Arıların Kovanda Strafor ile Sıkılaştırılması.

02.2019 – Bana göre kağıt, talaş vb koruyuculara göre en iyi sıkılaştırıcı ve her taraftan gelecek soğuk havayı izole edecek malzeme, ince dişli  STRAFOR‘ dur. Kâğıt ve talaş nemi emer. Fayda yerine zarar verir.  Arılığınıza gitmeden önce temin edeceğiniz  en az 1.5 cm kalınlığında ince dişli  STRAFORU kendiniz, kovanın içine tatlı bir şekilde geçen ve çita üst seviyesinin  biraz altında olacak şekilde, maket bıçağı ile kesiniz.

Kovan içerisinde 9 çitanız varsa bir tarafına, 9 çitadan daha az ise, her iki tarafa bu straforlar dan koymanız, çok iyi olacaktır. Straforun dışında kalan boş yerlere ise, her hangi bir şekilde talaş, gazete kağıdı koymanıza gerek yok. Strafor, mantolama görevi görecektir.

Arılar straforu inceltip deleceklerdir. Yedek varsa değiştirin, yoksa önemli değil. Kovanınız polen tuzaklı ise, toz parçacıklar aşağıya dökülur. Polen tuzağınız yok ise, arılar ince döküntüleri dışarıya atar.

Kovanlarınız sahil bölgesinde ise  3 çitalı ve aşağısı olan kovanlarınız var ve polen tuzaklı ise (4 çitalı olan kovan zaten  aşağıdan havayı alacaktır) arılı çitalarınızı uçuş deliğine ortalayıp straforu ile birlikte  4. resimdeki gibi koyunuz.  Neden? Bu sayıdaki çitaları kovanın bir taraf dibine çekerseniz, o yerlerin sıcak ve soğuk havasından dolayı, kovan içinde su ve  nem oluşur. Nem arıları öldürür. Soğuk kesimlerde ise, çitalarınızı dip tarafa koyunuz.

Efendim, iki çitalı arı bahara çıkmaz’mış! Bal gibi çıkar.  Hatta bir avuç arı bile bahara çıkar. Yeter ki, genç arısı ve yiyeceği olsun. Kötü tarafını düşünür iseniz! Kusura bakmayın 10 çitalı arının sonu bile, felakettir. Siz sadece şunu düşünün: Bir avuç veya 2 çitalı arının bana faydası ne olur?

Benim 2018 yılı şubat ayında sadece bir çitanın 4/1 i kadar arısı olan kovanlarım şuan 5 Haz. ve 10 nar çitalık. İsteyen  az arısını diğeri ile birleştirir. Ve bu gün  3 Temmuz bu kovanım (enaz) 13 çitalık ve ilavede. Bence, ekim ayından itibaren kaç çitalı olursa olsun, anası sağlam olan kovanın anasını öldürüp, başka bir kovanla birleştirmeyin. Anaları, Çiftleştirme kutularına koyunuz. Çünkü, O beğenmediğin ana, Ocak ayında sizin ilacınız olacaktır. Kendiliğinden ölürse, O başka. Her ne yerde olursanız olun, Kovanlarınızı öne doğru 1 – 2 cm eğik ve uçuş deliği yönünü Son ve İlk baharda Güney / Güney –  Doğu; Yazın – Kışın Güney yöne bakacak şekilde koyunuz. 01.2013 – 2015

seydişehir bölgesinde nektar hangi ay gelmeye başlar : Türkiye’nin her neresinde olursanız olun. Kuluçkalıktaki dizili çitalara baktınız. Peteklerin  üstünde çita latasının kenarlarında parlak – temiz – beyaza yakın  açık renkte petek kümeleri gördüğünüz zaman biliniz ki, nektar geldi – geliyor.  Seydişehir de gerçek nektar akım zamanı ise, Haziran‘ dan itibaren  başlar.  Bir şey daha, kovana hazır petek verdiniz. Birkaç gün boyunca şerbet vermediniz. Kontrol ettiniz. Petek gözlerinde bal – nektar parlıyor ise, bu görüntü nektarın gelmeye başladığının göstergesidir.   🙂  02.2013

 

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi ve AİHM kararı.

02.2019 – Türkiye’de devlete ve millete ait fabrikaların nasıl özelleştirildiğini, özelleştirilmeye 1979 yılında karşı çıkan Ecevitin başına neler geldiğini – getirildiğini,  Türkiye’de Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazımda geniş bir manada açıklamaya çalışmış ve bağlantılı olarak,  Seydişehir Eti Alüminyum işçisi ve Seydişehir halkının görüşlerini ilave etmiştim. Bu yazımı, face üzerinden paylaştıktan bir süre sonrası ise kendi adıma kayıtlı sitem, aylarca hackle kalmıştı.

Önce şunu kabul etmek ve vurgulamam lazım. Devlet olmanın gereklerinden biri, geçmiş dönemlerdeki hükümetlerin yapmış olduğu Uluslar arası antlaşmaları –üzerinde tadilat yapma / erteleme yetkisi olsa bile – gelen hükümetlerce uygulamak, uygulamaya hazır hale getirmektir. Yapılan bu antlaşmanın, bir devleti ve milleti yok etme aşaması bilindiği halde kabul etmenin vebali, bu kanunu ilk kabul eden O başbakan ve hükümetinin üzerinedir. O vebal ise; 24 Ocak 1980 kararlarını alan  (12.1979 – 09.1980) Adalet Partisi Hükümeti başbakanı / Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Ekonomiden sorumlu yardımcısı, aynı zamanda geleceğin Anavatan Partisi genel başkanı, başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal üzerinedir.

1980 darbe ve anayasası ise, Adalet Partisi hükümetinin almış olduğu kararların, anayasa kitabına  ve devlet düzenine yerleştirilmesini  sağlamıştır. Kapitalizm ve ABD, dünyada ve özellikle Türkiye üzerinde oynayacağı oyun ve kurallarını, daha önceden yazmış, rafa koymuş ve sırası geldikçe uygulamaya koymaktadır. Bu açıklamamın doğruluğunu anlamak için okumak ve düşünmek, gelişen olayları birbirine düğümlemek,  yeterlidir.

Peki! Bir milletin ve devletinin ekonomik olarak yok edileceği bilindiği halde neden! Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerince  kabul ediliyor, iptal edilemiyor veya değiştirilemiyor! ve uygulanmaya konuluyor?

Müslüman ve Müslümanlıkta  Türk Milleti olarak özümüzde – sözümüzde doğru ve dürüst olmamız gerekirken ne yazık ki yalanı, dolanı, haksızlık etmeyi, çalıp çırpmayı bir HAK olarak görmüş, doğru ve doğrulukları reddetmiş; – Benim memurum işini bilir! göstergesinde olduğu gibi,  yanlışları bile bile ve alkışlayarak – alkışlatılarak hep kabul  etmişizdir. Öyle ki, kendi kendimize bile doğruları söylemekten korkar duruma geldik / getirildik.

AKP Hükümeti, 2003  tarihinden bu tarafa hızlı bir şekilde devam etmekte olan özelleştirme gayretleri neticesinde, sonuca varmak üzeredir. AKP Hükümetinin  adalet, hak, hukuktan dem vurması sadece  meydanlarda estirilen bir rüzgardan öteye gitmiyor. Ozelestirmeler sonucu 68 milyar $ havadan para sahibi oldular ama hala cari, açık  hâlâ artan  dış borç var.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası 1999/2000 yıllarında DSP – MHP – ANAP hükümeti sırasında, özellikle ANAP kanadınca satılma aşamasına getirildi. DSP ve MHP karşı çıktılar. Hatta bir ara Alüminyum Fabrikasının Türkiyede ‘TEK‘ olması mucibince özelleştirilme kapsamı dışına çıkartmak istendi fakat, ANAP karşı çıktı. Ama yinede satılmadı/sattıramadı. AKP, geçmiş Hükümetlerin parça parça yaptığı özelleştirmeleri toptan yapmaya, bir an evvel kapitalizm ve ABD isteklerini yerine getirme ‘gayretine ‘ girdi.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının nihai satışı 17 Haziran 2005 tarihlidir.

Danıştay, 27 kasım 2007 yılında  fabrikanın satışını iptal etti. Lakin bu mercide alınan karar ve uygulanması, özellikle AKP hükümetinin engellemesi, mahkemelerin doğru kararı vermesini engelledi. Ve  Danıştay kararı yok ‘sayıldı’.

Türkiye’de özelleştirmeleri isteyen ABD ve kendi kuruluşu olan Dünya Bankası ile destekçileri olan AB kapitalizmidir. Seydişehir Eti işçisi olarak bu işlemi dava ederken, haklılığımızın Türkiye üzerinde kabul görmeyeceğini bildiğim ve düşündüğüm için tek güvencem, AİHM idi.

Gelelim ferdi Anayasa Mahkemesi başvurularına. Baş vuruda bulunmak kolay. Bir dilekçe ve bu makamın kasasına yatırılacak olan cuzi bir miktar para. Ama iş burada bitmiyor. Edindiğim bilgi doğrultusunda:

Anayasa Mahkemesi (AYM), önce söz konusu davanın içeriğinin olduğu dosyaların ve her bir sayfasının  gerçek olduğunun kanıtı olması için yetkili bir mahkemeye yönlendiriyor. Bu mahkeme ise onayladığı her bir sayfa başına 1,50 lira harç alıyor. Mahkeme açan ben ve biz arkadaşların dosyaları ise ≈ 400 sayfadan oluşuyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine başvuru yolunda avukat ücretininde yeniden verilmesi gerekiyor. Bu şekle göre 400 sayfa x 1,50= 600 lira. + Avukatlık ücreti ile birlikte bu  HAKLI davamızda kişi başı ödememiz gereken kümülatif  ≈  3 – 4,000 lirayı buluyor. Bu masrafı ise dava açan kişilerden kaçımız karşılar yada karşılaya bilir? 2013

Yazımın ilk tarafında AKP Hükümetinin hak, hukuk söylemlerinin sadece meydanlarda kaldığını belirtmiştim. Gerçek anlamda savundukları yönde olsalar idi,  Danıştayın almış olduğu kararı, ertesi gün uygulamaya koyarlardı.

Ama; partisinin başında Adalet olan AKP, mahkeme kararlarının uygulanmasını engellemek için  11 Haziran 2012 tarihinde yeni bir kanun  çıkarttı. Özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı konusunda bir kanun çıkarttı.

Bu kanunun yayınlanmasından sonra; Nilgün Üğüşlü isimli bir bayan avukat; Danıştayın, özelleştirilmelerin iptaline ilişkin almış olduğu kararları geçersiz sayan Hükümet uygulamalarının İPTALİ için açmış olduğu dava, neticesinde Danıştayın  Tüpraş; Eti Alüminyum, Seka ve Kuşadası Limanının satışının iptali kararının uygulanmaya konulması yolu açıldı.  Ama nerede adalet? (Not: Yukarıda anlatılan konu çerçevesinde benzer bir davayı Anayasa Mahkemesinde açmak için avukatımız ile yaptığım görüşmelerde Ali bey – Şimdilik beklemem gerektiğini  belirtmişti.)

Yapılan açıklamaya göre Tüpraş’ın % 14 lük hissesinin borsa değerinin altında satılması;  52 milyon $ değerindeki Seka’nın 1,1 milyon $ satılması ve Cengiz Kardeşlere peşin 290 milyon $ satılan Eti Alüminyum Fabrıkasına ilaveten bedava verilen Oyma Pınar Hidroelektrik Santralinden dolayı devletin (Enerji Bakanlığının açıklaması doğrultusunda) 268 milyon$ zarara uğratıldığı tekrarlanmıştır. Kaynak: Meltem Tv

– Başkalarının aleyhinde olan kararların uygulanması veya çıkarılması için gayret gösteren Hükümetimiz, kendi aleyhinde olan kesin bir kararı uygulamamak için her türlü ‘şeytani’ savunma ve uygulamaları ortaya koymaktadır. Hükümet,  alınan son mahkeme kararının karşı iptali için bir üst daireye baş vurdu. Haliyle bu sonuç beklenecek. –

Bu kararlar doğrultusunda, Özelleştirme Dairesi bu satılan fabrıkaları geriye almak MECBURİYETİNDE. Teslim aldığı günden itibaren 2 -iki- iş günü içerisinde İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZI GERİYE ÇAĞIRMAK ZORUNDA olduğu, çağırılmadığımız takdirde işçi arkadaşlarımızın Özelleştirme Dairesine karşı dava açılması gerektiği konusunda, malumatım bulunmakta.  27.12.2013

Hükümetin, Seydişehir ve bazı devlet fabrikalarının özelleştrilmesi hakkında almış olduğu yeni kararları okumak için bu linki tıklamanız, sizin daha geniş bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. BALLI OLMAK GEREKİR BAZEN!!! – Maltepe Ekspres Gazetesi.  07.2013

NOT: Bir arkadaşımızın kişisel olarak açtığı -Özlük hakkının iadesi hakkındaki başvurusu, mahkeme tarafından reddedilmiş. 02.2014

Anayasa Mahkemesinin Eti Alüminyum Fabrikasının özelleştirilmesi hakkındaki son, ÖZET kararı –11.04.2014 …..Anayasa Mahkemesi, Oymapınar HES’in özelleştirilmesine iptal kararı verdi. Kararın gerekçesi, yürütmeye, “sınırlarını bil, yargıyı çiğneme” ültimatomu gibi….Mehmet Cengiz’e bedava verilen ve 1 milyar TL gelir elde edilen Oymapınar HES’in ve Eti Alüminyum’un derhal geri alınması gerekiyor. Bunun dışında iptale konu birçok özelleştirmeye de benzer işlem yapılması gerekiyor. Ancak AKP, yargı kararlarını uygulamıyor. …Oda Tv

Ana Arının çiftleşmesi hakkında.

02.2019 – Bir müddet öncesine kadar, ana arıların çiftleşmek için binlerce metre yukarı ve uzağa gittiğini, erkek arılarında, dişi ana arının arkasından son gaz anaya yetişmek için kendini parçaladığını anlatırlar bende öyle bilirdim. Şimdi bazı arkadaşların; – Yenimi öğrendin?, diyeceklerini düşünürken, öğrendiğim ve yazdığım yeni şekil ile; Bilen kişilerinde yok denecek kadar az olduğunu, olacağını da biliyorum. Bu bilgileri, İngilizce paylaşımlarda bulunan bir siteden elde ettim.

Ana arı çiftleşme uçuşu öğlen ve sonrası 12 – 15 saatleri arasında başlar ve biter. Bu durumu erkek arılarda bilir ve tetikte bekler. En az Bir haftalık olgunlaşma süresini tamamlayan erkek arılar, öğlen vakti kovanlarından çıkıp, kovanlara yakın mesafede uçup, ana arıyı yakalama şansına erişenlerden olmak isterler.

Yerden 5 ile 40 metre yukarıda; 30 ile 200 metrelik bir çap içerisinde, yeterli erkek sperminin olması için tam olgunlaşmış en az 7, en fazla 12 erkek arı ile ve her bir erkek arı ile  2 – 5 saniye arasında süren çiftleşme anı olmaktadır.

Çiftleşme işlemi genelde 20 ile 30 dakika arasında olup biterken, en fazla 1 (bir) saat sürmektedir. Kapalı ve yağmurlu havalarda çiftleşme olmaz. Çiftleşme işi biten ana arı, arkasında çiftleştiği son erkek arının organı ile kovana girer.

Çiftleşecek ana arınız bir tane bile olsa diğer kovanlarınız da  olgunlaşmış 15 taneden az erkek arınız var ise, veya ana arının çiftleşeceği  2 km çap içerisinde başka arıcının olmadığı biliyor iseniz, mümkün ise ana arı yaptırmak için acele etmeyiniz.   04.2016

Önce Türk müyüz Yoksa Müslüman mı ve Meluncanlar.

02.2019 – Önce; Müslüman kime denir! Buna açıklık getirelim. Cenabı Allahın  Kuranın’da;  -Allahın varlığına ve birliğine,  Hz Muhammet ve öncesi tüm peygamberlere (ilk) inanan tüm kişilere’de Müslüman deniliyor. Mesela Firavunun sihirbazları  Müslüman olmuşlardır. Şuara suresi 47/52. ayetlerde belirtildiği gibi.  İslam ise, tüm insanlara hitap etmekle beraber, Hz Muhammed SAS’mı peygamber olarak kabul eden kişilere has bir iman şeklidir. Kuranın anlamını bilmeden sadece Arapça sını hatmetmeniz size bir sevap kazandırır iken, anlamını bilerek İslamı yaşarsanız; yemin etsem yeminime haram gelemez ve ALLAHIN İZNİ İLE 9 SEVAP KAZANIRSINIZ. Bunun içinde Kuranı, TÜRKÇE OKUYUNUZ.

Çünkü Allah’ın ilk emri ‘oku’. Ama sadece papağan gibi Arapçasını değil, anlamını bilmek için, Türkçesini de okuyup öğüt almanız emredilmektedir. Öğüt, insanların anladığı dil ile olursa anlaşılır. Ben dilimi Türkçe olarak seçmedim. Cenabı Allah bana bu şekilde lütfetti. Dünyada dilleri ayıran C. Allahtır. Ancak Arapça mütercimlik yapacaksanız; Arapçanın gramerini, öğrenmek zorundasınız.  

Bir anketör evimize gelmiş ve kapıdan o gün için üniversitede okuyan kızım ile yeğenime sorular soruyor, cevapları işaretliyordu. Böyle bir anı kaçırmak istemezdim ama üniversitede okuyan iki genci, bu durum ile baş başa bırakmak istedim.

Neden sonra gençlere,  soruların ne olduğunu sordum. Bir kaç soru ve verdikleri cevapları onaylamam dan sonra kızım Ayşegül:

– Baba, bize – ” Biz önce Müslüman mıyız  yoksa   Türk müyüz ?”, diye sordu. Peki ne dedin?

– Önce Müslümanız, dedim. Yeğenime dönerek; Sence diye sorduğumda, o da Müslümanız, diye cevap verince, daha önceden bilgi sahibi olduğum Meluncanlar aklıma geldi. Ve başladım bu olayı aktarmaya.

ABD’ nin Atlas Okyanusuna bakan Virginia ( Virjinya) Eyaletinin Apalaş Dağları bölgesinde yaşayan bir Amerikalı, hastalanıyor. Nereye gitti ise hastalığına teşhis konulamıyor. Kendisine verilen bir bilgi doğrultusunda, başka bir üniversite hastahanesine başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda bu kişideki hastalığın Akdeniz anemisi humması teşhisi konuluyor.  Bu andan itibaren doktor ve hastada şüpheler uyanmaya başlıyor.

Çünkü bu hastalık; Akdeniz bölgesi etrafında yaşayan tüm ülke ve insanlarında görülen bir tür, kan hastalığı. ABD ‘ de olması imkansız ve olmaması gereken bir hastalık türü.  Hasta kişi, bu gelişme ve şüphe durumunda geçmişini sorgulama ihtiyacı ve hevesi duyar.

Yaşadığı bölgede bulunan en yakınından uzağına kadar akrabaları ile istişareye geçerek kendi aralarında bir araştırma  gurubu kurarlar. Önce bulundukları bölge ve eyalet içerisindeki bu tip hastalar bulunarak, bu kişilerin bilinen –  bilinmeyen soyları hakkında araştırma yapılır.

Elde edilen bulgular doğrultusunda bölge kütüphane ve devlet daireleri kayıtlarında bulunan soy kütükleri incelenmeye alınır. Araştırmaları neticesinde Atalarının Türk! (Akdeniz havzası ülkelerinden) olduğu  bulgusuna erişirler. Bu karara varmalarına yardımcı olan  unsurları desteklemesi babından, bazı gelenek ve göreneklerinin;  Türklerin gelenek ve görenekleri ile ortak olduğunu fark  ederler. Ayrıca bu iddialarının gerçekliğini, bilimsel olarak   kanıtlama yoluna giderler.

Bu noktada  Y ve DNA denen mikro biyolojik araştırma safhasına geçerler. Yapılan araştırma neticesinde kendi genlerine  en yakın Türklerin geni olduğunu öğrenirler. Böylece asıllarının Türk olduğu  bulgusu, kesinlik kazanır. Öyle ise Türkler oraya nasıl gittiler! dersek!

-tarihi gerçek- Yaklaşık 1580 – 1620 yılları arasında Portekiz, İspanyol ve İngilizlere esir düşüp, bu ülkelere ait savaş ve ticaret gemilerinde esir – forsa olarak bulunan Arap / Osmanlı Türklerinin bir bölümü, bir vesile ile yeni kıta Amerika /  Virginya eyalet topraklarına mecburen veya kendi istekleri ile ayak basmışlar. Meluncanların ataları, bu gerçeğe dayanıyor.

Yazımızın konusu; Önce Müslüman’mıyız yoksa Türk’mü ? sorusu doğrultusunda Kızıma ve yeğenim Şükrü’ye bu gelişmeleri aktardıktan sonra, şu noktayı vurguladım.

Bu kişiler şuan Hristiyan olmuş kişilerdir. Ama ataları Türk ve Müslüman idiler. Dinleri değiştiği halde, soy kanları değişmedi. Kaldı’ki  bizim atalarımız Orta Asya’dan ta   ( Atilla – Batı Hun İmp. M.S. 370 – 470 Y.Y. arası ) Meluncanların ABD ye ayak basmalarından 1100 (binyüz) yıl önce, Avrupa’nın göbeğine geldiler. Üstelik, Müslüman değillerdi. İnsan ve kullar, İslam ve Müslümanlığı  Hz. Muhammed’in 611 yılında peygamber olmasından sonra  öğrendi. Türkler,  M.S. 750 – 800 yıllarından itibaren kimi zorla, kimi isteyerek Müslüman olmaya başlamışlardır.

Sonuç olarak biz;  Önce Türk ve Sonra Müslümanız, dememden sonra yeğenim; Şükrü :

– Amca, anlattıkların ‘ cuk ‘ oturdu, ifadesini kullandı.

NOT : Burada ister istemez insanın aklına ” KALU BELA ”  görüşü gelebilir. Kalu bela’dan kasıt: Cenabı Allah; İsrafil A.S.ma,  -Sur’a üflemesini emredeceği ana kadar  yaratacağı  bütün insanlara  A’raf suresi 172. ayetinde;

– Hani, Rabbin; adem oğullarınin bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi (nefislerine) benliklerine  şahit tutarak sormuştu:

-‘Ben Rabbiniz değilmiyim?’

Onlar ‘Evet Rabbimizsiniz’ demişlerdi. Kıyamet günü, ‘ Biz bunlardan habersizdik!’ demeyesiniz, diye sormakta ve söylemektedir.

C. Allahın  Araf suresinin 172. ayetinde belirttiği – Adem oğullarının bellerinden aldığı zürriyetleri ifadesini, İnsanlığın var olunduğu anda Ademin / kişilerin bellerinden ulvi bir şekilde alınmış diye yorumlamayın. Müminün suresi 14. surede hamile kalma şeklinin anlatıldı sperm, cenin’den bahsedilerek … Sonra onu, bir başka yaratılışta yeniden kurduk.. ayeti devamında C. Allahın et ve kemik şekline bürünen ANA RAHMİNDEKİ zürriyetlere;   Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormaktadır.

-Bu ayet hakkındaki açıklamaları Ahmet Hamdi Yazır hocamızın Hak Dini Kuran Dili eserinin 5. bölüm 167. sayfasından itibaren -anladığım  şekli ile- sadeleştirip özetleyerek yazmaktayım.

— C. Allahın; şuan  ve Adem AS kadar var ettiği -anne baba olma hakkına sahip- kullarının bellerindeki zürriyetlerini alıp, Sperm, cenin, et ve kemik bürünümü yapıp kendi nefsinden ruh-can verdiği ana rahmindeki bu görüntüye – Ben senin Rabbin değilmiyim? diye sormasının nedenini, Allahın birliğine ve verdiği bütün lütuflarına, yaşadığı an ve ölümünden sonrası bedeni üzerinde her türlü tasarrufunun Allah katında olduğunu kabul etmesidir, şeklinde yorumlamaktadır..

Ana rahminde; İlahi varlığın lütfu olan varlık O an için iddia, inat, terbiyesizlik, ahlaksızlık, Allahı reddetme yetisine sahip olmayan melaike türü bir ruhani varlık olarak Allahın  her istek ve emirlerini ( bizler) kabul etmişiz. Öyle bizlere anlatıldığı şekli ile Adem AS var edildiği anda bu olay, olmamıştır.

Yazır hocamız; Ana rahminde C. Allahın emir ve isteklerini kabul eden et parçasının doğumdan sonra büluğ çağına girmesi ile, Allaha karşı vermiş olduğu Allahın varlığı ve birliğinin bilinmesi taahhüdünün yerine getirilme ve kulluğunu uygulama, Müslüman olma devresinin başladığını belirtmektedir.

Bu ayet üzerinde ise bazı müfessirlerin ise; Fussilet 41/11 ayeti örnek göstererek; ana rahmindeki et parçasına o anda akıl, mizan, yetenek … verildiği için Allaha iman etmiş (Müslüman olmuş/olduk demişliğinin ) sayılması gerektiğini yorumlamaktadırlar. Yazır hoca bu görüşe katılmadığını bazı dini ve ilmi terimler üzerinden açıklamaktadır.

Kalu Bela’dan kasıt; Yazır Hocamızın yorumundan yola çıkarak; Ana rahminde bulunan cenine can verip sorduğu an ve bu anda ceninden alıp yazdığı cevabın bulunduğu ilahi kitapdır, demek isabetli olacak. Hadid Suresi 8. ayetinde C. Allah;  – Hz Muhammet sizi -müşrikleri- Allaha iman etmeniz için çağırdığı halde iman etmediniz. Halbuki ezelde (ana rahminizde iken) sizlerden kendisine inanacağınızı belirten sözü almış ve bu sözünüzü İnkar etmeyesiniz, inkar ettiğinizde size göstermek için  katında bulunan ilahi deftere yazmıştım, denilmektedir.

Bu tasdik ve anlatım şeklinden dolayı doğan her insanın ruhunun, İslam dinine mensup olduğu kararı çıkmaz – çıkamaz. Cenabı Allah ben sizi Türk olarak yarattım demiyor ama; ‘Müslüman ‘ olarak yarattım’da, demiyor. Sizi ben yaratmadım mı? diye soruyor. Tevhit’in Arapcası:

La ilahe illallah Türkçesi :  Allah var ve bir‘dir. Allahın peygamberlerine getirdiği ilk kitaplara inanan her din mensubu; Müslüman‘dır. Dikkatinizi çekerim: Bunu yazarken bu günlerde çok konuşulan – Dinler arası diyaloğu kast etmiyorum.  Ama gerçeği saklamakta, şeytanlıktır.

Allah katında, kendilerine kitap indirilen Davud, Musa, İsa ve Muhammed as mın, insanlara ilettiği dinlerin ortak amacı,  Allahın varlığını ve birliğini, kabul ettirmek ve etmektir. Bu din anlayışına ise kısaca, TEVHİT dini denir.  Allahın varlığına, birliğine Hz Davut; Hz Musa; Hz İsa ve Hz Muhammedin Allahın peygamberi olduğunun kabul edilmesine Müslümanlık/İslam  kabul edenlere de; Müslüman denir.  İlaveten;

≈2010 yılına varıncaya kadar, Cuma hutbelerinde imamın söylediği, şimdi ise nerede ise söylenilmesi yasaklanan Allah cc bir ayeti var. Kuranı Kerimin Al-i İmran suresinin 19. ayetinde;  ALLAH NEZDİNDE HAK DİN; İSLAMDIR, deni-r-liyordu.  Burada bir vurgu daha yapayım. İslamlık, Hristiyanlık, Yahudilik ayrı bir din’dir. Ve bu dinlere inanan kişilere ise İslam, Hristiyan ve Yahudi dini mensubu denir. (basında yazdığı kadarı ile) Cuma hutbelerinde okunan – Allah nezdinde hak din, İslam’dır ayetinin okunmasını ABD -AKP hükümeti, men etmiş- neden? Bu ayetin manası ve İslami acıdan diğer din mensuplarının hem İslama geçmelerini önlemek hemde İslamdan başka din yoktur/yokmuş intibasını silmek içindir.   01.2011/07.2018    Mecit  ALBAYRAK

Istanbul, Sultan Ahmet Camisi şadırvanlığında, cami derneğinin  Türkçe ve İngilizce yazdırıp astığı peygamberler tarihi ve Kuranı Kerimden alınmış bazı ayetlerin, üstteki yazım ile alakalı olan  açıklamaları, bir belge özelliğinde sergilenmiştir.  Dikkat ederseniz, bütün peygamberler için S.A.V. ifadesi var.  Hz İbrahim için, Tek Allaha inanan Müslüman ifadesi var. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da, Tek Allah emri var. Ayrıca, Hz İsa’ya inanan havarileri için ayeti kerimede ‘Müslüman’ vurgusu var.  Ocak 2014

 

Dünyanın ve Türkiye’nin en sıcak ve en soğuk bölgeleri ile Sibirya ve Antarktika.

02.2019 – NOT :  Günlük olarak televizyon veya gazetelerde yayınlanan hava raporlarını okur, duyarız. 26 Haziran 2012 perşembe günü TRT televizyonu  Elazığ şehrimizin sıcaklığının 41,  Antalya nın ise  38 C’ olduğunu okudum ve söylendi.  Önemli olan 12 ay – 365 gün ve en az geriye dönük 10  yılın bilimsel kayıtlarının ortalamasına göre sonuçlar belirtilmektedir.  Aşağıda  belirtilen bilimsel sonuçlar, Dünyada ve Türkiyede bulunan yetkili birimlerin geriye dönük kayıtlarını göstermektedir. ( 2013 – 2014 Kışında bildik soğuklar olmadı ama 13 Aralık 2016- 16 Ocak 2017 arası Seydişehir merkezine 2,5 mt kar yağdı, şehir dışında – 27 C’ görüldü) İlaveten;

Rakım, iklimi etkileyen bir unsur ise de, O bölgenin dünya üzerinde bulunduğu yer, dört bir yanını kuşatan dağ ve platolar ile, bu dağ ve platoların parçalı veya bir bütün olarak uzayıp gitmesi, dağların  yerleşim yerlerine  olan yakınlık ve uzaklıkları mesela Alanya – Manavgat ilçelerimiz Akdeniz kıyısı ‘dibinde’ olmasına rağmen, sırtını hemen dağa yaslayan Alanya, Manavgat’tan daha sıcaktır. Yapay bile olsa gölet ve barajların  az – çok olması, bölgenin  Sibirya soğukları – Arabistan sıcakları gibi  rüzgarların etkisinde kalıp – kalmaması bölgenin, yörenin iklimini etkilemektedir.

Dünyanın en soğuk yeri: Güney Kutup (GK) bölgesi, Kuzey Kutup (KK) bölgesinden daha soğuktur. Bu bilgi bilimsel bir tespittir. İlaveten  GK (kıtası) tamamen toprak bir tabakadan oluşurken KK, tamamen deniz ve üstü kalın buz tabakasından oluşmaktadır. Ayrıca GK kıtasında, kraterinde lav kaynayan bir yanardağ, mevcuttur.

Ağustos ayında dünyanın YERLEŞİM olarak en soğuk yeri: Dünya haritasına göz atarsanız, Ekvator çizgisinin güneyinde bulunan ülke sayısı ve kıta toprak oranı, Ekvatorun kuzeyinde yer alan kıta oranından, daha azdır. Dolayısı ile ekvatorun kuzeyinde yer alan ülkeler kutup noktalarına daha yakın olduğu için, en soğuk yerleşim yerleridir. Kışı soğuk biliriz. Ama öyle iken bile, güney kutup bölgesine daha yakın olan Güney yarı kürenin en üçra insani yerleşim bölgesi olan G. Afrika Cum. Cape Town şehri, kış mevsimini yaşarken Bizim Antalya ve  Adana şehirlerimizden bile, daha sıcaktır.

Sibiryanın – en soğuk değil– daimi soğuk olmasının nedeni: Sibirya topraklarını K/G – D/B yönlerinde göz önümüze alırsak, dikdörtgen vari genelde yükseltisi fazla olmayıp, sulak ve tundra türü toprak bütünlüğüne sahiptir. Diğer taraftan ise Eski Sovyetler yeni Rusya devletinin merkezi yerleşim yerleri ile Sibirya toprakları arasında K/G istikametinde Ural Dağları var. Avrupa kıtası üzerinden Sibirya bölgesine sıcak bir havanın gelmesi mümkün değil. Doğusu (Pasifik) ise, açık deniz olmakla beraber Sibirya toprakları enlem olarak KK daha yakın olduğu için, soğuk hava etkisi daha kalıtsaldır. Sibiryanın Kuzeyi ise; Kutup deniz bölgesine açılmaktadır. Geriye Sibirya nın güneyi kalıyor. Bu sefer karşımıza doğudan batıya doğru uzanan Pamir ve Himalaya yüksek sıra dağları ortaya çıkıyor. Hint Okyanusundan yükselen sıcak nemli rüzgarlar, yüksek dağları aşıncaya kadar içinde olan nemi, dağların güney  yamaçlarına bırakırken kendisi de ‘buz’ oluyor. Sibirya ve şehirlerinin rakımları yüksek olmasa bile (aşağıda belirttim), sıcak havayı göremeyen Sibirya, dondurucu soğuklardan kurtulamıyor.

Dünyada insanların sürekli olarak yaşadığı ve dünyanın en soğuk olduğu ülke ve şehri ise Rusya nın  Sibirya  bölgesi Kuzey Buz Denizine yakın Ojmyakon (Oimekon) Köyüdür. rakım: 730 mt. Bu yerleşim yerinde kış mevsim etkisi, 9 ay sürmektedir. Yıllık Ortalama sıcaklık ise – 40 C’  1924 yılında – 71.2 C’ ve 1933 yılında – 69.8 C’ tespit edilmiş. Pasifik Okyanusuna yakın bölgede olan Verkhoyansk rakım: 130 mt olup, 1888 yılı Ocak ayı  (90 F) – 67.8 C’.  . Kaynak: NASA ve Rus Bilimler Akademisi meteoroloji istasyon kayıtları.

Dünyanın en soğuk yerleri: ABD Minesota Eyaleti Koochiching kasabası, yıllık sıcaklık ort. +2 C’ ● ABD / Alaska Barrow bölgesi KK yakın yıllık ort. – 20 C’ ● ABD nin Utah Eyaletinin Panguitch yerleşim yeri ki, Meksika bölgesine yakındır ve 6 Aralık 2013 gününe ait en soğuk hava derecesi ( O gün) – 45 C’ ●  Kuzey Kutup (KK) Kuzey İstasyonu yıllık ort. – 47 C’ 1954 yılında Bu bölgede – 66 C’ görülmüş. ● ABD/Alaska Eyaleti Creek bölgesi en fazla 1971 yılında – 62 C’ ● Dünyada ilk Altına Hücum olaylarının yaşandığı 1800 yılında Kanada – Yukon bölgesinde kurulan Budak köyü 1947 yılında – 63 C’. 07.2017 Kaynak:  www.uznayvse.ru

24 Kasım 2013 ile 23 Ocak 2014 tarihleri arasında ve Rus RTG Tv kanalı üzerinden özellikle, Sibirya soğuklarını 50 gün boyunca not ettim. Bu günlere ait en soğuk yer Yakutsk şehrinin 50 günlük ortalaması – 32 C’ olmuştur. 23 Ocak tarihinden sonra ise RTG kanalı, uydu değişikliği yaptığı için, takip edemedim. Kaynak: Kendi çalışmalarım. 

NASA, 9 Aralık 2013 Pazartesi tarihli paylaşımına göre:   Yüksek çözünürlükte, termal kızılötesi sensörlü cihazlara sahip Landsat 8 uydusu ile uzaydan, ABD Jeoloji Araştırma bölümü görevlilerinin Antarktika da, 32 yıldır karadan yaptıkları araştırma tespit sonuçlarına göre Dünyanın en soğuk olan bölgesi, – 93.2 C’ (- 136 F) ile  Doğu Antarktika yaylasıdır. Daha önceleri de belirttiğim gibi bu nokta ve kıtada sadece araştırma amaçlı çalışan kişiler vardır. – 93.2 ‘C daimi olmayıp, 10 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilmiştir. Yine NASA bilim adamlarınca yayınlanan 16 Ocak 2015 tarihli bilgi dahilinde: Dünya yüzeyinde salınan sera gazları nedeni ile 2014 yılı, 1880 yılından bu tarafa en sıcak yıl olmuş. Kaynak: NASA  01.2015

Dünyanın sürekli ve ortalama en sıcak yerleşim yeri, Etiyopya/ Dallol bölgesidir. Bu yerin 12 ay / 365 güne (kış mevsimi dahil) tekabül eden sıcaklık ortalaması: +34.4 C’ dir. Bu yerleşim yerinde 3 ay / 92 güne tekabül eden  yaz mevsiminin sıcaklık ortalaması ise: +47 C’ dir.

Bu güne kadar tespit edilen dünyanın en sıcak derecesi ve yeri ise Libya – El Aziziye yerleşim bölgesidir. 1922 yılı Eylül ayında vuku bulan sıcaklığın + 57.7 C’ olduğu, kayıtlara geçirilmiştir. (3.2018) 1915 yılı Arizona Tuskon Çölü yüzeyinde 71,5 C’, aynı anda ve aynı yerin 4 mt üstünde ise, 42,5 C’ ölçülmüş. En doğru Sıcaklık ölçümü dünya meteoroloji standartlarına göre yerden 1,2 ile 2 mt yukarıda,  duvar dibi, ağaç yanı olmayan geniş gölgelik bir yerde sıcaklık ölçümü yapılmalıdır. Kaynak: NASA-BBC

Güney Afrika Cumhuriyeti  Vredendal kasabasında Meteoroloji kayıtlarına göre 27 Ekim 2015 Salı gününe ait en yüksek sıcaklık +48.4 C’ olmuş. 16 Ekim 1936 tarih ve gününe ait Arjantin – Campo Gallo köyünde tespit edilen en yüksek sıcaklık ise, + 47.3 C’ olmuş. www.gismeteo.ru

Türkiye de 1993 yılı Ağustos ayında Mardin / Kocatepe‘ de tespit edilen  bir anlık / günlük en yüksek sıcaklık ise + 48.8 C’ dir. Anlık en soğuk yer ise; 1990 yılı Ocak ayına ait – 44.4 C’ ile Van / Çaldıran  bölgemizdir.  Kaynak: BBC

Türkiye de yaz mevsimlerinin GENELİNDE geriye dönük bir kaç yıla tekabül eden  sıcaklık ortalamaları, Batı’dan – Doğu Anadolu Bölgesine doğru + 28 C’ ile + 15C’  arasında değişmektedir. Ayrıca;

Akdeniz Bölgesi batıda, Güneydoğu Anadolu  bölgesi doğuda olmasına rağmen bu iki bölgemizin yaz mevsimi sıcaklık ortalamaları + 26C’ olup, birbirine yakındır. Bu iki bölgemizin, yaz ve kış mevsiminde oluşan sıcaklıkların birbirine yakın olmasının hatta ve hatta, Güney Doğu Anadolu bölgemizin sıcaklık yönünden, Ak Deniz bölgesi ile yarışmasının bana göre iki önemli nedeni var:

A – Toros Dağları; Güney Doğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgemiz arasında doğal bir sınır vazifesini görmekte, Doğu bölgemizin soğuklarını  kesmektedir.  Akdeniz bölgesi rakım ortalaması 389 mt

B –  744 mt yükseklik ortalamasına sahip ve karasal iç bölgede olmasına rağmen;   G. Doğu Anadolu bölgemizin güneyinde, özellikle Suriye ile arasında dağ, yok. Dolayısı ile Suriye, Orta Doğu ve Arabistan ülkelerinden gelen (Libya gibi)  sıcak kum ve çöl rüzğarlarının etkisi ile bölgemizin sıcaklıkları, yüksektir. Bu coğrafik yapı nedeni ile Güney Doğu bölgemiz sıcaklık konusunda, Akdeniz iklimi ile yarışmaktadır.

Doğu Anadolu bölgemizde geriye dönük yıllarda, 365 şer günlük 4 mevsimden oluşan  en soğuk ile en  sıcak aylarının  toplamlarının ortalaması, + 15 C’ ye tekabül etmektedir. Bu bölgemizin rakım ortalaması: 1403 mt’ dir.

Rakımdan başka, Doğu Anadolu bölgemizin daha soğuk olmasının sebebi, özellikle Kafkas Dağları bölgesi Kuzey / Kuzeydoğu yönünden esen  kuru – ayaz  Sibirya (poyraz) rüzgarlarıdır. Bu bölgemiz dağları, Toroslar veya Karadeniz dağları gibi  bir bütün olmayıp, her yöne bakan ve uzun olmayan parçalı dağ gurupları ile doludur. Haliyle rakımın fazla ve parçalı dağların çok olduğu yerlerde ki arazi şeklide, engebeli bir durum arz eder. Bu nedenlerden ötürü bu bölgemiz, daha soğuktur. Bu arada şunuda hatırlatmamda fayda var. Bu yüksek rakım içerisinde bulunup,  860 mt lik rakıma sahip Iğdır ilimizde; hem kar yağmakta hemde Akdeniz bitkisi olan pamuk üretimi yapılmaktadır.  Ve Iğdır ın  geçmiş yıllara ait 12 ay – 365 günlük   sıcaklık ortalaması ise, + 15 C’ ye yakındır.

Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek daha vereyim.

Bir düğün için Eskişehir – (köse) Mihalgazi ilçesine gittik. Özelliklede bu ilçeye gittim. Dört tarafı dağ ve tam orta çukur bölgesinden, Sakarya nehri akmaktadır. Sakarya nehrinin aktığı zemin rakımı ise; 170 mt. Kaymakamlık bina çevresi ise ≈ 215 mt.  Nehir tabanından 300 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta.

Bu İç Anadolu bölgesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen portakal, mandalina, limon ve muz hariç zeytin, pamuk, nar dahil her türlü meyve ve bitki yetiştirilmektedir.  Nerede ise yerleşim bölgesi kadar plastik seralar, araziyi kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013-4) kışı sert olmadığı için, beş kez mahsul kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 14 C’  – 14.06.2014 Cmrt

Türkiye de  en soğuk (ZEMHERİ) Aralık/Ocak ayı, en sıcak ise Ağustos ayıdır. Bu bilimsel tespite göre, geçmiş seneler dahil olmak üzere, Ocak ayı içerisinde en soğuk olan şehirlerimizin başında, – 15 C’ ile Ardahan, – 13 C’ ile Ağrı, – 11 C’ ile Kars ve – 8 C’ ile Erzurum yer almaktadır. Ardahan‘ın  rakımı  1870,   Ağrı 1640,  Kars 1768  ve  Erzurum 1890 mt’dir.

Ak Deniz bölgesinde ise, geçmiş yıllarda ki Ağustos ayı ortalamasına göre en sıcak şehirlerimiz 1. Adana, 2. Mersin  3. Antalya. Bu şehirlerimiz arasındaki sıcaklık farkları ise:  0.1- 0. 9 arası birbirine yakındır. Bu üç şehrimizin kışın en soğuk  hallerinin ortalaması ise: + 5 / 15 C’ arasındadır.  Bu üç ilin geçmiş yıllardan beri  Ağustos ayı sıcaklık  ortalamaları ise, + 22 /45 C’ arasında değişmektedir. Rakım olarak  Mersin 6 mt,  Adana  23 mt;  Antalya ise 39 mt.  Ak Deniz bölgesinin ortalama rakımı ise, 389 mt dir.

Ek bilgi: Sahra rüzgarları ve diğer Kuzey Afrika çölleri tarafından    toplanan çöl kumları, genellikle Karayip Denizi üzerinden tüm Amerika kıtasına taşınır. Aslında toz olayları, Sahra’dan sadece Amazon Nehri Havzasına her yıl yaklaşık 40 milyon ton çöl kumu döküyor. Araştırmalar, Amazon bölgesinin çok verimli olma sebebinin,  Afrika’dan gelen rüzgarlarda taşınan zengin mineralli çöl kumları yüzünden olduğunu gösteriyor.  NASA 04.2017   20.12.2010      Mecit  ALBAYRAK

Karayolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları.

Sayın arkadaşlarım; şehirler arası yolculuk yaptığınız yol üzeri ve yazımın içeriği doğrultusunda olan yer adlarını, rakımlarını ve hangi şehirler arası olduğunu; sayfama iletmenizi rica ederim.

02.2019 – Doğu Anadolu Bölgesi :  Erzurum veya Erzincan üzerinden Bayburt istikametinde Kop Dağı Geçidi rakım : 2409 mt.

İç Anadolu Bölgesi : Hüyük – Doğanhisar arası Kaya Beli geçidi rakım: 1620 mt.♠    Seydişehir / Taraşcı Kasabası – Beyşehir / Durak Kasabası arası  Reze Beli  rakım 1825 mt. ( Dikkat, bu yol asfaltlı olup, kışın ulaşım olmaya bilir.) ♠ Bozkır / Seydişehir / Antalya makasında Kadı Beli rakım 1390 mt.

Ege Bölgesi : Afyon  Şuhut – Isparta yol ayırımı arasında, Bozdurmuş Beli rakım : 1440 mt. ♠ Denizli Acıpayam / Söğüt arası Çomaklı Beli rakım 1460 mt ♠ Denizli Serinhisar / Tavas arası Kayık Beli rakım 1195 mt. ♤ Aydın Kuyucak/ Karacasu arası Yahşiler Geçidi 1088 mt.♤ Denizli Tavas / Serinhisar arası Kazıkbeli Geçidi 1195 mt

Karadeniz Bölgesi : Bayburt tan, Erzurum – Erzincan istikametinde Kop Dağı geçidi rakım : 2409 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Meçhul Asker Tepesi: rakım 1215 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Karadağ Tepesi rakım 910 mt. ♠  Çorumdan, Samsuna inen son veya il çıkışındaki ilk tepe Hacılı Geçidi / Tepesi rakım 730 mt. Ayrıca bu yol üzerinde uzunlukları 581 – 280 – 920 mt arasında değişen, üç adet tünel bulunmaktadır.

Akdeniz Bölgesi : dikkat – Kışın, Antalya Korkueli üzerinden Denizliye gidecek sürücüler, Korkuteli çıkışı / Söğüt arası kar yağışları oluyor.-  Antalya – Korkuteli arası Tahtalı Beli rakım : 970 mt. ♤ Antalya Korkuteli  Söğüt arası Çomaklı Beli 1460 mt ♠  Mersin / Mut / Karaman arası Sartavul Geçidi rakım : 1650 mt. ♠ Seydişehir/ Akseki arası  Antalya il sınırları içerisinde, Alaca Bel tepesi rakım 1825 mt. (Bu noktanın daha fazla olduğu; Lakin kara yolları kuralları gereğince rakımın daha fazla gösterilmesi halinde, tünel vb  uygulamaların yapılması gerektiği,  bu uygulamaların yapılmaması için, düşük gösterildiği halkımız arasında söylenilmektedir.  –  Duyumum dahilinde: Seydişehir İlçe Jandarma Komutanlığı kayıtlarında buranın rakımı 2050 mt. ♠ Adana – Pozantı – Ankara kara yolu arasında Gülek Boğazı rakım: 1292 mt. ♠ Antalya Korkuteli / Elmalı arası Karaman tepesi 1290 mt.  Isparta/Ağlasun Köroğlu tepesi: 950 mt – 2013

 

Arı ve Kovanlarda Sonbahar – Kış bakımı.

04.2018 – Bal sağım zamanı  yazın bitimi, sonbaharın başlamasıdır. İlk yapmanız gereken Varroa mücadelesidir. Kesinlikle ihmal etmeyiniz.15 eylül 2016 itibari ile bilim insanından öğrendiğim bir uygulama: Varroa için 5 lt şerbete enjektor ıle çekeceğiniz 2 ml timol esanslı kekik yağını karıştırıp en az 3 Gün ara ile 7 sefer veriniz. Varroa mücadelesi, sizin arıya  şerbet vermenizden bile, daha önemlidir.  Varroa’dan sonra ise arının yiyeceği. Esasında arının kışlık yiyeceğini, sırlanmış hali ile kovanda bırakmamız lazım. Bırakmamış iseniz;  Eylül ayı sonuna kadar,  1+1 ölçek şeker su karışımı şerbet ve petek gözlerinde olsa bile, ANA ARIYA günlük ATTIRA BİLMEK İÇİN dışarıdan kovan içerisine MUTLAKA POLEN VERMENİZ ŞART. 

Burada dikkat edeceğiniz nokta, şerbeti  bolca vermeyiniz.  Mesela 10 çitalı bir kovana Ekim ayına kadar  2 – 3 günde bir,  en fazla 1 lt şerbet veriniz. Arılar  bu şerbeti hem yer, hemde havaların yumuşak olması durumunda dışarıdan nektar getireceklerdir.  Petek gözlerinde polen yok ise, ana günlük atmaz veya yok denecek kadar atar. Koloninizin kuvvetli olmasını istiyor iseniz; bir parça naylon üzerine pudra şekeri ile karıştırılmış 200 gr polen koyup, kovan içine veya çita üzerine yerleştiriniz. Bu işlemi bir kaç kez yapınız. Şerbeti çokça verirseniz, bir anda petek gözleri bal ile dolar, yer kalmadığı için ana günlük atamaz ve genç arının yokluğundan dolayı koloninin,  bahara çıkması zorlaşır.

Kendi evinizin çatısını onardığınız,  yakacak kömürü kışa girmeden tedarik ettiğiniz gibi, arı ve kovanını da düşününüz. Arı hastalıkları ile uğraşmaktansa, bakımları ile uğraşmak en kolay ve zevklidir. İLK BAHARA girerken kovan bakımı için yaptığınız her şeyi,  KIŞA  girerken daha itinalı yapmalısınız. Kovanın içine yağmur ve kar sularının girmemesi için dışındaki çatlak, yarık yerler var ise, silikon ile kapatınız.

Kovanlığınızda  2 çitalı ve eski (3 yıllık) analı kovanınız var ise, diğer kuvvetli Genç analı arılı kovan ile  birleştiriniz. Şunu da belirteyim. 2 çitalı arı bahara çıkmaz! diyorlar. Hayır. Anası sağlıklı ise hiç bir sorun olmaz. Hatta bir avuç arı bile kışı çıkarır, yeter ki ana arı günlük atımını bırakmadan önce genç arısı ve yiyeceği olsun, hastalık, varroa vb çeşidi olmasın.

2017-18 sezonunda 4 kovanımda saysan, sayılacak  kadar arılarım vardı. onlar bile kışı çıkarıp, 10 nar  citalik kovan oldu birinide böldüm.

Ekim ayından itibaren 2+1 şekerli şerbeti  vermeye başlayınız.  Arada bir şerbetin miktarına göre 1-2  tane limonu sıkıp suyunu veya 5 litrelik şerbete yarım çay bardağı kadar Elma sirkesi dökmeniz, antibiyotik  görevi yapacaktır.

Kovanlarınız iç kesimlerde ise; Aralık, Ocak – Şubat ve Mart ayının ilk yarısına kadar kesinlikle kek vermeyiniz.  Verirseniz ne olur? Felaket olmaz. Sadece arıların yaşama şansını, – Şansa bırakmış, olursunuz. Kek verdiğinizde arıların su içme şanslarının ne olacağını iyi tahmin etmeniz gerekir. Bu tahmini sağlıklı bir şekilde yapamıyorsanız, arıları ölmeye mahkum bırakırsınız. Sahil kenarında iseniz, şansınız iç kesimlere göre daha fazladır. Antalya; kışın Konya bölgesine göre en az 10 C’ daha sıcaktır. Tehlikesi azdır. Buralarda kekin fazla bir zararı olmaz. Ama yinede tedbirli olunuz.

9 Şubat 2016 Salı – Az önce arı kovanlarımın yanından geldim. Sonucu arkadaşlar ile paylaşmak isteyip face açınca bir arkadaşımızın kapalı çita resimlerini gördüm. Gerçi arkadaş kovanlarının nerede olduğunu yazmamış ama ben bazı geceleri – 14 C’ olan Seydişehir deyim. Öyle iken az bile olsa çitaların % 90 da kapalı ve günlük var idi. Ben bunu neden yazma gereği duydum! Bu seneye kadar her kış kovanlarımı Akdeniz bölgesine götürüyordum. Bu sene burada bıraktım. Ak deniz bölgesinde olsa idim, arılarım 25 Ocak günü günlük atmış olacaklar idi. Gördüğüm sonuca göre ise arılarım 1 Şubat gününden itibaren günlük atmış oluyorlar. Yanımda derece götürdüm ki, hangi sıcaklıkta arı hangi duruma gelecek yerinde görmek istedim.  Kovanları açıp arılara bakmaya başladığımda gölgedeki sıcaklık, + 4 / 11 ‘C arasında idi.

Bu yazıma ilaveten siz arıcı ki, arıcılığa yeni başlamış arkadaşlarımız başta olmak üzere sizlerle şunu paylaşayım. Arı ve arıcılık konusunda bir anlatım olduğunda dikkatlice dinlemeye çalışırım. Şu bilgi verilirdi: Dış sıcaklık + 14 C’ olduğunda arı kovan içinde ‘yumak’ olur. Arıya dokunulmaz. Bende bu bilgiye istinaden kovanı açmak istemez, korkardım. Ama geçen zaman içerisinde şunu öğrendim. Kovana bakmanız gerekiyor ise, arının üst kapağını açıp arılara bakın. Arı gerçekten ‘YUMAK‘ olmuş ise hiç dokunma Bırakın, kaderi ne ise o olsun.  Ama dış sıcaklık ne olursa olsun, kar ve karlı  – yağmurlu hava hariç, örtü tahtasını kaldırdınız arılar çita üzerinde geziniyorlar’sa alacağınız alın, vereceğinizi verin. Elinizde ballı çita varsa verin, yoksa şerbetinizi veriniz. Balı boşalmış, arısı azalmış kovanın boş çitasını alınız. Bana göre ölçünüz şu olmalı. Şimdi bakarsam kaç arım ölür, bakmazsam, ne olur!! Kars’ta arıcılık bile yapıyor olsanız, bu yazdıklarımı dikkate almanızı öğütlerim.

Kovanları kapı penceresi olsa bile kesinlikle dört tarafı kapalı yerlere koymayın. Kesinlikle içeride veya dış mekanda uçuş tahtasını kapatmayın. Üç tarafı kapalı, önü açık gün güneş gören yer, olur. Böyle bir yere koyduğunuzda bile, kovanlarınızı yerden 20 – 30 cm yükseğe ve uçuş deliği Güney istikametine koyunuz. Kapalı yer, arıların yön tayin etmelerini zorlaştırır. Ayrıca uçuş delikleri önüne teneke kesip yanları açık  olacak şekilde takarsanız, arıları rüzgarlardan korumuş olacaksınız.

Kovanlarınızı, ilk önce kuzeyi kapalı ( tepe -kaya dibi)  rüzgarların kovana hiç veya az değdiği kuytu yerleri tercih ediniz. İmkanınız var ise, üstüne saç koymanız kovanların  ıslanmasını ve içine su girmesini önleyecektir. Kovanlarınızın öne doğru  2  cm kadar eğik olması, içine sıza bilecek suların dip tarafta birikmesini ve rutubet yapmasını engeller. Nem arı hastalıklarında, en büyük etkendir. Dağdaki arıyı düşünün, Kovanınızı  çul çuval ile  sarma. Dış kapak altındaki, örtü tahtası üzerine  gazete kağıdı bile  koyma. Kağıt hem nemlenir, hem hava sirkülasyonunu keser. Koyarsanız arıların hastalanmasına ve  fazlası ile kovan içi rutubete neden olursunuz.

Kovan üzerini ve dış taraflarını açıktan saran (yanlara temas eden değil) kar yığınları, kovanları soğuktan koruyacaktır. Yalnız, kovan önündeki karı, en az 50 cm kadar kürümeniz ve uçuş tahtasını temizlemeniz iyi olur. Uçuş deliği karla kapalı olursa, buz olmadığı sürece arılara zararı olmaz. Sadece uzun süre uçuş tahtası üzerinde duran kar, tahtayı bozar. Yapma imkanınız varsa, kovan önündeki karın üzerine soba külü serpmeniz, karın üzerine düşen arıyı koruyacaktır.

Kışın, kovanda yaşlılık ve hastalıktan dolayı % 25 dolayında  arı ölümlerinin olması, bilim adamlarınca normal görülmektedir. Ekim ayında kovanınızı kapattınız, Mart ayında baktınız arı yok! Yiyeceği var mı?, Varroa ile mücadele ettin mi? Bunları düşün. Kendimden örnek vereyim. Her şeyi full, ilaçlanması yapılmış 10 çitalık kovanımı  hiç açmadığım halde Mart ayına 8 çita olarak çıktı.  Bazen tüm ölümler görüle bilinir. Sebebi ise, açlık, yağma, zehir ve varroa dır.

Varroa : Sakat doğumlara sebep olan, arı doğduktan sonrada  kanını emerek erken ölmesine sebep olan; Arılara has bir bit  türüdür. Ayaklarda ve kanatlarda kısalık; günlük atımında  azalma, haliyle parazitin musallat olduğu  arılarda, güçsüzlük meydana gelir. Tehlikesi her daim var. Bu arı hastalığından kurtulmak,  gezginci arıcılık yapıldığı müddetçe, mümkün değildir! Ancak etkisi, azaltıla bilinir.

Bilginize: 2017 Apimondia sunumu:  Varroa veya diğer bit türü böceklere verilen Oksalit ve Formik asitlerin, bitlerin ölmesine neden olduğu gibi, daha uzun süre içerisinde, bu bitlerin arı üzerinde meydana getirdiği yaralar nedeni ile, arılarında erken ölmesine neden olduğu, belirtilmiştir. Tercih sizin.

Kışın varroa ilaçlaması için,  oksalik ve formik asitin  kullanılması uygun olur. Oksalit Asitin Di -hidrat olanının alınması, yetkili kişilerce vurgulanmaktadır.  Yalnız dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, Oksalit asitin atımı sırasında, günlük atımlarının olmadığı ay ve günlerde yapılması gerekiyor.  Formik asitin atımı isebal hasatından 3 ay öncesi ve hemen sonrası  yapılmalı. Bu sürelere dikkat edilmesi, arı ve insan sağlığı acısından çok önemlidir. Piyasada formik asit türünün kartona emdirilmiş şekli mevcuttur. Bu ilaçlama şekillerinde dış sıcaklık -en az-, 15C’ olmalıdır. Bu uygulama kolay yalnız kokusunu teneffüs etmeyiniz.

3 – 5 kğ toz şekeri, her türlü şeker imalatı yapan yerlere götürüp, makinada ezdiriniz. Böylece ezdirdiğiniz toz şekeri, Varroa için pudra şekeri haline getirmiş olursunuz.  Pudra şekerini, tuz dökme şişesi veya elek cinsi bir kap içine koyup, her iki çita arasından serperek dökünüz.  Varroanın, dibe döküldüğünü göreceksiniz. Bu, En temiz yöntem ve her zaman uygulanabilir.

Arıcı bir arkadaşım, varroa mücadelesi için kurutulmuş  portakal kabuğu ile varroa mücadelesi yapıldığını söylemişti. Bilahire internet ortamındaki araştırmam neticesinde; Varroa ile yapılacak her türlü mücadele ve neticelerini içeren, aşağıdaki linke ulaştım. Bu sayfadan daha bilimsel olarak faydalanacağınızı eminim. 2015 itibari ile bu bilgiler mevcut. library.cu.edu.tr/tezler/7682.pdf

varroaset ilacının bala etkisi :  Her ne kadar  bu tip ilaç, dumanlama şeklinde yapılıyor olsada sonuçta, mukavvaya   emdirilmiş kimyasal ilaçtır. Bu tür ilaçlama, bulunduğunuz bölgedeki bal sağımından 3 ay öncesi ve hemen sonrası yapılmalıdır. Belirttiğim zaman haricinde varroa ilacını verirseniz, bal ve peteklerde zehirli kimyasal ilaç kalıntıları olur. Bilimsel olarak peteklerin, her türlü temiz ve kirli havayı (sigara dumanı) emdiği kanıtlanmıştır.  05.2017

Türkiyede Yaşadığımız İklim Çeşitleri Ve Etki Alanı

02.2019 –  Akdeniz ve Ege bölgesi  Muğla –  Antalya arasından başlayıp, Hakkari, İran toprakları üzerinden Himalayalar bağlantılı olan Toros Dağları, Kara Deniz bölgesi dağlarına göre daha içeride olup, denize paralel olarak yer almaktadır. Sıcak Ak deniz havası, denize paralel ve tek parça olan Toros dağları nedeni ile,  iç kesimlere etkin biçimde ulaşmıyor ama, (kaynak Selçuk Üniversitesi araştırmasından Seydişehir örneği) yağmurunu dağların güneyine bırakıp hafifleyen hava, ısınarak yükselmekte ve Toros dağlarını aşmaktadır. Bilimsel açıklamaya göre iç kesimlerin soğuk havası ile tekrar karışıp nemle karışan  sıcak hava, Seydişehiri hem yağmur, hem ısı ile etkilemektedir. Seydişehir; Akdeniz üzerinden gelen iklimsel etki nedeni ile, Beyşehire göre daha sıcak ve yağışı daha fazladır. İlaveten sırtını tam dağa yaslamış olan Alanya, Antalya bölgesi içerisinde en sıcak olan bölgedir.

Akdeniz ve Ege  bölgesini  Afrika ve Atlas Okyanusu üzerinden etkileyen sıcak/ılık  rüzgarlar, Ege denizine dik olan dağların arasından geçerek ısı ve yağmurlarını Denizli bölgesine kadar ulaştırmaktadır.

Özellikle Afrika üzerinden gelen sıcak kuru havanın etkisinden dolayı kar yağışları, Denizli / Afyon bölgesinden iç kesimlere doğru görülmektedir. Her ne kadar Ege bölgesinin ılık/ sıcak havası iç kesimlere giriyor; Ak deniz bölgemizin sıcak havası Toros dağlarından dolayı iç kesimlere ulaşamıyor ise de;- Meteorolojik kayıtlardan- Ak deniz bölgemiz Ege bölgemizden  kışın 0,5 yazın ise 1 C’ daha sıcaktır. )

2018-19 Sonbahar kış mevsiminde tüm kıyı bölge ve şehirlerimiz yoğun yağmurlu veya kapalı geçmiştir. Öyleki Antalya bölgesinde bulunduğum üç ayın yüz günü bu şekilde geçti.  Ayrıca bir bilim adamı 2017 yılında: Bundan böyle Türkiyede muson yağmurları, hortumlar,  seller oluşacak, demişti. Nitekim, olduda.

Kara Deniz bölgesini  Avrupa/ Atlas okyanusu  üzerinden gelen serin hava etkisinde olan Düzce/Sinop ile kuru soğuk Sibirya havası etkisinde olan Sinop Artvin arası olarak incelenmelidir. Tam kuzeyden gelen soğuk hava ise, Kara denize kıyısı olan tüm bölgelerimizi eşit şekilde etkilemektedir. Fark, batıdan gelen serin, doğudan gelen soğuk hava akımlarındadır.  Kara denizin iç bölgelerinde olan  şehirlerimizin ısı durumu, özellikle O şehrin kuzeyini kaplayan sıra dağların varlığı ile alakalıdır. Mesela yapılan açıklamaya göre Karadeniz  bölgesinde Amasya Tokat, Mayıs 2018 yılında, en sıcak olan yerlerdir.

İç Anadolu bölgemiz kışın serin/soğuk, yazın kuru sıcak havanın etkisindedir.   Özellikle İlk Bahar mevsimi Mayıs ayına kadar yağmurlu, serin ve soğuk olur. Sonbaharın 2. yarısında ise, etkin olmayan yağışlar görülür. Etrafında orman sahası olmayıp geniş, ovalık alanlarda ve kısmen yüksek rakıma sahip  yerleşim yerlerinden olan (Selçuk Üniversitesi araştırması) – (Afyon), Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas gibi şehirlerimiz az yağış, çok soğuk ile uzun kış aylarını yaşamaktadır. İklimsel olarak Ak deniz bölgesine sınır olan yerlerde ise, kısmen ak deniz iklim hava etkisi görülür.  (2018 Mayıs haziran arası Türkiyenin tamamında olduğu gibi Seydişehirde aralıklı olarak 50 günün yarısında dakikalık bile olsa yağmurlar yağmıştır.)

Doğu Anadolu bölgemiz dağlarının özellikle; Gürcistan – Ermenistan ve İran sınırlarına doğru değişik yönlerde parçalı, dik ve ormansız dağ olmaları, Orta Asya /Sibirya çıkışlı  kuru soğuk poyraz tipi rüzgarların, iç kesimlere kadar ilerlemesine mani olamıyor. Ayrıca yerleşim yerlerinin Türkiye rakım ortalamasına göre daha yüksek olması, soğuk hava etkisinde önemli bir faktördür. (Sıcaklıkların, Bilimsel olarak her 100 mt yükseklikte  0.5 C’ düştüğü belirtilmektedir. Mesela 1890 mt yüksekliğe sahip Erzurum’da ısı, Antalya bölgesine göre 10 C’ daha az)  D. Anadolu bölgemize yağan karın soğuk etkisi, dört aydan fazla sürmektedir. Ayrıca bölgemizin tam doğusunu etkileyen dağlar, genelde sönmüş volkanik dağlardır. 4.000 metre ve üzerindeki dağların zirvelerinde, 12 ay – 365 gün boyunca buzul karları eksik olmaz. Rakım ve dağların önemini vurgulamak babından bir örnek vereyim.

2014 Haziranında düğün için  İç Anadolu bölgesinde yer alan Eskişehir –(köse) Mihalgazi ilçesine gitmiştik. Buranın merkez nüfusu 1700. Dört tarafı dağlık ve tam orta çukur bölgesinden,  Sakarya nehri akmaktadır. Rakım olarak, Sakarya nehrinin aktığı bölge  ≈ 165 mt, ilçe Kaymakamlık binasının olduğu yer ise ≈ 215 mt.  300 – 400 mt yukarısında ise, Sakarı kaplıcaları yer almakta. Yine ilaveten, Sakarya nehri yatağı Karadeniz bölgesine kadar bir boğaz vazifesi görüp, bu boğaz içerisinden denizin nemli havası ta buralara kadar ulaşmaktadır. -düşünün- Aynı şekilde Manavgat Çayı, Antalya/Akseki ilçesine bağlı Cendeve bölgesinden inmektedir. Cendeve nin rakımı 850 mt ve iç kesimde yer alıyorken; Manavgat Çayı üzerinden gelen sıcak hava sayesinde bu taraflarda bazı Ak deniz bölge ürünleri yetiştirilmektedir.

Mihalgazi ilçesinde; Akdeniz bölgesinde yetişen  turuncgiller ve muz hariç her türlü meyve, bitki ve şimdi yapılmayan pamuk üretimi bile yetiştirilmekte ve yapılmaktadır. Mersin – Anamur ilçesinde gördüğüm plastik seralar benzerleri, bu bölgeyi  kaplamış durumda. Düğün sahibinin anlatımı ile; bu sene (2013/2014) kış olmadığı için, beş kez yeşil sebze mahsulü  kaldırmış. Bu yerin yıllık sıcaklık  ortalaması ise: + 13 C’ 14.06.2014 Cmt

Marmara Bölgemiz; özellikle Trakya bölgemiz, Balkanlardan  gelen K/B serin – soğuk yağmur ve karlı  karayel havasının etkisinde kalmaktadır. Marmara bölgesini oluşturan diğer şehirlerinde ise yağmur, daha etkilidir. Sadece yüksek bölge ve dağların olduğu yerlerde kar olup, soğuk az olmaktadır. Ayrıca denize kenarı olan yerleşim yerlerine yağan kar, kısa sürede erimektedir.

G. Doğu Anadolu; Bölgemiz ile sınır ötesi  Suriye tarafında coğrafik rakımın düşüklüğü ve dağ olmayışından dolayı, özellikle Doğu Anadolu bölgesinin soğuk hava şartlarına kapalı ve bu soğuk havaya siper olan-Buraya dikkatinizi çekerim- Toros dağlarının güneyinde kaldığı için; Arabistan ve Orta Doğu kaynaklı sıcak çöl havası olan G/D  samyeli  rüzğarlarının etkisinde kalmaktadır.

Suriye ve Irak sınır boylarında yaz mevsim sıcaklığı temmuz ayında 40 C’ kadar çıkmaktadır. Bu bölgelerimiz  yazın sıcak ve kurak, kışın ise yarı kurak az bir yağmurun etkisi altındadır. Ülkemiz; kış mevsiminde güneş ve sıcaklığını,  bölgelerimize göre en az 1 – 2 saat, en fazla   8 – 10 saat arasında hissetmektedir kaynak Nasa – BBC )

2014 yılında Meteoroloji Genel Müdürlüğü bünyesinde yayınlanmış; İllerimizin en az 10 yıllık yaz ve kış mevsimin sıcaklık kayıtları ve ortalamalarını, Türkiye’nin yedi bölgesi üzerine ayrıştırıp, sizlerin ilgi ve bilgisine sunmaktayım.  Açıklama ve araştırmam 12 şer ay, 4 mevsimin üzerindendir.  11.2015.

Yaz mevsim ortalamasına göre: 1- G. Doğu Anadolu Böl: 30,4    2-  Akdeniz Böl: 26,9   3-  Ege Böl: 25,5   4-  Marmara Böl: 23,6   5-  D. Anadolu Böl: 23,4   6-  K.deniz Böl: 22,6     7-  İç Anadolu  Böl: 22,3 C’

Bölgelerimizin Kış ortalamasına göre ise: 1 –  D. Anadolu Böl: -5,4  2 –  İç Anadolu Böl –1,0   3 –  G. D. Anadolu Böl: +3,1   4 –  K.deniz Böl: + 3,7   5 –  Ege Böl: + 4,2  6 –   Marmara Böl: + 4,8    7 –  Akdeniz Böl: + 6,6  C’  11.2015

Türkiye’nin Yaz ve Kış mevsim ortalamalarına göre  sıcaklıkları ise: 1 – Ak deniz / G.Doğu Anadolu: 33.5  3 – Ege Bölgesi: 29.4 4 – Marmara Bölgesi: 28.4 5 – Kara deniz: 26.3 6 – İç Anadolu: 21.3  7 – D. Anadolu: 18 C’-dikkat bu yazdıklarım sadece 2014 yılına ait sonuç ve ortalamalarıdır-

Türkiye, toprak yüzey uzunluğu olarak batıdan – doğu  istikametine doğru kuş uçumu ≈ 1600 kilometreye; Kuzeyden güneye doğru, ≈ 1000 kilometre uzunluğa sahip bir ülkemizdir.

Uluslararası Uzay Üssü bağlantılı olarak NASA nın 23.03.2014 tarihinde yayınladığı bir bilgiye göre: Dünya atmosferinde ve her bir (1) saniyede elli (50) kez şimşek çakar. Günde 86.400 yılda 31.536.000 kez olmaktadır.

Ülkemizin, iklim konusunda  şansız olduğu bir tarafı var.(en azından Seydişehiri örnek vereyim: 1986 – 1987 kışında, evlerin içindeki banyo kazanları ve su saatlerinin  patladığı kuru soğuk/ tipi poyraz rüzğarlarını yaşadığımız gibi; 1987 yılı Kırk -40- ikindi Nisan yağmurları ile ardından güneşli bir mayıs ayını yaşadık.

Çiçeklerin açtığı, kelebeklerin, arıların uçuştuğu,  koyun ve kuzuların meleştiği ilk bahar aylarında bile sıcak havaları beklerken, 2012 yılı örneğinde olduğu gibi, kurak bir Nisan ayı ile, soğuk bir Mayıs ayının varlığını da unutmadım.

20 Eylül 2013 – 20 Haziran 2014 ayları içerisindeki aylar ve  mevsimler, bilindiği şekli ile geçmemiştir.  Eylül sonlarında Manavgat ve Seydişehire yağan yağmur, Ekim ayında görülmemiş, kasım ayında ise tekrar kısa bir süre yağmur yağmıştır. Yağmurun görüldüğü günler haricinde Sonbahar her bölgede ılık geçmişti. Kış mevsiminde kar, Seydişehire iki kere yağmış olup, 2 günde erimiştir. Manavgata ise Mart ayının başlarında yağmur yağmış, Nisan başına kadar arkası gelmemiştir. Diğer bir ifade ile Ekim – Mart arası sıcak;  Nisan – 10 Haziran arası ise, serin geçmiştir.  2016/17 kışında 260 cm kar yağmıştı. 2017 Ağustos ayının 3.4,5,19,20 günlerinde ise hafif bile olsa yağan yağmurları da gördük.

Geçenlerde tv de izlediğim bir meteoroloji profesörü: Türkiyenin tropikal ilkim etkisine girdiğini, bundan böyle sel oluşturan sağnak yağışların görüleceğini, söylüyordu.   01.2013  Mecit  ALBAYRAK

Seydişehir Susuz Yaylası ve Doğanın değerini bilmek.

11.2015 – Gözümüzün alabildiği uzaklıklarda ki dağlar, ovalar, ağaçlar, çalı-çırpı  her ne varsa hepsi insanoğlunun emrinde. İtiraz yapma hakları yok. Ta ki, vakti saati gelinceye kadar.

Bu saydığım yerlerin, itiraz etme saati geldiğinde, insanoğlunun bunun önünde durması’da mümkün değil. Bunu da hepimiz, bir şekilde biliyoruz.

Aklımıza estiğinde, heybemizi  doldurup, istediğimiz topraklara piknik adı altında gezmeye; diğer bir tabir ile o güzelim bakir toprakları pislemeye koşarak gidiyoruz. Kendi evimiz, bahçemiz vb diğer yerlere bir şeyler atmayı beceremediğimiz gibi birileri de atacak olursa, çocuğumuz bile olsa kıyameti koparmayı görev biliriz.

O güzelim sarı çamlar, köknarlar, meşeler altında ve bu ağaçlara değen rüzğarın getirdiği ağaç kokularını ciğerlerimize çekerken, aynı zamanda pikniğin olmazsa olmazı  mangallar içinde, bazende  ağacın tam altında  ateşimizi yakıp, getirilen et ve et cinsi gıdaları pişirip yemeği mecburiyet  olarak görürüz. O güzelim bakir toprak ve ağaç altları pisliklerimiz  ile dolmaya başlarken,  heybelerimiz boşalır, karnımız şişer.

Seydişehir ilçesi  Konya / Meram Dutlu kırı yol ayırımı üzerinden Konya belediye önü 87,  Akseki yol ayırımı 66km,  Manavgat içi çay köprüsü üzeri 135 ,  Antalya 215, Beyşehir ilçesine ise 33 km mesafede yer almaktadır. Rakım olarak denizden 1135 mt yukarıdayız. Akdeniz ve İç Anadolu bölgesinin ulaşım ve iklimi konusunda geçiş bölgesiyiz. Dağlarımız, Toros’ların uzantısı olup, yakınlardan uzaklara kadar meşe, kara çam, köknar ağaçlarımız mevcuttur.

Antalya yolu üzerinde bulunan ve  memleketimde Susuz yaylası  olarak bilinen mevki, Ankara çıkışlı kişiler başta olmak üzere, hatta kafileler halinde Mevlana ve Kapadokya   turlarına katılan yabancı turistler bile, bu yolu kullanan ve  Antalya bölgesine  gidip – gelen herkesce bilinen, görülen yerimizdir. Bu konuda dağlarımız piknik amaçlı, namlı yerlerdir.

2010 yılı mayıs ayı içerisinde biraz kalabalık olarak buraya  gelmiştik. Ki, bahar ve yaz aylarındaki insan sesleri, kuş giller familyasının seslerini bastırır. Eşyalarımızı indirdikten sonra çevremdeki kişilerin biraz hayret, birazda kızgın bakışları arasında ilk işim, arabamda sürekli taşıdığım kürek, çapa ve  testeremi çıkarıp,  çevremi temizlemeye başladım.

Benim huyumu bilen, öyle iken ginede bana kızmaktan’da geri kalmayan akrabalarımın kızma sebebi; – Sen temizle, gine batıracaklar,  söylem ve düşüncelerinden dolayı idi. Ginede dinlemeyip, temizlemiştim.

25 Eylül 2010 cumartesi günü bu sefer sadece ailemi alarak aynı yere piknige gittim. Gine eşyalarımızı indirdikten sonra ilk işim, temizliğe başlamak oldu. Bu dediğim yer, yolun kenarında  yaklaşık  3 – 400 metre kare bir yer. İnanır’mısınız!  buranın 4/3 nü  2.5 saatte ancak temizleye bildim.

Sayı olarak en fazla atık, ıslak peçete denen mendillerdi. Birem birem tırnaklarım ile topraktan söküp, torbaya biriktirip, belirlediğim bir yere attım. Daha sonra cola, soda, bira cam ve  plastik şişelerini toplayıp şehir içine getirip, – kullanılabilir atıklar çöp kovalarına,  attığım şişe sayısı 25 tane iken, toplamaya zamanım ve takatim kalmadığı için bıraktığım teneke kutular ise, bundan az değildi. Topladığım bütün pislikleri-nizi-  ise taş oyuk arasında kontrolum altında yakarak, imha ettim.

İnanırmısınız, o yorgunluğuma ve de ailemin –Hadi artık yeter, kendi işlerini yap; demesini bile dikkate almadan yapmaya devam ederken, bu yaptığım işten, temizlediğim pisliklerinizden dolayı zevk aldım. Çünkü ben, doğa dostu olan ve bu ortamda bulunmaktan coşku ile  zevk alan bir anlayışa sahibim.

Peki ya sizler ! Benim pisliğimi temizlemeyin, gerekte yok. Ama en azından kendi pisliğinizi temizlemekten, tedbirinizi kısmende olsa almaktan neden imtina ediyorsunuz? Sahibi olduğunuz yeri temiz tutarken, doğayı her şeyden önce kendinizi, çocuk ve torunlarınızı  geleceğinizi neden düşünmüyorsunuz! Neden? O güzelim bakir toprakları pislik içerisinde bırakmayı, kendinizde bir hak olarak görüyorsunuz. ?!

Bu yaptıklarınızı kendinizde bir hak olarak görmeye devam ederseniz, O topraklar, günü geldiğinde siz ve bizlerden, hakkını almayı da kendinde bir hak olarak görecektir.              Eylül 2010. 

Kralın yolunda yürüyen en güzel kişi.

11.2015 – Kral,  halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verir.  Zaman içerisinde yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce,  bu yol üzerinde bir yarışma düzenlemeyi daha uygun bulur. Kral, isteyen her kişinin bu yarışmaya katılabileceğini ayrıca,  – Bu yoldan geçecek en güzel kişiyi’de  belirleyeceğini, ilan ettirir.

Yarışma günü,  insanlar akın akın gelirler. Bazıları  süslü en güzel arabası ile, bazılarıda en güzel elbiselerini giymiştir. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel  biçimde  yaptırmış, kimileri de  en güzel yiyeceklerini yanında getirmiştir. Gençlerden bazılarıda sporcu kıyafetleri içerisinde, yol boyunca yarışmaya hazırlanırlar. Nihayet, gün boyu bütün insanlar bu yoldan gidip – gelirler.

Fakat kralın yanına gelen insanların hepsinin yüzleri asık bir vaziyette, aynı şikayette bulunurlar.  – Yolun bir yerinde iri taşlar  ve  moloz yığınları var. Bu birikintiler yüzünden yürüyüşümüz zor oldu, derler.

Günün sonunda bir yarışmacı kralın yanına, yorgun argın ulaşır. Üstü başı toz toprak içerisindedir. Krala büyük bir saygı ile yönelerek, elinde tuttuğu  altın kesesini uzatır.

 Yarışma yaptığım yol üzerinde yolu tıkayan taş ve moloz yığınlarından yolu temizlemek için uğraşırken, geciktim.   Bu altın kesesini de  moloz yığınları altında buldum.  Bu altın kesesi de size ait olmalı, der ve keseyi krala uzatır.  Kral gülümseyerek cevap verir:

–  O altınlar sana ait.

–  Hayır, benim değil. Benim hiç bir zaman bu kadar çok param olmadı.

– ‘ Evet ‘ der kral  ” Bu altınları sen kazandın ve yarışmanın galibi de  sensin Yoldan, En güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan  geçen en güzel kişi,   ” Ardından gelecekler için, yoldaki engelleri kaldıran kişidir.”

Alıntı:  KÜPE Dergisi .     03. 12. 2011  Cumartesi  –    Mecit  ALBAYRAK

ARI VE ARICILIK HEVESİM !

11.2015 –  Arıcılığı  yıllardır yapmak isterdim. 1987 yılında Alüminyum fabrikasında çalışırken, arıcılık kursuna gitmek istedim. Lakin, kurs yeri ve saatleri uygun olmadığı için, gidemedim.

Emekli olduktan sonra bir ara 2 dönem apartmanımızda yöneticilik yaptım. Bu zaman içerisinde, ilçemizde açılmış olan arıcılık kursuna başladım. Genel kurulda apartman için çalıştırdığım kişi haklı, ben haksız oldum. Tekrar seçtiler ama,  hala ve hala çalıştırdığım kişiyi savunmaya devam etmeleri üzerine, yönetimi bıraktım. Bunu niye yazdım! Toprak ve Arının, verilenleri inkar etmediğine inandığım için.

Kurs sonunda arıcılık sezonu bitmek üzere olduğundan, hemen arıcılığa başlayamadım. 2010 yılı Nisan ayında, kurs hocamın vasıtasıyla  öğretmenlikten emekli bir arıcı ile temas kurup, başlangıç olarak iki arılı kovan  alma konusunda anlaştık. Yalnız arılar kışlık  yerleri olan Antalya’dan geleceklerdi.

22 Nisan 2010 cuma gecesi bir kamyon dolusu kovan geldi. Saat 02.00 de indirmeye başladık. Beş gün sonrası ustam olacak kişinin önerileri ile iki adet kovanı seçtik. Ustamın yanında bir ortağı var. Esas yönetim hoca’da.

Onların yanında bazen sorarak, bazende yaptıklarını gözetleyerek bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Mayıs ayı içinde bir hazır ana alarak, 2 kovandan  3. kovan çıkarttık. Bu sene çiçek bakımından kısır bir dönem olduğu konuşuldu. Geçen sene ‘oğul’ çok vermişken, bu sene ustalarımın yaklaşık 110 kovanından sanırım, 10 tane oğul aldılar.

Her işin kendine göre bir zahmeti var. Haliyle ağır bir işi olmasa da, kovanların yanına gidip gelmek bile bir iş. Bunu şikayet yönünden yazmıyorum. Kovanların olduğu mevkinin, tepelerin ve dağların yanında olması, bana apayrı bir haz veriyordu. Bu işi zevk ala ala yapıyordum vede hoşnut’tum.

İyisi – kötüsü ile 5 ay 10 günlük acemilik ve yaz dönemi, 25 Ekim 2010 cmt akşamı,  Allaha  şükür selamet üzere bitti. Saat 16 – 17 arası rüzğar ve gök gürültüsü ile başlayan bir güz yağmuru serenomisini yaşadık. Neden sonra yağmur dindi. Bu sefer ustalarla beraber, daha önce indirdiğimiz kovanları bu sefer daha kalabalık bir şekilde kamyona yükledik. Yüklemenin sonuna doğru yağmur tekrar çileşmeye başladı.

Başkaları ile konuşurken, – Benim 2.5 kovanım var, diyordum. İlk iki kovanıma ilave koymuşken, çoğalttığımız kovan sadece damızlık olarak kalmıştı.

Ustalar tekrar Antalya yolunu tutarken ben, komşumun bağına doğru hareket ettim. Daha önceden kovanlarımı nereye koyabilirim! diye düşünceye kalmıştım. Öyle ya sadece benim isteklerim değil, başkaları ne diyecek, buda önemli idi. Ama düşündüğüm kadar değilmiş. Sağ olsun komşum Hasan Gürcan abi, – Şuan deyil ama, şimdilik kardeşimin bahçesine koyalım, sonrasını hallederiz, deyince rahatladım.

Kovanlarımı koyduğum Bağarası mevki her yeri sebze bahçeleri dere tepe yeşillik olan bir yer. Şimdi nerede ise ‘bir karış’ yeşil tepeleri zor bulunan, her yeri beton evlerin kapladığı, sadece yağmur mevsiminde su gözleri açılan, bazı vatandaşların betonlaşmaya direndiği,  yeşillikler arasında bir bölgemiz.

Kovanlarımı koyduğum yer, ‘hala ben varım’ diye bilen bir yeşil bölge. Yakınında  yazın yok olma durumuna gelsede devamlı akan bir çay mevcut. Ertesi gün arılarımın hatırını sormaya yanlarına gittiğimde arılar sanki bana – Abi, bizi o kurak tozlu yerde öldürmüşsün; derecesine canlı ve eskisine göre daha hareketli idiler.

04.10.2010 pzt günü, kovanlarımın iki tanesini açtım. Nakliye sonunda bir hasar olup olmadığını görmek istedim. Üzerinde ilave olanın birini açtım, hasar yok. Mayıs ayında ana verdiğimiz kovanı açtım. Bu kovanda daha öncesi bal çıtası almıştık ama, geleceğimize yakın usta, aç-tır-madı.

Kovanı açtım ne göreyim; ilaveli kovanda arısız boş yer görünmezken, bunda arılar üst ,üste binmişler. 9,5 çıta bal ve arı dolu. İkisini alıp, taze çıta koydum. Etraf arı kaynıyordu. Çorabımın üstünden ve 4 yerimi soktular bile. Şu an saat gece yarısın geçti ve  0,30 , sokulan yerlerim hala sızlıyor. Sızlıyor ama; Bacaklarımda sinirsel bir durum var,acaba faydası olur’mu?

Şimdi kovanlarıma  istediğim zaman, tabii ki gerektiğinde istediğim şekilde bakıyor, sağını solunu inceliyor  ve bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. (haklı-haksız) Şunu yap, şunu yapma diyende yok. Zevkim iki katına çıktı. Ölürlersede –  Şahlanırlarsa’da sonuçta benim arım. Ayı’ya sormuşlar:

Ensen neden kalın ?  Kendi işimi, kendim görürüm, demiş.

Ustaların yanında onlar için çalışma mecburiyetim olmamasına rağmen, – Hem yardım edeyim, hem bir şeyler öğreneyim, diye 110 kovan benim miş gibi, çalıştım. Hal böyle iken, esas usta öğretmen arıcı, 2 sorumdan sonra  – Çok soruyorsun,  dedi. Siyasi görüşümden dolayı, aralarında istekle dolaşmama rağmen beni yetiştirme isteği öğretmen olmasına rağmen, az idi.  Kovan bakım sırası benim kovanlara gelindiğinde -lütfeder gibi-: Şunlara da bir bakalım, derdi. Ben ise, bildiğim bir bilgiyi başkalarına vermek için, ayaklarına gider, gitmek için bahaneler arayan biriyim. (2015) Belli değil mi? Yaşadıklarıma atıfta bulunmak için değil. 2011 yılı başında, kendi adımla bu sayfayı açtım ve bildiklerimi siz dahil, herkesle paylaşıyorum.

Arılar; verileni inkar eden insan değil, bir  böcek.  İyi bakarsam, inkar etmeyip hepsi büyüyecek. Evet toprak gibi, arılarda inkarcılığı sevmezler. Ve baktığım kadarını bana verecekler.

İnşaallah, karşılıklı fikirlerimizi paylaştığımız arılı – ballı nice  yıllarda görüşe bilmek  niyazımla. Kalın sağlıcakla.  10.2010    Mecit   ALBAYRAK

Alerjik Hastalıklardan Arı Sokması hakkında.

02.2018 – Sözüm ve paylaşımım öncelikle arıcılık yapan -ve diğer bu yazımı okuyan- arkadaşlaradır. İlaveten bu bilgi  -Doktor sitelerinden elde ettiğim bilgilerdir.
Çeşitli alerjik hastalıklar var. Arı sokması da bu alerjik hastalık ve rahatsızlıklara giriyor. Kimi insanı arı soktuğu zaman – Sinek ısırığı, kiminde hafif kızarık ve şişkinlik, kimi insanın ise acilen hastahaneye götürülmesi gerekmektedir.
Bende alerjik rahatsızlıklarda olan ‘Histamini’ rahatsızlığı olduğu, doktor vasıtası ile tespit edildi. İnternet üzerinden yaptığım araştırma neticesinde histamin ise; nefes darlığına sebep oluyormuş.

Arıcılık işine yeni başladı iseniz, bu açıklamamı dikkate almanızı, Tıp fakültelerinin Dahiliye bünyesindeki  Alerjik Hastalıklar bölüm doktoruna görünmenizi tavsiye ederim.

Kendinizi İsteyerek arıya sokturmak istiyorsanız; diz, dirsek ve parmaklardan sokturmanız gerektiği 2017 Api Mondia sunumlarında sorum üzerine söylenildi. 02.2018

Bu bilgiye ulaştığım halde ARICILIK; TEDAVİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR HASTALIK türüne giriyormuş. Onun için ben arıcılık sevdamdan vazgeçemiyorum. Sevdik, sevenleriniz ve arılarınız ile Sağlıcakla kalınız. 09.2013

Seydişehir’de orman yangını

02.2018 – Edinilen bilgiye göre, ilçenin Kavak köyündeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Seydişehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin ve vatandaşların çabalarıyla söndürülen yangında 40 dekar ormanlık alanın zarar gördüğü bildirildi.

Öte yandan, ilçeye bağlı Tol köyünde de 10 dekar buğday ekili alan yandı. 02.08.2010  🙁

11.2015 – Konya’nın Seydişehir ilçesinde çıkan yangında 40 dekar ormanlık alan zarar gördü.

Seydişehir de dokuz sene zarfında değişen bazı ihtiyaç maddeleri ve zam oranları.

SENE                        03. 12. 2003                                   25. 05. 2012

1 – Ace                    :  1.245.000  TL                                      3.25 krş

2 – Porçöz              :   1.100.000  ”                                        2.95   ”

3 – Kosla Tül (el)    :   7.150.000   ”   500gr Normal      10.45   ”

4 –    ”          ”  sıvı  :    5.850.000  ”                                     10.75  ”

5 – Marc Cam Sil   :    2.150.000  ”        900gr                    3.75  ”

6 – Cam Sil            :    1.870.000  ”       l lt                             2.95  ”

7 – Orkid  Nrm. Knt:    5.995.000  ”  (42 Adet)                      ?

8 – Selpak 12li WC:    9.250.000  ”  (2 katlı) –  16 lı        12.45  ”

9 – Temis    ”    ”   :     5.290.000  ”        ”                                ?

10 – ”          8li  ”    :    3.750.000  ”       ”                                  ?

11 – Vernel      lt    :     2.850.000  ”                                      6.90 ”

12 –     ”     2 lt       :      4.990.000  ”                  1.5 lt   –      8.95  ”

13 – Çamaşır Suyu  :0.590.000  ”  –  0.5 lt         4 lt   –     3.95  ‘

14 –  Yumurta       :     2.750.000  ”      30 lu                       5.90  ”

15 – Toz şeker      :     8.670.000  ”        5 kğ                       11.95 ”

16 –   ”      ”’          :      3.540.000  ”        3 kğ                        9.45 ”

17 – Gitaş  kp şkr :      1.990.000  ”               750 gr    –      2.50 ”

18 – Baldo pirinç  :      3.900.000  ”        Kğ                        7.45 ”

19 – Duru baldo   :      2.525.000  ”          ”                          5.65 ”

20 – Kırmızı Mercimek :    1.980.000 ”                              4.95 ”

21 – Ülker  fıstıklı :     1.575.000  ”       80 gr  Çikolata     2.50 ”

22 – Nescafe Kafeinsiz  : 8.325.000 ”  100 grGold Kafeinsiz 19.90 ”

23 – Cola Turka  2.5 kğ :     1.825.000 ”                3 lt   –    3.20 ”

24 – Kristal Riv Z.yağı  :  28.750.000 ” –        5 kğ           37.50 ”

25 –    ”       Sızma     :     7.095.000 ”            kğ                  13.90 ”

26 – Acılı Şalgam suyu :     1.525.000 ”  – 2 kğ –               2.50 ”

27 – Piliç  Bonfile   kğ    :     4.650.000 ”                            6.95 ”

28 –    ”   Kuşbaşı   ”     :     4.750.000 ”     kğ                    6.95 ”

29 –    ”       But      ”     :   2.750.000 ”          kğ                  5.95 ”

30 – Dana  Kuşbaşı    :     13.750.000 ”       kğ                23.45 ”

31 – Selva un             :      3.290.000  ”     4 kğ    5 kğ  —  7.75 ”

32 –    ”     ”                :       8.185.000 ”         10 kğ            15.25 ”

33 – Sütaş yoğurt  1 kğ :       1.850.000 ”       2.250 gr   5.65 ”

34 – Dimes süt  200 gr:        0.415.000 ”                         0.65 ”

35 – Cebel kaşar 1 kğ   :      7.695.000 ”        700 gr     10.50 ”

36 – Gesaş Kakaolu kğ :         4.530.000 ”   Helva       11.95 ”

37 –    ”      fıstıklı     ”      :         6.735.000 ”           ”      20.95 ”

38 – Evin yağ  250 gr  :          0.565.000 ”              Kalıp yağ          ?

39 – Ülker Bzm   ”      :      0.580.000 ”               ”           1.60 ”

40 – Knorr Mrcmk Çr.:          0.560.000 ”  – 65 gr     80 gr –     0.95 ”

41 – Maggi    ”          ” :     0.460.000 ” – 77 gr     72 gr –  0.90 ”

42 – Pınar ayçiçeği  : 1.290.000 ” – 400 gr  sıvı yağ  1 lt  5.20 ”

43 – İthal muz  1 kğ :   2.490.000 ”                                    3.50 ”

44 – Medine Hurması  7.450.000 ”      – Kğ –                 25.90 ”

45 – İpana aktif byz    4.825.000 ” – 68 gr –      75 gr –  13.25 ”

46 – Çaykur Kamelya  : ———-                       1 kğ        13.50 ”

47 – Güneyce Filiz çay:  _______                     ”             9.95 ”

48 – Lipton D. Krdnz    :      ________          ”              11.95 ”

49 – Cebel Süzme Çiçek balı _____      850 gr             14.95

 

” Biz nice yoklukları, zamları gördük. Daha ne istersiniz’, diyecek olanların – Türkiyede Kamu Kurumlarının Özelleştirilme Nedeni  başlıklı yazıma bakmalarını istirham ederim

SEYDİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA (AÇIK DİLEKÇE)

11.2015 –  ( 28.02.2012 ) Sayın Başkanım; Trafik Kuralları, Dünyanın her yerinde aynıdır. Sadece kurallar Seydişehirde farklıdır. KIRMIZI ışık dur – dur ve uygun ise geç. SARI ışık, bekle – uygun ise geç ve YEŞİL ışık, geç. Her ne hikmet ise şehrimizin Hükümet önü ve Seyit Harun Bulvarı havuzlu kavşakta devamlı yanıp sönen KIRMIZI ve SARI ışıklar olduğu halde, hala ve hala BU IŞIKLARIN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİLMEYEN  %90 EHLİYETLİ – EHLİYETSİZ  sürücülerimiz maalesef şehir içi yollarımızda cirit atmaktadırlar.
Üstelik kuralları bilen ve uygulayan sürücüler, ışık hakkını kullandıkları zaman, sözlü veya klaksonlu hakaretlere maruz kalmaktadırlar.
Sayın Başkanım; kuralları kendisinin koyduğunu sanan ve yollarda cirit atan sürücülerin takip edilmesini, uyarılmasını, gerekli ikaz levhaları ve ışıkların  sürücünün gözüne sokulmasını, gerekli levhalar yoksa herkesin görmesinin sağlanmasını; Gerekli merciler ile işbirliği yaparak bu hataların yok edilmesini, arz ederim.     28.02.2012  Mecit  ALBAYRAK

Not:   Bu dilekce 28 . 02. 2012 tarihinde Seydişehir Belediyesine  VE 12. 03. 2012 tarihinde  e- posta olarak Seydişehir Kaymakamlık Makamına, tarafımdan gönderilmiş olup, bu düşüncemi  başkaları ile paylaşmayı yararlı gördüm.

Ve bugün bile hala ve hala Şehrimizde ana yol ile 2. derece yolun farkını bilmeyen sürücülerimiz ve uygulamaları hala mevcuttur. Şehrimize yeni gelen misafirlerimiz. Aman ha dikkat ediniz. Her yerde geçerli olan trafik kurallarını burada da aynen geçerli deyip, arabanıza başkasının vurmasına meydan vermeyin. 11.2015