Arı hastalıklarının önlenmesinde alınacak basit tedbirler.

02.2019 – Arılarınızda her hangi bir hastalık oluşur ise, bahaneyi başkalarında aramadan önce; Nerede hata yaptım! diye biraz düşününüz! Ve gelelim arı hastalıklarına karşı yapa bileceğimiz basit uygulama ve önlemler. Aşağıda belirttiğim arı hastalıkları ve tedavisi, tecrübem ve bilimsel açıklamalar doğrultusundadır.

En basit arı hastalığı ‘Kireç Hastalığı‘ dır. Bu hastalık özellikle, petek gözlerinde olan ve sırlanmamış larvaların, beyaz taş şekline gelmesi ile olur. Nedeni ise; soğuk ve serin günlerde üşüyen olgun arılar, larvaların olduğu petek yüzeylerini terk eder.  Olgun arının sıcaklığından mahrum kalan larvalar üşür, donar ve kireç şeklini alır. Tedavisi: Üzerinde arı gezinmeyen petekleri alıp, strafor ile sıkıştırıp, bol şerbetleyin,

Diğer bir şekil ise, petek içerisinde kapalı gözlerde olgunlaşma seviyesine gelen bebek arılar, arıların çekilmesi nedeniyle üşümüş ve kimisi başını dışarıya çıkartmış şekli ile ölürken kimisi de  kapalı gözün kapağını bile açamadan ölür. Dışarıdaki arılar hem bu tip hem kireç şeklindeki ölüleri dışarıya atarlar. Yavru atımı ve kireç hastalığı; Adi yavru çürüklüğüne girer.

Avrupa ve  Amerikan Yavru Çürüklüğü  hastalıkları için:  Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular ; 10. maddesine bakınız. Bu satır ile yukarıda belirttiğim hastalıklar, Arılarda  Bakteriyel hastalıklar gurubuna girdigi belirtilmektedir.

Kovanlarınızı; devamlı ıslak olan, su sızan ve akan toprak üzerine koymamaya dikkat ediniz. Çünkü bataklık durumunda olan bu yerde her türlü bakteri yaşar, arılarınıza bulaşır, eliniz ve malzemeleriniz vasıtası ile de kovana taşırsınız. Diyeceksiniz ki; arının kendisi gitmez mi? gider ama siz tedbirinizi alın.

Eldiven ve malzemeleriniz bir şekilde pislendi ise, her daim ve her seferde, çamaşır suyu karışımı dezenfektan içine sokup çıkartamazsınız. En basitinden; biraz alevleyeceğiniz körükten çıkan alev üzerinde eliniz, eldiveniniz ve malzemelerinizi gezdirir iseniz, dezenfektan yapmış olursunuz. Eldivenlerinizi çamaşır suyu ile temizlemeye kalkarsanız, kuruduğunda çeker ve dikişleri kopar. 

Nosema, soguklardan dolayı dışarı çıkıp def-i hacet yapamayan arılarda görünen bir hastalıktır. Kakası özellikle kovan üzerinde, yuvarlak ve ishal şeklinde görünür. Ayrıca diğer bir belirtisi ise; arı (fazla) uçamaz.  Büyük kanatların altında ki küçük kanatların, bitişik olması gerekir iken, küçük kanatlar ayrık ve aşağıya doğru düşmüş görünürler.

Nosema ve varroa için; timol esanslı 1 lt kekik yağı suyunu, (marketlerde satılır) 8 lt şerbet içine karıştırıp kovanın gücüne göre şerbetliğine  8 – 10 gün içerisinde 3 kere dökerek veriniz. Veya  aktar ve eczanelerden alacağınız 20 ml timol esanslı kekik yağı eksratından igne enjektörü ile çekeceğiniz 2 ml kekik yağıni  5 lt şerbete karıştırıp arının gücüne göre 1 – 2 su bardağını paylaştırın. Bu işlemi, 3 gün ara ile 7 kez tekrarlamaniz iyi olur.

Bu arada bir düşüncemi de sizlerle paylaşmak isterim. Arıları kontrol ederken çitaların ve kovanın içinde olan propolisi sıyırıp, istersek alıyoruz veya atıyoruz. Şayet propolisi ihtiyacınız için almayacaksanız, sıyırdığınız propolisi gelişi güzel atmayınız. Temiz bir taş, ağaç, dal veya başka bir yere sıyırınızki Arı, sıyırdığınız propolisi tekrar toplamak için uzaklara gitmesin. 06.2013

Dünyada ve Türkiye’de yolsuzluk oranları nedir.

02. 2019 – Burada adı geçen ülke ve kısaltılmış hali: Finlandiya Fn, Danimarka Dn, Yeni Zelanda YZ, Izlanda Iz, İsvec Is, Singapur Sng, Türkiye TR, Isviçre I, Norveç N, Hollanda NL, Lüksemburg L, Almanya De,

  1. 2018 yılı  – 180 ülke- Dn, YZ, Fn, / Tr

    83./

2017 yılı – 180 ülke – YZ, Dn, Fn. / TR 81. / Suriye, Sudan, Somali

2016 yılı – 176 ülke = Dn, YZ, Fn / TR 75. / K.K; Sudan, Somali

2015 yılı – 167 ülke = Dn, Fn, Is  /  TR  66. / Afgan., K.Kore, Somali

2014 yılı – 175 ülke = Dn, YZ, Fn. /  TR 64. / Sudan, K.Kore, Somali

2013 yılı –  177 ülke = Dn, YZ, Fn. / TR 53. /  Somali, K. Kore

2012 yılı –  178 ülke = Fn, YZ, Dn. / TR 54. / Afganistan, K. Kore

2011 yılı – 183 ülke = YZ, Dn, Fn / TR 61. / Somali, K. Kore

2010 yılı – 178 ülke = Dn, YZ, Sng / TR 56. / Somali, Myanmar

2009 yılı – 180 ülke = YZ, Dn, Sng / TR 61. / Afganistan, Somali

2008 yılı – 180 ülke = Dn, YZ, Is / TR 58. / Somali, Myanmar

2007 yılı – 179 ülke = Dn, Fn, YZ / TR 64. / Somali, Myanmar

2006 yılı – 163 ülke = Fn, Iz, YZ / TR 60. / Haiti, Myanmar

2005 yılı – 158 ülke = Iz, Fn, YZ / TR 69. /  Bangladeş, Çad

2004 yılı – 145 ülke = Fn, YZ, Dn / TR 81. /  Haiti, Nijerya, Bangladeş

2003 yılı – 133 ülke = Fn, Dn, YZ. / TR 77. /  Haiti, Nijerya, Bangladeş

2002 yılı – 102 ülke = Fn, Dn, Yz / TR  65. / Nijerya, Bangladeş

2001 yılı – 91 ülke = Fn, Dn, YZ / TR 56. /  Nijerya, Bangladeş

Kaynak : Transparency Internatıonal

Dikkat ederseniz doğruluk, dürüstlük bazı ülkelerin ‘kanına‘ işlemiş. Her ne yazık ki; Allahın emrettiği ve Peygamberimizin övdüğü bir dinin mensupları olan biz Türkiye ve diğer Müslüman devletler, doğruluk ve dürüstlükte hep vasat yerlerde bulunmaktayız. Üstelik, her türlü yanlışlıkları Allah, Bismillah deyip – Alkışlar içerisinde kabul etmekte ve desteklemekteyiz. Ne kadar acınacak bir durumdayız.

Dünyada var olduğu kabul edilen ülke sayısı hakkında her devletin, çeşitli kıstasları vardır. Birleşmiş Milletler; ABD, Rusya, Dünya Postalar Birliği hatta Türk telekom bile kendi kıstasına göre ülke / devlet sayısını ele almaktadır.  Çünkü her ülkenin ve kurumun aradığı veya mecburiyete soktuğu ve istediği kriterler, birbirini tutmamaktadır. Yani, çıkar meselesi.   12 . 2010 /  01.2016   Albayrak

Doğa İnsan ve Arı.

02.2019 –  2012 yılında Hükümet ve Sağlık Bakanlığı, sağlıklı bal üretimi, çeşitleri ve üretim koşulları hakkında,  bir tebliğ yayınladı. Bundan böyle tebliğe uymayan arıcının ürettiği bal  satılamayacak.

Yine bu yıldan itibaren Orman ve Su İşleri Bakanlığının yayınladığı tamim doğrultusunda Orman içlerine kovan koymak serbest. Kovanın konulduğu hiç bir bölge ve yerde arıcıdan, ‘yer işgaliye parası’  istemek yasaklandı ve isteyen, suç işlemiş olacak.

Hepimiz ve herkes şunu açık açık biliyoruz. Gerçekleri insan olarak duymak, görmek istemeyiz, doğruyu söyleyen bizden değildir.

Arıcı arkadaş başkasının ayak basmaya, hatta aklından geçirmeye bile korktuğu yerlerde günlerce, aylarca önündeki kovana bakar. Ayı, kovalarına zarar veriyor ise aylarca gece nöbeti tutar. Sanki yeni bir insan evladı doğmuş gibi, arılarının üzerine titrer. Vakti saati gelince ilacını verir, gerekiyor ve imkanı varsa nice dağları, tepeleri dolaşır ve bin bir meşakkatten sonra balını harmanlar ve satmaya çıkar. Müşterinin ilk sorduğu şey: Şeker var mı?

Siz bunu sormakta haklısınız. Ama, bazı gerçekleri hem arıcı hem vatandaş acısından, vurgulamam şart.

Bereket Tv de edindiğim bir bilgiye göre; Avrupa ülkelerinde, balın içerisinde % 20 – 1 kğ da 200 gr kadar olan pancar şekerli bal, üzerinde belirtilmesi şartı ile, satılıyormuş. Ülkemizde ise; Resmi Bal tebliğine göre kendi ürettiğimiz bir kğ balda müsaade edilen pancar şeker miktarı ise 50 gr dır.

Sanayinin insanoğluna olan faydası çok. Zararınıda görmezlikten gelemeyiz. Seydişehir de Alüminyum Tesisleri var. Her mevsim esen rüzgarlar, bu adı geçen fabrika ile evlerden çıkan karbon ve flor gazı ağırlıklı dumanı bir şekilde dağıtıyor. Lakin durgunlaşan havanın etkisi ile bacalardan çıkan zehirli gaz, Seydişehir in doğu ve güney çevresindeki dağın etekleri ile arazi üzerinde etkili olmaktadır. Bu görüntü özellikle -kimselerin görmediği veya göremeyeceği gece vakti başlamakta, sabah güneşine kadar devam etmektedir. (Şimdilerde ise Ce Ka, kullandığı düşük kalorili kömürün olumsuz etkisinin az olması, her hangi bir şekilde tespit edilmesini engellemek için, baca içerisine duman ile çıkan kireç tozunu püskürtmekte imiş)

Hepimizin yaşadığı dünyanın atmosferi bu dumanı, görmediğimiz  partikülleri tutuyor. Yer yüzündeki sıcaklıklar 45 sene önceye göre arttı. Seydişehir’de 3 Ocak 2009 da badem ağacı çiçek açıyor. Arkasından soğukları yeyince, üşüyor ve Mart’ta tekrar açıyor. Evet, kış mevsimi bile sıcak geçiyor. Kar ve yağmur yeterince yağmıyor.   Ondan sonra; ” Al Gözüm, Seyreyle Salih “.

Seydişehir’de ‘Suğla gölü‘ vardı. Eski Türkiye haritaları, Suğla Gölü’nü gösterir. Her 7 yılda bir yağan kar  ve yağmur neticesinde düdenlerden yer yüzüne çıkan su ile yer üstünden gelen akıntı sularla bu ova tabanı göl olurken, çevre köy ve kasabaların yolları kapanır, her yer su olur, insanlarımız tarlasında yağ ve sazan balığı tutardı. Suyun çekildiği bölgelerde yapılan tarım ise; 1e 10… verirdi.

O zamanlar gölün çevresindeki köy insanları için balıkçılık, ayrı bir meslek idi. Bu göl; 1980 yılı Ekiminde son kez doldu, taştı ve 1981 yılında bir daha gelmemek üzere gitti.

Bu gölün bitmeyen suyu ve tabanında olan nemi; Etrafındaki yeşilliği solmayan bir mera ve kurumayan her daim var olan çiçek tarlası, hayvancılık, tarım vede  o zaman bu şekilde gelişmemiş olan arıcılık için bulunmaz yerlerdi. Nüfus az, herkes az çok çiftçilik ile uğraşıyor kendisi ekip, kaldırıyor vede her şey doğal. İlaç yok. Toprak için hayvan gübresi, her derde çare idi. Şimdi hayvan gübresi kalmadı. İlaç kullanılmazsa ürün alınmaz. Velhasıl her yer zararlı böcek ve  zehir dolu. Zehirden, arılar telef oluyormuş; kimin umurunda veya kusur! Arıcının mı?

Ayrıca – Beni ilgilendirmez, ben temiz yiyecek bal isterim, demenle iş bitmiyor. Yaşadığımız ülke ve dünyanın felaketlere uğramasına seninde katkın olmadığını iddia ede bilir misin!

Yazın bile zor yetiştirilen meyve -sebze kışın nasıl oluyor! Hemde bal gibi olur ve oluyor.  HORMON’u verdin mi olur. Hormon, bitkilerin çabuk ve daha iri büyümesini sağlayan organik bir maddedir. Son zamanlarda, hormon uygulaması yerine, bitki çiçeklerinin aşılanması için Bombus Arıları kullanılmaya başlandı. Bu böceğin ömrü en fazla 2 ay. Arkasından hormona devam. Dikkat edininiz. Sezon sonuna doğru aldığınız sebzelerde bir tatlılık söz konusu olur. Bu tatlılığın sebebi, hormon.

Hormon verilmiş bitkinin meyvesi iri, canlı olur ama içi boştur. Tohumu yok ve şekli bozuktur. Önemlimi! zevkle yeriz….. Şimdi alabildiğine  Tavuk Besi yerleri var. Bu hayvanlar nasıl besleniyor, bilginiz ve güveniniz var mı?

05.01.2011 itibari ile  verilen bir habere göre; Almanya’da  kümes hayvanlarına verilen yemlerden dolayı, yumurtalarda yapılan araştırma sonucunda kanser oluşumunu tetikleyici ‘dioksin’ maddesi bulunmuş. İddia etmiyorum ama, bir şeyi gayet iyi biliyorum. En kötü bir Avrupa ülkesinin  halkı bile, sağlığına bizden daha iyi  dikkat ederken; Almanya gibi bir ülkede bu tip işler oluyorsa; Bizde neler olabilir! Hiç düşündünüz mü ?

Israil’in, Türk toprağında yetiştirdiği, tohum vermeyen sebze fidelerini, koşarak alırız. Genetiği değiştirilmiş sebze ve meyvelerin gelecek zaman içerisinde insanlar üzerinde etkileri ne olacak?

Açıklanan bilimsel verilere göre: Bitkilerden aldığımız hormon; İnsan vücudunun kendine has hormon dengesini ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, yağlanma ve hücrelerin direncini azaltarak, kanser olma yatkınlığını artırıyor. Önemlimi! Orijinal dokusu değiştirilmiş, bambaşka bir  canlı hale sokulmuş, ne gam. Bize dokunmaz! Ama şekerli bal, dokunur ! Yinede yazımın başında da belirttiğim gibi. İnsan, her şeyin en iyisine layıktır. Lakin, yukarıda ki açıklamalarımın ışığı altında arıcı, ne  yapsın !

Belirtmeye çalıştığım, aslında herkesin bildiği bu olumsuz gelişmeler karşısında ister istemez arı ve arıcı da, olumsuz etkilenmektedir. Kaliteli balı arıcı Neden istemesin ki. Allahın verdiği tabiatta bedava olan varken, neden parası ile şeker alıp versin? Diğer taraftan;

Arılar tek tük veya topluca ölüyor. Neden! Arıcının hatası olduğu gibi, insanın araziye verdiği zararlardan ötürü ölümler olmakta. Bal sezonu içerisinde bu ölümler oluyorsa arıcı ister istemez yasak olmasına rağmen ilaca yönelmektedir.  Bu ilaç ise, balın kalitesini düşürmekte. Bu kalitenin tespitini ise hiç bir kimse, teknolojik olarak incelemediği sürece, bilemez.

Bu gün 30 Ekim 2015 cuma günü Euronews tv kanalında bir haber. Avrupa Birliğine  (AB) dahil bazı ülkelerin bal üreten arıcıları,  AB başkenti Brüksel’de Çin den getirilen GDO lu balların ülkelerinde satılmasını protesto etmişler. Haliyle bu ballar insan sağlığının zararına sebep olduğu gibi, arıcının gerçek emeği karşılığı olan parasını da almasına engel olmaktadır.

Gerçek balın tepiti :  Hakiki bal, soğuk yerlerde donar. Bereket Tv de, Samsun 19 Mayıs Üniv. Ziraat Bl .prof. açıklamasına göre Gerçek bal kalitesinin öğrenilmesi için; 27 çeşit tahlilin yapılması ve karşılığında 2013 fiatları ile üniversite imkanları ile yapılmasına rağmen; 1,300.00 TL gerektiği belirtildi. Ben 2014 yılında 3 ana +2 yan tahlil  işlemi için Konya İl Tarım Müdürlüğü Gıda Analizi bölümüne 175,00 tl ödedim.

Bana göre donmuş hakiki balın tespiti şöyle: irmik tatlısı’nı yediğinizde, irmik tanelerini dilinizde hissedersiniz ama dişleriniz arasında, şeker tanesini kırar gibi ezemez siniz.  Ağzınızda yok olur gider. İşte gerçek donmuş balın tespit şekli. Toz Şeker tanesi gibi ‘kıtır – kıtır’ sesi geliyorsa, şekerlidir. Ve kesinlikle donmuş balı  her ne şekilde olursa olsun, eritme yin. Çünkü her eritme anında balın kalitesi düşmektedir.   2010 / 10.2015      Mecit  ALBAYRAK

Öğrenilmesinde zorluk olan yabancı dillerin sıralanışı.

02.2019 – ABD  Dil Enstitüsü bilim adamlarınca yayınlanan bir bilimsel açıklamaya göre, ana dili İngilizce olan bir insanın, yeni bir dil öğrenmek için harcayacağı zamanı, en kolay dil guruplarından, en zor dil guruplarına göre şu şekilde sıralamışlar:

1.  Afrikaans ( Güney Afrikaya göç etmiş, Hollandalı göçmenlerin konuştuğu dil); Danca (Danimarka); Flemenkce ( Hollanda – Belçika – G. Afrika lı); Fransızca; Haiti;  Norveçce; İtalyanca; Portekizce; Romence; İspanyolca; Swahili (Kenya – Uganda – Tanzanya) ve İsveçce.

2.  Bulgarca; Dari / Farsca ( İran, Afganistan, Tacikistan); Almanca; Yunanca; Urdu (Hindistan – Pakistan); Endenozya ve Malayca ( Tayland – Filipinler ve Endonezya).

3.  Amharic (Etopya); Bengalce; Burma; Çekce; Fince; İbranice; Macarca; Khmer (Kambocya); Lao (Laos  – Tayland); Nepalce; Filipince; Lehçe; Rusca; Sırpca; Sinhala (Sri Lanka / Kolombiya adası); Tai ( Tayland – Malezya); Tamilce ( Hindistan – Sri Lanka); Türkçe ve Vietnamca.

4.  Arapca; Çince; Japonca ve Korece öğrenilmesi en zor olan dil gurupları olduğu belirtilmiştir.

Dünyanın en zor dillerinden olduğu kabul edilen Japonca nın yazılımının öğrenilmesi için bir Japon çocuğunun; 12 -oniki- yıl boyunca sadece matematik ve Japon dili öğrenimini yapması gerekiyormuş.

Kanada ile ABD arasında yaşayan Chippewa Kızılderili kabilesi ile, Rusya özerk bölgesi Dağıstan Cumhuriyetinin Hazar Denizi kıyılarında yaşayan bir etnik gurubun konuştuğu Tabasaran dilinin öğrenilmesi; Çince kadar zor olmaktadır.  Kaynak : 27.03.2012 pravda.ru

 

Firavunlar tarihinden bir örnek. Firavun Akhenaton ve Hazreti Yusuf.

Bu yazım ile alakalı soru –  yorum ve cevaplarımı, yorum kısmından okumak, düşüncenizi pekiştirmek, veya bilginizi tazelemek isterseniz yazı başlığına ‘tık’layınız. 2015

02.2019 – Mısır tarihi en çok ilgi duyduğum konulardan biridir. Özellikle televizyonlarda geçmiş yıllardan beri yayınlanan belgeselleri, – yazılı not tutarak dinler ve karşılığını ansiklopedilerden araştır’ır’dım. Burada aktaracağım açıklamalar; Mısır tarihi konusunda yetkili olan kişilerin çeşitli  tv lerdeki anlatımları, araştırma sonuç yazıları ve kendi tarihe olan alakam ve araştırmalarım doğrultusunda  yaptığım, yardımcı yorumlarımdır.

Bu yazıma ait bilgilere destek olması ve okuyucunun yorum yapa bilinmesine katkı sağlamak için ilave bilgi: 1960 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Ömer Nasuhi Bilmen‘e ait 1970 ve 2014 basımı Tevrat kitabından sağladığım alıntı eşliğinde Adem A.S. doğumunun,  İnsanlığın  başlangıcı ve tarih olarak sıfır (0) olduğu bilgimiz üzerinden gidersek (gerçeği CC bilir), Adem AS dan günümüze değin kaç yıl geçtiğini rahmetli hocamızın YORUMU  üzerinden (kişisel araştırmalarım ile) birlikte paylaşmak istedim.

  • Adem AS yaradılış tarihini (sıfır) 0 kabul ettiğimizde Adem AS 930 yıl yaşadı,
  • 2242 sene sonra, Nuh Tufanı oldu.
  • 3337 yıl sonra; İbrahim AS doğdu, 3512 yılında öldü
  • 3748 yıl sonra; Musa AS doğdu, 3868 yılında öldü. -bundan sonrası
  • Benim araştırmama göre Tevrat üzerinden giderek, İsa AS kadar ≈ 1450 yıl geçti M.Ö 3868 + M.Ö.1450 + M.S. 2017 = İnsanoğlu; 7335 yıldır fani dünyada yaşamaktadır. Mart 2017
  • livescience.com sitesinden aldığım bilgiye göre Hz Musa’ya peygamberlik görevi M.Ö. 1313 yılında verilmiş. (Tevrat: Hz Musa peygamber olduğunda 80 yaşında buna göre doğumu +80 = MÖ 1393) – İnsanın geçmişi ile dinler arası tarihler, kafa karıştıran durumlardır. Okullarda öğrendiğimiz Akhenaton tarihi ile Hz Yusuf birlikteliğini ölçü aldığımızda, bu sefer Hz Musa’nın doğum tarihi yanlış oluyor. Veya tersini düşünün!!- 27.03.2018

Hz. Yusuf dizisini yaklaşık üç yıldır zevkle seyrediyorum. Ki, ben dizi meraklısı değilim ama, kısmen dini ve tarihi anlatımlar üzerine olması, ilgimi çekmektedir. Burada bir konuya parmak basmak istiyorum. Hz Yusuf filminin etkisinde kalıp; Tamam bu, bu şekildedir, demeyin. Hz Yusuf hakkında gerçek olanlar Kuranda yazılı olanlardır. Misal:  Hz Yusufun sağ kalmasına sebep olan kişi, Tevrat ve filimde Levi;  Kuran yorumcuları tarafınca ise, Yahuda gösterilmektedir.

Farkında’mısınız bilmiyorum ama filmin ana konusu İslam ve Müslümanlık değildir. Dikkat ederseniz, Tapınağın firavunun askerlerince ele geçirilmesinden sonra Firavun emir veriyor: Bundan böyle tanrı olarak (tek olduğu için) Güneş – ATON‘a  tapınılacak diyor ama; Esas konu, Züleyha’nın aşkı üzerinedir. Nereden çıkartıyorsun derseniz:  Çok tanrılı inançlarından dolayı Baş rahip ve yardımcıları, 39. bölümde  Hz Yusuf ve Akhenaton tarafından yargılanırken Yusuf’un karısı Asenat; Züleyha’nın aşkını savunmak için yargılama anında araya giriyor ve -bahaneye bakan- Akhenaton’da hemen yargılama işlemini  erteliyor!!  Dizinin son bölümünde ise; Hz Yusufun önünde secdeye gelecek olan kardeşlerden Yahuda, Şimona – O peygamber ama İsrail halkı benim adımla anılacak diyor. Geleceği bilen yalnızca Allah’tır. Hz Yusuf ve Hz Muhammed’e bile bu yetki verilmezken; Yahuda yaşadığı tarihten ≈ 600 yıl sonrasını nasıl biliyor? Ve neden!! Filmde ve Kuranda; Mısır halkı; Hz Yusuf yaşarken ve sonrasında İslami yönden Müslümanlığı kabul  etti, ayeti YOK!  25.05.2016

bilgi mahiyetinde yazayım: Hz Yusuf ve Akhenaton un filminde görünen komutan Horemhob’un bir belgesel filmde, sarayla kan bağı olmayan halktan bir kişi ve babasının ‘peynirci’ (mandıra sahibi) olduğu söylenilmişti. Gine ek bir bilgi olarak;  Amenhotep / Akhenaton’un  2. karısından öz oğlu, 1. karısı Nefertiti’nin ise hem üvey oğlu hem damadı olan kral Tutankamon’un mezarının, 1922 yılında sapa sağlam bulunmasının nedeninin;  Akhenaton – Tutankamon – Ay  ( Firavun Ay’ın hikayesi: Ay;  Amonhotep / Akhenaton’un annesi  Ana kraliçe Tia zamanında Tia’nın, akrabası olup sarayda görevlendirilmiş. Önce devlet görevlisi sonra vezir veya danışman olup bir desise ile ölen/öldürtülen Tutankamon’un  hem kız kardeşi hem karısı olan dul kraliçe ile evlenen Ay, firavun olmuş.

Ay‘dan sonra firavun olup tek  tanrıcılığa ‘pek’ inanmayan Horemhop, hem kendi isteği hem Amon rahiplerinin etkisi ile Akhenaton ve Tutankamon’un geçmişlerini anlatan yazılı ve resimli taş, dikit ve tabletleri imha ettirmiş. Böylece arkeologların  Akhenaton hakkında kesin bilgilere ulaşılmaması ile Tutankamon’un mezarının 20. YY kadar sağlam kalmasının nedeni olarak, Horemhop gösterilmektedir……..

Yazımın ana teması; Eski devrimcilerden  IV. Amenhotep  veya kendi yakıştırması ile Aton’a (güneşe) tapan manasında firavun, AKHEN’ATON dur.  Amonhotep ise Amonun memnun olduğu kişi manasında -Vikipedia

  • Burada kendi düşüncemin teyiti doğrultusunda  bir alıntı yapıyorum.  Türkiyede tarikatlar araştırması konulu bir kitapta Akhenatonun – tek tanrıcılık konusunda öncü olduğu vurgulanmaktadır.  02.2019

Akhenaton,  MÖ 1380 – 1332 yılları arasında yaşamış olup, 18. hanedana mensup firavunlarun 10. idi. Tanrı Amon,  MÖ 2000-1900 zamanında; 12. hanedan tarafından Mısır ülkesinin Hava, Rüzgar, Gemicilerin ve ülkenin TEK BAŞ tanrısı olarak kabul edilmiş. Amon, Mısır halkının baş tanrısı olmakla birlikte başka amaçlar için yapılmış, görev verilmiş çeşitli isimlerde tanrıları da vardı. Mısırdaki çeşitli tanrıların varlığı ve çokluğu, Hz Yusufun fikirleri ve  Akhenaton’un istekleri sayesinde, Tek bir Allah’a indirgenmiştir.

Eski Tanrı Amon’un dini merkezi olan Karnak‘taki tapınakların rahipleri, dini konularda oldukları kadar maddi açıdan da büyük bir güce sahip idiler. O günden bu tarafa tüm Firavunların savaşlarda kazandığı ganimetlerin bir bölümü, tapınaklara otomatikman ayrılıyor ve Rahipler bu sayede, maddi güç sahibi oluyorlardı. Rahiplerin elde ettikleri bu orantısız ve kolay kazanılan maddi güç sayesinde, bazı konularda halkın desteğini de alarak, Firavunlara bile karşı gelebilme durumları  söz konusu oluyordu. Akhenaton ile  babası III Amenofisin rahipleri sevdikleri (dizide) pek söylenemezdi.

Arkeologlar; Akhenaton’un anne tarafının Yahudi olduğu görüşü hakimdir. IV. Amenhotep’in  babası III Amenofis’in karısı ve annesi Tia, saray dışından olan bu ailenin kızıdır.  Hatta  III Amenofis, geleneklerin dışında kayın pederi Yuya ve kayın validesinin cesetlerini, Krallar  Vadisine gömdürdüğünü söylemişlerdi.

Not : Bazı ansiklopedik yazılarda M.Ö. 1500 -1450 yılları arasında İbrani -Yahudi- lerden söz edilmekte ve Suriye taraflarına sefere çıkan firavunların dönüşte Mısıra, bu halktan olan insanların getirildikleri yazılmaktadır. (Büyük Larousse, Ansiklopedik bilgi)

Siz, seyrettiğimiz Hz Yusuf ve firavun filmine bakıp -tamam bu böyledir, demeyin. Filimde tek tanrı düşmanı olarak gösterilen ana kraliçe; Yahudi dinine sahip bir atanın evladı olarak tek tanrıya karşı olması, ne derece doğrudur. Kaldı ki filmin ana konusu, Kuranda geçen konular ile Tevrat’ta geçen isim ve konular etrafında senaryolaştırılmış hareketlerdir. Her ne kadar Yusuf  A.S. mın Akhenaton  üzerinde etkisi varsa da  Akhenaton’un, tek tanrının göstergesi  olarak Güneşi kabul etmesindeki  ilk nedenin, üst paragrafta belirttiğim üzere, tek tanrı inanışına sahip ve Yahudi olduklarını belirttiğim dedesi, anne annesi ve annesi Tia ile  babası 3. Amenofis’in kendisi üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Sanırım din konusunda baba ile oğlunun bu kadar ‘aşırı devrimci‘ olmalarının diğer bir nedeni olarak ta, yine üst paragrafta vurguladığım üzere rahiplerin, firavunlar üzerindeki gelmiş – geçmiş olumsuz etkilerini’de, sayabiliriz.

Yusuf  as. tek tanrı konusunda firavunu etkilemiş ve cesaretlendirmiş olsa da Firavun’un, bizim bildiğimiz  tek Allah anlayışından ziyade;  tek tanrı olarak Güneş‘i  göstermesinin sebebi bana göre ki; -dikkatinizi çekerim, filmde bile firavun Allah/Tanrı/Rab  isminden ziyade tanrı olarak Güneşin  adını söylemektedir- Güneş; tek olarak varlığı herkesçe bilinen ve her gün görünen, inkar edilmesi mümkün olmayan, halkın kolayca ikna edilmesini sağlayan bir örnektir. Bizlerin inandığı -görünmeyen- Tek Allahı anlatsa; halkın ikna edilmesi mümkün olamazdı. Belki Akhenatonu, – Güneş konusunda ikna eden, Hz. Yusuf’tur. Kaldı ki, hiç bir peygamberin kendi halkını bile bir seferde inandıramadığı yada inanmadıkları Kuranda yazmaktadır,  değil mi?

Firavun Akhenaton’un güzelliği ile dillere destan olan karısı Nefertiti‘nin soyu hakkında da, kesin bilgiler mevcut değildir.  Yine arkeologlarca Nefertiti’nin;  Akhenaton’un (yahudi) annesi Tia’nın  yeğeni olduğu hakkında görüş ve anlatımlar mevcuttur. Akhenaton, babasının ölümünden sonra MÖ 1352 yılında, (20 yıl) kral oldu. 1346 yılında Tanrı Amon’a tapınmayı yasaklayıp; Evrensel  yaratıcı güç olarak kabul ettiği  tek tanrı Güneş’e  -Aton’a-  tapınılacağını ve adınıda değiştirerek güneşe tapan  manasında AKHEN(ATON) olduğunu açıklamış.

Akhenaton,  Amon rahipleri ve tapınaklarının dini merkezi olan Karnak  şehrinin bir benzerini, krallık yönetim merkezi olan Teb şehrinin 180 km kuzeyinde Kahire’ye doğru,  Aton’a tapanların dini ve siyasi başkenti olarak; El – Amarna’da  bir şehir kurdurmaya başladı. Teb, eski başkent ve Mısır ülkesinin ortası sayılır. Coğrafi olarak Nil nehrinin ilk doğduğu yer olan Tanzanya toprakları ile Sudan ülkesinden Teb şehrine doğru  olan bölüm Yukarı Mısır,  Teb’den Ak Denize doğru olan bölümede Aşağı Mısır deniliyor. Kralların ellerinde, göğüs üzerinde çapraz olarak tuttukları düz ve çengelli nesneler, iki bölgeli  Mısırı temsil etmektedir.

Amenhotep’in ilk krallık dönemi ve öncesinde tüm  Mısırın Baş Tanrı  Amon idi. Kral Amenhotep / Akhenaton zamanında ise (sadece) Aşağı Mısırın baş  tanrısı Ra -Güneş- olmuştur. Yukarı topraklarda ise, tanrı Amon etkisi devam etmiştir. Bu arada bir vurgulamada bulunmalıyım. Akhenaton’un, tek tanrı inanışından dolayı – Tamam, bu kral ve krallıkta tek tanrı inanışından dolayı bizim inancımız gibi;  Müslüman ve Müslümanlık vardı, diye yanlış düşünceye kapılmayınız. Çünkü Yahudilik, Hristiyanlık inancında da tek tanrı görüş ve emri, mevcuttur. Hatırlayın: Hz Yusuf, Akhenatonu akan su içerisinde ve Hristiyanlık geleneğine göre takdis ediyordu.

Akhenaton, MÖ 1342 yılında başkenti El – Amarnaya  taşıdı. Krallığı  süresince önemli savaşlar olmamıştır. Yine bu yılları ifade eden bilgiler;  kil tabletler üzerinde Tel el – Amarna’da define arayanlar tarafından 1880 yılında bulunmuş. Bu tabletlerin örnekleri,  Akat dilinde yazılmış olup Ankara Medeniyetler Müzesinde ‘Amarna mektupları’  olarak adlandırılan bölümde, mevcuttur.

Bu tabletlerdeki yazılımlardan; O günün şartlarına göre Mısırın askeri güç olarak Anadolu da egemenlik süren HİTİT devletinden daha zayıf olduğu bilinmektedir. Öyle ki; Siyasi ve toprak olarak Mısıra bağlı olduğu halde,  Hitit  devleti ile antlaşma yapan ve  vergisini bu ülkeye ödeyen prensliklerin olduğu, ansiklopedik bilgidir.

MÖ. 1346 – 1335 yılları, tek tanrılı dinin Mısır’da en etkin olduğu yıllardır. İzlediğim arkeolojik belgeselde, MÖ 1335 yıllarında Kraliçe Nefertiti‘nin bir şekilde ortadan kaybolduğu, ama ölümü hakkında hiç bir  bilgi bulunmadığı, anlatılmıştır.

Arkeolojik Anlatımlardan; Amon Rahipleri ile saraydaki eski tanrıya inanan ve siyasi etkinliği olan kişilerin etkisinde kalan Kraliçe Nefertiti’nin, eski ve yeni tanrı konusunda Kral Akhenaton ile ciddi bir anlaşmazlığa düştüğü vurgulanmaktadır. Bu durum karşısında kral Akhenaton, karısı Nefertiti’yi saraydan çıkarttı. Veya beklenmedik bir gelişme neticesinde zamanımızda yapılan anlaşmalı boşanmalar gibi kral, kraliçeyi saraydan attı !

Kral ve Kraliçenin hiç erkek çocukları olmadı. Bu kral ve kraliçeye ait sağlam bulunmuş bazı figürlerde sadece 6 tane kızları betimlenmiş. Gerçi firavunun 2. bir eşi ve bu eşinden oğlu olduğu belirtiliyor ama, siyasi yetki Nefertiti ve kızlarında olduğu için, oğlu yok sayılıyor. Gerçek durum bu şekilde iken, Mısır tarihçilerini de  meraka sevk eden bir gelişme ortaya konuluyor. Kraliçe Nefertiti’nin kaybolması ile birlikte kimine göre hem üvey oğlu hem damadı Tutankamon ve/veya Smenkhare isminde bir erkek, sarayda bulunmaya başlıyor. Bazı kayıt ve açıklamalarda ise kraliçe Nefertiti’nin Smenkare ismi ile ve makyajlı erkek olarak, tekrar saraya girdiği yönünde görüşler belirtiliyor. Çünkü Smenkare’nin kim olduğu  hakkında geçmişine ait kesin bir bilgi yok. Sarayda bu isimde bir kimsenin varlığı da  bilinmiyor. Bu gelişme bir bakıma dünyanın her yerinde bulunan ve bilinen şekli ile, iktidar içi çatışmalar ve rötuşü şekli olarak algılana bilinir.

Kral, bir kızını  Smenkare ( Nefertiti veya Tutankamon) ile evlendiriyor. Ardından tahtına ortak ve kendisinden sonrada ardılı olarak ilan ediyor.  Akenaton bir süre sonra Smenkhare’yi  eski başkent Teb şehrine,  Amon  rahipleri ile görüşmeye gönderiyor. ( Bana göre ortada bir sorun var ki Büyük kral, ortağını  rahiplerle görüşmeye gönderiyor. Değilse neden göndersin!!.) Akhenaton –  Smenkare ortak krallığı, 3 yıl sürüyor. İşin garibi Kral Akhenaton ve Smenkare‘ – ve/veya karısı Nefertiti – ‘nin ölümleri M.Ö. 1332  yılında ve birbirine yakın bir zaman içerisinde peş peşe oluyor. Ve Akhenatondan sonra öz oğlu ve damadı Tutankhamon, resmen kral oluyor.

Akhenaton/Smenkare’nin mumya ve mezarlarının nerede olduğu Firavunlar tarihine ait, 2007 yılı çekimli belgesellerde bile bilinmiyor. Nefertiti hakkındaki ise; Kayınvalide Kraliçe Nefertiti ile damat kral Tutankamon ortaklığı başlıklı yazıma bakınız. Amon Rahipleri ve Amona inananlar,  Akhenaton ve Tutankhamon’un ölümü ile birlikte yaptırdığı her şeyi ve mezarlarını imha ederek, Bir bakıma diyeceğim ama gerçek,  Akhenaton’dan intikamlarını çok acı bir şekilde almışlar.

Akhenaton’un ölümü ile; El Amarna’da  tek tanrıya inananlar ve Güneşe tapanlar için yaptırdığı şehir yerle bir edilmiş. Bu görüşte olanlarda,  öldürülmüş. Ve böylece  “devrimi istemeyen”  ve  el yapımı “Tanrı” larından vazgeçmek istemeyen  Mısır halkı ile rahipler, eski  başkent Teb’e ve Amon dinine dönmüşler.

Yine izlediğim bir belgeselden yola çıkarak, bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.  Mısır hiyerogliflerinin anlamını çözen Fransız bilim adamının, çözmek için tesadüfen eline aldığı kil tablette, Ramses’in adı vardır. Hiyeroglif yazılarının ilk çözümüne, bir otel odasında başlanılıyor. Bir hiyeroglif  örneği olarak Ramses adını örneklemek istiyorum. Hiyeroglif yazılım şekline göre: Çember  okunuşu = Ra , çemberin ortasındaki nokta = M,   geometrideki Pi işaretinin benzeri olan    ise = S ve S , E ‘nin açıklamasını hatırlamıyorum. (O nun ortasında nokta olduğunu düşünün)  O∏E∏ Ramses

Bu kral ama mecburiyetten, ama aklının erdiği şekil ile, ‘ Tek Tanrı ‘ kavramını benimsediği için, Mısırın hakim tanrısı  Amon’a karşı çıkmıştı. Mısır, gerçekten tanrı Amon’lar ülkesi idi. Akhenaton, bir çok örneklerinde olduğu gibi, elle beslenen  tanrı modelinden sıyrılmak istedi. Burada  ‘beslenen’  sadece put değildi. Putlar sayesinde  rahipler besleniyordu. Rahipler, çok büyük maddi imkanlara sahip olmuşlar, din sömürüsü ile kendilerine bağladıkları halkı da arkalarına alıp, istemedikleri bir gelişme durumunda, bütün krallara baş kaldırıyorlardı

Kral Akhenaton, hayatı boyunca bu inanışı yaşamış ve yaşatmıştı. Her ne kadar (Hz Yusuf) Kral Akhenaton ölümünün hemen akabinde, yaptırdığı her şey ve  Güneş tanrısı figürleri  yok edilmiş olsa da, zaman içerisinde Mısır halkına aşıladığı TEK TANRI görüşü unutulmamış. Akhenaton’un ölümünden  ≈ 70 yıl sonra insan yapımı olan heykel tanrı  Amon ile tek ilahi tanrı (Güneş) Aton;  MÖ 1200 yıllarında karma iki tanrı ismi ile  Amon – Ra   inanış şekli ile,  Mısıra hakim olmaya başlamış, yaşarken yapmak istediği devrim, ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Böylece dünyada ilk defa bir devlete has,  peygambersiz  tek tanrı inanışı,  Mısır da  hakim olmuştur.

NOT :  Her ne kadar Hz Nuh, Lut , Yakup A.S., Cenabı Allah tarafından kendilerine atfedilen görüşleri  iletmişler isede,  bu inanış ve anlatım sadece kendi halk ve kavimleri içinde kalmıştır. Zamanla unutulan veya terk edilen tek tanrı anlayışının devamı için Allah cc,  başka peygamberler göndermeye devam etti.  Yusuf a.s. dan önce kral  AKHENATON,  babasının etkisi ile  zaten tek tanrılı din  görüşüne sahip veya alakadar idi. Değilse, atalarının ve kendisinin inandığı Amon dinine karşı olan bir kişiyi sarayına neden alsın. Neden Yahudi sülalesinin Mısıra yerleştirilmesine müsaade etsin? Hadi;  Görev vermekte mecbur idi, diyelim. Ama filimde gösterildiği şekildeki Hz Yusuf’un şaşa’sına ne  demeli? Tek tanrı dinine yatkın olmayan veya C. Allahın hikmeti ile bu inanışa sahip olan bir firavun olmasa idi;  Hz Yusufun Mısırda bu derece etkili olması bana göre mümkün olamazdı. Ama bu inanış şekli, tek olan Güneş üzerinden idi.  01.2011    Mecit  ALBAYRAK

Türkiye’nin yedi bölgeye göre yükseklik sıralaması ve rakımları.

Bilgilerinize: Google aramasında, aynı başlıkla çıkan diğer yazımın alt içeriğinde: –Hiçbir şey bulunamadı yazısı olan kısma tıklamayınız, o yazımı kaldırdım.

02.2019 – Yıllar içerisinde gerçek araştırmaya dayanan bu yazıma tıklayınız. -TAKLİTCİLERİMİN olması beni sevindirir ama sizlerin taklitlerime değer vermesi ise, beni üzer.

81 il’in  rakımlarına ait kronolojik listesini İllerin Karayolu Ve Uydu Üzerinden Rakımları  ; Bazı bölgelerimizde olan Karayolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları ; En yüksek rakıma sahip  ilçelerimizi ise: Rakımı en yüksek olan ilçelerimiz  başlıklarında yine aynı titizlikle sizlerin takdirlerine sunmaktayım.

Yazdığım bütün yazılarımda olduğu gibi,  rakım/rakımlar konusunda en doğru bilgiyi sizlere sunma isteğim bir saplantıya dönüştü.  Bir yerleşim yerinin  –il, ilçe, köy-  kuzeyden güneye / doğudan batıya hatta orta yerinin rakımı, farklılık arz eder. Ben bunları dikkate alarak, ortalamasını yazdım. 24 Kasım 2015 günü Anıt Kabiri ziyaret ettim. Duvarda asılı Türkiye haritası ve illeri üzerinde O ilin rakımları yazılı idi. Bu harita üzerinde Örnek: Antalya il rakımı 37; benim Antalya girişi kara yolu üzerinde devamlı gördüğüm rakım 39. Siz bir tarafa, ben hangisine inanayım. Kaldı ki; rakımların tespitinde geçerli olan, O ilin Valilik veya var ise Tren garı binası baz alınıyor. Yalnız, bundan 20 sene önce O ilin valilik binası bir tane iken şimdi, çeşitli isimler altında bir kaç tane var. Bende uydu üzerinden O ilin merkez valilik binasını bulup en doğru rakım ölçümünü; sizlerin bilgisine sunuyorum.

1 – Doğu Anadolu Bölgesi rakımları: Bu bölge sınırları içinde 15 il  bulunmaktadır. 7 bölge içerisinde  rakımı  en yüksek illerin olduğu  kesimdir. Bölge ortalaması 1400 mt. Bu bölgede, rakımı en fazla olan il sıralamasına göre: 1900 mt ile Erzurum  1. Ardahan 1810; Kars 1755; Hakkari 1755; Van 1727; Ağrı 1630;  Bitlis 1535; Şırnak 1356; Muş 1335;  Erzincan 1215; Bingöl 1159; Elazığ 1070; Malatya  966;  Tunceli 919 ve Iğdır 860 mt ile rakımı en düşük il sıralamasına girmektedir.

2 – İç Anadolu Bölgesi rakımları: 13 ilin toplamından oluşmaktadır. Bölge  ortalaması 1021 mt. Bu bölgede rakımı en fazla olan il sıralamasına göre: 1315 mt ile Yozgat 1. Sivas 1290; Nevşehir 1196; Niğde 1237; Kayseri 1060; Karaman 1056; Konya 1023; Kırşehir 993; Aksaray 975;   Ankara 885 (Çankaya Köşkü rakım :1071 mt) Eskişehir 795;  Çankırı 730 mt  ve Kırıkkale 716 mt ile rakımı en düşük il durumundadır. (Seydişehir Belediye önü : 1135 mt. Konya B.B. önünden- Seydişehir 86 km, Seydişehir  Antalya merkez arası 213 km. Seydişehir; siyasi olarak Konya ili, iklimsel olarak Ak Deniz Bölgesinde dir. Seydişehir – Akseki kavşağı 66 km.

NOT: Konya/Seydişehir/Antalya yolu; 1974 yılında Ecevit Erbakan  hükümeti zamanında ‘Beş Yıllık Kalkınma Proğramına’  alınmış. Lakin daha sonra gelen hükümetler, bu plana riayet etmeyip bir derecede olsa ‘keyfi’ davranıp, bu yatırım engellendi. Nihayet 1996 yılında ulaşıma açılmıştır. Seydişehir – Akseki arası Antalya bölgesi dahilinde 1825 rakımlı Alacabel tepesi, kışın kapanıyor idi. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için Tınaztepe; Zirve tesislerinin karşısında ki  dağın dibindeki 1530 mt rakıma sahip yerden, Akseki /Cevizli Geceler (kasaba, köy, mahalle)  1280 mt inen (≈550 mt) Tınaztepe Tüneli yapımına 2016 yılında başlanıldı. Hayırlı olsun.

3 – G.doğu Anadolu Bölgesi rakımları: 7 il’i kapsamaktadır. Ortalama rakım 729 mt. En yüksek il 939 mt ile Mardin olup; Siirt 886; Gaziantep 838;  Adıyaman 679;  Diyarbakır 673;  Batman 575 ve rakımı en düşük il 510 mt ile  ŞanlıUrfa    

4 – Ege Bölgesi rakımları:  8 il‘den oluşmaktadır. Ortalama rakım 512 mt . En yüksek il merkezi 1025 mt ile  Afyon  olup;  Kütahya 957;  Uşak 911; Muğla 658;  Denizli 391;  Manisa 78;  Aydın 71 ve sonuncu sırada 10 mt ile İzmir gelmektedir.

 5 – Karadeniz Bölgesi rakımları: 18 vilayetten oluşmaktadır. Ortalama rakım 400 mt.  Rakımı en yüksek vilayeti 1555 mt  ile BayburtGümüşhane 1169; Çorum 818;  Kastamonu 809;  Bolu 727; Tokat 630; Artvin 529; Amasya 398 (Merzifon rakım: 740 mt) ;  Karabük 262; Düzce 150; Trabzon 40; Sinop 25; Ordu 24; Bartın 14; Giresun 14; Samsun  10; Rize 10;  Zonguldak 8 mt ile  rakımı en düşük il durumundadır.

6 – Akdeniz Bölgesi rakımları: 9 il‘den oluşmakta, rakım ortalaması 391 mt  En yüksek ili 1058 mt Isparta olup;  Burdur 960; Kilis 649; Kahramanmaraş 562; Osmaniye 120; Hatay (Antakya) 89; Antalya 46; Adana 26 ve Mersin 9 mt rakım ile, sonuncudur.

7 – Marmara Bölgesi rakımları: 11 ilden oluşmakta. Rakım ortalaması 109 mt. En yüksek ili 520 mt ile Bilecik.  Kırklareli  210; Bursa 163; Balıkesir 145; Edirne 50; Istanbul 35;  Sakarya 29; Tekirdağ 25; Çanakkale 12;  Yalova 7; İzmit 4 metrelik rakımlara sahiptirler.

Denize sınırı olan illerimizin Valilik binası durumuna göre ilk 10 mt’lik rakıma sahip iller ise: İzmit 4, Yalova 7, Zonguldak 8  Mersin 9, İzmir; Rize; Samsun 10 mt  Türkiye’nin ortalama rakımı: 652 mt   tekabül etmekte. Bu ortalamaya en yakın ilimiz ise; 649 mt ile Kilis ilimizdir. 

İlgilenen kişilere: Rakımı alınan noktanın ölçüm anındaki soğuk, sıcak, rüzgarlı, yağmurlu hava durumu ile sabah, öğlen ve akşam vakti alınan ölçümler, farklı çıkmaktadır.  (ansiklopedik bilgi)

Dünyanın en yüksek yerleşim yeri; Tibet devletine ait Himalaya dağ uçlarında yer alan Lhuka Bölgesinde bulunan 5070 rakımlı Tuiwa Köyüdür. Uydu üzerinden  yaptığım, 43 Avrupa ülkesinin başkent rakımlarına göre, Avrupa’nın en yüksek başkenti İspanya-Fransa arasında bir dağ ülkesi olan Andorra Cumhuriyeti.  Başkenti 1100 mt rakımda yer alan Andorra’dır. En düşük rakıma sahip ülke  başkentleri ise: 7 mt ile Hollanda – Amsterdam ve İrlanda – Dublin şehirleridir. 43 Avrupa ülke başkentlerinin ortalama yüzeysel rakımı ise, ∼ 200 mt isabet etmektedir. (Sibirya hariç)  Dünya denizlerinin ortalama derinliği ise: 4 km kaynak- livescience.com 12.2010      Mecit   ALBAYRAK

12 Ay Boyunca Yaz ve Kış Mevsiminde Arı Ölümlerinin Nedenleri.

02.2019 –  Burada yazdıklarım; kendi tecrübelerim, 2017 İstanbul Api Mondia’ya katılan yerli yabancı akademisyenlerin sunumları ile yine özellikle yabancı sitelerden elde ettiğim bilgileri içermektedir.

Arıcı arkadaşım; ilk önce şu yazdıklarımı iyi bil, aklında tut ve aşağıdaki bilgileride unutma. Kovanını; Sonbahara girerken tam tekmil kışa hazırladın. Bir tane bile Varroa yok, yiyeceği bol, hastalığı yok, mevsimde normal geçmiş olsa bile; 10 çitalık arınızın 1 Mart günü 8 çitaya indiğini göreceksiniz. 12.2015

Bilimsel olarak açıklanmış ve bilinen şekli ile; Dünyanın her yerinde geçerli olan arı ölüm nedenleri:

1 – Yer küresi ve okyanuslar dahilbu yerlerde yaşayan her türlü canlı; İnsanlar tarafından hızla tüketilmekte veya, katliam neticesinde her şey meralar, ormanlar yok edilmektedir. 2 –  Arıcı tarafından bilinçsizce yapılan, arı ilaçlamaları. 3 – Her türlü sebze ve meyve çiçeklerini, böceklerden korumak için yapılan  tarım ilaçlamaları.  4 –  Dünyada  gelişen sanayilerin zehirleri, ev baca dumanları ile oluşan sera gazları neticesinde yıllık ısınan veya soğuyan hava, 5 – Kışlatılan arı yiyeceğinin az olması, 6 – Varroa ile yeterince mücadele etmemek, 7 – Arıların genetiği ile oynamak, 8 – Günlük, anlık ve mevsimsel değişen, hava şartları 9 – Bölgesel veya dünya genelinde oluşan çeşitli istila şekilleri (ani iklim değişikliği, çekirge istilası, yanardağ lavı) 10Patojenler – Tüm canlılarda oluşan hastalıklara neden olan (grip gibi) mikroplar. 11 – Arıların sindirim sisteminde oluşan hastalıklar  12 – Özellikle arazide ve kovan içinde yiyecek olmadığı zamanlarda her an olabilecek arı ölümünün nedeni olan; Yağmacılık 09.2016

A – Bunların hepsi, insanın kendine yaptığı kötülüklerdir. Bunun içine yukarıda yazdığım şıkların % 90 girmektedir.

– Kovan içerisinde yeterli bal yiyeceğinin olmayışı. Özellikle kışın, bal yeterli olmaz ise (bilimsel açıklama) önce yaşlı arılar ölür. Bilgi maiyetinde: Marangoz – arıcı arkadaşlar ile 1 Nisan 2014 salı günü Manavgat’taki arılarımıza gittik. Kovanımın birini açtığım zaman, arıların hepsinin kovan dibinde ölü – baygın şekli ile yattıklarını gördüm. Çita üzerinde ise günlük, kapalı ile bir kaç işçi arı ve ana arı geziniyordu. Petek üzerinde ise, yiyecek bitmiş. Kaldı ki, her gittiğimizde, şerbet veriyordum. Peki neden bu hale geldiler. Tarlacı arı sayısı bitti veya bitme durumunda ve yeni çıkan genç arı’da çoğaldı. Tarlacı olmadığı için genç arılar tarlaya, çıkamıyor. Kovan dibine düşmüş arıların üzerine körükten duman bastım, hemen canlandılar.  Hemen Şerbet verip kapattım. Ikindin tekrar kontrol ettim, hepsi canlanmıştı.

Ayrıca şunu çok iyi bilin. Manavgat bölgesinde 15 Mart ve sonrasında, özellikle yağmurların yağmaması neticesinde arazide yiyecek kalmıyor. Onun için bu tarihten sonra kovanlarınızı başka bölgelere taşıyınız. Arılarımızı aynı akşam, Akseki – Cendeve bölgesine getirdik. Buradaki yabani çilekler, yeni açıyordu.

C – Ana arı, kovan içindeki polen miktarı ile dışarıdan getirilen taze polene bakarak, günlük atar. Bu aylarda  polen almayınız. – Kovan önlerinde ölmüş arılara bakınız. Arıların Hortum dilleri dışarıda  ise; zehirlenmeden dolayı olan ölümlerdir. (fao)  03.2018

D –  Kovan içi ıslaklık. NEM den dolayı arıların hastalanması ve telef olmasıdır. Burada kast ettiğim, buharlaşma neticesinde, kovan dibinde birikmiş bir kaç damlalık su değildir. Esas tehlike kovan içi ve örtü tahtası altında oluşmuş pamuksu  küf ve mantar oluşumudur. Kovanlarınızı, öne doğru dengeli hafif meyilli koyunuz. (sahil bölgesinde iseniz – Çita sayısı 4 ve daha aşağısı olduğunda çitaları, sağ veya sol tarafa çekip, dış tarafa strafor koyunuz. Kovan dış tahtasında çatlak var ise, buralara silikon çekiniz.

E  – Her türlü arı hastalıkları ise: Nisan – Mayıs aylarında değişken havanın rüzgar etkisi ile üşüyen arı, yumak olur. Yumak dışında kalan çitalardaki günlük ve kapalı bebe arılar üşür ve ölür. –Kireç hastalığı, sır‘lanmamış larvanın üşüyüp beyaz taş hale gelmesi şekli olan bir mantar hastalığıdır. Bu hastalık, Havanın ısınması ve çitaları azaltmanız, arıları sıkıştırmanız halinde, geçer. ( çaresi: İlk bahar aylarında uçuş deliğini önden tamamen kapayan, yanları açık olacak şekli ile uçuş tahtasına teneke parçasını tutturunuz.) Yalnız üzerinde kapalı ve günlük olsa bile, içi sıvı hale geçmiş bozuk çitaları, çıkarıp yakmalısınız. Bu duruma  Mayıs hastalığı, denir. – Nosema; hastalığına yakalanmış Arının dışkısı, sarı nokta halindedir. Kışın ortaya çıkar. Nedeni ise; Yazın arının yemiş olduğu bozuk yiyecek, içeçekten kaynaklanır. Arı pisliğini dışarıya  yaptığı müddetçe nosema hastalığı oluşmaz. Kışın Soğuklardan dolayı dışarıya çıkıp defi hacet yapamayan tüm arılarda görülür.  Tedavisi için, 5 lt şerbete yarım çay bardağı Elma Sirkesi veya 2 ml kekik yağını en az 3 kere veriniz. Malzemelerinizi ve suyun temiz olmasını sağlayınız.  Bu  hastalığın göründüğü petekleri kullanmayıp, eritin. Durgun birikinti sular, nosema sebebidir. – Amerikan Y.Ç. tespit edildiğinde, çitalarının hepsi yakılmalıdır. Çita ve kovanlarda koku oluşur. Bu konu için: Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular, kısmına bakınız. Kovan tahtası veya dışında ölü larvalar var ise, kovanda hastalık var, demektir.

F– (gezginci bir arıcı arkadaşın itirafı)  Arıların yakınında  içme suyunun olmayıp, çok uzakta olması arı ölümlerine neden olmuş. Suyun olmadığını bile bile -özellikle- kek verilmesi ise, arı ölümlerinin en büyük nedenidir. Ege ve Ak deniz bölgesi  dışında  kalan  kovanlara  Aralık/Ocak/Şubat ayları içinde kek  vermeyin.  Sahil bölgelerinde ise, soğukların uzun geçeceğini öğrendiniz ise, vermeyiniz.  Bu aylarda  kek verilirse kesinlikle arı ölümü olur diye, bir şart yok ama tedbir iyidir.

Varroa ile mücadele yapılması için Oksalik ve formik asitlerin verilmesinin arılar içinde zararlı olduğu bilgisine (FAO) eriştim. Varroa, kanını emdiği arının vücudunda yara meydana getiriyor. Havaya yayılan ilacın etkisi anında, varroaya nasıl bir zarar veriyor ise, aynı zararın belirtisi bir kaç gün sonra,  arılarda erken ölüme neden olduğu belirtiliyor. (Kaynak FAO)

Asitli ilaçların yerine duman  veya bitkisel ağırlıklı ilaç ve eksraktlarının (yağ) verilmesi tavsiye edilmektedir.  Varroa için Timol esanslı kekik yağı, okaliptus yağının verilmesinin % 95 varan bir etki yaptığı tespit edilmiş. Aynı zamanda kurutulmuş portakal kabuğu, pudra şekeri her zaman verilebilinir. Kekik yağını, kartona emdirilmiş şekli ile verecekseniz en az 15 C’ ve üzeri günlerde, 5*10 ebatında iki ayrı saman cinsi karton kağıtları üzerine, 2 ml kadar enjektör ile çizgi halinde sıkıp, çita boşlukları üzerine koyunuz. Veya 5 lt şerbete, 2 ml kekik yağını dökün, arının gücüne görede 1-2 su bardağı kadarını dökünüz. Bu yöntemi 3 gün ara ile en az 3 (7) kere veriniz. Okaliptus yağı  hakkında bir uygulamam yok. Yalnız, asit cinsi ilaçların etkisi kısa sürede olurken, yağ cinsi ilaçların etkisi bir kaç gün sonra görülür. 03.2018

H – Özellikle Mart, Nisan, Mayıs – Ekim, Kasım ayları içerisinde, peteklerinboş tarafına, strafor koyunuz. bkn. -Arıların kovanda strafor ile sıkılaştırılması-Kovanlarınız koyduğunuz sehpa,  iskele gibi altlıkların toprağa değen yerlerine (her zaman) odun, kömür külü, yanık yağ, gres yağını dökmeniz, koymanız, sürmeniz halinde karınca ve diğer böceklerin kovana çıkamadığı belirtilmektedir -fao.

– Son yaptığım araştırmaya göre, cep telefonu istasyonlarının arıya zararı olmadığı yönündedir. 03.2018

İ – Arıların kovan önünde çok fazlası ile uçuştuklarını gördüğün an yağma olmasa bile – hemen uçuş deliğini kapatınız.  Başka bir şey yapmayıp, en az 30 dk. BEKLEYİN; dağılsınlar veya kovan üzerine yapışsınlar. En güvenli şekli bu. Yalnız kovan içindeki arıların hava almasını engellemeyiniz. Uçuş tahtası delikli, kovanınız alttan polen tuzaklı ise, sorun yok. Kovan önünde uçuşların azaldığını ve arıların  çoğunun kovan üzerine konmuş olduğunu gördüğünüzde, uçuş tahtasını açınız.

J – Bulunduğu ortama uyum sağlayamayan melez arı cinslerinde her daim arı ölümleri olabilmektedir.

K – (kendi çalışma ve tecrübem) Kışlatacağınız arı ve kovanlarınızın, uçuş tahtası üzerinden ön tarafa doğru ve uçuş deliğini önden kapatan, yanları açık şekli ile teneke kesip, vida deliğine tutturmanız Son ve ilkbahar ile kışın kovana direk gelecek soğuk rüzgarlı havayı izole eder. Yazın ise, kovanlarınızı gölgelik yere koymanız salık verilmektedir.

L – Kovanlarınız yakın, karlı bölgelerde ise, üşenmeyip gidin. Kovanın önündeki karları en az yarım metre, toprak görününceye kadar temizleyiniz.  Arıların bazıları  uçuş yapamadan uçuş tahtasından yere düşmekte. Kara düşen arı kalkamaz ise, uyuşur ve ölür. Toprak, kül düşen arıların konabileceği, ölmeyeceği güvenli bölgeyi oluşturur. Kovan üzerinde, yanlarında kar var ve  kovana zararı yok ise, bunlar kalsın, faydası olur. Kimi arıcı; – yiyeceği olan arı ölmez, soğukların zararı olmaz, diyorlar. Bilimsel olarak arıların aralıksız uzun geçen soğuktan öldüğü tespit edilmiş. Arı Soğuktan ölmez diyen, soğukları bilmeyenlerdir. w.bienenstand.at/

Diğer bir neden ise  ‘Sarıca-cimcime- veya Eşek Arıları ‘ Havaların yağmursuz geçmesi durumunda sarı arılar,  ARALIK ayına kadar yaşarlar. Bu arılarda, arılarımızın ölmesine, yiyeceklerinin azalmasına neden olur. Sarı arıların öldürülmesi için sizlere tavsiyem,  tuzaklara fazla güvenmeyiniz. En etkilisi, kovan yakınına koyacağınız bal bulaşığı petek veya bir naylon örtü üzerine dökeceğiniz şerbete gelen sarı arıları, bizzat kendinizin öldürmesidir. Veya; kokusuz toz halindeki böcek öldüren tozu (DDT cinsi) yanınızda bulundurun. Yakaladığınız eşek arısının arkasını DDT tozuna değdirip salın. Arının Doğruca uçup gittiğinden emin olun. Yuvasına gidecektir.    🙂      01.2011

 

Türkiye ve Dünyada devletlerin başarısı ve halkı için yaptığı harcamaları.

02.2019 – 2017 yılı Dünya Genelinde 80 ülke arasında her şeyin ortalaması ile En İyi Ülkeler sıralamasında

1- İsviçre, 2- Kanada, 3- Almanya, 4- İngiltere, 5- Japonya, 6- İsveç, 7- Avustralya, 8- ABD, 9- Fransa, 10- Hollanda,… 36- Türkiye

2019 yılı 80 ülke arasında:  1. Isviçre, 2. Japonya, 3. Kanada, 4. Almanya, 5. Ingiltere, 6. Isveç,  7. Avustralya, 8. ABD, 9. Norveç,  10. Fransa…  34. Türkiye...76. Lübnan,  77. Sirbistan,  78. Angola, 79. Iran,  80. Irak

Turizm, Eğlence ve Folklorik acıdan

1- Brezilya, 2- İtalya, 3 – İspanya, 4- Tayland, 5- Yunanistan, 6- Kosta Rica, 7- Yeni Zelanda, 8- Arjantin, 9- Meksika, 10- Portekiz… 27- Türkiye

Vatandaşlık: İnsan hakları, çevre ve çevrecilik, cinsiyet ve din özgürlüğü, saygı, adalet..

1- Norveç, 2- İsviçre, 3- Danimarka, 4- Kanada, 5- İsveç, 6- Finlandiya, 7- Hollanda, 8- Avustralya, 9- Yeni Zelanda, 10- Almanya,……58- Türkiye

Kültürel : Moda,  eğlence, mutluluk hissi

1- İtalya, 2- Fransa, 3- ABD, 4- İspanya, 5- İngiltere, 6- Japonya, 7- İsviçre, 8- Brezilya, 9- Avustralya, 10- İsveç,…. 31- Türkiye

Girişimcilik: Girişimci, yenilikçi nüfusu, eğitimli sermaye, kalifiye iş gücü, teknolojik uzmanlık, şeffaf iş uygulamaları, iyi geliştirilmiş altyapı ve teşvik.

1- Almanya, 2- Japonya, 3- ABD, 4- İngiltere, 5- İsviçre, 6- İsveç, 7- Kanada, 8- Singapur, 9- Hollanda, 10- Norveç,…. 36- Türkiye

Geçmişten günümüze Mutfak çeşit ve görgüsü, uygulamasına sahip çıkmak

1- İtalya, 2- İspanya, 3- Yunanistan, 4- Fransa, 5- Meksika, 6- Hindistan, 7- Türkiye, 8- Tayland, 9- Portekiz, 10- Çin

Küresel pazarlama, imalat, ihracat, üretim, pazarlama

1- BAE, 2- Hindistan, 3- Singapur, 4- Çin, 5- Japonya, 6- Tayland, 7- Mısır, 8- Ruya, 9- Brezilya, 10- İsrail,… 25- Türkiye

İş ve İşçilik bakımından bürokrasi, ucuz üretim maliyetleri, bozuk üretim, İş kazaları, elverişli vergi ortamı ve şeffaf devlet uygulamaları

1- Lüksemburg, 2- İsviçre, 3- Panama, 4- Danimarka, 5- İsveç, 6- Finlandiya, 7- Kanada, 8- Norveç, 9- Hollanda, 10- Yeni Zelanda, … 77- Türkiye

Enerji; Nükleer enerji, petrol, kömür üzerinden üretim ve imalat sanayisi

1- ABD, 2- Rusya, 3- Çin, 4- Almanya, 5- İngiltere, 6- Fransa, 7- Japonya, 8- İsrail, 9- Suudi Arabistan, 10- BAE; …. 14- Türkiye

Yaşam kalitesi; Ekonomi, istikrar, iş piyasası, eğitim, halk sağlığı, adalet, (burada vurgulanan konu sadece kişisel harcamalar içeriğinde olmayıp, kümülatif konuların ortalamasıdır)

1- Kanada, 2- Danimarka, 3 – İsveç, 4- Norveç, 5- Avustralya, 6- İsviçre, 7- Finlandiya, 8- Hollanda, 9- Yeni Zelanda, 10- Almanya, …  46- Türkiye

Ülkelerin  milli gelirlerini belirten  her çalışma karşılığı elde edilen kişi bazında kazanç şekline göre

Norveç 69.407 $  Avustralya 30.762 $  Danimarka 48.230 $  Kanada 46,441 $   İsveç 49,759 $  İsviçre 60,374 $ Singapur 87,832 $……    ve Türkiye 24,986 $   (diğer bir anlatım şekli ile burada; O ülkenin her bir vatandaşının bir yıl boyunca çöpcülük, işçilik, doktorluk, bilgisayar, mühendislik, öğretmenlik, kaldırım mühendisliği çalışmalarının karşılığında devletine sağladığı kazanç belirtiliyor. (8 Nisan 2018 pazar 1 $ = 4,04 lira E/$ – 1.22)  Kaynak: w.usnews.com

04. 2018 yılı itibari ile,(rakamlar yuvarlatılmıştır) Dünya nüfusu 7 milyar 633 milyondur. Afrika kıtası 1 milyar 287 milyon; Amerika kıtası ve adalar 1 milyar; Avustralya kıtası ve Okyanus halkı 63 milyon; Avrupa kıtası 742 milyon ve Asya kıtasında ise 4 milyar 544 milyon kişi yaşamaktadır. kaynak: worldpopulationreview.com

 

Dünya Sağlık Örgütünce açıklanan 2015 yılı verilerine göre 169 ülke arasında Dünyada en uzun yaşayan milletler ortalamasına  bakacak olursak:

Kadınlarda : 1 – Japonya 87 2 – İspanya, İsviçre, Singapur 85.1   5 – İtalya 85  6 – Fransa 84.9  7 – Avustralya, G. Kore 84.6  9 – Lüksemburg 84.1  10 – Portekiz 84

Erkeklerde:1 – İzlanda 81.2  2 – İsviçre 80.7  3 –  Avustralya  80.5  4 -İsrail, Singapur, Y. Zelanda, İtalya 80.2   8 – Japonya, İsveç  80  10 – Lüksemburg 79.7  Karma yaşam sürelerine göre  ise:

1 – Japonya 83.7  2 – İsviçre 83.4  3 – Singapur 83.1  4 – Avustralya, İspanya 82.8  6 – İtalya, izlanda  82.7  8 – İsrail 82.5  9 – İsveç, Fransa 82.4  11 – G Kore 82.3  12 – Kanada 82.2  13 – Lüksemburg 82  14 – Hollanda 81.9  15 –  Norveç 81.8  16 – Malta 81.7  17 – Y. Zelanda 81.6  18 – Avusturya 81.5  19 – İzlanda 81.4  20 – İngiltere 81.2  21 – Finlandiya, Portekiz, Belçika 81.2  24 – Almanya, Yunanistan 81  26 – Slovenya 80.8.. 52. Türkiye 75.8…. 190 – Sierra Leone 50.1

İnsanların 55 yıl ve daha az yaşadığı ülkeler ise :  Angola, Orta Afrika Cum.  Çad, Fildişi sahili, Kongo, Lesotho, Brezilya, Mozambik, Nijerya, Sierra Leone dir.

Yine BM 2011 raporuna göre Türk  ( nüfusu  ≈ 76 milyon ise) halkının 5/1 i Kürt, Halkın % 90 ı Türkçe, % 6 Kürtçe, % 0.12 Arapça,  Çerkezce,  Rumca, Ermenice, Yahudice konuşmakta. 10.2013

Dünya Sağlık Örgütü  ( WHO ) nün yaptığı açıklamaya göre: 65 yaş ve üzeri insanlar yaşlı olarak addedilmektedir. Bu kuruluşun yaptığı yaş sıralamasına göre ise;  65 – 74 yaş arası Genç Yaşlı  /  75 – 84 Orta Yaşlı /  85 ve üzerindeki insanlar ise İleri Yaşlı gurubunda yer almaktadır. Yine bu örgütün yaptığı tespit ve açıklamaya göre 1955 yılındaki insanların yaş ortalaması 48 iken, 2025 yılında dünyadaki insanların yaş ortalamasının, 73 olacağı tahmini  belirtilmektedir.

BM / BBC – Türkiye  2011 de insan yaşam ortalaması Kadınlar da : 77 , Erkeklerde 72 iken;

Dünyada yıllık tahmini ölenlerin sayısı, 48 milyon doğanların sayısı 110 milyon

2015 yılı Dünyada bazı devletlerin kişi başına harcadığı sağlık harcamalarına göre; 1- ABD 9507 $  2- İsviçre 7536 $  3- Lüksemburg 6818 $  4- Norveç  6190 $  5- Hollanda 5297 $  6-İrlanda 5276 $  7- İsveç 5266 $  8- Avusturya 5100 $  9- Danimarka 5058 $ …. 10- Meksika 1054 $   ve  dünyanın kıskandığı! TÜRKİYE 997 $  kaynak: who

Uzun yaşam için; Hekim.com sitesinden alıntı yaptığım aşağıdaki açıklama ve uygulamaları, yerine getirmeliyiz.

1 – Fazla uyumayın,  2 – İyimser olun,  3 – Fazla seks yapın,  4 – Ev hayvanı edinin,  5 – Zengin olun,  6 – Sigarayı bırakın,
7 – Sakin olun,   8 – Evlenin   9 – Spor yapın, 10 – Gülün, neşeli olun, 11 – Zayıflayın,  12 – Stres yapmayın 13 – Meditasyon yapın,  14 – Kolesterolü ölçün, 15 – Antioksidan alın. Bu da benden : Aklınıza geldikçe hareketli bir müzik ile oynayınız.

Ne diyor Cenabı Allah; Her ne kadar -‘Ömür ne uzar, ne kısalır‘ dese de, hiç bir kimse ömrünün ne kadar olduğunu bilemez vede Allah CC – Benden niyazda bulunun, verdiğim -cana-  emanete sahip çıkın, ve benden ömür dileyin, diyor.  Cenabı Allah -İnsan ömür süresi -ne uzar, ne kısalır, desede belki bu süre insanların yakarışları ile sınırlı olup – olmadığını kim iddia edebilir.

Not– Buradaki sıralama ve açıklamalar, İnternet ortamında yayınlanan bilgiler ışığında sizlerle paylaştığım alıntıdır. Bu bilgiler En iyi ülkeler ve İnsanların Yaşam Kalitesi sorgulaması neticesinde elde ettim. Sadece TR nin gerçek yıllık GSMH 20.420 $ olan kazancı üzerinden, bu ülkelerindeki yapılan kişisel harcama oranlarını baz alarak Tr ortalamasını yazdım. Ki, bu gün için belirttiğim konular üzerinden 2016 yılı Tr geçerli olan kişisel yıllık harcama (en az), 34.000 TL olmalıdır. Soru şu; Kaç İnsanımız, yukarıda belirttiğim şıklar üzerinden özgür ve medenice bu hakkını kullanıp gezip – tozup harcama yapa biliyor? Mesela:  Bir Alman turist Türkiye ye UÇAKLA gelip – gidiyor, 2.500 TL harcıyor.  İstanbul dan aynı yere giden bir Türk’te, daha az alıntısına karşılık oda  2.500 TL harcıyor!!  12.2010   Mecit ALBAYRAK

 

Arıların Kovanda Strafor ile Sıkılaştırılması.

02.2019 – Bana göre kağıt, talaş vb koruyuculara göre en iyi sıkılaştırıcı ve her taraftan gelecek soğuk havayı izole edecek malzeme, ince dişli  STRAFOR‘ dur. Kâğıt ve talaş nemi emer. Fayda yerine zarar verir.  Arılığınıza gitmeden önce temin edeceğiniz  en az 1.5 cm kalınlığında ince dişli  STRAFORU kendiniz, kovanın içine tatlı bir şekilde geçen ve çita üst seviyesinin  biraz altında olacak şekilde, maket bıçağı ile kesiniz.

Kovan içerisinde 9 çitanız varsa bir tarafına, 9 çitadan daha az ise, her iki tarafa bu straforlar dan koymanız, çok iyi olacaktır. Straforun dışında kalan boş yerlere ise, her hangi bir şekilde talaş, gazete kağıdı koymanıza gerek yok. Strafor, mantolama görevi görecektir.

Arılar straforu inceltip deleceklerdir. Yedek varsa değiştirin, yoksa önemli değil. Kovanınız polen tuzaklı ise, toz parçacıklar aşağıya dökülur. Polen tuzağınız yok ise, arılar ince döküntüleri dışarıya atar.

Kovanlarınız sahil bölgesinde ise  3 çitalı ve aşağısı olan kovanlarınız var ve polen tuzaklı ise (4 çitalı olan kovan zaten  aşağıdan havayı alacaktır) arılı çitalarınızı uçuş deliğine ortalayıp straforu ile birlikte  4. resimdeki gibi koyunuz.  Neden? Bu sayıdaki çitaları kovanın bir taraf dibine çekerseniz, o yerlerin sıcak ve soğuk havasından dolayı, kovan içinde su ve  nem oluşur. Nem arıları öldürür. Soğuk kesimlerde ise, çitalarınızı dip tarafa koyunuz.

Efendim, iki çitalı arı bahara çıkmaz’mış! Bal gibi çıkar.  Hatta bir avuç arı bile bahara çıkar. Yeter ki, genç arısı ve yiyeceği olsun. Kötü tarafını düşünür iseniz! Kusura bakmayın 10 çitalı arının sonu bile, felakettir. Siz sadece şunu düşünün: Bir avuç veya 2 çitalı arının bana faydası ne olur?

Benim 2018 yılı şubat ayında sadece bir çitanın 4/1 i kadar arısı olan kovanlarım şuan 5 Haz. ve 10 nar çitalık. İsteyen  az arısını diğeri ile birleştirir. Ve bu gün  3 Temmuz bu kovanım (enaz) 13 çitalık ve ilavede. Bence, ekim ayından itibaren kaç çitalı olursa olsun, anası sağlam olan kovanın anasını öldürüp, başka bir kovanla birleştirmeyin. Anaları, Çiftleştirme kutularına koyunuz. Çünkü, O beğenmediğin ana, Ocak ayında sizin ilacınız olacaktır. Kendiliğinden ölürse, O başka. Her ne yerde olursanız olun, Kovanlarınızı öne doğru 1 – 2 cm eğik ve uçuş deliği yönünü Son ve İlk baharda Güney / Güney –  Doğu; Yazın – Kışın Güney yöne bakacak şekilde koyunuz. 01.2013 – 2015

seydişehir bölgesinde nektar hangi ay gelmeye başlar : Türkiye’nin her neresinde olursanız olun. Kuluçkalıktaki dizili çitalara baktınız. Peteklerin  üstünde çita latasının kenarlarında parlak – temiz – beyaza yakın  açık renkte petek kümeleri gördüğünüz zaman biliniz ki, nektar geldi – geliyor.  Seydişehir de gerçek nektar akım zamanı ise, Haziran‘ dan itibaren  başlar.  Bir şey daha, kovana hazır petek verdiniz. Birkaç gün boyunca şerbet vermediniz. Kontrol ettiniz. Petek gözlerinde bal – nektar parlıyor ise, bu görüntü nektarın gelmeye başladığının göstergesidir.   🙂  02.2013

 

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi ve AİHM kararı.

02.2019 – Türkiye’de devlete ve millete ait fabrikaların nasıl özelleştirildiğini, özelleştirilmeye 1979 yılında karşı çıkan Ecevitin başına neler geldiğini – getirildiğini,  Türkiye’de Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazımda geniş bir manada açıklamaya çalışmış ve bağlantılı olarak,  Seydişehir Eti Alüminyum işçisi ve Seydişehir halkının görüşlerini ilave etmiştim. Bu yazımı, face üzerinden paylaştıktan bir süre sonrası ise kendi adıma kayıtlı sitem, aylarca hackle kalmıştı.

Önce şunu kabul etmek ve vurgulamam lazım. Devlet olmanın gereklerinden biri, geçmiş dönemlerdeki hükümetlerin yapmış olduğu Uluslar arası antlaşmaları –üzerinde tadilat yapma / erteleme yetkisi olsa bile – gelen hükümetlerce uygulamak, uygulamaya hazır hale getirmektir. Yapılan bu antlaşmanın, bir devleti ve milleti yok etme aşaması bilindiği halde kabul etmenin vebali, bu kanunu ilk kabul eden O başbakan ve hükümetinin üzerinedir. O vebal ise; 24 Ocak 1980 kararlarını alan  (12.1979 – 09.1980) Adalet Partisi Hükümeti başbakanı / Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Ekonomiden sorumlu yardımcısı, aynı zamanda geleceğin Anavatan Partisi genel başkanı, başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal üzerinedir.

1980 darbe ve anayasası ise, Adalet Partisi hükümetinin almış olduğu kararların, anayasa kitabına  ve devlet düzenine yerleştirilmesini  sağlamıştır. Kapitalizm ve ABD, dünyada ve özellikle Türkiye üzerinde oynayacağı oyun ve kurallarını, daha önceden yazmış, rafa koymuş ve sırası geldikçe uygulamaya koymaktadır. Bu açıklamamın doğruluğunu anlamak için okumak ve düşünmek, gelişen olayları birbirine düğümlemek,  yeterlidir.

Peki! Bir milletin ve devletinin ekonomik olarak yok edileceği bilindiği halde neden! Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerince  kabul ediliyor, iptal edilemiyor veya değiştirilemiyor! ve uygulanmaya konuluyor?

Müslüman ve Müslümanlıkta  Türk Milleti olarak özümüzde – sözümüzde doğru ve dürüst olmamız gerekirken ne yazık ki yalanı, dolanı, haksızlık etmeyi, çalıp çırpmayı bir HAK olarak görmüş, doğru ve doğrulukları reddetmiş; – Benim memurum işini bilir! göstergesinde olduğu gibi,  yanlışları bile bile ve alkışlayarak – alkışlatılarak hep kabul  etmişizdir. Öyle ki, kendi kendimize bile doğruları söylemekten korkar duruma geldik / getirildik.

AKP Hükümeti, 2003  tarihinden bu tarafa hızlı bir şekilde devam etmekte olan özelleştirme gayretleri neticesinde, sonuca varmak üzeredir. AKP Hükümetinin  adalet, hak, hukuktan dem vurması sadece  meydanlarda estirilen bir rüzgardan öteye gitmiyor. Ozelestirmeler sonucu 68 milyar $ havadan para sahibi oldular ama hala cari, açık  hâlâ artan  dış borç var.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası 1999/2000 yıllarında DSP – MHP – ANAP hükümeti sırasında, özellikle ANAP kanadınca satılma aşamasına getirildi. DSP ve MHP karşı çıktılar. Hatta bir ara Alüminyum Fabrikasının Türkiyede ‘TEK‘ olması mucibince özelleştirilme kapsamı dışına çıkartmak istendi fakat, ANAP karşı çıktı. Ama yinede satılmadı/sattıramadı. AKP, geçmiş Hükümetlerin parça parça yaptığı özelleştirmeleri toptan yapmaya, bir an evvel kapitalizm ve ABD isteklerini yerine getirme ‘gayretine ‘ girdi.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının nihai satışı 17 Haziran 2005 tarihlidir.

Danıştay, 27 kasım 2007 yılında  fabrikanın satışını iptal etti. Lakin bu mercide alınan karar ve uygulanması, özellikle AKP hükümetinin engellemesi, mahkemelerin doğru kararı vermesini engelledi. Ve  Danıştay kararı yok ‘sayıldı’.

Türkiye’de özelleştirmeleri isteyen ABD ve kendi kuruluşu olan Dünya Bankası ile destekçileri olan AB kapitalizmidir. Seydişehir Eti işçisi olarak bu işlemi dava ederken, haklılığımızın Türkiye üzerinde kabul görmeyeceğini bildiğim ve düşündüğüm için tek güvencem, AİHM idi.

Gelelim ferdi Anayasa Mahkemesi başvurularına. Baş vuruda bulunmak kolay. Bir dilekçe ve bu makamın kasasına yatırılacak olan cuzi bir miktar para. Ama iş burada bitmiyor. Edindiğim bilgi doğrultusunda:

Anayasa Mahkemesi (AYM), önce söz konusu davanın içeriğinin olduğu dosyaların ve her bir sayfasının  gerçek olduğunun kanıtı olması için yetkili bir mahkemeye yönlendiriyor. Bu mahkeme ise onayladığı her bir sayfa başına 1,50 lira harç alıyor. Mahkeme açan ben ve biz arkadaşların dosyaları ise ≈ 400 sayfadan oluşuyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine başvuru yolunda avukat ücretininde yeniden verilmesi gerekiyor. Bu şekle göre 400 sayfa x 1,50= 600 lira. + Avukatlık ücreti ile birlikte bu  HAKLI davamızda kişi başı ödememiz gereken kümülatif  ≈  3 – 4,000 lirayı buluyor. Bu masrafı ise dava açan kişilerden kaçımız karşılar yada karşılaya bilir? 2013

Yazımın ilk tarafında AKP Hükümetinin hak, hukuk söylemlerinin sadece meydanlarda kaldığını belirtmiştim. Gerçek anlamda savundukları yönde olsalar idi,  Danıştayın almış olduğu kararı, ertesi gün uygulamaya koyarlardı.

Ama; partisinin başında Adalet olan AKP, mahkeme kararlarının uygulanmasını engellemek için  11 Haziran 2012 tarihinde yeni bir kanun  çıkarttı. Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkarttı.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat; Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan Hükümet uygulamalarının İPTALİ için açmış olduğu dava, neticesinde Danıştayın  Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  Ama nerede adalet? (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır. Kaynak: Meltem Tv

– Başkalarının aleyhinde olan kararların uygulanması veya çıkarılması için gayret gösteren Hükümetimiz, kendi aleyhinde olan kesin bir kararı uygulamamak için her türlü ‘şeytani’ savunma ve uygulamaları ortaya koymaktadır. Hükümet,  alınan son mahkeme kararının karşı iptali için bir üst daireye baş vurdu. Haliyle bu sonuç beklenecek. –

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE. Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağırılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda, malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümetin, Seydişehir ve bazı devlet fabrikalarının özelleştrilmesi hakkında almış olduğu yeni kararları okumak için bu linki tıklamanız, sizin daha geniş bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. BALLI OLMAK GEREKİR BAZEN!!! – Maltepe Ekspres Gazetesi.  07.2013

NOT: Bir arkadaşımızın kişisel olarak açtığı -Özlük hakkının iadesi hakkındaki başvurusu, mahkeme tarafından reddedilmiş. 02.2014

Anayasa Mahkemesinin Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi hakkındaki son, ÖZET kararı –11.04.2014 …..Anayasa Mahkemesi, Oymapınar HES’in özelleştirilmesine iptal kararı verdi. Kararın gerekçesi, yürütmeye, “sınırlarını bil, yargıyı çiğneme” ültimatomu gibi….Mehmet Cengiz’e bedava verilen ve 1 milyar TL gelir elde edilen Oymapınar HES’in ve Eti Alüminyum’un derhal geri alınması gerekiyor. Bunun dışında iptale konu birçok özelleştirmeye de benzer işlem yapılması gerekiyor. Ancak AKP, yargı kararlarını uygulamıyor. …Oda Tv

Ana Arının çiftleşmesi hakkında.

02.2019 – Bir müddet öncesine kadar, ana arıların çiftleşmek için binlerce metre yukarı ve uzağa gittiğini, erkek arılarında, dişi ana arının arkasından son gaz anaya yetişmek için kendini parçaladığını anlatırlar bende öyle bilirdim. Şimdi bazı arkadaşların; – Yenimi öğrendin?, diyeceklerini düşünürken, öğrendiğim ve yazdığım yeni şekil ile; Bilen kişilerinde yok denecek kadar az olduğunu, olacağını da biliyorum. Bu bilgileri, İngilizce paylaşımlarda bulunan bir siteden elde ettim.

Ana arı çiftleşme uçuşu öğlen ve sonrası 12 – 15 saatleri arasında başlar ve biter. Bu durumu erkek arılarda bilir ve tetikte bekler. En az Bir haftalık olgunlaşma süresini tamamlayan erkek arılar, öğlen vakti kovanlarından çıkıp, kovanlara yakın mesafede uçup, ana arıyı yakalama şansına erişenlerden olmak isterler.

Yerden 5 ile 40 metre yukarıda; 30 ile 200 metrelik bir çap içerisinde, yeterli erkek sperminin olması için tam olgunlaşmış en az 7, en fazla 12 erkek arı ile ve her bir erkek arı ile  2 – 5 saniye arasında süren çiftleşme anı olmaktadır.

Çiftleşme işlemi genelde 20 ile 30 dakika arasında olup biterken, en fazla 1 (bir) saat sürmektedir. Kapalı ve yağmurlu havalarda çiftleşme olmaz. Çiftleşme işi biten ana arı, arkasında çiftleştiği son erkek arının organı ile kovana girer.

Çiftleşecek ana arınız bir tane bile olsa diğer kovanlarınız da  olgunlaşmış 15 taneden az erkek arınız var ise, veya ana arının çiftleşeceği  2 km çap içerisinde başka arıcının olmadığı biliyor iseniz, mümkün ise ana arı yaptırmak için acele etmeyiniz.   04.2016

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı ve Meluncanlar.

02.2019 – Önce; Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allahın  Kuranın’da;  -Allahın varlığına ve birliğine,  Hz Muhammet ve öncesi tüm peygamberlere (ilk) inanan tüm kişilere’de Müslüman deniliyor. Mesela Firavunun sihirbazları  Müslüman olmuşlardır. Şuara suresi 47/52. ayetlerde belirtildiği gibi.  İslam ise, tüm insanlara hitap etmekle beraber, Hz Muhammed SAS’mı peygamber olarak kabul eden kişilere has bir iman şeklidir. Kuranın anlamını bilmeden sadece Arapça sını hatmetmeniz size bir sevap kazandırır iken, anlamını bilerek İslamı yaşarsanız; yemin etsem yeminime haram gelemez ve ALLAHIN İZNİ İLE 9 SEVAP KAZANIRSINIZ. Bunun içinde Kuranı, TÜRKÇE OKUYUNUZ.

Çünkü Allah’ın ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesini de okuyup öğüt almanız emredilmektedir. Öğüt, insanların anladığı dil ile olursa anlaşılır. Ben dilimi Türkçe olarak seçmedim. Cenabı Allah bana bu şekilde lütfetti. Dünyada dilleri ayıran C. Allahtır. Ancak Arapça mütercimlik yapacaksanız; Arapçanın gramerini, öğrenmek zorundasınız.  

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa   Türk müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek; Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Nereye gitti ise hastalığına teşhis konulamıyor. Kendisine verilen bir bilgi doğrultusunda, başka bir üniversite hastahanesine başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.  Bu andan itibaren doktor ve hastada şüpheler uyanmaya başlıyor.

Çünkü bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür, kan hastalığı. ABD ‘ de olması imkansız ve olmaması gereken bir hastalık türü.  Hasta kişi, bu gelişme ve şüphe durumunda geçmişini sorgulama ihtiyacı ve hevesi duyar.

Yaşadığı bölgede bulunan en yakınından uzağına kadar akrabaları ile istişareye geçerek kendi aralarında bir araştırma  gurubu kurarlar. Önce bulundukları bölge ve eyalet içerisindeki bu tip hastalar bulunarak, bu kişilerin bilinen –  bilinmeyen soyları hakkında araştırma yapılır.

Elde edilen bulgular doğrultusunda bölge kütüphane ve devlet daireleri kayıtlarında bulunan soy kütükleri incelenmeye alınır. Araştırmaları neticesinde Atalarının Türk! (Akdeniz havzası ülkelerinden) olduğu  bulgusuna erişirler. Bu karara varmalarına yardımcı olan  unsurları desteklemesi babından, bazı gelenek ve göreneklerinin;  Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Ayrıca bu iddialarının gerçekliğini, bilimsel olarak   kanıtlama yoluna giderler.

Bu noktada  Y ve DNA denen mikro biyolojik araştırma safhasına geçerler. Yapılan araştırma neticesinde kendi genlerine  en yakın Türklerin geni olduğunu öğrenirler. Böylece asıllarının Türk olduğu  bulgusu, kesinlik kazanır. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler! dersek!

-tarihi gerçek- Yaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Arap / Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika /  Virginya eyalet topraklarına mecburen veya kendi istekleri ile ayak basmışlar. Meluncanların ataları, bu gerçeğe dayanıyor.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Bu kişiler şuan Hristiyan olmuş kişilerdir. Ama ataları Türk ve Müslüman idiler. Dinleri değiştiği halde, soy kanları değişmedi. Kaldı’ki  bizim atalarımız Orta Asya’dan ta   ( Atilla – Batı Hun İmp. M.S. 370 – 470 Y.Y. arası ) Meluncanların ABD ye ayak basmalarından 1100 (binyüz) yıl önce, Avrupa’nın göbeğine geldiler. Üstelik, Müslüman değillerdi. İnsan ve kullar, İslam ve Müslümanlığı  Hz. Muhammed’in 611 yılında peygamber olmasından sonra  öğrendi. Türkler,  M.S. 750 – 800 yıllarından itibaren kimi zorla, kimi isteyerek Müslüman olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak biz;  Önce Türk ve Sonra Müslümanız, dememden sonra yeğenim; Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

NOT : Burada ister istemez insanın aklına ” KALU BELA ”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Sur’a üflemesini emredeceği ana kadar  yaratacağı  bütün insanlara  A’raf suresi 172. ayetinde;

– Hani, Rabbin; adem oğullarınin bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi (nefislerine) benliklerine  şahit tutarak sormuştu:

-‘Ben Rabbiniz değilmiyim?’

Onlar ‘Evet Rabbimizsiniz’ demişlerdi. Kıyamet günü, ‘ Biz bunlardan habersizdik!’ demeyesiniz, diye sormakta ve söylemektedir.

C. Allahın  Araf suresinin 172. ayetinde belirttiği – Adem oğullarının bellerinden aldığı zürriyetleri ifadesini, İnsanlığın var olunduğu anda Ademin / kişilerin bellerinden ulvi bir şekilde alınmış diye yorumlamayın. Müminün suresi 14. surede hamile kalma şeklinin anlatıldı sperm, cenin’den bahsedilerek … Sonra onu, bir başka yaratılışta yeniden kurduk.. ayeti devamında C. Allahın et ve kemik şekline bürünen ANA RAHMİNDEKİ zürriyetlere;   Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormaktadır.

-Bu ayet hakkındaki açıklamaları Ahmet Hamdi Yazır hocamızın Hak Dini Kuran Dili eserinin 5. bölüm 167. sayfasından itibaren -anladığım  şekli ile- sadeleştirip özetleyerek yazmaktayım.

— C. Allahın; şuan  ve Adem AS kadar var ettiği -anne baba olma hakkına sahip- kullarının bellerindeki zürriyetlerini alıp, Sperm, cenin, et ve kemik bürünümü yapıp kendi nefsinden ruh-can verdiği ana rahmindeki bu görüntüye – Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormasının nedenini, Allahın birliğine ve verdiği bütün lütuflarına, yaşadığı an ve ölümünden sonrası bedeni üzerinde her türlü tasarrufunun Allah katında olduğunu kabul etmesidir, şeklinde yorumlamaktadır..

Ana rahminde; İlahi varlığın lütfu olan varlık O an için iddia, inat, terbiyesizlik, ahlaksızlık, Allahı reddetme yetisine sahip olmayan melaike türü bir ruhani varlık olarak Allahın  her istek ve emirlerini ( bizler) kabul etmişiz. Öyle bizlere anlatıldığı şekli ile Adem AS var edildiği anda bu olay, olmamıştır.

Yazır hocamız; Ana rahminde C. Allahın emir ve isteklerini kabul eden et parçasının doğumdan sonra büluğ çağına girmesi ile, Allaha karşı vermiş olduğu Allahın varlığı ve birliğinin bilinmesi taahhüdünün yerine getirilme ve kulluğunu uygulama, Müslüman olma devresinin başladığını belirtmektedir.

Bu ayet üzerinde ise bazı müfessirlerin ise; Fussilet 41/11 ayeti örnek göstererek; ana rahmindeki et parçasına o anda akıl, mizan, yetenek … verildiği için Allaha iman etmiş (Müslüman olmuş/olduk demişliğinin ) sayılması gerektiğini yorumlamaktadırlar. Yazır hoca bu görüşe katılmadığını bazı dini ve ilmi terimler üzerinden açıklamaktadır.

Kalu Bela’dan kasıt; Yazır Hocamızın yorumundan yola çıkarak; Ana rahminde bulunan cenine can verip sorduğu an ve bu anda ceninden alıp yazdığı cevabın bulunduğu ilahi kitapdır, demek isabetli olacak. Hadid Suresi 8. ayetinde C. Allah;  – Hz Muhammet sizi -müşrikleri- Allaha iman etmeniz için çağırdığı halde iman etmediniz. Halbuki ezelde (ana rahminizde iken) sizlerden kendisine inanacağınızı belirten sözü almış ve bu sözünüzü İnkar etmeyesiniz, inkar ettiğinizde size göstermek için  katında bulunan ilahi deftere yazmıştım, denilmektedir.

Bu tasdik ve anlatım şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, İslam dinine mensup olduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor. Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor. Tevhit’in Arapcası:

La ilahe illallah Türkçesi :  Allah var ve bir‘dir. Allahın peygamberlerine getirdiği ilk kitaplara inanan her din mensubu; Müslüman‘dır. Dikkatinizi çekerim: Bunu yazarken bu günlerde çok konuşulan – Dinler arası diyaloğu kast etmiyorum.  Ama gerçeği saklamakta, şeytanlıktır.

Allah katında, kendilerine kitap indirilen Davud, Musa, İsa ve Muhammed as mın, insanlara ilettiği dinlerin ortak amacı,  Allahın varlığını ve birliğini, kabul ettirmek ve etmektir. Bu din anlayışına ise kısaca, TEVHİT dini denir.  Allahın varlığına, birliğine Hz Davut; Hz Musa; Hz İsa ve Hz Muhammedin Allahın peygamberi olduğunun kabul edilmesine Müslümanlık/İslam  kabul edenlere de; Müslüman denir.  İlaveten;

≈2010 yılına varıncaya kadar, Cuma hutbelerinde imamın söylediği, şimdi ise nerede ise söylenilmesi yasaklanan Allah cc bir ayeti var. Kuranı Kerimin Al-i İmran suresinin 19. ayetinde;  ALLAH NEZDİNDE HAK DİN; İSLAMDIR, deni-r-liyordu.  Burada bir vurgu daha yapayım. İslamlık, Hristiyanlık, Yahudilik ayrı bir din’dir. Ve bu dinlere inanan kişilere ise İslam, Hristiyan ve Yahudi dini mensubu denir. (basında yazdığı kadarı ile) Cuma hutbelerinde okunan – Allah nezdinde hak din, İslam’dır ayetinin okunmasını ABD -AKP hükümeti, men etmiş- neden? Bu ayetin manası ve İslami acıdan diğer din mensuplarının hem İslama geçmelerini önlemek hemde İslamdan başka din yoktur/yokmuş intibasını silmek içindir.   01.2011/07.2018    Mecit  ALBAYRAK

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan  açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilenmiştir.  Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014

 

Dünyanın ve Türkiye’nin en sıcak ve en soğuk bölgeleri ile Sibirya ve Antarktika.

02.2019 – NOT :  Günlük olarak televizyon veya gazetelerde yayınlanan hava raporlarını okur, duyarız. 26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonu  Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41,  Antalya nın ise  38 C’ olduğunu okudum ve söylendi.  Önemli olan 12 ay – 365 gün ve en az geriye dönük 10  yılın bilimsel kayıtlarının ortalamasına göre sonuçlar belirtilmektedir.  Aşağıda  belirtilen bilimsel sonuçlar, Dünyada ve Türkiyede bulunan yetkili birimlerin geriye dönük kayıtlarını göstermektedir. ( 2013 – 2014 Kışında bildik soğuklar olmadı ama 13 Aralık 2016- 16 Ocak 2017 arası Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında – 27 C’ görüldü) İlaveten;

Rakım, iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağ ve platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları mesela Alanya – Manavgat ilçelerimiz Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya, Manavgat’tan daha sıcaktır. Yapay bile olsa gölet ve barajların  az – çok olması, bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması bölgenin, yörenin iklimini etkilemektedir.

Dünyanın en soğuk yeri: Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden daha soğuktur. Bu bilgi bilimsel bir tespittir. İlaveten  GK (kıtası) tamamen toprak bir tabakadan oluşurken KK, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. Ayrıca GK kıtasında, kraterinde lav kaynayan bir yanardağ, mevcuttur.

Ağustos ayında dünyanın YERLEŞİM olarak en soğuk yeri: Dünya haritasına göz atarsanız, Ekvator çizgisinin güneyinde bulunan ülke sayısı ve kıta toprak oranı, Ekvatorun kuzeyinde yer alan kıta oranından, daha azdır. Dolayısı ile ekvatorun kuzeyinde yer alan ülkeler kutup noktalarına daha yakın olduğu için, en soğuk yerleşim yerleridir. Kışı soğuk biliriz. Ama öyle iken bile, güney kutup bölgesine daha yakın olan Güney yarı kürenin en üçra insani yerleşim bölgesi olan G. Afrika Cum. Cape Town şehri, kış mevsimini yaşarken Bizim Antalya ve  Adana şehirlerimizden bile, daha sıcaktır.

Sibiryanın – en soğuk değil– daimi soğuk olmasının nedeni: Sibirya topraklarını K/G – D/B yönlerinde göz önümüze alırsak, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Diğer taraftan ise Eski Sovyetler yeni Rusya devletinin merkezi yerleşim yerleri ile Sibirya toprakları arasında K/G istikametinde Ural Dağları var. Avrupa kıtası üzerinden Sibirya bölgesine sıcak bir havanın gelmesi mümkün değil. Doğusu (Pasifik) ise, açık deniz olmakla beraber Sibirya toprakları enlem olarak KK daha yakın olduğu için, soğuk hava etkisi daha kalıtsaldır. Sibiryanın Kuzeyi ise; Kutup deniz bölgesine açılmaktadır. Geriye Sibirya nın güneyi kalıyor. Bu sefer karşımıza doğudan batıya doğru uzanan Pamir ve Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor. Hint Okyanusundan yükselen sıcak nemli rüzgarlar, yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendisi de ‘buz’ oluyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), sıcak havayı göremeyen Sibirya, dondurucu soğuklardan kurtulamıyor.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise Rusya nın  Sibirya  bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın Ojmyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yerinde kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C’  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş. Pasifik Okyanusuna yakın bölgede olan Verkhoyansk rakım: 130 mt olup, 1888 yılı Ocak ayı  (90 F) – 67.8 C’.  . Kaynak: NASA ve Rus Bilimler Akademisi meteoroloji istasyon kayıtları.

Dünyanın en soğuk yerleri: ABD Minesota Eyaleti Koochiching kasabası, yıllık sıcaklık ort. +2 C’ ● ABD / Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ ● ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün) – 45 C’ ●  Kuzey Kutup (KK) Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. ● ABD/Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C’ ● Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’. 07.2017 Kaynak:  www.uznayvse.ru

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehrinin 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım. 

NASA, 9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına göre:   Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre Dünyanın en soğuk olan bölgesi, – 93.2 C’ (- 136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır. – 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama en sıcak yerleşim yeri, Etiyopya/ Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması: +34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: +47 C’ dir.

Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir. (3.2018) 1915 yılı Arizona Tuskon Çölü yüzeyinde 71,5 C’, aynı anda ve aynı yerin 4 mt üstünde ise, 42,5 C’ ölçülmüş. En doğru Sıcaklık ölçümü dünya meteoroloji standartlarına göre yerden 1,2 ile 2 mt yukarıda,  duvar dibi, ağaç yanı olmayan geniş gölgelik bir yerde sıcaklık ölçümü yapılmalıdır. Kaynak: NASA-BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti  Vredendal kasabasında Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık +48.4 C’ olmuş. 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş. www.gismeteo.ru

Türkiye de 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe‘ de tespit edilen  bir anlık / günlük en yüksek sıcaklık ise + 48.8 C’ dir. Anlık en soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait – 44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir.  Kaynak: BBC

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık ortalamaları, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru + 28 C’ ile + 15C’  arasında değişmektedir. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları + 26C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının bana göre iki önemli nedeni var:

A – Toros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını  kesmektedir.  Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt

B –  744 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen;   G. Doğu Anadolu bölgemizin güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye, Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu coğrafik yapı nedeni ile Güney Doğu bölgemiz sıcaklık konusunda, Akdeniz iklimi ile yarışmaktadır.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder. Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunuda hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır.  Ve Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük   sıcaklık ortalaması ise, + 15 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. Özelliklede bu ilçeye gittim. Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsul kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk olan şehirlerimizin başında, – 15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı, – 11 C’ ile Kars ve – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870,   Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin  3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk  hallerinin ortalaması ise: + 5 / 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 /45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir.

Ek bilgi: Sahra rüzgarları ve diğer Kuzey Afrika çölleri tarafından    toplanan çöl kumları, genellikle Karayip Denizi üzerinden tüm Amerika kıtasına taşınır. Aslında toz olayları, Sahra’dan sadece Amazon Nehri Havzasına her yıl yaklaşık 40 milyon ton çöl kumu döküyor. Araştırmalar, Amazon bölgesinin çok verimli olma sebebinin,  Afrika’dan gelen rüzgarlarda taşınan zengin mineralli çöl kumları yüzünden olduğunu gösteriyor.  NASA 04.2017   20.12.2010      Mecit  ALBAYRAK

Karayolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları.

Sayın arkadaşlarım; şehirler arası yolculuk yaptığınız yol üzeri ve yazımın içeriği doğrultusunda olan yer adlarını, rakımlarını ve hangi şehirler arası olduğunu; sayfama iletmenizi rica ederim.

02.2019 – Doğu Anadolu Bölgesi :  Erzurum veya Erzincan üzerinden Bayburt istikametinde Kop Dağı Geçidi rakım : 2409 mt.

İç Anadolu Bölgesi : Hüyük – Doğanhisar arası Kaya Beli geçidi rakım: 1620 mt.♠    Seydişehir / Taraşcı Kasabası – Beyşehir / Durak Kasabası arası  Reze Beli  rakım 1825 mt. ( Dikkat, bu yol asfaltlı olup, kışın ulaşım olmaya bilir.) ♠ Bozkır / Seydişehir / Antalya makasında Kadı Beli rakım 1390 mt.

Ege Bölgesi : Afyon  Şuhut – Isparta yol ayırımı arasında, Bozdurmuş Beli rakım : 1440 mt. ♠ Denizli Acıpayam / Söğüt arası Çomaklı Beli rakım 1460 mt ♠ Denizli Serinhisar / Tavas arası Kayık Beli rakım 1195 mt. ♤ Aydın Kuyucak/ Karacasu arası Yahşiler Geçidi 1088 mt.♤ Denizli Tavas / Serinhisar arası Kazıkbeli Geçidi 1195 mt

Karadeniz Bölgesi : Bayburt tan, Erzurum – Erzincan istikametinde Kop Dağı geçidi rakım : 2409 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Meçhul Asker Tepesi: rakım 1215 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Karadağ Tepesi rakım 910 mt. ♠  Çorumdan, Samsuna inen son veya il çıkışındaki ilk tepe Hacılı Geçidi / Tepesi rakım 730 mt. Ayrıca bu yol üzerinde uzunlukları 581 – 280 – 920 mt arasında değişen, üç adet tünel bulunmaktadır.

Akdeniz Bölgesi : dikkat – Kışın, Antalya Korkueli üzerinden Denizliye gidecek sürücüler, Korkuteli çıkışı / Söğüt arası kar yağışları oluyor.-  Antalya – Korkuteli arası Tahtalı Beli rakım : 970 mt. ♤ Antalya Korkuteli  Söğüt arası Çomaklı Beli 1460 mt ♠  Mersin / Mut / Karaman arası Sartavul Geçidi rakım : 1650 mt. ♠ Seydişehir/ Akseki arası  Antalya il sınırları içerisinde, Alaca Bel tepesi rakım 1825 mt. (Bu noktanın daha fazla olduğu; Lakin kara yolları kuralları gereğince rakımın daha fazla gösterilmesi halinde, tünel vb  uygulamaların yapılması gerektiği,  bu uygulamaların yapılmaması için, düşük gösterildiği halkımız arasında söylenilmektedir.  –  Duyumum dahilinde: Seydişehir İlçe Jandarma Komutanlığı kayıtlarında buranın rakımı 2050 mt. ♠ Adana – Pozantı – Ankara kara yolu arasında Gülek Boğazı rakım: 1292 mt. ♠ Antalya Korkuteli / Elmalı arası Karaman tepesi 1290 mt.  Isparta/Ağlasun Köroğlu tepesi: 950 mt – 2013

 

Arı ve Kovanlarda Sonbahar – Kış bakımı.

04.2018 – Bal sağım zamanı  yazın bitimi, sonbaharın başlamasıdır. İlk yapmanız gereken Varroa mücadelesidir. Kesinlikle ihmal etmeyiniz.15 eylül 2016 itibari ile bilim insanından öğrendiğim bir uygulama: Varroa için 5 lt şerbete enjektor ıle çekeceğiniz 2 ml timol esanslı kekik yağını karıştırıp en az 3 Gün ara ile 7 sefer veriniz. Varroa mücadelesi, sizin arıya  şerbet vermenizden bile, daha önemlidir.  Varroa’dan sonra ise arının yiyeceği. Esasında arının kışlık yiyeceğini, sırlanmış hali ile kovanda bırakmamız lazım. Bırakmamış iseniz;  Eylül ayı sonuna kadar,  1+1 ölçek şeker su karışımı şerbet ve petek gözlerinde olsa bile, ANA ARIYA günlük ATTIRA BİLMEK İÇİN dışarıdan kovan içerisine MUTLAKA POLEN VERMENİZ ŞART. 

Burada dikkat edeceğiniz nokta, şerbeti  bolca vermeyiniz.  Mesela 10 çitalı bir kovana Ekim ayına kadar  2 – 3 günde bir,  en fazla 1 lt şerbet veriniz. Arılar  bu şerbeti hem yer, hemde havaların yumuşak olması durumunda dışarıdan nektar getireceklerdir.  Petek gözlerinde polen yok ise, ana günlük atmaz veya yok denecek kadar atar. Koloninizin kuvvetli olmasını istiyor iseniz; bir parça naylon üzerine pudra şekeri ile karıştırılmış 200 gr polen koyup, kovan içine veya çita üzerine yerleştiriniz. Bu işlemi bir kaç kez yapınız. Şerbeti çokça verirseniz, bir anda petek gözleri bal ile dolar, yer kalmadığı için ana günlük atamaz ve genç arının yokluğundan dolayı koloninin,  bahara çıkması zorlaşır.

Kendi evinizin çatısını onardığınız,  yakacak kömürü kışa girmeden tedarik ettiğiniz gibi, arı ve kovanını da düşününüz. Arı hastalıkları ile uğraşmaktansa, bakımları ile uğraşmak en kolay ve zevklidir. İLK BAHARA girerken kovan bakımı için yaptığınız her şeyi,  KIŞA  girerken daha itinalı yapmalısınız. Kovanın içine yağmur ve kar sularının girmemesi için dışındaki çatlak, yarık yerler var ise, silikon ile kapatınız.

Kovanlığınızda  2 çitalı ve eski (3 yıllık) analı kovanınız var ise, diğer kuvvetli Genç analı arılı kovan ile  birleştiriniz. Şunu da belirteyim. 2 çitalı arı bahara çıkmaz! diyorlar. Hayır. Anası sağlıklı ise hiç bir sorun olmaz. Hatta bir avuç arı bile kışı çıkarır, yeter ki ana arı günlük atımını bırakmadan önce genç arısı ve yiyeceği olsun, hastalık, varroa vb çeşidi olmasın.

2017-18 sezonunda 4 kovanımda saysan, sayılacak  kadar arılarım vardı. onlar bile kışı çıkarıp, 10 nar  citalik kovan oldu birinide böldüm.

Ekim ayından itibaren 2+1 şekerli şerbeti  vermeye başlayınız.  Arada bir şerbetin miktarına göre 1-2  tane limonu sıkıp suyunu veya 5 litrelik şerbete yarım çay bardağı kadar Elma sirkesi dökmeniz, antibiyotik  görevi yapacaktır.

Kovanlarınız iç kesimlerde ise; Aralık, Ocak – Şubat ve Mart ayının ilk yarısına kadar kesinlikle kek vermeyiniz.  Verirseniz ne olur? Felaket olmaz. Sadece arıların yaşama şansını, – Şansa bırakmış, olursunuz. Kek verdiğinizde arıların su içme şanslarının ne olacağını iyi tahmin etmeniz gerekir. Bu tahmini sağlıklı bir şekilde yapamıyorsanız, arıları ölmeye mahkum bırakırsınız. Sahil kenarında iseniz, şansınız iç kesimlere göre daha fazladır. Antalya; kışın Konya bölgesine göre en az 10 C’ daha sıcaktır. Tehlikesi azdır. Buralarda kekin fazla bir zararı olmaz. Ama yinede tedbirli olunuz.

9 Şubat 2016 Salı – Az önce arı kovanlarımın yanından geldim. Sonucu arkadaşlar ile paylaşmak isteyip face açınca bir arkadaşımızın kapalı çita resimlerini gördüm. Gerçi arkadaş kovanlarının nerede olduğunu yazmamış ama ben bazı geceleri – 14 C’ olan Seydişehir deyim. Öyle iken az bile olsa çitaların % 90 da kapalı ve günlük var idi. Ben bunu neden yazma gereği duydum! Bu seneye kadar her kış kovanlarımı Akdeniz bölgesine götürüyordum. Bu sene burada bıraktım. Ak deniz bölgesinde olsa idim, arılarım 25 Ocak günü günlük atmış olacaklar idi. Gördüğüm sonuca göre ise arılarım 1 Şubat gününden itibaren günlük atmış oluyorlar. Yanımda derece götürdüm ki, hangi sıcaklıkta arı hangi duruma gelecek yerinde görmek istedim.  Kovanları açıp arılara bakmaya başladığımda gölgedeki sıcaklık, + 4 / 11 ‘C arasında idi.

Bu yazıma ilaveten siz arıcı ki, arıcılığa yeni başlamış arkadaşlarımız başta olmak üzere sizlerle şunu paylaşayım. Arı ve arıcılık konusunda bir anlatım olduğunda dikkatlice dinlemeye çalışırım. Şu bilgi verilirdi: Dış sıcaklık + 14 C’ olduğunda arı kovan içinde ‘yumak’ olur. Arıya dokunulmaz. Bende bu bilgiye istinaden kovanı açmak istemez, korkardım. Ama geçen zaman içerisinde şunu öğrendim. Kovana bakmanız gerekiyor ise, arının üst kapağını açıp arılara bakın. Arı gerçekten ‘YUMAK‘ olmuş ise hiç dokunma Bırakın, kaderi ne ise o olsun.  Ama dış sıcaklık ne olursa olsun, kar ve karlı  – yağmurlu hava hariç, örtü tahtasını kaldırdınız arılar çita üzerinde geziniyorlar’sa alacağınız alın, vereceğinizi verin. Elinizde ballı çita varsa verin, yoksa şerbetinizi veriniz. Balı boşalmış, arısı azalmış kovanın boş çitasını alınız. Bana göre ölçünüz şu olmalı. Şimdi bakarsam kaç arım ölür, bakmazsam, ne olur!! Kars’ta arıcılık bile yapıyor olsanız, bu yazdıklarımı dikkate almanızı öğütlerim.

Kovanları kapı penceresi olsa bile kesinlikle dört tarafı kapalı yerlere koymayın. Kesinlikle içeride veya dış mekanda uçuş tahtasını kapatmayın. Üç tarafı kapalı, önü açık gün güneş gören yer, olur. Böyle bir yere koyduğunuzda bile, kovanlarınızı yerden 20 – 30 cm yükseğe ve uçuş deliği Güney istikametine koyunuz. Kapalı yer, arıların yön tayin etmelerini zorlaştırır. Ayrıca uçuş delikleri önüne teneke kesip yanları açık  olacak şekilde takarsanız, arıları rüzgarlardan korumuş olacaksınız.

Kovanlarınızı, ilk önce kuzeyi kapalı ( tepe -kaya dibi)  rüzgarların kovana hiç veya az değdiği kuytu yerleri tercih ediniz. İmkanınız var ise, üstüne saç koymanız kovanların  ıslanmasını ve içine su girmesini önleyecektir. Kovanlarınızın öne doğru  2  cm kadar eğik olması, içine sıza bilecek suların dip tarafta birikmesini ve rutubet yapmasını engeller. Nem arı hastalıklarında, en büyük etkendir. Dağdaki arıyı düşünün, Kovanınızı  çul çuval ile  sarma. Dış kapak altındaki, örtü tahtası üzerine  gazete kağıdı bile  koyma. Kağıt hem nemlenir, hem hava sirkülasyonunu keser. Koyarsanız arıların hastalanmasına ve  fazlası ile kovan içi rutubete neden olursunuz.

Kovan üzerini ve dış taraflarını açıktan saran (yanlara temas eden değil) kar yığınları, kovanları soğuktan koruyacaktır. Yalnız, kovan önündeki karı, en az 50 cm kadar kürümeniz ve uçuş tahtasını temizlemeniz iyi olur. Uçuş deliği karla kapalı olursa, buz olmadığı sürece arılara zararı olmaz. Sadece uzun süre uçuş tahtası üzerinde duran kar, tahtayı bozar. Yapma imkanınız varsa, kovan önündeki karın üzerine soba külü serpmeniz, karın üzerine düşen arıyı koruyacaktır.

Kışın, kovanda yaşlılık ve hastalıktan dolayı % 25 dolayında  arı ölümlerinin olması, bilim adamlarınca normal görülmektedir. Ekim ayında kovanınızı kapattınız, Mart ayında baktınız arı yok! Yiyeceği var mı?, Varroa ile mücadele ettin mi? Bunları düşün. Kendimden örnek vereyim. Her şeyi full, ilaçlanması yapılmış 10 çitalık kovanımı  hiç açmadığım halde Mart ayına 8 çita olarak çıktı.  Bazen tüm ölümler görüle bilinir. Sebebi ise, açlık, yağma, zehir ve varroa dır.

Varroa : Sakat doğumlara sebep olan, arı doğduktan sonrada  kanını emerek erken ölmesine sebep olan; Arılara has bir bit  türüdür. Ayaklarda ve kanatlarda kısalık; günlük atımında  azalma, haliyle parazitin musallat olduğu  arılarda, güçsüzlük meydana gelir. Tehlikesi her daim var. Bu arı hastalığından kurtulmak,  gezginci arıcılık yapıldığı müddetçe, mümkün değildir! Ancak etkisi, azaltıla bilinir.

Bilginize: 2017 Apimondia sunumu:  Varroa veya diğer bit türü böceklere verilen Oksalit ve Formik asitlerin, bitlerin ölmesine neden olduğu gibi, daha uzun süre içerisinde, bu bitlerin arı üzerinde meydana getirdiği yaralar nedeni ile, arılarında erken ölmesine neden olduğu, belirtilmiştir. Tercih sizin.

Kışın varroa ilaçlaması için,  oksalik ve formik asitin  kullanılması uygun olur. Oksalit Asitin Di -hidrat olanının alınması, yetkili kişilerce vurgulanmaktadır.  Yalnız dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, Oksalit asitin atımı sırasında, günlük atımlarının olmadığı ay ve günlerde yapılması gerekiyor.  Formik asitin atımı isebal hasatından 3 ay öncesi ve hemen sonrası  yapılmalı. Bu sürelere dikkat edilmesi, arı ve insan sağlığı acısından çok önemlidir. Piyasada formik asit türünün kartona emdirilmiş şekli mevcuttur. Bu ilaçlama şekillerinde dış sıcaklık -en az-, 15C’ olmalıdır. Bu uygulama kolay yalnız kokusunu teneffüs etmeyiniz.

3 – 5 kğ toz şekeri, her türlü şeker imalatı yapan yerlere götürüp, makinada ezdiriniz. Böylece ezdirdiğiniz toz şekeri, Varroa için pudra şekeri haline getirmiş olursunuz.  Pudra şekerini, tuz dökme şişesi veya elek cinsi bir kap içine koyup, her iki çita arasından serperek dökünüz.  Varroanın, dibe döküldüğünü göreceksiniz. Bu, En temiz yöntem ve her zaman uygulanabilir.

Arıcı bir arkadaşım, varroa mücadelesi için kurutulmuş  portakal kabuğu ile varroa mücadelesi yapıldığını söylemişti. Bilahire internet ortamındaki araştırmam neticesinde; Varroa ile yapılacak her türlü mücadele ve neticelerini içeren, aşağıdaki linke ulaştım. Bu sayfadan daha bilimsel olarak faydalanacağınızı eminim. 2015 itibari ile bu bilgiler mevcut. library.cu.edu.tr/tezler/7682.pdf

varroaset ilacının bala etkisi :  Her ne kadar  bu tip ilaç, dumanlama şeklinde yapılıyor olsada sonuçta, mukavvaya   emdirilmiş kimyasal ilaçtır. Bu tür ilaçlama, bulunduğunuz bölgedeki bal sağımından 3 ay öncesi ve hemen sonrası yapılmalıdır. Belirttiğim zaman haricinde varroa ilacını verirseniz, bal ve peteklerde zehirli kimyasal ilaç kalıntıları olur. Bilimsel olarak peteklerin, her türlü temiz ve kirli havayı (sigara dumanı) emdiği kanıtlanmıştır.  05.2017