Farklı kültürel bilgiler.

Burada okuduğunuz bilgiler, gerekliliği sadece kültürel amaçlı olup, yabancı bilimsel yayınlanmış makalelerden alınmıştır. 

3.2020 – Dünyada en sert sondaj matkaplarının sadece % 12 si, yer kabuğunun 12,000 mt derinliğine kadar inebiliyor. Daha aşağıya inilemediginin sebebi ise; Gezegenimizin derinliklerine inildikce artan, aşırı basınçla  birlikte artan sıcaklıktır. 

– Jeologlarca yapılan bir hesaplamaya göre; Dünyanın merkezinde 1 katrilyon 600 trilyon  ton ağırlığında altın olduğu, ve bu miktarın dünya  yüzeyini, 1,5 mt kalınlığında kaplıyacağı, çekirdeğin, demir ve nikel ağırlıklı eriyik metallerden oluştuğu  yönündedir.

– Dünya çekirdeğinin güneşin yüzeyi kadar, 5500 C’ sıcaklığa sahip olduğuna inanılıp, dünya merkezinden yüzeye doğru olan basıncın, Atmosferin dünya yüzeyine yaptığı basınçtan üç milyon kez daha fazla olduğu belirtiliyor.

– Dünyamızın dış kabuğunun 1216 km derinliginden itibaren, demir ve nikel madenlerinin erimeye başladığı, Manto bölümünün ise, 3500 km den itibaren başladığı yazılıdır. 

– Gelecekte, hareket halinde olan tektonik plakalar nedeniyle bugünkü bilinen kıtaların, durumunda değişiklik olacağı; Afrika kıtasının Avrupa ile birleşeceği,  Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının ise, birbirinden ayrılacağı dile getirilmektedir. 

 

Dünyada ve Türkiyede Deprem ile Jeotermal enerji bölgeleri.

Bu bilgiler, Bilim adamları ve bilimsel sayfalar tarafından açıklanmış teknik bilgiler olup, yorum şekli ile yazmaktayım. 

01.2020 – Önce Tektonik levha/plaka – Fay hattı ve Deprem nedir, nasıl oluşur. Çok beğendiğiniz kahve fincanı 15, tabakta 5-6 parçaya ayrıldı. Yapıştırdınız. Tabak, tektonik plakayı, küçük parçalı fincan ise, fay kırıklarına sahip yeryüzünü temsil ediyor.

Dünyada 9 büyük ANA tektonik plakanın olduğu açıklanmaktadır.  Dünya Atlasına göre bunlar; K. Amerika, G. Amerika, Avrasya, Afrika, Avustralya, GK Antartika, Pasifik Okyanus tabanı, Hintavustralya ve Hindistan yarım  adasıdır.  

Dünyanın merkezi olan çekirdek/magma, devamlı hareket ve erime durumundadır. Mağma bölgesindeki lavın, dünya yüzeyine doğru yaptığı hareket ve basınç neticesinde oluşan lav havuzlarının, ayak bastığımız kimi yerin 5, kimi yerinde 70 km altında olduğu belirtilmektedir. Magma/lav, dünya merkezindeki yüksek ısı nedeni ile sürekli eriyip çoğalma, dışarıya çıkıp azalma yönlü devam etmektedir. Lav hareketlerinin oluşturduğu yüksek itici basınç, tektonik plakaların birleşim noktalarında, ozellikle deniz tabanında dışarıya çıkıp, bitişiğindeki plakayı iterken, altına almakta veya üstüne çıkmakta.  Bu sünme ve emme anında oluşan kırılma/boşluk, bu plakanın üzerinde olan kıta taban ve yüzeyinde en fazla/kuvvetli gerilme durumunda olan ülkesinde, depremi oluşturmaktadır.

En büyük 1. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi; Asya/ Amerika/Avusyralya kıta arası Büyük Okyanusun tabanını oluşturan tektonik bölgedir.  Özellikle bu  tektonik plakanın etkisi nedeni ile, üzerindeki toprak ve ülkelerin, kuzeybatı yönünde 7 cm hareket ettigi belirtilmiştir. Bu ülkeler, Güneydoğu Asya, G. Amerika ve Avustralya kıta bölgesinde yer alan okyanus adaları ve Yeni Zellanda dır. 14.12.2019 tarihinde oluşan 5,7 deprem nedeni ile, eskiden var olan yanardağ adacığından, sıcak kül ve gaz çıkışı oldu. 2018 yılında Havai adasında oluşan lav akıntısı, oluştuğu yerde, yaşamı yok etmiştir . 

2. faal tektonik plaka ve deprem bölgesi ise; Asya, Avustralya, Afrika kıtası arasında kalan hint okyanusu ve uzerinde bulunan ülkeler. 

3. deprem bölgesi ise  Hindistan yarımadasının Asya kıta içlerine doğru  ittirdiği Himalaya dağları ve uzantısı üzerinde olan ülke topraklarıdır. ( Tibet, Nepal, Çin, Pakistan, Iran, Türkiye ve AB) Bu itme neticesinde Himalaya dağlarının yılda 2,5 cm yükseldiği belirtilmektedir.

4. tektonik ve deprem bölgesi ise; güneyden kuzeye doğru İzlanda adasının ortasından kuzey kutbuna ulaşan Atlantik tabanı plakasıdır. Bu hat üzerinde daimi tehdit altında olan İzlanda’nın, magmadan çıkan lav nedeni ile, her sene 2,5 cm doğu /batı yönünde genişlediği tespit edilmiştir.

Yukarıda belirttiğim, tektonik plaka ve ülkelerin 7,5 cm kayması ile (kaynak, w.livescience), Himalaya dağları zirvelerindeki 3 ayrı bölgedeki buz katmanlarının 1960/2018 yılları arasında 80 mt kalınlığında eridiği, CIA/NASA tarafından açıklanıp, bu sonuçların, dünyanın güneşe göre ekseninde sapma olmasına neden olduğu belirtilmiştir.

TÜRKİYE DE DEPREM ;

27 Ekim 2019 tarihli bir gazete sayfasında Türkiyede deprem konulu bir konferansa katılan Japon deprem uzmanı ve inşaat mühendisi; 

Türkiyede, birbirinden ayrı hareket eden 6 tane deprem (tektonik plaka değil) plakası olduğunu, bu plakaların ilk hareketininde Nepal, Himalayalardan başlayıp Gürcistan üzerinden etkilendiğini ve bu etkinin Kuzey Anadolu Fay hattı ile devam edip  Yunanistan üzerinden Avrupa kıtasına, Italya ve Ispanyaya kadar uzandığını; Türkiyede deprem olası sıralamasında dünyada 6., ölüm sonuç ve sıralamasında ise 3. derecede en fazla ölümlerin olduğunu belirten Uzman kişi,  deprem şiddetinin 1 artmasının, önceki deprem  şiddetine göre 32 kat fazla olduğunu söylemiş.

 JEOTERMAL ENERJİ

 Jeotermal ısı; Yer Isısı anlamındadır. Genelde deprem bölgesi yerlerinde fazlası ile  oluşmakta ve bulunmaktadır.  Şunu kesin olarak bilmeliyiz ve biliyoruz ki; Jeotermal Kaynak ve Jeotermal Enerjiyi elde etmek için, illa deprem bölgesinin olması gerekmez. Bir bölgede sıcak suyun çıkıyor olması; İlla o bölgenin deprem bölgesi olduğunu göstermez.  Mesela, Büyük Sahra çölünün 1500 mt altına inilirse 65 C’ ve üstü sıcak su çıkacağı ve vahalarda şuan olan bazi bolgelerdeki ılık /sıcak  suyun mağmaya yakın bölgelerden geldiği vurgulanmaktadır.  (BBC)

Bilimsel olarak mağma, ayak bastığımız yüzeyden ortalama 30 km aşağıdan itibaren başlamaktadır. Apartmanlarda olan uzun soba bacası benzeri lav kanallarının, dünyamızın bazı kesimlerinde yer yüzüne daha yakın olduğu  baca uçlarında biriken mağma havuzları sayesinde; Gayzer, sıcak su (kaplıca), buhar ve Yanardağların oluştuğu belirtiliyor.

Yanardağın varlığı ve patlaması, O bölgede depremin olacağı manasına gelmez. Bir bakıma yanardağlar dünyamızın; Çok ısınan banyo kazanlarının üzerinde olan otomatik basınç tahliye fiskiyesi gibi, güvenliğimizi sağlar. Fakat depremin olması, yanardağın oluşmasına, sıcak suların çıkmasına bir etkendir. Sıcak su, istenirse Himalaya dağının tepesinden; Güney Kutup noktasına kadar olan  her yerde*n* Artezyen Sondajlar sayesinde çıkar-tılır. 

Diğer taraftan patlayan yanardağlar, sadece lav akıtsa çok tehlikeli durum olmuyor. Esas tehlike, bu bölgeden çıkan lavların deniz suyu ile karışması anında değişime uğrayan lav ve yanardağdan çıkan kül ile zehirli gazlardır. Işin garibi, insanlar yanardağların zararını bildikleri halde, yanardağ etrafında oluşan sıcak sudan faydalanmayı, tehlikesinden daha fazla benimsiyor ve tehlikeyi görmezden geliyor. 08.2020

ek bilgi – Bir ara Türkçe yayın yapan Rus RTV kanalında izlemiştim. Kamçakta Adası hem deprem hem fazlası ile sıcak su akarlarının çok olduğu bir bölgedir. Bir yanardağın çevresinde var olan sıcak su kaynakları, geçen zaman içerisinde oluşan bir deprem nedeni ile üzerine kayan 4.5 milyon tonluk toprak ve kayaların altında kalarak, kaybolmuş.  En basitinden şöyle düşünün. Çevremizde olan ve yer altından gelen bir kaynak suyun yönünü, kazılan bir inşaat çukuru, doğal gaz, elektrik yer hattının su akış yönünü değiştirdiği, unutulmamalıdır.

Dünya küresini kapsayan bütün deniz ve okyanus tabanlarında  bulunan jeotermal kaynakların,  dünyada bilinenlerden çok daha fazla olduğu, bilim adamlarınca vurgulanmaktadır. GK Antartika da bile, konisi içerisinde lav bulunan bir yanardağ ile, aktif olmayan iki yanardağ mevcuttur. Öyleki burada aktif olamayan yanardağın çevresinde çıkan sıcak sulara, gezi amaçlı gelen turistler, girmektedirler. Nasa,  2017 yılı itibarı ile, faal 91 adet yanardağın bulunduğunu belirtmektedir. 

ilk defa 1827 yılında İtalyada 1850 li yıllardan itibarende Avrupada başlayan sanayi devrimi ile, bu alanda kullanılmaya başlanılmış, 1905 yılında gine İtalya da, jeotermal elektrik üretimine başlanılmış. 

Bu gün İtalya, ABD, Rusya, Japonya, İzlanda, Filipinler , Yeni Zelanda , Kenya başta olmak üzere 18 ülkede jeotermal  elektrik enerji üretimi büyük ölçüde yapılmaktadır. Kenya, dünyada 8. büyük jeotermal elektrik santrallerine mevcut olup yıllık bazda 514 MV (megavat) elektrik üretilmektedir. – Mart 2016 / Euronews

bilimsel açıklama – Buzlar Ülkesi  İzlanda  (buz) Adası; aynı zamanda lavlardan oluşmuş etkin volkanların olduğu bir adadır. İzlanda adasını K/G istikametinde kesen tektonik plaka yüzünden ada, D/B yönünde her sene 2,5 cm büyümektedir. Üstü buz dağı, altı fırın olan kendine has yanardağları ve ısısı ile apayrı  jeotermal bir bölgedir. 1963 yılında İzlandanın 35 km güneyinde denizde yeni volkanik ada oluştu. İzlanda, Dünyada en fazla jeotermal enerjiyi kullanan ülkesidir. Elektrik Enerjisinin yüzde 81’ini, jeotermal gibi yenilenebilir enerji ( 2019- 575 MW) kaynaklarından sağlıyor. Halkının yarısının evleride, bu sıcak su ile ısıtılmaktadır. Hatta, buzlanmanın önüne geçilmesi için bazı kara yolları, yol altından sıcak su ile ısıtılmaktadır. Kaynak: BBC 

TÜRKİYE DE  JEOTERMAL ENERJİ VE TERMAL BÖLGELERİMİZ :

Türkiye de ilk jeotermal sondaja 1960 yılında Ege  bölgesinde başlanılmış. 1968 yılında Denizli – Kızıldere ile İzmir – Balçova ve Seferihisar da uygun derecede sıcak suya rastlanılmış.

 İzmir – ( Aliağa ilçesinde, denizin suyu ile devamlı karışan ve kendiliğinden çıkan bir termal su kaynağını gördüm) – Manisa – Aydın – Denizli – Balıkesir – Bursa – Yalova – Kütahya – Bolu – Adapazarı – Afyon – Ankara – Kırşehir – Nevşehir – Yozgat – Adıyaman – Van ve Ağrı etkin termal sıcak kaynaklarına sahip illerimizdir. Ülkemizdeki termal kaynaklar genelde,  Ege bölgesi ağırlıklıdır. Bu bölgemizde sıcak su ve elektrik üretiminin  daha fazla olmasının sebebi, sıcak su katmanlarının yüzeye daha yakın ve maliyet masrafının, az olmasındandır. 02.2016

Balıkesir – Gönen  Kütahya – Simav Afyon merkez ve Sandıklı  Kırşehir  merkez ve Kaman  İzmir –  Narlıdere , Balçova Ankara – Kızılcahamam Manisa – Salihli  Ağrı – Diyadin’de bir çok evlerin ve seraların ısıtılması termal sıcak su ile yapılmaktadır. Özellikle bu uygulamalar,  Ege Bölgemizi kapsamakta olup 2 milyon metre kareye yakın seralarda, sıcak su kullanılmaktadır. (2012 verileri)

   Kaplıca kullanımında ise en başta İzmir – Aydın – Afyon – Balıkesir – Adapazarı – Yalova ve Ankara başı çekmektedir. Burada belirtilen termal ısılı kaplıcalarımız, ülke ve yurt dışı bazında tanınan yerlerimizdir. Başka yerlerde küçük çaplı, hatta açık arazide insanlarımızın girdiği sıcak su kaynaklarının olduğu bilinmektedir.  Ağrı’nın 1925 mt yükseltisindeki Diyadin ilçesinde; 70’C ye varan jeotermal su kaynakları mevcuttur. Ülkemizde, sıcaklığı 40’C  ve üstünde olan jeotermal saha sayısı, 1500  den az değildir.

Türkiye’de ilk jeotermal ile elektrik üretimine; 1984 yılında Denizli-Kızıldere’de başlanılmış. Santral, 20.4 MW kapasiteli olarak kurulmuş olup, ancak 15 MW gücü oranında çalıştırılmaktadır.  Jeotermal Elektrik Üretiminde ise, üretimin verimli olması için yüksek ısı gereklidir. Özellikle Ege Bölgesinde bulunan jeotermal kaynakların ısı derecesi 130 ile 232’C  arasındadır. Elektrik üretimi için en az 120 C’ ısı gerekmektedir. Aydın – Denizli ve Çanakkale de olmak üzere 6 yerde jeotermal elektrik üretimi yapılmaktadır.  Aralık 2010  Mecit ALBAYRAK

Arı ölümü nedenleri ile Koloni çöküşü (arılarda toplu ölüm)

01.2020 – COLOSS; İsviçre de bal arıları hakkında araştırma ve korunmasını amaçlayan bir kuruluş. Avrupa (ve Türkiye) de 2017-18 yılı kış mevsiminde %16 oranında arı ölümlerinin olduğu tespit edilmiş.

Arılarda Kış kayıpları ve nedenleri:

  • Ana arının ölümü ve ana arının erkek larvasını az veya hiç atmamış olması,
  • Kovan içinde yeterli yiyeceğin olmayışı ile arıların nektar ve polene ulaşmasının zor olması koloni çökmesine neden oluyor (unutmayın ki, bölgesine göre kışın bile açan çiçek ve polenler mevcut)
  • Araştırma neticesinde, yoğun meyve ve mısır püskülünden toplanan aşırı miktardaki yağlı polen, kolonilerde çöküşe neden olmakta,
  • Günlük hava değişimleri,
  • Yabani ot ilaçlanması. Bu durumda işçi arılar önce tektek sonra topluca ölmekte. Öyleki, petek üzerinde bal, polen, açık/kapalı günlük olduğu halde, ana yalnız kalıyor. Bu ilaçlama şekli ise, dünyada yaygın olmakta. 26.06.2019

Arı Ürünlerinin İnsan Sağlığına Etkisi Üzerine.

01.2020 – Burada yazmaya çalıştığım bilgiler, 45. Istanbul Apimondia 2017 bünyesi içerisinde, konu ile alakadar yetkililerin (karma) sunum ve tercümeleri ile, güvenilir bilimsel yayin yapan adreslerden edindiğim bilgiler doğrultusundadır. – w.livescience.com

Avrupa Gıda Güvenliği ve Apimondia Bilimsel Apiterapi Komisyonu; Arı ürünlerinin insan sağlığına olumlu etkilerinin tam tespit edilmiş olmadığını bilmek ve bildirmekle beraber; bazı arı ürünlerinin, bitkisel takviye olmasından öte, ilaç olarak addetmektedir.

Uluslar Arası Arı Araştırmaları Derneği; Başta arının kendisi olmak üzere Bal, Polen, Propolis, Arı Sütü ve Arı Zehirinin; İnsan hastalıklarının tedavisinde, tekil veya karışımı hâlinde olumlu sonuçlarının tespiti konusunda çalışmaların yapılmakta olduğunu vurgulamaktadır.

Propolis ekstraktının yapılışıPropolis (Pp) Bitki ve ağaçların yeni sürgünlerinden elde edilen % 50 si reçineden (zamk/tutkal) % 30 mum ve diğerlerinden oluşan bir arı ürünüdür.  (bilimsel çoğunluğun kabul ettiği etanol derecesi; % 70′ dir) PP; % 70′ derecelik etil alkol ile ekstrakte edilmelidir. 70′ üzerinde ki etil alkol ile yapılan ekstraktlar, reçine içerisindeki mumun erimesine veya vücuda  zarar verilmesine neden olmaktadır. % 70′  1 lt alkol=860 gr tekabül ediyor.  1 gr propolis (Pp) karşılık, 3 gr etil alkol ile yapılan ekstrakt yeterli ve makbul görülmektedir. (rakamlar yuvarlamalı ve akılda tutulacağı için böyle yazdım)

Ayrıca, yüksek dereceli alkol kullanılmasının sıkıntılara sebep olacağı belirtilirken, Karaciğer rahatsızlığı olan hastaların, alkolden elde edilmiş PP ekstraktlarını kulanmamaları, vurgulanmıştır. Ekstrat içindeki alkolün uçurtulması için ise; artık maddelerden ayrıştırılmış, süzülmüş reçine ekstratının yayvan bir cam kap içine dökülmesi ve bir kaç saat bekletilmesi yeterli olacaktır.

Katı propolisin ağızda eritilmesi sakıncalıdır. Türkiye piyasından temin edilen yerli ve yabancı menşeli propolisler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, PP için bir Türk standartın olmadığı, oluşması gerektiği belirtilmiştir. Antibiyotik kullanımının ve yazılmasının doktorlar tarafından azaltılması neticesinde; propolise rağbet artmıştır.

Arı Zehiri ile tedavi: Önce şunu bilmenizi isterim. İsteyerek ve bilerek kendinizi arıya sokturmak isterseniz; tuttuğunuz arının diz, dirsek, parmak araları ile, kas olmayan yerlerden sokturulmasının faydalı olduğu apimondiada sorum üzerine  tarafıma /herkese söylenilmişti

Arı zehri ile tedavi ençok Asya, doğu avrupa ve G. Amerika da alternatif tedavi olarak kabul edilmektedir.

Arı  zehri eklem ağrıları ve iltihaplanmayı gidermek amacı  ile eski  Yunanistanda Hipokrat tarafından uygulanmıştır. Arı  sokmalarından korunmak için, zikzak yaparak  kaçmaktan ziyade, çizgi halinde kaçmanın daha doğru olacağı belirtilmektedir. 

Böcek sokması veya ısırması halinde limon, sirke, rendelenmiş/dilimlenmiş  patates, nemli beze dökülmüş  sofra tuzunun, böcek zehrini çıkarması  veya etkisini azaltacağı  görülmüş.

Astım hastaları için Arı ve Arı Kovanı havasının, belirli bir periyotlar dahilinde solunmasının hastalığın tedavisinde etkili olduğu bilinmekte ve çeşitli ülkelerde uygulanmaktadır. 10 dakika kovan havasının solunması; 15 dakika ara verilip, bu uygulamanın günlük 2 saat olarak  yapılması belirtilmiştir. Arı işi ile meşgul olan kişilerin; 5 yıl daha fazla yaşama durumları olduğu, söylenildi.

Günde 4 gram Erkek Arı Larvasının yenilmesi durumunda; erkeklerde testosteron seviyelerinin artacağı belirtildi.

Balın kimyasal etkinliği ve kalitesi; iklim koşullarına, mevsimine, toplanıldığı bölgeye göre değişir. Alman bilim adamı tarafından yapılan araştırmaya göre; Güneşin altında kalan balın 48 saat sonrası tıbbi değerlerinin kalmadığı tespit edilmiş. Nektar içinde olması gereken polen özütünün  varlığı ve/veya yoğunluğu, balın kalitesine etki eder. 03.2018

12 Ay Boyunca Yaz ve Kış Mevsiminde Arı Ölümlerinin Nedenleri.

01.2020–  Burada yazdıklarım; kendi tecrübelerim, 2017 İstanbul Api Mondia’ya katılan yerli yabancı akademisyenlerin sunumları ile yine özellikle yabancı sitelerden elde ettiğim bilgileri içermektedir.

Arıcı arkadaşım; ilk önce şu yazdıklarımı iyi bil, aklında tut ve aşağıdaki bilgileride unutma. Kovanını; Sonbahara girerken tam tekmil kışa hazırladın. Bir tane bile Varroa yok, yiyeceği bol, hastalığı yok, mevsimde normal geçmiş olsa bile; 10 çitalık arınızın 1 Mart günü 8 çitaya indiğini göreceksiniz. 12.2015

Bilimsel olarak açıklanmış ve bilinen şekli ile; Dünyanın her yerinde geçerli olan arı ölüm nedenleri:

1 – Yer küresi ve okyanuslar dahilbu yerlerde yaşayan her türlü canlı; İnsanlar tarafından hızla tüketilmekte veya, katliam neticesinde her şey meralar, ormanlar yok edilmektedir. 2 –  Arıcı tarafından bilinçsizce yapılan, arı ilaçlamaları. 3 – Her türlü sebze ve meyve çiçeklerini, böceklerden korumak için yapılan  tarım ilaçlamaları.  4 –  Dünyada  gelişen sanayilerin zehirleri, baca dumanları ile oluşan sera gazları neticesinde yıllık ısınan veya soğuyan hava, 5 – Kışlatılan arı yiyeceğinin az olması, 6 – Varroa ile yeterince mücadele etmemek, 7 – Arıların genetiği ile oynamak, 8 – Günlük, anlık ve mevsimsel değişen, hava şartları 9 – Bölgesel veya dünya genelinde oluşan çeşitli istila şekilleri (ani iklim değişikliği, çekirge istilası, yanardağ lavı) 10Patojenler – Tüm canlılarda oluşan hastalıklara neden olan (grip gibi) mikroplar. 11 – Arıların sindirim sisteminde oluşan hastalıklar  12 – Özellikle arazide ve kovan içinde yiyecek olmadığı zamanlarda her an olabilecek arı ölümünün nedeni olan; Yağmacılık 09.2016

A – Bunların hepsi, insanın kendine yaptığı kötülüklerdir. Bunun içine yukarıda yazdığım şıkların % 90 girmektedir.

– Kovan içerisinde yeterli bal yiyeceğinin olmayışı. Özellikle kışın, bal yeterli olmaz ise (bilimsel açıklama) önce yaşlı arılar ölür. Bilgi maiyetinde: Marangoz/arıcı arkadaşlar ile 1 Nisan 2014 salı günü Manavgat’taki arılarımıza gittik. Kovanımın birini açtığım zaman, arıların hepsinin kovan dibinde ölü – baygın şekli ile yattıklarını gördüm. Çita üzerinde ise günlük, kapalı ile bir kaç işçi arı ve ana arı geziniyordu. Petek üzerinde ise, yiyecek bitmiş. Kaldı ki, her gittiğimizde, şerbet veriyordum. Peki neden bu hale geldiler. Tarlacı arı sayısı bitti veya bitme durumunda ve yeni çıkan genç arı’da çoğaldı. Tarlacı olmadığı için genç arılar tarlaya, çıkamıyor. Kovan dibine düşmüş arıların üzerine körükten duman bastım, hemen canlandılar.  Hemen Şerbet verip kapattım. Ikindin tekrar kontrol ettim, hepsi canlanmıştı.

Ayrıca şunu çok iyi bilin. Manavgat bölgesinde 15 Mart ve sonrasında, özellikle yağmurların yağmaması neticesinde arazide yiyecek kalmıyor. Onun için bu tarihten sonra kovanlarınızı başka bölgelere taşıyınız. Arılarımızı aynı akşam, Akseki – Cendeve bölgesine getirdik. Buradaki yabani çilekler, yeni açıyordu.

C – Ana arı, kovan içindeki polen miktarı ile dışarıdan getirilen taze polene bakarak, günlük atar. Bu aylarda  polen almayınız. – Kovan önlerinde ölmüş arılara bakınız.  Arıların Hortum dilleri dışarıda  ise; zehirlenmeden dolayı olan ölümlerdir. (fao)  03.2018

D –  Kovan içi ıslaklık. NEM den dolayı arıların hastalanması ve telef olmasıdır. Burada kast ettiğim, buharlaşma neticesinde, kovan dibinde birikmiş bir kaç damlalık su değildir. Esas tehlike kovan içi ve örtü tahtası altında oluşmuş pamuksu  küf ve mantar oluşumudur. Kovanlarınızı, öne doğru dengeli hafif meyilli koyunuz. (sahil bölgesinde iseniz – Çita sayısı 4 ve daha aşağısı olduğunda çitaları, giriş deliğini ortalayacak şekilde koyup, dış taraflara  strafor koyunuz. Kovan dış tahtasında çatlak var ise, buralara silikon çekiniz.

E  – Her türlü arı hastalıkları ise: Nisan – Mayıs aylarında değişken havanın rüzgar etkisi ile üşüyen arı, yumak olur. Yumak dışında kalan çitalardaki günlük ve kapalı bebe arılar üşür ve ölür. –Kireç hastalığı, sır‘lanmamış larvanın üşüyüp beyaz taş hale gelmesi şekli olan bir mantar hastalığıdır. Bu hastalık, Havanın ısınması ve çitaları azaltmanız, arıları sıkıştırmanız halinde, geçer. ( çaresi: İlk bahar aylarında uçuş deliğini önden tamamen kapayan, yanları açık olacak şekli ile uçuş tahtasına teneke parçasını tutturunuz.) Yalnız üzerinde kapalı ve günlük olsa bile, içi sıvı hale geçmiş bozuk çitaları, çıkarıp yakmalısınız. Bu duruma  Mayıs hastalığı, denir. – Nosema; hastalığına yakalanmış Arının dışkısı, sarı nokta halindedir. Kışın ortaya çıkar. Nedeni ise; Yazın arının yemiş olduğu bozuk yiyecek, içeçekten kaynaklanır. Arı pisliğini dışarıya  yaptığı müddetçe nosema hastalığı oluşmaz. Kışın Soğuklardan dolayı dışarıya çıkıp defi hacet yapamayan tüm arılarda görülür.  Tedavisi için, 5 lt şerbete yarım çay bardağı Elma Sirkesi veya 2 ml kekik yağını en az 3 kere veriniz. Malzemelerinizi ve suyun temiz olmasını sağlayınız.  Bu  hastalığın göründüğü petekleri kullanmayıp, eritin. Durgun birikinti sular, nosema sebebidir. – Amerikan Y.Ç. tespit edildiğinde, çitalarının hepsi yakılmalıdır. Çita ve kovanlarda koku oluşur. Bu konu için: Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular, kısmına bakınız. Kovan tahtası veya dışında ölü larvalar var ise, kovanda hastalık var, demektir. – Koloni çöküşü, peteklerde bal ve açık kapalı yavrular olduğu halde zehirlenme sonucu arıların önce tektek sonrası bütün işci arıların ölüp, kovanda arıların kaybolmasıdır.

F– (gezginci bir arıcı arkadaşın itirafı)  Arıların yakınında  içme suyunun olmayıp, çok uzakta olması arı ölümlerine neden olmuş. Suyun olmadığını bile bile kek verilmesi, arı ölümlerinin en büyük nedenidir. Ege ve Ak deniz bölgesi  dışında  kalan  kovanlara  Aralık/Ocak/Şubat ayları içinde kek  vermeyin.  Sahil bölgelerinde ise, soğukların uzun geçeceğini öğrendiniz ise, vermeyiniz.  Bu aylarda  kek verilirse kesinlikle arı ölümü olur diye, bir şart yok ama tedbir iyidir.

Varroa ile mücadele yapılması için Oksalik ve formik asitlerin verilmesinin arılar içinde zararlı olduğu bilgisine (FAO) eriştim. Varroa, kanını emdiği arının vücudunda yara meydana getiriyor. Havaya yayılan ilacın etkisi anında, varroaya nasıl bir zarar veriyor ise, aynı zararın belirtisi bir kaç gün sonra,  arılarda erken ölüme neden olduğu belirtiliyor. (Kaynak FAO)

Asitli ilaçların yerine duman  veya bitkisel ağırlıklı ilaç ve eksraktlarının (yağ) verilmesi tavsiye edilmektedir.  Varroa için Timol esanslı kekik yağı, okaliptus yağının verilmesinin % 95 varan bir etki yaptığı tespit edilmiş. Aynı zamanda kurutulmuş portakal kabuğu, pudra şekeri her zaman verilebilinir. Kekik yağını, kartona emdirilmiş şekli ile verecekseniz en az 15 C’ ve üzeri günlerde, 5*10 ebatında iki ayrı saman cinsi karton kağıtları üzerine, 2 ml kadar enjektör ile çizgi halinde sıkıp, çita boşlukları üzerine koyunuz. Veya 5 lt şerbete, 2 ml kekik yağını dökün, arının gücüne görede 1-2 su bardağı kadarını dökünüz. Bu yöntemi 3 gün ara ile en az 3 (7) kere veriniz. Okaliptus yağı  hakkında bir uygulamam yok. Yalnız, asit cinsi ilaçların etkisi kısa sürede olurken, yağ cinsi ilaçların etkisi bir kaç gün sonra görülür. 03.2018

H – Özellikle Mart, Nisan, Mayıs – Ekim, Kasım ayları içerisinde, peteklerinboş tarafına, strafor koyunuz. bkn. -Arıların kovanda strafor ile sıkılaştırılması-

– Son yaptığım araştırmaya göre, cep telefonu istasyonlarının arıya zararı olmadığı yönündedir. 03.2018

İ – Arıların kovan önünde çok fazlası ile uçuştuklarını gördüğün an yağma olmasa bile – hemen uçuş deliğini kapatınız.  Başka bir şey yapmayıp, en az 30 dk. BEKLEYİN; dağılsınlar veya kovan üzerine yapışsınlar. En güvenli şekli bu. Yalnız kovan içindeki arıların hava almasını engellemeyiniz. Uçuş tahtası delikli, kovanınız alttan polen tuzaklı ise, sorun yok. Kovan önünde uçuşların azaldığını ve arıların  çoğunun kovan üzerine konmuş olduğunu gördüğünüzde, uçuş tahtasını açınız.

J – Bulunduğu ortama uyum sağlayamayan melez arı cinslerinde her daim arı ölümleri olabilmektedir.

K – (tecrübem) Kışlatacağınız arı ve kovanlarınızın, uçuş tahtası üzerinden ön tarafa doğru ve uçuş deliğini önden kapatan, yanları açık şekli ile teneke kesip, vida deliğine tutturmanız Son ve ilkbahar ile kışın kovana direk gelecek soğuk rüzgarlı havayı izole eder. Yazın ise, kovanlarınızı gölgelik yere koymanız salık verilmektedir.

L – Kovanlarınız yakın, karlı bölgelerde ise, üşenmeyip gidin. Kovanın önündeki karları en az yarım metre, toprak görününceye kadar temizleyiniz.  Arıların bazıları  uçuş yapamadan uçuş tahtasından yere düşmekte. Kara düşen arı kalkamaz ise, uyuşur ve ölür. Toprak, kül düşen arıların konabileceği, ölmeyeceği güvenli bölgeyi oluşturur. Kovan üzerinde, yanlarında kar var ve  kovana zararı yok ise, bunlar kalsın, faydası olur. Kimi arıcı; – yiyeceği olan arı ölmez, soğukların zararı olmaz, diyorlar. Bilimsel olarak arıların aralıksız uzun geçen soğuktan öldüğü tespit edilmiş. w.bienenstand.at/

Diğer bir neden ise  ‘Sarıca-cimcime- Eşek /borazan  Arıları. Havaların yağmursuz geçmesi durumunda sarıca arılar,  ARALIK ayına kadar yaşarlar. Sarıca arılar özellikle balı, eşek arılarda direk olarak arıyı yakalar ve yer. Sarı arıların öldürülmesinde en etkilisi, kovan yakınına koyacağınız bal bulaşığı petek veya bir naylon örtü üzerine dökeceğiniz şerbete gelen sarı arıları, bizzat kendinizin öldürmesidir. DDT  tozunu yanınızda bulundurun. Yakaladığınız sarıca arısının arkasını DDT tozuna değdirip salın. Arının Doğruca uçup gittiğinden emin olun. Yuvasına gidecektir. Veya, 3-5 lt pet şişelerin  iki yerine ortadan bir arının geçeceği delik açıp içine şerbet dökünüz.  2011

H.Hüseyin arkadaşımın anısına – Muhsin Doğaroğlu hocamız Seydişehirde iken

300920131435-Mngt, kahvaltı marangozlar vebenünemit otu ve manavgatta arıların yanında kahvaltı (5)300920131435-Mngt, kahvaltı marangozlar vebenünemit otu ve manavgatta arıların yanında kahvaltı (3)01042012751Manavgatarıların üşüştüğü çiçeliagaçpolen,yabani çilek (6) 050220131147  070320131255-6 Bal ve arı semineri Muhsin Doğaroğlu (6) 070320131255-13Bal ve arı semineri Muhsin Doğaroğlu (13)

07.2019 – 7 Mart 2013 tarihinde bazı arkadaşlarımız ile hocamızı dinlemeye gittiğimizde  bizlerle birlikte marangoz – arıcı arkadaşımız. Hasan Hüseyin Geven’de aramızda idi. Bu resimlerin çekildiği 2012 yılında, yanlarında misafir arıcı arkadaşları idim. Resimde, Manavgat – Karacalar mevkinde kovanların olduğu yerin üst tarafında mermer üzerine eğilmiş tavuk etlerini dizen arkadaşımız, 2014 şubat ayında rahmetli oldu. Arıcılık üzerine farklı düşünce ve uygulamaları olup, eşinin söylemine göre Muhsin hocamızın imzaladığı arıcılık uygulamaları kitabını aynı akşam okuyup bitirmiş. Öbür arkadaşımız ise yine marangoz – arıcı Durmuş Koç.  Muhsin hocamızın sağında zamanın ilçe tarım müdürü, solunda ise ben Mecit ALBAYRAK. Benim sol tarafımda fulu  olan kişi ise Hasan Hüseyin Geven arkadaşım.   10.2015

Fırlatılan Anayasa Kitabının altında yatan gerçekler.

07.2019 – Zaman zaman gazete ve dergilerde; Bülent Ecevit Hükümeti ve Cumhurbaşkanı A. Nejdet Sezer hakkındaki – Kitap fırlatma, haber ve yazılarını okurum. Bizler, bu haberlerin özünü öğrenme zahmetine katlanmayız. Neden ve niçinleri kafamıza takmayız. Haberin bize veriliş ve anlatılış şeklini kabul edip,  bu bilgiye göre olayları anlatır, sorumluyu kötüler veya yükseltiriz.

ÖNCE ŞUNU İDRAK ETMEMİZ DÜŞÜNMEMİZ LAZIM.  T. C.; fırlatılan bir Anayasa kitabından etkilenerek, rüzğarın önünde savrulan bir yaprak durumunda olan bir ”devlet” midir!

Hayır. ”Özünde” geçmişi, temeli olan bir devlet ve millet olarak Bizi, bir rüzgar değil, kasırga bile yerimizden oynatamaz. Ama işin içine maddiyat girince, hele bu maddiyat Avrupa ve Avrupalının elinde olunca, ‘püf’ deseler, beton kalıplar bile yerinden fırlıyor.

Peki; böylesine güçlü bir devlet ve milletiz’de neden bu hallerdeyiz! Eski başbakan yardımcısı Bülent Arınç ne demişti: İsraf olmasa, sizlerden vergi almamıza gerek yok.

Bu konuyu hep merak etmiş ve araştırma yoluna gitmiştim. Elimde şuan bile sakladığım o zamanlar yayınlanan bir makale ile, Cem Uzan zamanında yayınlanan Star gazetesinde köşe yazıları yazan rahmetli Cevher Kantarcı’nın, bu konu hakkında yazdığı ve içeriğini hatırladığım bir makaleden alıntı yaparak Bülent Ecevit’in başına gelen – getirilen durumu ve sonucu, örnekleme şekli ile aktarmaya çalışacağım. Vatandaş olarak, bu konuda yazdıklarımı dikkate almasanız bile, Ecevit’in aleyhinde yazılan ve konuşulan haberler hakkında karşı bir yorumunuzun olması, gerçekleri bilmenize katkı sağlıyacaktır.

Belirttiğim gibi maddiyatın önünde müstesnalar hariç, kimse duramıyor. Maalesef, Ekonomik olarak güçlü bir devlet, olamıyoruz. (.. hatırla..).  Başta Türkiye olmak üzere bir çok devlet; Bilindik şekli ile Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasından (DB) borç para almaktadır. Bu bankaların, borç para isteyen ülkelere belirli bir süre içerisinde verdik ve verecekleri para miktarı bellidir. -örneğin- Zamanımızda bile falanca kişi, falan bankadan aldığı borcu çeşitli nedenlerle ödeyemediğinde, kredi borcunu ödeye bilmek için, tekrar falanca bankadan kredi almakta.

Diğer taraftan; devletimizin elini – ayağını bağlıyan etkenlerden biri’de; adı ve yeri bizim olup , içindeki paralar ”elin” olan borsa, Bu olayların esas etmenlerinden biridir. Azğın ve korkunç olan sermayenin; devleti ve milleti olmadığı gibi, her ülkeden bir sahibi, ortakları ve ‘bir kemik’  adına savunmak yada mecburiyetten susmak zorunda olanları var’dır.

Örnekte olduğu gibi IMF ve DB dan borç para alan devletler, zamanında ödeyemedikleri veya ödemedikleri borçlarını, göz yumulan bir süre sonunda ödemek zorundadırlar. Ödemezler ise; -basından- 1959 yılında Demokrat Parti genel başkanı ve başbakan Adnan Menderes gibi; ABD’den önce alıp – alıp sonrada alamadığın – vermedikleri, devlet olarakta hazinende bulundurmak zorunda olduğun, esasında senin olmayan borç paraları temin etmek için bu sefer; Rusya (Sovyetler Birliğine) gitmek zorunda kalırsın. Akabinde de;  ‘asılırsın’.

Makale içinde belirttiğim yazarların bir tanesi şöyle bir açıklamada bulunmuştu. Anayasa Kitapcığının fırlatıldığı ve Ecevit tarafından yapılan açıklama anlarında; bankalar arası elektronik para transferi (EFT) yapması gereken bir bankada, bu cihazın arızalanması ve / veya elektriklerin kesilmiş olmasından dolayı, karşı banka ile bağlantısı kesilmiş. Bu kesinti, karşı banka, ortak ve mudileri tarafından EFT yi gönder-e-meyen banka tarafından Ecevit’e – Anayasa kitapçığı konusunda gösterdiği bir tepki olarak addedilip, anında kişi veye kişiler tarafından -özellikle- borsa ve bankalarda olan Türk Liraları, hemen dövize geçirilerek, dövizin fırlamasına neden olmuşlar’dır. ( Bence Bu elektrik kesintisi veya arıza, Türk Milleti ve devletinin başına getirilecekler için bir parola olarak addedilmiştir.)

Diğer bir yorum ise, yukarıda örneklediğim yazımla eş anlamlıdır. Ecevit Hükümeti dahil olmak üzere, geçen yıllar içerisinde oluşan bütün Hükümetler, IMF ve DB’dan borç para almış veya antlaşma yapmışlardır.  Bütün veya bazı Hükümetler, alınan borç paranın yetmediği yerlerde, yabancı özel bankalardan yüksek faizli kredi almaktadırlar. örnek : IMF ve DB, devletlere % 10 faizli borç para verdiler ise, şahıs bankaları da; (O gün için uygulanan bankalar arası faiz her ne kadar ise- buna Libor deniliyor) Libor + borç para aldığınız bankanın üzerine koyacağı % 1,5,10,15…..faiz miktarıda hesaplanıp ilgili devletin kasasına veriliyor. Ecevit Hükümetinin IMF ile yaptığı beş milyar dolarlık para antlaşması ve borcunu; AKP ödedi ama, harcayan da AKP hükümetidir. Geçmiş hükümetlerin kazanctan fazla yaptıkları harcamalar nedeni ile  IMF ve DB harici yabancı bankalardan borç para alınma yoluna gidildi.

Bir zamanlar rahmetli Demirel: – Borç, yiğidin kamçısıdır, demişti. Alınan borç yerinde kullanılır ve zamanında ödenir ise bu borç, yiğide onu şevklendiren bir kamçı görevini görür. Yok, alınan borç para, mirasyedi gibi harcanırsa O kamçı; acı ve ıstırap verir. Nitekim ‘O kamçı’, bu millete ıstırap vermiştir. Yaptıkları kime göre doğru, kimine göre yanlış ise’de, kriz akabinde  Türkiye’ye gelen – getirilmek zorunda kalan Kemal Derviş’in yaptıklarını tahmin edip karşı çıkan Ecevit’in başına gelenler – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni –  başlıklı yazım ile bağlantılı bir görüşü ortaya atmaktadır. Sonunda;

T.C. Merkez Bankası; yükselen döviz fiyatlarını durdura bilmek için, yurt içinde günlük ve aylık banka faizlerini % 7000 -yedibin- lere kadar çıkartmak zorunda kalmıştır.

Ama; RTE ve AKP hükümeti zamanında patlak verip 7,5 tl çıkan $ frenleye bilmek için hükümet Uluslar Arası Londra borsasında uygulanan SWAP işlemlerinde $ daha fazla yükselmemesi için TL karşılığı vermiş olduğu faiz % 1350 iken Ecevit hükümeti zamanında aynı yerde verilen faiz % 70 (yurt içinde bankada parası olan miktar ile nerede ise bir devletin kasası sayılacak miktar, Londra borsasında söz konusudur.) Kaynak BBC

İken, Sonuç:

Her iki yazarın görüşlerinden yola çıkarak BBC verdiği bilgiyide ilave ederek sizlere aktardığım yazılar, birbirinden alakasız gibi görünse de, biraz düşünülünce!! bir bağlantı kurulacaktır. Bir iş yerini yükselten / batıran iş yeri sahibi veya -yeni tabir ile- CEO’su olduğu gibi; bir devleti batıran ve yüceltende; ”O” devleti yönetenlerdir. Ama ”O ceo” sadece Ecevit; değildir. 04.03.2016

İklim değişiyor, arılar kayboluyor.

Arıların kayboluşunda (ve doğanın harap olmasında) küresel ısınma ile bağlantılı iklim değişikliğinin etkili olduğu belirtiliyor.

07.2019 – Berlin, Hür Üniversitesinden arı uzmanı Benedikt Polaczek’e göre, son yıllarda arı topluluklarının kitlesel ölümünün asıl nedeni Varroa zararlısı ve uyuz böcekleri .

Dünya iklimindeki istikrarsızlık: Vücut direnci düşen arılar, küresel ısınma sonucu erken gelen bahara yakalanınca, değişken hava karşısında yorgun düşüyor. Şubat ayında ısınan havaya aldanıp kovandan çıkıp bal toplamaya başlayan arılar, sonra birden bire bastıran soğuktan, halsiz düşüyor. Ardından aniden gelen sıcaklar, insanları olduğu kadar arıları da etkiliyor. Arıların ritmini bozan bir başka uygulamada, arıcıların daha fazla bal almak için kovanları kamyonlara yükleyip bölge bölge gezdirmeleri dir.

Bilinçsiz ilaç kullanımı ve Varroa : Parazitlere karşı geliştirilen ilaçların, arıcılar tarafından bilinçsiz kullanımı da arılar açısından tehlike arz edebiliyor. Arıların kovanı terk etme nedeni; Bu ilaçlara karşı varroa zararlılarının zamanla bağışıklık ve direnç kazanması sonucu arı yetiştiricileri çareyi, fazla dozda ilaç kullanmakta bulabiliyor. Ancak ilaçların kovanlarda ve peteklerde bıraktığı kalıntının kokusundan rahatsız olan arılar, kovanlarını terk ediyor ve geri dönmüyor.  Arı larvalarında ölümlere de neden olan yüksek dozda ilaç kullanımının yanısıra, ilaç seçimi ve ilaç uygulama zamanlarında da bilinçli olmak gerekiyor. Diğer bir etken ise arı üzerinde asalak yaşayan Varroa biti, arının kanını emerek ölümüne sebep olmaktadır.

Radyasyon :  Amerikan Arizona Landau Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmanın  sonuçları ise oldukça çarpıcı. Çıkan sonuçlara göre, cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı radyasyon, arıların yön bulma yeteneklerini tamamen çökertiyor. Araştırmayı yürüten Dr. George Carlo arıların yayılan elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkilenerek yön bulma yeteneklerini kaybettiklerini ve kovanlarına dönemeyince kolonilerin dağıldığını söylüyor. (Radyasyon, sadece arılara zarar vermez, tüm canlılar için tehlikelidir.)

Tarım etkileniyor :  Bazı bölgelerde arıların yüzde 70’inin iz bırakmadan gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, kuşkusuz en çok tarımı etkiliyor. – Diğer taraftan, tarımda daha çok verim almak, tohumlara zarar veren böceklerden kurtulmak için bitkinin kendine veya toprağa atılan zehir, ilaç ve gübrelerin, arılara verdiği zarar bilinmektedir.- Arılar, ayaklarına yapışan çiçek ve bitki polenlerini taşıyarak 130 bin farklı bitki türünün döllenerek çoğalmasını sağlıyor. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde, 400 kilometrekarelik bir alanı dolaşarak 1 milyon çiçeğin döllenmesini sağlıyor. Çünkü bu işlem gerçekleşmez ise bitki ve meyveler yavaş yavaş ortadan kalkar. Bu da hayvanların ve insanların yaşamının tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Arıların polenleri taşıması yoluyla çoğalan bitkiler, insanların tükettikleri besin maddelerinin üçte birini oluşturuyor.  Kaynak  DW – 12.2011

Şuhut merkezinde çıkartılan antik lahit

020120141628- Şuhut lahit (1)

2011 yılında Şuhut merkezinde, iki ev arasında  kalan bir arsa üzerine ev yapımı için binnat kazımı sırasında,  tabanı mermer döşemeli yerden çıkartılıp Afyon müzesine götürülmüş. Şuhut merkezinde ve Afyon müzesinde gördüğüm kadarı ile bu bölgemiz, antik bir tarihe sahip. Adet olduğu üzere bazı binalarda tarihi taşlar göründüğü gibi, Şuhut’taki 1341 tarihine sabitlenen tarihi caminin duvarlarında bu örnekleri görmek mümkün.  11.2015

Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim.

06.2019 – Kızım, Okul öncesi öğretmeni olup atandığı ilk görev yeri 2007-2008 Afyon – Şuhut’un 7 km uzağında olan, Senir köyü idi. Bu köy, üç tarafı kapalı ve engebeli  bir arazi üzerinde. Yakın çevresinde tarım arazisi yok. Hayvancılık, bilinen geçim kaynağı. Yerleşim  bölgesinde bulunan küçük bahçeler ve içindeki yeşillikler ve ağaçlar olmasa, çevresinde yeşil alan hiç yok. Köyün beş km uzağında yaylaları varmış. Gitmek nasip olmadı. Şuhut merkezi ile civar köyleri, tarihi yerleşim bölgesi.

Tarımcılık,  bu yayla bölgesinde yapılıyor. Köyün içinden her daim akan çay, bu bölgeden geliyor. Bu köyden bir önceki yerleşim yeri olan Ortaköy’de yapım anını gördüğüm sulama barajına gelen su, bu köye ait. O zaman görüştüğüm bazı kişiler: – Olan tarım yerlerimiz, elimizden gitmesin diye, barajı kendi bölgemize yapılmasını istemedik, demişlerdi.

Okul, köye hakim bir tepe üzerinde. 2012 yılına kadar sadece iki sınıfta karma eğitim yapılıyordu. Kızımın branşı olan  Okul öncesi öğretmenliği, ilkin ana bina içindeki küçük bir odada (yanılmıyorsa) 6 öğrenci ile başlamıştı. Zaman içerisinde 14 öğrenciye kadar çıktı.

Köyde halıcılık, kızlarımızın geçim kaynağı idi. Gittiğimiz ilk yıllarda bir firma adına, doğal boyalı iplerden halı dokuması yapılıyordu. Sonradan kapandığını duydum, üzüldüm. Gençler ve yeni evliler Senir köyü ve Şuhut’ta çalışma sahası az olduğundan, bu bölgelerde oturmayıp, uzaklara gitmekteler. Haliyle yeni doğumlar azaldı. Akabinde köydeki okulda eğitime ara verilip, öğrenciler 2011 – 2012 öğretim yılında Şuhut’a taşınılmaya başlanıldı. Ben bu ‘kıraç’ toprakları, sevmiştim.

Kızımdan ziyade benim için – İlk göz ağrım idi. Ayrıca yeni göreve başlayan bekar ve yeni evliler için, maddi birikimin olacağı yerlerden biridir. Gönlüm razı olmasa’da 2014 yılı itibari ile kızım ve damadım tayinlerini istediler. Bundan böyle bu yerleşim yerlerindeki anılar, yazılarda ve beyinlerde kalmaya devam edecek. Senir köyü, okulu ve şuan köylerinin delikanlıları olan;  kızımın küçük talebelerinin resimleri için bakınız: Fotoğraflarla Seydişehir, İnsanlar,  Şuhut Senir Köy ve Doğa

Aşağıdaki resimler, Şuhut’un eski tarihi camisinin resterasyonu anında ki görüntüleridir. Selam olsun ”Kocatepe” nin kıraç ve tarih kokan bu topraklarına.  Aşağıdaki resimler Şuhut Merkez camisinin 2014 restarasyon yapım zamanına aittir.  Mart 2014

31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (46)31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (47) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (50) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (52) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (53) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (57) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (63) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (69) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (71)

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

06.2019 – Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim. O zamanlar ansiklopedi arasına koyduğum bu not, tesadüfen elime geçti. İlgilenen kişilerle paylaşmak istedim.

Bu tip bir anlatım ve yazılımı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Kraliçenin hayat hikayesi hakkında tarih verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.  Doğumu ve ölüm : M.Ö. 1537 – 1484

Hatçepsut; Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından olan kardeşi, 2. Tutmosis ile 12 yaşında evlendirilmiş. (Mısır kralı ve kraliçesi Akhenaton ile Nefertiti’nin kızı, Akhenaton’un 2. karısından olan oğlu Tutankamon’un evlilikleri gibi.) Bu evlilikten doğan erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve Hatçepsut yönetime geldiler.  1. Tutmosis gibi oğlu 2. Tutmosis,  Hatçepsut’tan olan kızlarını, 2. bir evliliğinden olan oğlu ve kendisinden sonra kral olacak 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında ölüyor. Kralın oğlu ve kraliçenin damadı olan 3.Tutmosis’in  daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. Kraliçenin evlenmesi, damadı ile arasının açılmasına neden olması gerekirken; 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda istekli değiller-miş-di.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidar olma şansı ve devamı; ‘Tanrı  Amon’un Kızı Hatçepsut’ yakıştırması ile, ilahi manevi destek‘ bir şekilde sağlandı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla, halledilmiş oldu.

Arkeoloğun duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçepsut ile damadı kral 3. Tutmosis arasında, karşılıklı güvene dayanan, ’empati’ şeklinde bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi‘ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı/üvey oğlu kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut‘a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarı ve lahit odası ile aynı seviyede, lahit odaları arasına ise sadece basit bir duvar ördürerek, mimarı’nın cesedini buraya gömdürüyor.

1903 yılında, Hatçepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, (takma) sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut‘un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis, kral oluyor. 3. Tutmosis kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Hatçepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, 3. Tutmosis’in,  kayın validesi – kraliçeye karşı oluşan gizli düşmanlığından  değil sadece,  siyaseten  alınmış bir karar olduğu, Arkeoloğ tarafından vurgulandı. 04.2014

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

En üste okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aradmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Orta bölümdeki resimler ise;  2008 yılı okul öncesi talebeleri, öğretmenleri olan Kızım Ayşegül, Eşim Zeynep ve kızımın öğretmen arkadaşı Seher

06.2019 – Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine cevap verilecektir. Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. 08.2011 Restorasyonu yapılmakta olan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız.   08 .2014 Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Okul bahçesindeki çocuklarımızın resimleri 2013 tarihinde, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talebelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 – diğer bir yazım için- Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8

2010/ 2018 – Seydişehirde İlk Kar anları.

06.2019 – Evimin balkonu önünde bulunan sedir ağacı, karın hangi yönden geldiğinin belgesi oluyor. Ağaç dallarına ilk kar 11 Aralık 2010 Cumartesi günü yağdı. 12.12.2010 pazar saat 13.00 Arılarımı kontrol için gittiğim Pınarbaşı mevkide yaptığım ölçüme göre, sıkışmayı göz önüne almazsak yaklaşık 60 cm kar vardı.

2011 … 2012 – 13 yılına ait ve ayaklarımızın değdiği ilk kar 6 Ocak 2013 te yağdı, ama hemen eridi. Şuan 13 Ocak ve gece saat 0.43, lapa lap kar yağıyor.

20 Kasım 2014 – 18 Şubat 2015 arası yağan kar, eriyenlerle birlikte 150 cm çok geçti. Balkondaki dereceme göre şuan ve saat 21.00 ve – 0,9 C’ çok soğuk yok ama,  etkisiz geçen yıllara göre bu sene bayağı etkili kar yağdı. 02.2015

(2016 – 2017 Kışında) 1 Kasım 2016 Salı gecesi Küpe dağının tepelerine kar serpelemiş.  Aynı gece saat 24′ te dış sıcaklık + 1,3 C’ idi. 13 Aralık 16 – 16 Ocak 2017 arasında eriyen yağan kar ≈ 260 cm buldu. Öyle iken, şehir içinde aşırı soğuklar -15 C’ geçmedi. Ama soğuklar, uzun sürdü.

Seydişehir’e 1988 yılının Ocak ayında yağan kar; 3 ay yerden kalkmamış ve o sene çok kuvvetli soğuklar nedeni ile, evlerin içindeki tesisatlarda patlamalar olmuştu. O seneden 2017 yılı ocak ayına kadar, çok yağan ve yerde uzun süre kalmış bir karlı kış mevsimini, yaşamadık.

04.04.2017 salı günü Konya’da idim ve bir şeye dikkat ettim:

Konya içindeki ağaçların çoğu çiçek açmış, hatta rüzğardan çiçeklerini dökme durumuna gelmişken; Konya belediye sınır çıkışından itibaren Seydişehir merkezine kadar geçen (85 km) arazide bulunan ağaçların daha çiçek açmadığını, tespit ettim.

Nisan ayının ortası Bu gün ise Çrş; evimin arkasında kuytu yerde olan badem ağacının uç dallarında sayılı çiçekler oluşmuş. Bu gecikme nedeni ise;

13 Aralık 2016 – 16 Ocak 2017 arasında yağan 260 cm kar ve şehir içinde -15 ‘C geçmemiş, şehir dışında ise – 30’C dayanan soğuklar, bitkilerin geç uyanmasına neden olmuştu. Şuan 5 Nisan, Taraçcı kasabası arkasındaki dağda, kimi karlar 1 mt genişliğinde erimiş, bakalım ne kadar dayanır!

2017-2018 – Kışında soğuk olmadığı gibi, kar yok denecek kadar az yağdı. (35 cm) En fazla soğuk -15 C’ Bu gün 22 Şubat ve kuraklık var. 2018 yazından sonrası, Antalya bölgesinde yaşamaya başladığım için Seydişehir kışlarını göremeyeceğim. Antalyada iken kış, uzun süreli serin ve kapalı geçti. Kış mevsiminin yarısı, geçmiş yıllara göre yağmurlu geçti.

Seydişehirde ise, ramazan ayı olan Mayıs serin oldu. Şu gün için Haziran ayının 28 cuma ve dışarda 1,5 saat yağmur yağdı. Bir hafta önceside yağmur yağmıştı. Bir yetkilinin dediği üzere bütün mevsimler birbiri içinde olacak. Öyleki yağmurlar yağmaya devam ederse, Allahın izni ile 1981 yılında yok olan Suğla düdeni, tekrar faaliyete geçecek gibi. 06.2019