidir. 70′ üzerinde ki etil alkol ile yapılan ekstraktlar, reçine içerisindeki mumun erimesine veya vücuda  zarar verilmesine neden olmaktadır. % 70′  1 lt alkol=860 gr tekabül ediyor.  1 gr propolis (PP) karşılık, 3 gr etil alkol ile yapılan ekstrakt yeterli ve makbul görülmektedir. (rakamlar yuvarlamalı ve akılda tutulacağı için böyle yazdım)

Ayrıca, yüksek dereceli alkol kullanılmasının sıkıntılara sebep olacağı belirtilirken, Karaciğer rahatsızlığı olan hastaların, alkolden elde edilmiş PP ekstraktlarını kulanmamaları, vurgulanmıştır. Ekstrat içindeki alkolün uçurtulması için ise; artık maddelerden ayrıştırılmış, süzülmüş reçine ekstratının yayvan bir cam kap içine dökülmesi ve bir kaç saat bekletilmesi yeterli olacaktır.

Katı propolisin ağızda eritilmesi sakıncalıdır. Türkiye piyasından temin edilen yerli ve yabancı menşeli propolisler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, PP için bir Türk standartın olmadığı, oluşması gerektiği belirtilmiştir. Antibiyotik kullanımının ve yazılmasının doktorlar tarafından azaltılması neticesinde; propolise rağbet artmıştır.

Arı Zehirinin; insanların hareket bozukluluğu, felç, parkinson hastalıkları gibi sorunlarında olumlu etkileri görülmüştür. İsteyerek ve bilerek kendinizi tedavi niyeti ile arıya sokturmak isterseniz; tuttuğunuz arının diz, dirsek, parmak araları ile, kas olmayan yerlerden sokturulmasının faydalı olduğu sorum üzerine  tarafıma söylenilmişti. Arı sokması halinde şişmesini önlemek için sokulan yere limon, tuz, sirke sürünüz.

Astım hastaları için Arı ve Arı Kovanı havasının, belirli bir periyotlar dahilinde solunmasının hastalığın tedavisinde etkili olduğu bilinmekte ve çeşitli ülkelerde uygulanmaktadır. 10 dakika kovan havasının solunması; 15 dakika ara verilip, bu uygulamanın günlük 2 saat olarak  yapılması belirtilmiştir. Arı işi ile meşgul olan kişilerin; 5 yıl daha fazla yaşama durumları olduğu, söylenildi.

Günde 4 gram Erkek Arı Larvasının yenilmesi durumunda; erkeklerde testosteron seviyelerinin artacağı belirtildi.

Balın kimyasal etkinliği ve kalitesi; iklim koşullarına, mevsimine, toplanıldığı bölgeye göre değişir. Alman bilim adamı tarafından yapılan araştırmaya göre; Güneşin altında kalan balın 48 saat sonrası tıbbi değerlerinin kalmadığı tespit edilmiş. Nektar içinde olması gereken polen özütünün  varlığı ve/veya yoğunluğu, balın kalitesine etki eder. 03.2018

Dünyanın En Yüksek 10 Dağı

02.2018 – Çeşitli ülkelerin uzaya gönderdiği araçlar sayesinde yer yüzü ve yer altındaki  her türlü değişim ve gelişimleri, ‘anında’ takip etme ve öğrenme durumları bulunduğu, bilinen bir gerçektir.

Zamanımızda Uzay uydularına sahip  ülkelerin, Dünya küremiz üzerinde yer alan dağ, tepe, nehir,..vs..leri,  ileri teknoloji sayesinde ve amaçları her ne ise,  o doğrultuda en geniş ve gerçek bilgileri, 0 -sıfır- hata ile tespit ettikleri bilinmektedir. NASA kaynaklı, Uzaydan tespiti yapılan en yüksek on (10) dağ sıralaması ise:

1 – Everest Tepesi     Nepal / Tibet       bölgesi          8.850 mt

2 – K2 ( Chogori )           Pakistan / Çin                   ”             8.611 mt

3 – Kanchenjunga      Nepal / Hindistan      ”            8.586 mt

4 – Lhotse                         Nepal / Çin                        ”            8.516 mt

5 – Makalu                    Nepal / Çin                    ”           8.485 mt 

6 – Cho Oyu                     Nepal / Çin                         ”            8.188 mt

7 – Dhaulagiri                  Nepal                           ”           8.167 mt

8 – Manaslu                          Nepal                              ”             8.163 mt

9 – Nanga Parpat         Pakistan                        ”            8.152 mt

10 – Annapurna 1                 Nepal                              ”             8.091 mt

22.02.2013  Cmt          Mecit  ALBAYRAK                            

Dünyada verginin olmadığı veya az olduğu ülkeler.

12.2017 – Birleşik Arap Emirliği : Dünyada kişi başı en yüksek gelire sahip ülke.Hiç bir şekilde gelir ve katma değer vergisi (KDV) yok. Sadece içkilerden % 50 vergi alınıyor. Geliri, petrole dayanıyor.

Kuveyt : Dünyada, 6. sırada petrol ihraçatcısı ülke. Sadece sigorta primi katkı payı alınıyor.

Katar : Geliri, bir nevi doğal gaz imparatorluğu ve petrole dayanıyor. Hiç bir isim altında gelir vergisi ve KDV alınmıyor. Sadece sosyal sigorta katkı payı ve ithal edilen ürünlerden sadece % 5 vergi alınıyor.

Umman Sultanlığı : Gelirinin % 90 petrole dayanıyor. Gayri menkul satışları, maaş ve sosyal sigorta primlerinden katkı payı alınıyor.

Bahreyn : Sadece, sigorta ve emlak vergisi var. Yabancılar, emlak kiralama vergisi veriyor.

Cayman Adaları : İngiltere’ye bağlı geliri turizme dayalı olup dünyada ‘vergi cenneti’ olarak bilinen yerlerden biri. Sadece ithal mallardan % 25 vergi alınıyor.

Monako Prensliği : Geliri turizme dayanıyor. Hiç bir isim altında vergi alınmıyor. Sadece prenslik topraklarında yaşayan yabancı kişiler, vergi veriyor.

Andorra Cumhuriyeti : İspanya / Fransa arasında dağlık bir ülke. Devletin geliri % 80, turizme dayanıyor.

Bermuda Adaları : İngiltere’ye bağlı, Atlas Okyanusu / Karayipler Denizi tarafında, geliri turizme dayanan, adalar topluluğu. Adalarda yaşayan insanların % 20 , başka ülkelerde doğmuş kişilerden oluşuyor. Sadece sigorta ve maaş vergileri ve ilave olarak emlak ve miras vergisi var.

Bahamalar : Devletin geliri % 70 turizm, ithal mallar ve gümrük girişlerinden sağlanıyor. Sadece sigorta primleri ve emlak vergisi alınıyor. Kaynak-  w.okaybro.ru   03.12.2017

Dünyanın sıcak veya soğuk olmasının nedeni ve mevsimler.

02.2018 –   Dünyamızın ekseni, Güneşin (farazi) eksenine göre aynı paralellikte olmayıp, 23′ eğiktir. Dünyamız bu 23′ eğik ekseninde 24 saat süresince dönmesi ile gece ve gündüzleri oluştururken; Güneş çevresini de 365 günde tamamlaması ile, mevsimleri oluşturmaktadır. Dünyamızda, 4 mevsim olduğu gibi, 4 yönümüz var. Şimdi hayali bir gözlem yapalım:

Elinize bir pinpon topu alıp, topa tam dik olacak şekli ile içinden bir şiş/tel geçirip, şişin alt ucunu sabit tutarken topun üst ucunu topla birlikte hafifçe dik eksene göre bir tarafa doğru hafif eğerek devamlı, aynı eğimde, tutun ve ağır ağır döndürün. Güneşe yüzünüzü dönün ve güneşi hayali 4 eşit parçaya  K/B/G/D yönü gibi bölün. Güneşin üstünü kuzey (K) altını güney (G) sol tarafınız batı (B) sağ tarafınız doğu (D) olsun. Dünyamızın güneş etrafında döndüğü bilinen yörüngesini de, güneşin alt/üst etrafında büyük bir çember olduğunu farz edin. (Ki, dünyamızın güneşe göre ekseni, bizim dünyamızda ve toprağa göre paralel olduğunu düşünürseniz, bu sefer dünyamızın hep aynı yüzü güneşe yakın olacaktır.) Ve dünyamızı 23′ eğik hali ile güneşin tepesine ve çemberin üzerine, dünyanın kuzey kutbu yukarıda imiş gibi düşünerek tutunuz. Yalnız dünyanın açısını hiç bozmayın. Ve eğik pinpon topunu güneşin etrafında dolaştırın. Güneşe bakan yüzeyler ilkbahar ve yazı oluştururken, güneşten uzaklaşan yüzünde ise sonbahar ve kış mevsimleri oluşur ve oluşacaktır. Diğer bir anlatım şekli ile Güneşin (hayali) kuzeyinde olan dünya küresinin (güneyi) alt ülkeleri güneş ışınlarını tam alırken yaz mevsimini yaşarken aynı anda dünyanın kuzeyini oluşturan ülkelerde, kış mevsimini yaşıyor olacak.

Bu şekilde dünyamızın bir tarafı sıcak olurken, bir tarafı da soğuk olacaktır. (eğikliği bozmadan) Pinpon topunu yavaş yavaş güneşin çevresinde sol tarafınıza indirirken; Kış mevsimini yaşayan ülkeler güneş ışığını görmeye insanlarda ısınmaya başlayacak. Yaz mevsimini gören ülkelerde ise, güneş ışınları zayıflayacak ve Sonbahar mevsimine girecekler ve soğuklar başlayacak. Sonbahar mevsiminden sonrada kış mevsimine devam edecekler. Pinpon topunu sağ tarafınıza aldığınızda ise; topun alt tarafı güneş ışınlarından dolayı ilkbaharı yaşamaya ısınmaya başlıyorken, topun üst tarafıda azalan güneş ışınlarından dolayı; Sonbaharı, devamında ise soğukları ve kış mevsimini görecek. Ve hem mevsimler hem sıcak ve soğuklar bu şekilde aralıksız bitmeye/ başlamaya devam edecek. 2017

 

Babam Lazoğlu Şükrü Usta.

 images-babam

 Aslında 1923 Gürcüstan Devleti, Batum şehri doğumludur. Ülkemizde, O yılların şartlanılmış ve şartlandırılmış gelişmeleri doğrultusunda doğum yeri ve tarihi,  Hopa – 1925 olarak yazdırılmıştır.

Babası ve büyük babam; Azerbaycan Devleti Şeki ili, İnce Zunut köyüne kayıtlı Yusuf oğlu,  Mecit YUSUFZADE ( 1885 – 1926 ).  Annesi ise, Türkiye Cumhuriyeti Artvin ili Hopa ilçesi Ebuislah köyünden Ayşe …  ( Türkiye 1901 –  Azerbaycan / Bakü 1987 )

Üç yaşına kadar babası Mecit, annesi Ayşe ve ablası Fatma (1922 – 2004) ile beraber Batum’da büyüyen babam, küçük kardeşi Hamdi’nin (22 Mart 1926 – Ağustos 2013 ) doğumundan sonra annesi, o zamanlarda yanına gelmiş olan kız kardeşleri ve annesine :  Hamdi olunca Şükrü ile fazla ilgilenemiyorum. Siz memlekete giderken Şükrü’yü yanınızda götürün, biraz yanınızda kalsın, deyip Hopa’ya gönderir (1926). Babası dedem Mecit,  Batum ve Artvin çevresinde hatırı sayılır bir esnaf ve işverendir. O günün şartlarında –Deri işleme atölyesi olan dedemin hatırı sayılır maddi gücü  olduğu, ileriki zamanlarda Seydişehire gelen Baba Annem, halam, amcam ve  babamın dayısı ve akrabaları tarafından anlatılmıştır.

Büyük babam Mecit Yusufzade; 1926 yılı içinde maddi durumundan dolayı yanında çalıştırdığı işçileri tarafından öldürülür.Cesedi, iş yeri yakınında ki bir kayanın altında 17 Ağustos 1927 yılında bulunur. B.babam öldürüldüğünde Babaannem, 3 çocuk annesi ve 25 yaşındadır. Babaannem 1928 yılında tekrar evlenir. Bu evliliğinden altı çocuğu olur, ama başta kocası olmak üzere hepsi, kendisinden önce ölürler. ( Eşi Hamit, çocukları Kemal, Cemal, Lütfiye, Mehmet, İsmet, Semaye).  Halam Fatma ve amcam Hamdi 1932 – 1938 yılları içerisinde yetimhanede kalırlar. Halam 1944 yılında Savcı olmuş, Amcam ise askeri bandoya girmiştir.

1928 yılına kadar Batum ve Artvin de olan insanlar, komşuya gider gibi bu yerlere karşılıklı gidip gelirlerken, bu tarihten sonra bir gece yarısı Türkiye ve S.S.C.B. arasında imzalanmış olan sınırların kabul ve kapatılması  antlaşması  gereği, karşılıklı geçme yasağı konur ve sınırlar kapatılır. Bu sınır ise,  o zaman ki Sarp köyü ve günümüzde ki sınır kapısıdır. O anda Türkiye’de olan babam ailesinden ayrı düşer. Anne – baba ve iki kardeşide, Batum’da kalır.  Öyle ki bu köyün orta kısmında bulunan dere yatağı, iki ülke sınırı olup, köyü ikiye bölmüş.  🙁

Türkiye’de 3 yaşından itibaren akrabalarının,  özellikle  9 kız kardeşin tek erkek kardeşleri olan ‘Onbaşı’  lakaplı dayısı Ömer Albayrak himayesinde olan babam, dayısının soyadını -vermişler- alarak yaşamaya başlar. Geçmişi hakkında pek fazla konuşmayan babam, zaman zaman bazı anılarını annemize ve bizlere anlatır idi. Ayrıca babamın ana lisanı, Lazca idi.

Bazen yemek sofrasından – Sen yemeyeceksin, diye  kaldırılıp, ıslattığı yatak ve dayak korkusundan dolayı erkenden kaçan, ağaçlardan düşüp karda delik açan portakalları buradan alıp yediğini anlatırdı.  🙁

1930′lu yılların şartlarında ilk öğretim 3 yıl imiş. Okuma ve yazmaya aşırı ilgisi olan babam, akranları okula giderken  okula gidememiş. Azmi sayesinde, arkadaşlarının yanında onların kağıt ve kalemleri ile okuma – yazmayı öğrenmiş. Hatta öyle ki,  bir süre sonra okulda okumadığı halde, okula  giden arkadaşları ile imtihana sokulmuş ve  imtihanı kazanmış.

Gençlik çağlarında Zonguldak’ ta iş yerleri olan teyzesinin oğlunun yanına giderek, tamir – bakım – imalat üzerinde çalışıp, meslek sahibi olmuş. Askerliğine kadar Zonguldak Maden ocaklarında tamirci olarak çalışmış. Bu iş yerlerinde zaman zaman işçi  sağlığı açısından işçilere iğne yapılırmış. Babam, iğneden korktuğu içinde hep kaçarmış. ( Babam, bana 31 sene babalık yapmıştır. Babamın, son ölümcül hastalığına kadar, hastahane veya doktora gittiğini bilmem ve duymadım.)

Erkek milletinin en büyük anısı, ‘askerlik yıllarıdır’. Özellikle bizlere anlattığı anıları askerlik yıllarına ait. Askerliğine;  İstanbul – Selimiye Kışlasında  başlamış. Sanatkar  olması nedeni ile ordunun tamir – bakımına alınır. Becerikliliği fark edilince, komutanı yanına çağırtıyor. Ve:  Komutanlığa ait olan kasanın anahtarı kayıp oldu, kasayı açabilirmisin? Hemen işe başlıyor ve kasayı açıyor. Sene, 1945 ve sonrası. Dünyada savaş var.

Bir süre sonra, uzun süreli arazi tatbikatı için, askerin bir bölümü ile beraber;  Samandıra tarafına gidiyorlar. Tatbikatın bir gününde, yemekhane çavuşluğu görev sırası kendine veriliyor. Daha öncelerinde bir erat çavuş ile, ufak bir sorunları olmuş. Yemekhane çavuşluğu anında, arası açık olan çavuş, yemekhaneye gelip, herkesden önce yemek istemiş. Babamın çavuşu ya! Babama verilen talimat ise, dış görev haricinde kim olursa osun, yemek verilmeyecek.  Haliyle yemeği vermemiş ve  bu çavuş ile münakaşa etmiş.

Ertesi gün bu çavuş, yemekhane sorumlusu oluyor. Galiba, akşam vakti babam nöbete gideceği için, erkenden yemek yemeye, yemekhaneye geliyor. Durumunu izah edip çavuştan yemek istiyor. Çavuş, yemeği ‘gıcıklığına’ vermiyor. Verirdin – vermezdin kavga, dövüşe dönüyor. Araya olaya tanık olan  askerler giriyor. Bu sırada ast subay komutan geliyor. Olayı bilmeyen komutan,  kavgayı çıkartan kişi olarak babamı düşündüğü için, sille – tokat vurmaya  başlıyor. Ona göre ‘çavuş’ u haklı, babam suçlu!

Dayağı yemekte olan babam:  – Komutanım durum şu, desede iyicene kızan komutan, babamı döğmeye devam eder. Dayaktan iyicene bunalan babam, bir şekilde ’kasatura’ yı eline geçiriyor ve komutanının üzerine yürüyor. Bu sefer komutan önde, babam arkasında eğitim karargah çadırlarının  çevresini dönmeye başlıyorlar. Zorla babamı yakalıp, komutanı kurtarıyorlar. Durumu öğrenen komutanı babamdan ‘ ÖZÜR’ dilemiş, ama ne fayda! Urfa / Birecik’e sürgün gidiyor.

Urfa – Birecik’te bulunduğu askeriyenin bütün teknik işlerini yapmak haliyle  babamın görevi. Birliğin işlerini imkanları nispetinde askeriye içinde  yaparken, burada olamayacak işleri de,  Birecik içerisindeki sivillere ait demirci atölyesinde yapmaya başlar. Askerliği süresi içinde, bu işleri yaparken haliyle sivillerle de  irtibat kuruyor, kurmak zorunda. Bu bölgede adı – sanı duyulan bir ‘AĞA’ nında ufak tefek işlerinide yapar. Ağa, babamdan hoşnut olduğu için kendisine bir öneri yapıyor. – Şükrü, burada kal. Benim traktöre, makinalara bakarsın, kızımıda sana veririm, demiş. Ama nedense babam, teklifi kabul etmeyip;  Konya / Aksaray Obruk bölgesine  çalışmaya geliyor. Sene 1948.

Bu bölgede yine traktör, biçerdöğer  ve diğer makinaların tamir – bakımı ile meşgul olmakta iken; Konya/ Seydişehir – Orta Karaviran‘lı namı değer ” Çakaloğlu Mehmet” isimli bir kişi ile tanış oluyor. Çakaloğlu Mehmet babama:  – Lazoğlu, sermayesi benden, çalıştırması senden. Benimle Orta Karaviran köyüne gelir misin?, diyerek teklifte bulunur.  12.2011              İkinci bölüm :Babam Lazoğlu Şükrü Usta ve Seydişehir.   Mecit Albayrak


Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni ve Seydişehir.

02.2018 – Bir önceki yazımda  Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  hakkında açıklamalar  yapmıştım. Bu yazımda ise Etibank  Alüminyum Tesislerinin özelleştirilme aşamasında, Seydişehir ( Türk ) halkı ve Eti Alüminyum işçisinin özelleştirilmeye bakış açılarını yorumlamaya ve bazı gerçekleri paylaşmaya çalışacağım.

Bir önceki yazımda, Adalet Partisinin 24 Ocak kararları ile özelleştirilmelerin önünü açtığını, halkın ağzına verilen ” zarar ediyor” sakızı sayesinde özelleştirilmelerin, TÜRK HALKINA kabul ettirildiğini belirtmiş ve Seydişehir halkının neden özelleştirilmeyi desteklediğini,  bu yazımda açıklayacağımı vurgulayarak, bitirmiştim.

Evet; Seydişehir halkı neden özelleştirmeye alkış tutmuştu. Bana göre bunun,  dört  sebebi var.

1 – İşçi; Fabrika temellerinin atıldığı 1967 yılından 1990 yılına kadar kazandığı tüm parasını, Seydişehir esnafına veriyordu. Seydişehir esnafı da parasına para, malına mal katıyordu. Fabrika işçisi, çarşı esnafının gözünde, -teşbihte hata olmasın- ”Sağmal İnek” idi.

Görünmeyen  şekli ile  belirli bir esnaf kesiminin gözünde  işçinin ev, araba alma, zevki için para harcama hakkı yok idi. Onlara göre işçiye bisiklet bile çok, yürüsün! Kirada oturacağı ev, ona çok bile! Para biriktirmek, ihtiyacı ve zevki için parasını harcamak gibi bir hakkı, olamazdı!  Ama çarşı esnafının ise,  ‘Allahın emri‘  imiş gibi her şeye hakkı vardı. Her 2 – 3 senede bir arabasını değiştirecek, Seydişehir de bir evi olacağı gibi Antalya da veya başka yerlerde 1 – 2 tane yazlığı olmalı! Bunları nereden mi biliyorum? Bende  Seydişehir de yaşıyor ve toplum içinde konuşulanları duyduğum gibi, esnafı savunup, işçiyi kötüleyenlere de, gerekli cevabı verenlerdenim.

1990 yılı ve sonrasında, çalışıp üretmediği halde ‘Çağ atlatılan’   Türkiye ve Türk halkına olduğu gibi; Seydişehir işçisine de ‘Çağ Atlatıldı‘. İnsan olmanın gereğini ve gerekenlerin hepsine sahip olmaya başladı. Ev, araba, seyahat ile ailesel ve kişisel ihtiyaçlarını şehir içinden ve dışarıdan, gidermeye başladı.

Maddi imkanları oranında çeşitli vesileler ile şehir dışına çıkmaya başlayan  işçi arkadaşlarım, şehir dışındaki yaşamı ve çeşitliliği görmeye, geçmiş yıllarda  çarşı esnafına yiyecek, giyecek vb gibi konularda ve fiyatları yönünden nasıl kazıklandığını,  anlamaya başladı. Haliyle 1985 yıl ve sonrasında yapılan her türlü alış veriş durumları, döviz üzerinden halledilmeye başlanılmıştı. Türkiye’de olduğu gibi  Seydişehir’de, özellikle esnafın yaptığı yada herkesin yapmak istediği türde işçi arkadaşlarımda, cebindeki ihtiyaç fazlası olarak artırdığı lirasını, dövize çevirmeye başladı. Böylece bazı esnaflara akan ‘süt’  miktarı, dahada azalmaya yada bitmeye başladı.

Bazı ihtiyaçlarını daha ucuza, şehir dışından karşılamaya başlayan işçi, esnafın gözünde, düşman olarak görünmeye başlanıldı. Haliyle çarşı esnafının Sağmal İnek’in ‘sütü kesildi’. Seydişehir halkı ve esnafı, işçiye diş biledi. İşçi tamamen haklı mıydı? Haksız olduğu yerlerde vardı.   Mesela:

Seydişehir de olduğu gibi; Dünyanın her yerinde kimi insanların maddi gücü, gördüğü her şeyi almayı bırak, zorunlu ihtiyacını bile karşılayamayan kişilerle dolu. 1990 yılından sonra, özellikle 92 ve 98 yıllarında işe girmiş 3 – 5 yıllık yeni işçi, kıdem olarak kendisinden 15 yıl daha eski olan, işçi arkadaşın maaşına yakın maaşı, almaya başladı. Özellikle bu grup içerisinde bulunan genç arkadaşlarımız, bir anda ummadıkları bir refaha kavuştular.

Nasıl mı?  Toplu Sözleşmeler yapılırken sayı bakımından ağırlıkta olan eski işçi arkadaşlarımıza, (mesela) % 15 – 20 zam verilirken, azınlıkta olan ve yeni işe giren arkadaşlarımıza, % 50 ye yakın zam verildi. Böylece tüm işçiye verilen zam ortalaması, %30 – 40 gibi yüksek gösterilirken, Türk ve Seydişehir Halkı kandırıldı. Ve çoğunlukta olan eski işçi, az zam aldı.

Ummadıkları bir refaha erişen bazı gençlerin, aşırıya kaçan nahoş hareketleri, zengin – yoksul Seydişehir halkının tepkisini çekti. Buna neden olan maddi güçlerinin yanında, zaman içerisinde bilgisayar devrinde gelişen teknoloji, kolaylaşan her türlü sanayi,üretim, kredi ve rekabete dayanan ticari kolaylıkların büyük bir etki olduğunu. unutmayınız.

Ayrıca, özellikle geçmişteki Hükümetlerin, sendikal sözleşmeler sırasında dile getirdiği, halkın kulağına soktuğu ve halkında sahiplendiği bir anlatım şekli var:  Emeklilik yaşı geldiği halde emekli olmayıp, hala çalışan, iş yerinde uyuyan işçiler var! Bu ifade şekli tüm yurt sathında geçerli olmakla beraber Seydişehir halkı, geçmişin verdiği bir hırsla bu açıklamalara sahip çıktı. Ve: Emekliliği gelen işçi, emekli olsun. Bizim çocuklarımız çalışsın, denilmeye başlanıldı.

Ey bu konuşmalara sahip çıkan  Seydişehir (Türk) halkı: Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan sadece işçi ve işçiler mi? Emekliliği geldiği halde hala ve hala çalışmaya devam eden, iş yerinde uyuyan her türlü birim ve meslekte çalışan MEMURU YOK MU? Neden aynı terane memur için söylenmiyor!  Diliniz mi dönmüyor? Memurun tecrübelisi gerekli de, işçinin tecrübelisi gerekmiyor mu? Yoksa hep sakızlara mı dolanıyorsunuz?

NOT: Fabrikada çalışırken birlikte veya tanış olduğum; 4 C li olarak şuan devlet dairelerinde çalışan arkadaşlara; Fabrikada çalışıyor olsalar idi, alacakları maaşın yarısına şu an talim eden arkadaşlara: – Şuan olması gereken hakkınızı verseler, fabrikaya döner misiniz diye sorduğum kişiler: Bizler fabrikada iken, ölmüşüz, diyorlar.

Ne demek istediklerini; birazcık aklı olan varsa, düşünsün!

2 –  İşçinin, fabrikanın satışında Seydişehir halkının desteğini kaybetmesinin diğer bir sebebi de,  kısmen işçinin kendi hatası idi.. Dikkatinizi çekerim ‘kısmen‘.

Seydişehir ve civar köylerinde yerleşik, özellikle çiftçilikle uğraşan bazı işçiler, halkın arasında iken utanmadan ve ilerisini düşünmeden, haddini aşan bir şekilde: – Ben gündüz, iş saatine kadar kendi bahçemde, tarlamda çalışır, –vardiyalı–  işe gittiğimde’de  uyurum!  diyen olmuş. Kendini bilmez, kazancını hak etmeyen, yeri geldiğinde de  Allah ve kitaptan dem vuran, ahlaksız arkadaşlarımızda mevcut idi.

Bir  anlamda ‘uyumaya’ gelenler var idi! Ama nasıl? Dışarıdaki kişi, fabrikaya  yatmaya gelenin ne iş yaptığını bilmez. O kişi işçinin söylediğini bilir. Haklılar da. Kamu iş yerlerinde  çalışan kişiler, yapacağı işe ve çalışacağı  tezgahın kadrosuna göre işe alınır. Her işçi, kadrosunda çalıştırılır ve kendi işinden sorumludur. Her hangi bir şahsın işinde olduğu gibi, kamu işçisine  – “Gel buraya çalış –  Git oraya çalış.” diyemezsiniz. Diyecek olan teknisyen ya da Mühendis, o işçi arkadaşın isteği karşısında, yazılı bir kağıt verip her türlü sorumluluğu üstlenmek durumundadır. Yazılı kağıdı veremediği an, git başka yerde çalış deme salahiyetinde değildir. Şayet işçi  ALLAH; KİTAP, VATAN diye gider ve başına bir iş gelirse, O zaman TEK SUÇLU İŞÇİDİR. Adı üstünde devlet ve devlet dairesi, kamu iş yeridir.  Memur içinde böyledir, işçi içinde.  Ne yazık ki Türk halkının gözünde, işçinin adı var.!! Bir zamanlar başbakanlık yapmış Tansu Çiller: “İşçiye verilen para, PKK’ya gider.” dememiş miydi?

Kamu fabrikalarında çalışan işçilerin kimi 7,5 saat veya bu zamana yakın sürede  işinin , tezgahının başından ayrılamazken; kimileri de 7,5 saat eline iş almaz. Almaz derken, tezgahların  veya değişik iş yerleri arasında elinde 1 – 2 malzeme ile dolaşır durur. Esasında dolaşması bile; iş yapmasıdır. Bu kişilerin ilki seri üretimde çalışırken diğeri, getir – götür bir başkası ise Elektrik ve Makina Bakım işinde çalışmaktadır. Üretimin durduğutezgahların sustuğu yerde, 7,5 saat eline iş almayan, sabahtan akşama kadar dolaşan kişi, çalışmaya başlar. Düzen bu şekildedir. Efendim “Niye yatacak, vatan, millet adına gitsin yardım etsin! Başka yerde çalışsın! ” demekle, iş olmuyor.

Şayet işçi kendi isteği veya başındaki yetkilinin  sözlü  talimatı ile, kadrosu dışında bir iş yapar ve başına bir iş gelirse;  ‘O’  işçiyi sözlü olarak gönderen yetkili  ” Ben gönderdim, DEMEZ – DİYEMEZ.” Yanan, işçi olur. Yine iddia ederseniz, O zaman ben size en az 10 şahitli bir iş kazasının hikayesini anlatırım.  Hal böyle iken yine suçlu; İŞÇİ OLUR. Vesselam. İşçi arkadaşlar arasında iş yerine gerçekten yatmaya gelen kişiler olmuştur. Ama bu kişiler bir elin 10 parmağını geçmez, geçemez. Ama bir çürük elma, bir kasa elmayı çürük eder –etmeli’mi? Ve etti de.

3 – Diğer önemli bir etken; AKP Konya Milletvekili ve Seydişehirli hemşehrimizin radyoda ve çeşitli mahalli yerlerde söylediği tekrarlanan; Eski işçi işten çıka-rıla-cak, onların yerine 5.000 -beşbin- genç işçi alınacak açıklaması, işçiye kin duyan Seydişehir halkının aklını başından almaya yetti, arttı bile. Böylece çalışan eski Eti Alüminyum işçisi, halkın desteğinden mahrum kaldığı gibi, garezine bile uğradı.

Not: 2016 -17 yılı itibari ile Ce-Ka Eti Alüminyum’da çalışan işçi sayısı: 1200  (kaynak: Seydişehir’in Sesi gazetesi 17 Şubat 2016 – Seydişehir Öz Çelik  – iş sendika şb açıklaması) Fabrika;  Kamuda iken  özelleştirildiği an çalışanlar ise: 1400 kadrolu işçi + ≈ 700 taşeron işçisi + 400 memur =  2500 çalışan kişi ekmek yiyordu. Ya şimdi?  Gelelim en önemli 4.  şık.

4 –  İşçinin temsilcisi, savunucusu  olması gereken! Hak İş’e bağlı Öz Çelik  İş sendika-mız-, (Karabük Demir Çelik  fabrikalarında olan örneğinde olduğu gibi) kendi menfaatleri yönünde  bir pay çıkartma telaşına düştü. Fabrikanın satışında hesaplanmış olan hisselerin, % 14’nü alabilmek için, gayret göstermeye başladı.

Bu gayretleri sırasında sendikal çıkarları, işçi çıkarlarının üstünde sayıldı. % 14‘lük hissenin adı ‘Altın Hisse’ olarak addediliyordu. Hükümet ve/veya fabrikayı satın alan şirket ile yaptıkları pazarlıklar fayda vermeyince, o ana kadar akıllarından bile geçirmedikleri gerçek görevlerini hatırladılar.

Pazarlıkları olumlu gelişse idi  Sendika işçiye dönüp -Oturun oturduğunuz yere, kıpırdayanı mahvederim, diyebilecek durumda olacaktı. Ama sendikadaki hesap, Özelleştirme İdaresinde onay görmeyince; Seydişehir’e gelip,  ‘ sendika’cılık‘ oynamaya  başladılar.

Ayrıca, bir önceki yazımın sonunda belirttiğim konuyu burada da  vurgulamamda fayda var. Seydişehire bir akşam vakti gelip genel müdürlük sahası içerisinde konuşan Başbakanı alkışlayan, uzaktan dinleyip – seyredenlerin haricinde, kendi geleceğinin vehametinde olmayan, geleceğini düşünmeyip sırf  yaranma telaşında olan ≈ 50 kadrolu işçi, şak – şaklamış olabilir. Ama % 90’nı taşeron firmada çalışıp, – Fabrika satıldığı zaman    kalifiye işçi – usta  olacağız, diyen gençlerdi. Buda böyle biline.  Velhasıl;

Kamu iş yerleri, herhangi bir iş yeri değildir. Devlet, çıkarttığı kanunlara bazen ters düşse de,  sonuçta istese’de – istemese’de çıkarttığı kanun ve yasalara uymak zorundadır. Dünyanın her yerinde de böyledir. Devletin Başbakanı, Bakanı, Müsteşarı, Müdürü , Şefi, Makina Mühendisi , Teknisyeni aracılığı ile bu sorumluluğu alamıyorsa, işçiyi suçlamanın alemi ve gereği yoktur. ( Bu yazdıklarıma bir itirazınız olursa, lütfen YORUM kısmına yazınız. Ben cevabı-nızı-  vereceğim.)  9 Kasım 2011

24 Mart 2015 tarihli Aydınlık Gazetesi: CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın önergesini yanıtlayan;  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız…Bedava verilen barajdan (Ce-Ka) 3 katrilyon kazandılar Seydişehir  Eti Alüminyum Fabrikasını çalıştırmak üzere bedelsiz verilen Oymapınar Barajında 2011 – 2014 arası üretilen elektriğin yüzde 86.8’inin piyasaya satıldığı ortaya çıktı…..“Oymapınar Barajı, Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası çalıştırılsın diye Cengiz İnşaat’a bedava verilmiştir. Bakan’ın yanıtı fabrika çalışsın diye verilen barajın, fabrikanın enerji ihtiyacı için değil, şirketin nakit ihtiyacı için, şirkete doğrudan para aktarmak için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu kadar açık hukuksuzluğa rağmen, Oymapınar Barajı geri alınmıyorsa, Cengiz İnşaat’ın cebine giden yaklaşık 3 katrilyon lira geri alınmıyorsa, burada iktidarın da ortaklığı söz konusudur. Oymapınar Barajı Cengiz İnşaat’a dolaylı olarak da AKP’ye para akıtıyor.” 11.2016    ALBAYRAK

Dünyada Emeklilerin Yaşam Sıralaması

Önce, bu sıralamayı yapan kuruluşların her şeyden önce bir insanın sonrada emekli kişinin yaşam sıralamasını yaparken neleri hesap ettiğine bir bakalım. Ona göre Ülkemizi ve kendinizi tartınız.

A – Yaşam Şartları: Bunun içine insanın kendine, tanıdığına, tanımadığına, hayvanlara. doğaya olan saygınlığı, gelenek. göreneklerine bağlılığı. devletinin kendisine sağladığı imkanlar, adalet, sağlık, ulaşım, elektrik, su, gaz, yiyecek, giyecek…temini, kolaylığı, zorluğu, fiat artışları girer.

B – Emekli maaşı ; 2017 Temmuz itibari ile en az en yüksek işçi maaşı: 1,349 – 2,584 TL en az en yüksek memur maaşı: 1,683 – 6,682 TL Bağkur, tarım ve esnaf maaşları daha düşüktür. (yuvarlatılmış rakamlar) Çalışan en düşük memur 2,418 –  Müsteşar 9,437 TL

C – Kaliteli Hayat: 2017 Haziran ayına ait Türk – İş Sendikasının 4 kişilik bir aile için açıkladığı Yoksulluk Sınırı kazancına bakmak lazım. 4 kişi için mecburi -dikkat ediniz mecburi diyorum giyim, (kira), elektrik, su, yakıt, ulaşım (dolmuş), eğitim, sağlık dahil 4,914.00 lira aylık kazancı olmalı. Bunun içinde cafede harcayacağı vede eşine dostuna eli titremeden ısmarlayacağı çay – simit parası ile, falan şehirde bulunan akrabasına giderken harcayacağı para yok. Hele hele, yurt dışı seyahat parası HİÇ YOK. Peki ‘elin gavuru öylemi’!

Emekli olmadan ve olduktan sonrası sahip olduğunuz mal varlığınız. Yazdığım bu 4 şartın ortalamasını ülkesindeki vatandaşlarına sağlayan  43 ülke sıralaması ise;

1 – Norveç  2 – İsviçre  3 – İzlanda  4 – İsveç  5 – Yeni Zelanda  6 – Avustralya  7 – Almanya  8 – Danimarka  9 – Hollanda  10 –  Lüksenburg  11 – Kanada  12 – Finlandiya  13 – Avusturya  14 – İrlanda  15 – Belçika  16 – Çek Cum.  17 – ABD  18 – İngiltere  19 – Eransa  20 – İsrail  21 – Malta  22 – Japonya  23 – G. Kore  24 – Slovenya  25 – Slovakya Cum.  26 – Estonya  27 – Singapur  28 – Polanya  29 – İtalya  30 – Macaristan  31 – Litvanya  32 – Portekiz  33 – İspanya  34 – Latvia  35 – Şili  36 – Kıbrıs  37 – Meksika  38 – Çin  39 – TÜRKİYE  40 – Rusya  41 – Brezilya  42 – Yunanistan  43 – Hindistan   

https://ngam.natixis.com/us/resources/2017-global-retirement-index

Osmanlılar zamanında Seydişehir de arı kovan sayısı ve vergisi.

02.2018 – Devlet isterse aklına gelen her şeyin vergisini, vatandaşından alır. Seydişehir’in  bilinen kuruluş tarihini inceleyen  bir araştırma yazısı  kitabını okumaya başladım. Bence her bir yeri, inceden inceye okunacak bir yazı olmuş. Arıcılık söz konusu olduğu için  bu bölümü özellikle herkes ile paylaşmak istedim. Bu güzel araştırma  yazısı için kendilerine, teşekkür ederim.  SEYDİŞEHİR, Fiziki ve Sosyoekonomik Yapı  (1305 – 1920)  Dr. Ayşe DEĞERLİ –

Seydişehir ve bağlı köylerinde arı kovanları ve kovan başı alınan vergilerin, kayıt edilmiş yıllara göre dağılımı:

1502 yılı – 8696 kovan; 1522 yılı – 7256 kovan; 1584 – 10437 adet kovan. Osmanlı Devleti, kovan başı iki (2) akçe vergi alıyormuş.

1845 yılı Osmanlı Devleti Konya – Seydişehir merkez bölgesine ait  Vergi Kayıt Defterlerinde bulunan bilgilere göre ise, kovan başı on (10) kuruş vergi alınmış. Kayıtlı kovan sayısı ve bulunduğu mahalleye göre:

Sofhane Mahallesi (Mh) 14,  Camii Cedid Mh. 57;  Ulu Kapı Mh. 1,  H. Seyit Ali Mh. 17,  Alaylar Mh. 30,  Debbağhane Mh. 23,  Kiçi Kapı Mh.12,  Değirmenci Mh. 56,  Kızılcalar Mh. 60,  Camii Kebir Mh. 9 adet olmak üzere toplam 279 tane kovan varmış.  05.2014