Dünyada verginin olmadığı veya az olduğu ülkeler.

09.2021 – Birleşik Arap Emirliği : Dünyada kişi başı en yüksek gelire sahip ülke. Hiç bir şekilde gelir ve katma değer vergisi (KDV) yok. Sadece içkilerden % 50 vergi alınıyor. Geliri, petrole dayanıyor.

Kuveyt : Dünyada, 6. sırada petrol ihraçatcısı ülke. Sadece sigorta primi katkı payı alınıyor.

Katar : Geliri, bir nevi doğal gaz imparatorluğu ve petrole dayanıyor. Hiç bir isim altında gelir vergisi ve KDV alınmıyor. Sadece sosyal sigorta katkı payı ve ithal edilen ürünlerden sadece % 5 vergi alınıyor.

Umman Sultanlığı : Gelirinin % 90 petrole dayanıyor. Gayri menkul satışları, maaş ve sosyal sigorta primlerinden katkı payı alınıyor.

Bahreyn : Sadece, sigorta ve emlak vergisi var. Yabancılar, emlak kiralama vergisi veriyor.

Cayman Adaları : İngiltere’ye bağlı geliri turizme dayalı olup dünyada ‘vergi cenneti’ olarak bilinen yerlerden biri. Sadece ithal mallardan % 25 vergi alınıyor.

Monako Prensliği : Geliri turizme dayanıyor. Hiç bir isim altında vergi alınmıyor. Sadece prenslik topraklarında yaşayan yabancı kişiler, vergi veriyor.

Andorra Cumhuriyeti : İspanya / Fransa arasında dağlık bir ülke. Devletin geliri % 80, turizme dayanıyor.

Bermuda Adaları : İngiltere’ye bağlı, Atlas Okyanusu / Karayipler Denizi tarafında, geliri turizme dayanan, adalar topluluğu. Adalarda yaşayan insanların % 20 , başka ülkelerde doğmuş kişilerden oluşuyor. Sadece sigorta ve maaş vergileri ve ilave olarak emlak ve miras vergisi var.

Bahamalar : Devletin geliri % 70 turizm, ithal mallar ve gümrük girişlerinden sağlanıyor. Sadece sigorta primleri ve emlak vergisi alınıyor. Kaynak-  ww.okaybro.ru   03.12.2017

Allaha Yalvarmak

09.2021 – Daha çocuk iken, Yüksek Makamı ile müjdelenen; Rabbimin koruması ile saraylarda yetişen Yusuf Aleyhselama lütuf,  rahmet,  merhamet  gösteren, esirgeyen  makamını yücelten  Yüce Rabbim:  Rahmetini , merhametini,  lütfunu,  dileyen – dilemeyen – dilemek isteyipte aklı ermeyen,  dili dönmeyen, hak etmediği halde her türlü  kötülüklere maruz kalan aciz kulların ile ben ve BİZE bu vasıflarını mahrum etme.  İnşaallah.

 Rabbim,  gönlümden geçeni, hakkımda hayırlı eyle. Hakkımda hayırlı olanı da, gönlüme razı eyle, Amin. Hz Ali   12/ 2011  🙂    Mecit Albayrak

Arı ürünleri ve Arı zehirinin faydası.

09.2021 – Bu yazımın özü, Hotbird Uydusu üzerinden Türkçe yayın yapan Rusya RTG tv de yayınlanmıştı. Özellikle arıcılara yönelik Baş Kurd Eyaletinde yapılagelmekte olan arıcılık ve arı ürünleri ile bu ürünlerin insan sağlığına etkisi açıklanmıştır.

Bal ve Arı zehrinin insan sağlığına olan olumlu etkileri Başkurd Apiterapi  Bilimsel Araştırma Merkezi patentli olarak anlatılmıştı. Amacım, bu açıklamaları sizlere yazılı aktarmak ve bir ön bilgi sahibi olmanıza katkı sağlamaktır. Bu yazıma; 2017 İstanbul Apimondia’ ya katılan yerli ve yabancı ilmi çevrelerin sunumlarınıda ilave ediyorum. ———

Peygamber Tıbbı (Tıbb-ı Nebevi), Peygamber efendimizin söz (hadis)ve uygulamaları doğrultusunda  yazılmış, tıbbi uygulama yöntemlerini içeren kitaptır. Bu kitaptan yapılan bir  alıntıya göre, İnsanı rahatlatan nedenler dört tanedir.

1 – Suya bak;  2 – Yeşile (doğa) bak   3 – Güzel yüze bak  4  –  Ballı su

–  Arının en bilinen ürünü bal olup diğerleri mum, polen, arı yemi, arı sütü, propolis ve arı zehiridir.

– Bal, içerisinde 400 den fazla balı oluşturan etkenler vardır. En çok etkin olanlar karbonhidrat, fruktoz ve sakkarozdur. Bu güne kadar balın yan etkisi tespit edilememiştir. Bal, insanlar için en faydalı besinlerin başında gelmektedir.

Balın 20 çeşidi bilinmektedir. Bu bilgi ise, arının getirdiği polen çeşidine göre tespit edilmiştir. İyi bir kolonideki arılar günde en az 3 kğ, bir sezon içerisinde ise 80 ile 150 kğ arasında nektar toplar. Balın  tedavi edici olduğu, eski Roma devrinden beri bilinmekte olup baldan, 50 çeşit ilaç yapıyorlar idi. Bir İran web sitesi; bal ile tarçını, karıştırıp için diyor.

Başkurd Apiterapi Bilimsel Araştırma Merkezinin  açıklamaları doğrultusunda, balın  sadece belirli organlara yönelik teknik (kendi) araştırma sonuçlarına göre ortaya çıkan sonuçları içeren şartnameleri doğrultusunda tedavi edici olduğu, belirtilmiş. Herhangi bir hastalık türüne yönelik tedavi edici özelliği ise, yok. Belirli organların tedavisi ise teknik şartname doğrultusunda, yüksek tansiyon ve kalp damar hastalıkları için at dikeni balı; Bronş ve akciğerler hastalıkları için  okaliptus balın etkinliği vurgulanmıştır.

–  Mum, arının baldan sonra en çok bilinen üretimidir. Arının alt karın halkaları arasından ürettiği ve içerisinde  300 çeşit maddenin olduğu belirtilen bir salgısıdır.

–  Polen, Polen için Çiçeğin Ruhu, deniliyor. Polen, genelde sarı renkli olup kırmızı, pembe, siyah, beyaz renkte olanları vardır. Ana arı, günlüğü bal ve polenin miktarına göre atar. Taze polen, tokluk hissi vererek, kilo vermeye yardımcı olur. Bir tv proğramında konuşan Prof: Besleyiciliği bakımından 5 gr polen, 1 kğ bala eşittir, demişti.

–  Arı Ekmeği;  Kovana getirilen polene arı, salgı bezlerindeki özel sıvıların SIR’rını polene karıştırıp, bal ile kıvamlı hale getiriyor ve petek üzerindeki uygun göze indirip, sıkıştırıyor. Arı yemi bu karışım ve sıkıştırma neticesinde, havanın etkisinde kalmıyor, bozulmuyor.

–  Arı Sütü: Kral Jölesi, olarak ta adlandırılıyor. İçinde yüze (100) yakın bileşik ve madde var. Protein bakımından, inek sütünden  beş (5) kat daha besleyicidir. Yumurta iken üç (3) gün arı sütü ile beslenen işçi arı 45 gün yaşarken, dokuz (9) gün beslenen ana arı 4 yıl yaşamaktadır.  Arı sütü ve erkek larvası, yaşlanmayı geçiktirici, sperm artırıcıdır. Laboratuvar ortamında arı sütü ile besletilen fare, diğer farelerden 36 ay  fazla yaşamıştır.

–  Propolis: Arı tutkalı’da denir. O Bölgede bulunan bitki çeşidine göre Kahverengi, yeşil, sarı ve kırmızı renkte ola bilir. Çam, kavak, söğüt vb ağaçların filiz uçlarında oluşan yapışkan salgıların arı tarafından toplanıp kendisinden ilave ettiği enzimleri de karıştırıp kovan içindeki kırık, çatlak yerleri doldurmak, çitaları sağlamlaştırmak ile petek gözlerine konulacak günlüklerin sağlığı için mum cidarların propolis ile sıvanarak steril edilmesinde kullanılır.

2017 Apimondia – Propolis ekstraktı için % 70′ etil alkol yeterlidir. Karaciğer rahatsızlığı olanlar, alkol bazlı propolis almasınlar. 13.04.2017 Köy Tv – KTÜ Prof: Bal kanseri azaltmaz ama propolis % 80 azaltır. Propolislerinizi biriktiriniz.

–  Arı Zehiri ve faydaları: Arı zehri, Orta Çağdan beri uygulanan ek tedavi yöntemi olmuştur. Araştırmalar neticesinde arı zehrinin, çok belirgin bir şekilde iltihaplanmayı önleyici olarak uygulama alanı bulduğu açıklanmıştır. Arı zehri, romatizmal hastalıklarda kullanılıyor. Zehir elli (50) den fazla bileşim ve proteinler içermektedir.

Arı zehrinin toplanılma saati gün batımı öncesidir. 16-19 günlük arıların kanından oluşup zehir torbasına birikmektedir. Tekrar üretimi olmaz. Zehir miktarı ve özelliği, arının beslenme şekli ile orantılıdır. Zehir, kanda pıhtı oluşumunu engellemektedir.

Sağlıklı bir insan kendini arıya sokturmak isterse; diz, dirsek, parmaklar ile kas olmayan yerlerinden sokturursa faydası olacağı, sorum üzerine apimondia da herkese söylenmişti. Tedavi amaçlı arı zehri ise; Doktor gözetiminde yapılmalıdır. 12.2013

– 16. YY Avrupalı göçmenler tarafından Kuzey Amerika’ya getirilen bal arısının 2014 yılı itibari ile bu ülkeye olan ekonomik katkısının ≈ 14 milyar $ olduğu açıklanıyor. 2015

Dünyada Arı Yaşantısı ve Arı Sağlığının Devamı Hakkında.

09.2021 – Burada yazmaya çalıştığım bilgiler, 45. Istanbul Apimondia 2017 bünyesi içerisinde, konu ile alakadar yetkililerin (karma) sunum ve tercümeleri ile, sunum anında belirtilen internet adreslerinden edindiğim bilgiler doğrultusundadır. —-

Arı kolonisinin verimliliği sadece ana arı, erkek arı, genetik, coğrafik durum, iklim, mevsim, kışlatma, arıcının kabiliyeti, nem, rüzğar, bitki çeşidi, nektar, polen ile alakalı değilken, hepsi ile alakalıdır. Esas arıcılıkta olumsuz iklim koşulları, büyük arı kayıplarına neden olmaktadır. Yalnız, her kıtada olan arı ölüm nedenleri farklılık arz etmektedir.

Afrikada ormanların kesimi; Avustralya, Filipinler ve Okyanus ada ülkelerinde ise bakteri ve mantar hastalıkları etkin olmaktadır. Yazın; Kovan içi havalandırılması arı verimliliğini artıran koşulların başında gelmektedir. Diğer bir tarif şekli ile yaz  sıcaklarının etkisini azaltma havalandırma koşulu, mecburiyeti! Kışın neme karşı havalandırma mecburiyetinden, fazladır. Yazın mümkün ise! Kovanlarınızı gölgelik yerlere koyunuz.

Sıcak havalarda kovan havalandırılması, arının verimliliği ile alakalıdır. Kişisel olarak Arının kışın; altı tamamen havadar, açık bir yerde tutulmasını doğru ve mecburi görmüyorum. Üstelik, soğukların etkisi ile arının diğer peteğe geçmesini, bala uzanmasını engeller veya geciktirir. Mesela deneme amaçlı; daimi gölgelik yerde bırakılan kovan, bir günlüğüne güneş altına konulmuş. O güne kadar kovan içinde üretim ile alakadar olup, havalandırma işi ile meşgul olmayan arılar, kovan işini bırakıp; kovan içinde 38 C’ çıkan sıcaklığı düşürmek için kanat çırpma işine, hemde sıcaktan bunalan bir gurup arıda serin yere çıkma gereği duymuşlar.

Arıların uçuş yönünü daima; Güney, güney/doğu yönüne koyunuz. Kovanlarınızı, açık alana koymanız halinde, sıcaklardan korumak için kovan üzerine ve çevresine dal, ot, kamış, toprak cinsi malzemeler koyunuz. Soğuk havalarda, rüzğarın kovan içine girişini engellemek için, Uçuş deliği genişliğinde teneke kesip takmanız, en azından petek altı bölgesinde olan günlük ve larvaların çürümesini engelleyecektir. Kraliçe arının hizmetinde ‘nedimeleri’ olan işçi arılar kraliçe arının yemesi, içmesi, kakası ve ana arının feromen kokusunu diğer petek ve kovan içine dağıtmakla görevlilerdir.

Niğde bölgesinde bulunan o bölgenin yerel arısını, kafkas, muğla, italyan arılarının üzerine orantılı olarak ilaç püskürtülmüş. Deneme sonunda İtalyan arısı en az yaşarken, yerel arı daha fazla yaşamış. Yani, her arı cinsinin her bölgede yaşamadığı tespit edilmiş.

8000 işçi arısının ağırlığı= 1 kğ  Bir çitanın iki yüzündeki toplam arı 3000 arının bulunduğu tespit edilmiş. Kışlatma sezonu boyunca pancar şekerinden oluşturulmuş balın, arı tarafından tercih edildiği görülmüş. Belirli sayıdaki arılara mısır, glikoz ve pancar şekeri şurubu verilmiş. Mısır ve glikoz şurubu verilen arılarda kış ölümü; pancar şekeri şurubu verilene göre, daha fazla olmuş.

Dünyada arıların telef olmasının nedeni olarak İklim değişikliği ve  özellikle bu değişikliğin etkisi ile arıların hastalıklara adapte olamaması; Varroa, Arıcının kendisi ve dünyayı yaşanmaz hale getiren insanlar ve devletlerdir. Avrupa Birliği (AB), Arı ve Arıcının gelişimi için her türlü kolaylığı sağlamak için uygulamalar; Hastalıklara dayanıklı, saldırgan olmayan arı çeşidi için araştırmalar yapmaktadır. AB; Aynı zamanda gezginci arıcılığa, mesafeli durmaktadır.

Gelecekte Avrupa çapında orijinal arı ırklarının yaşatılması ve çoğaltılması için ‘uçuşa Yasak’ koruma alanları oluşturulmaktadır. Ana arının sol ayağı, arının hareketi anında sürünüyor ise; Ana arıyı değiştirin. Arılar içerisinde, hem şerbet hem polen ile beslenen arılar; Sadece şerbet ile beslenen arılardan daha fazla yaşamış ve çoğalmışlar.

Ana arı; hastalıklı arıyı biliyormuş. İşçi arılarda hastalık / enfeksiyon var ise; kendini korumak için bağışıklık sistemini aktif hale geçiriyor. Arılar kendi aralarında iletişimlerini antenleri sayesinde sağlıyorlar. Anten hareketi hızlı ve daimi ise arı sağlıklı, yavaş ise, hastalık belirtisi oluyor. Polenin olmadığı zamanlarda, arı ölümleri daha çok oluyor. (poleni çok almayınız, polen ile dolan çitaları başka kovanlara verin veya muhafaza edin, sonra olmayan yer ve zamanda kovana koyun)

Petek gözüne sıkıştırılan polen; 3 – 5 gün içerisinde bitiriliyor. Tarlaya giden arı, enerjisini polen ile sağlamaktadır. Bakıcı arılar larvaları, bal+polen+su+arı sütü karışımı ile besliyorlar. Ana arı ise sadece, arı sütü ile. Polen yok ise, polen yerine soya unu+mısır unu+yumurta akı karıştırarak veriniz. Oksalik asidi, Varroa için bir kere veriniz. Arı, çiçek içindeki nektarı, nektar içindeki şekerin kokusundan biliyormuş. 07.02.2018

Mısır kraliçesi ve kadın kralı Hatçepsut

Bu yazımın karalamasını, 04.08.2002  pazar günü bir televizyonda izlemiş ve arkeoloğun anlatımlarını anında not etmiştim.

09.2021 – Bu tip bir anlatım ve yazılımı, hiç yada az bulunabilen bir durum diye düşünüyorum. Kraliçenin hayat hikayesi hakkında tarih verebilmek için, büyük larousse ansiklopedisinden faydalandım.  Doğumu ve ölüm : M.Ö. 1537 – 1484

Hatçepsut; (Mısır kralı ve kraliçesi Akhenaton ile Nefertiti’nin kızlarının, yine Akhenaton’un 2. karısından olan oğlu Tutankamon ile  evlilikleri gibi.)  Mısır kralı 1. Tutmosis (tutmes) in birinci karısından olma kızı. Kralın birinci karısından erkek oğlu olmamış. Kralın ikinci karısından olan kardeşi, 2. Tutmosis ile 12 yaşında evlendirilmiş.  Bu evlilikten doğan erkek çocukları hep ölürken, sadece bir kızı sağ kalıyor.

M.Ö. 1520 yılında 1. Tutmosis in  ölümü üzerine 2. Tutmosis ve Hatçepsut yönetime geldiler.  1. Tutmosis gibi oğlu 2. Tutmosis,  Hatçepsut’tan olan kızlarını, 2. bir evliliğinden olan oğlu ve kendisinden sonra kral olacak 3. Tutmosis  ile  evlendiriyorlar.

Hatçeptus’un kocası 2. Tutmosis, M.Ö. 1505 yılında ölüyor. Kralın oğlu ve kraliçeninde üvey oğlu ve damadı olan 3.Tutmosisin , daha küçük olması ve iktidarın zevkinden dolayı iktidarı bırakmayan kraliçe, yeniden evlenmiyor. 3. Tutmosis ve karısı, iktidar olma konusunda istekli değillermiş.

Hatçepsut, iktidara alışmıştı. Yalnız kadın kralın olması, siyasi olarak mümkün değildi. Kadın kralın iktidar olma şansı ve devamı; ‘Tanrı  Amonun Kızı Hatçepsut’ yakıştırması ile, ‘ilahi manevi destek‘ bir şekilde sağlandı. Dış görüntü sorunu ise, erkek firavun kıyafetlerini  giyip, çene altına sakal takmakla, halledilmiş oldu.

Arkeoloğun duvar yazı ve resimlere dayanan anlatımına göre, kadın kral Hatçepsut ile damadı kral 3. Tutmosis arasında, karşılıklı güvene dayanan, ’empati’ şeklinde bir antlaşmanın olduğu yönündedir. Bu arada kadın kral Hatçepsut ile kızının çocukluğunda ve evliliğinde eğitmeni olan mimar Selmut ile arasının, ‘iyi‘ olduğu görüşü hakimdir. Hatçepsut dul kaldığında, 32 yaşında idi. Hatçepsut Mısırın bayındırlığı, iç işleri,  ve yönetimi ile ilgilenirken damadı/üvey oğlu kral 3. Tutmosis ise, askerlerin arasında askerliği ve savaşmayı öğreniyordu.

Kadın kral Hatçepsut, Mısırın bayındırlığı ile meşgul olurken aynı zaman da ‘gözde erkeği’ Mimar Selmut‘a, kendi anıt mezarını yaptırır. Selmut, kraliçeden önce ölür. Selmut ile dünyada yaşarken, resmen bir arada olamayan Hatçepsut, kendi anıt mezarının olduğu tepenin arka yüzüne, kendi mezarı ve lahit odası ile aynı seviyede, lahit odaları arasına ise sadece basit bir duvar ördürerek, mimarı’nın cesedini buraya gömdürüyor.

1903 yılında, Hatçepsut’un mezarı tespit edilip, açılıyor. Kraliçenin mezar odasındaki duvar resimlerinde, (takma) sakallı kraliçenin yanında duran erkeğin sol yanağında, yaşlanmadan dolayı oluşan bir çizik betimlenmiş. Akabinde, kraliçenin mozolesinin ilerisinde bulunan mezar içerisinden çıkartılan erkek cesedi üzerinde ve yanağında bulunan bu çizik, görüntü olarak tv de gösterildi.

Kraliçe ve kadın kral Hatçepsut‘un M.Ö. 1484 yılında ölmesi ile üvey oğlu ve damadı 3. Tutmosis, kral oluyor. 3. Tutmosis kral olduktan 15 yıl sonra açık alanlardaki taş resimlerde betimlenen sakallı kraliçe Hatçepsut un resimlerini kazıttırmış. Bu kazıtma şeklinin, 3. Tutmosis’in,  kayın validesi – kraliçeye karşı oluşan gizli düşmanlığından  değil sadece,  siyaseten  alınmış bir karar olduğu, Arkeoloğ tarafından vurgulandı. 04.2014

Karayolları üzerindeki bazı tepe nokta rakımları.

Sayın arkadaşlarım; şehirler arası yolculuk yaptığınız yol üzeri ve yazımın içeriği doğrultusunda olan yer adlarını, rakımlarını ve hangi şehirler arası olduğunu; sayfama iletmenizi rica ederim. Burada adı gecen tepe noktalarını, %/% yakınını gördüm.

09.2021 Doğu Anadolu Bölgesi :  Erzurum veya Erzincan üzerinden Bayburt istikametinde Kop Dağı Geçidi rakım : 2409 mt.

İç Anadolu Bölgesi : Hüyük – Doğanhisar arası Kaya Beli geçidi rakım: 1620 mt.♠    Seydişehir / Taraşcı Kasabası – Beyşehir / Durak Kasabası arası  Reze Beli  rakım 1825 mt. ( Dikkat, bu yol asfaltlı olup, kışın ulaşım olmaya bilir.) ♠ Bozkır / Seydişehir / Antalya makasında Kadı Beli rakım 1390 mt.

Ege Bölgesi : Afyon  Şuhut – Isparta yol ayırımı arasında, Bozdurmuş Beli rakım : 1440 mt. ♠ Denizli Acıpayam / Söğüt arası Çomaklı Beli rakım 1460 mt ♠ Denizli Serinhisar / Tavas arası Kayık Beli rakım 1195 mt. ♤ Aydın Kuyucak/ Karacasu arası Yahşiler Geçidi 1088 mt.♤ Denizli Tavas / Serinhisar arası Kazıkbeli Geçidi 1195 mt

Karadeniz Bölgesi : Bayburt tan, Erzurum – Erzincan istikametinde Kop Dağı geçidi rakım : 2409 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Meçhul Asker Tepesi: rakım 1215 mt. ♠ Çorum – Samsun istikametinde Karadağ Tepesi rakım 910 mt. ♠  Çorumdan, Samsuna inen son veya il çıkışındaki ilk tepe Hacılı Geçidi / Tepesi rakım 730 mt. Ayrıca bu yol üzerinde uzunlukları 581 – 280 – 920 mt arasında değişen, üç adet tünel bulunmaktadır.

Akdeniz Bölgesi : dikkat – Kışın, Antalya Korkueli üzerinden Denizliye gidecek sürücüler, Korkuteli çıkışı / Söğüt arası kar yağışları oluyor.-  Antalya – Korkuteli arası Tahtalı Beli rakım : 970 mt. ♤ Antalya Korkuteli  Söğüt arası Çomaklı Beli 1460 mt ♠  Mersin / Mut / Karaman arası Sartavul Geçidi rakım : 1650 mt. ♠ Seydişehir/ Akseki arası  Antalya il sınırları içerisinde, Alaca Bel tepesi rakım 1825 mt. ♠ Adana – Pozantı – Ankara kara yolu arasında Gülek Boğazı rakım: 1292 mt. ♤ Adana- Tufanbeyli  arası Gebzel Geçidi  rakım: 1990 mt♠ Antalya Korkuteli / Elmalı arası Karaman tepesi 1290 mt.  Isparta/Ağlasun Köroğlu tepesi: 950 mt – 2013

Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Arılık veya kovanlarda yağma olayı var.

arılıkta kovanda YAĞMA var veya şüphesi var ise: 09.2021 – Şüphe bile etseniz hemen uçuş deliğini KAPATINIZ. En az 30 dak. kapalı tutunuz. Kovan önünde uçuşların azaldığını ve arıların  çoğunun  kovan üzerine konduğunu gördüğünüzde, uçuş tahtasını açınız. Uçuş tahtası veya kovan önünde, yerde birbirine sarılan ve saldıran arıların varlığını ve çokluğunu görüyorsanız bilin ki, O kovanda  yağma durumu var demektir. Yalnız kovan içindeki  arıların hava almasını engelleyecek şekilde   kapatmayın.  Uçuş tahtası delikli veya, kovanınız alttan polen tuzaklı ise, sorun yok. Yağmaya gelen ilk arılar, yanlardan kovana girmeye çalışırlar. Esas yağma ise, sürü halinde olur. Yağmanın oluşması ile, her yönden saldırıya geçerler. Yağmaya gidecek arı, hangisidir! derseniz: Kovanlıkta sayısına güvenen her kovandaki arı, zayıf gördüğü kovanı yağmalar. Kovandan çıkan arıların üzerine un, pudra şekeri serper iseniz, yağmaya gelen arıların hangi kovana girdiğini görürsünüz. İlaveten, Uçuş deliğini kapattığınızda, etrafta uçuşan arıların üzerine fısfıs ile su püskürtmek, yağmacı ve diğer arıların sakinleşmesini sağlıyacaktır.  07.2019

Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Arı şerbeti neden yemez.

arı şerbeti neden yemez: 09.2021 – Arı şerbeti beslenmek, mum örmek ve peteğe koymak için içer. 1– Kovan içerisindeki arı sayısı az, döktüğünüz şerbet de  çok gelmiş. 2– Petek gözlerinde yeterince bal stoku var, karnıda doydu, verdiğiniz şerbetide koyacak yeri yok ( beklet sonra yer, 3 günden sonrasını dök). 3– Arı oğula gidecektir. Yemez. Bak! Meme var mı? 4 – En tehlikelisi ise; Kovan içerisindeki arı sayısı ne durumda azalıyor mu? Yavru sırlarını kontrol ediniz. Sır’ların ortasına yakın yerlerde iğne deliğine benzer delikler var ise, kovanınızda en basitinden Av.Y.Ç. var demektir. Bakınız; Arıda amerikan yavru çürüklüğü AYC Belirtisi  09 / 2012

Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Arıyı bölerek çoğaltmak.

arıyı bölerek çoğaltmak : 09.2021 – Önce ana hakkında yazdığım bölümü okuyup, bölme işlemine geçiniz. En iyi çoğaltma bölme ile olur. Böleceğiniz kovandaki çita ve koloni ne kadar çok olursa o kadar iyi olur. Örneğin, 10 çitalık bir kovanı çoğaltacağız ise; arıyı bölerek çoğaltmanın 2 türlü yolu varA Hazır, kafes içerisindeki ana ile  bölerek  çoğaltmak  B  Ana arıyı, arının kendisine yaptırmak. Her iki yöntem ile  2 ile 10 adet kovana sahip olabilirsiniz. En uygunu, 10 çitalı kovanı 2 veya 3 e bölmektir.

A – Hazır ana arı ile  çoğaltmak. 10 çitalı bir kovandan, isterseniz 10 tane analı kovan elde edebilirsiniz. Önce 9 tane yeni kafeste analarınızı, 9 temiz kovanlarınızı ve 9 tanede ham veya hazır örülü peteklerinizi ve arabanızı hazır ediniz. Bütün malzemenizi, böleceğiniz arılı kovanın yanına getiriniz. Boş Kovanların hepsinin uçuş deliği kapalı olacak. Önce, Eski analı arılı çitayı, ham bir çita ile boş kovana koyup, hemen kapatınız. !!!aynı yerine koyunuz!!!. Diğerlerini bir arılı çita, bir ham veya hazır boş çita olarak, aynı işlemi uygulayın. İlk ayırdığınız analı kovanı ise, aynı noktada bırakıp, uçuş deliğini açınız. yeni 9 kovanınızı ise, 5 km uzağa  götürünüz.

9 kovanı, geldiğiniz yere sıralı olarak aralıklı koyup, tek tek her kovandaki, 2 çita arasına, Ana kutusunun yan tarafında kekli olan kısmın telini açıp, telli yüzeyi kovan dibine bakacak şekli ile ana kafeslerini sıkıştırıp, üstünü kapatınız. Bu kovanlarınız en az, 3 tam gün burada kalacaklar. Daha sonra, 3. gün gelip, kapağı açın ve kafeslere bakın. Ana çıkmış, geziniyor ise sorun yok, çıkmayanları aynen bırakın. Öldürülen ana olursa, tekrar alın aynı şekilde bırakın. Daha sonra kovanlığınıza getirirsiniz.

B – Anayı kendiniz yaptırarak kovan bölmek ise; Bal verimi iyi olan 1-2 yaşındaki Analı ve petek gözlerinde çok günlük olan 8-10 çitalı bir kovanı ele alınız. İçinden, Kapalı yavrulu bir çitayı, anası ile birlikte, uçuş deliği kapalı olan başka bir kovana, ham veya işlenik bir çita ile koyun. İçinde ve her çitada bolca günlük olan arılı çitaları olan kovan ise, aynı yerde kalsın. Analı kovanı ise, hemen 5 km uzağa götürüp, az şerbet verin. Orada en az 3 gün kalsın. 

Analı kovanı daha sonra kendi yerinize geri getiriniz.  Arılıkta kalan anasız günlüklü kovana isterseniz, diğer kovanlardan günlüklü arısız çita alıp koyunuz, burada içinde günlüğü olmayan çitalarıda diğer kovanlara arısız koyunuz. Böylece daha çok memeli çitanız olur. Anasız bu kovanada, 4 gün boyunca azar azar şerbet veriniz ki, arılar ana arı sütlerini bol koysunlar. Böylece her çita üzerindeki günlüklerden, fazlası ile ana memesi yapılacaktır. Meme içindeki Ana arılar en erken  12, en geç 16 gün gün içerisinde çıkar. Anasız kaldıkları  günden itibaren 11.  gün, daha önceden hazırlayacağınız  X  sayıdaki boş kovanları, aynı sayıdaki boş ham veya hazır  peteklerinizi  ve nakliye aracınızı hazır edip, anasız kovanın yanına geliniz.

Uçuş delikleri kapalı olan her boş kovana, birer tane ham veya hazır petek ile, yanına arılı  memeli petek koyup, üstlerini hemen kapatınız. Diğer boş kovanlarada aynı işlemi uygulayarak bir kovandan, X sayıda kovan elde etmiş,  olursunuz. Çoğalttığınız kovanları hemen buradan alıp; 5 km uzağa götürünüz. Yeni kovanlarınız orada  3 gün kalacak. Değilse, tarlacı arılar eski kovanlarına geri  dönerler.  Mecbur değilseniz ve hazır ananız yok ise, Temmuz ve Ağustos ayı arası ve sonrası arı bölmesi yapmayın. Bu aylar, bal toplama zamanıdır. Erkek arı sayısıda azalır. 11.2016

Seydişehir Susuz Yaylası ve Doğanın değerini bilmek.

Seydişehir ilçesi  Konya / Meram Dutlu kırı yol ayırımı üzerinden Konya belediye önü 87,  Akseki yol ayırımı 66,  Manavgat içi çay köprüsü üzeri 135, Antalya  215, Beyşehir ilçesine ise 33 km mesafede yer almaktadır. Rakım olarak denizden 1135 mt yukarıdayız. Akdeniz ve İç Anadolu bölgesinin ulaşım ve iklimi konusunda geçiş bölgesiyiz. Dağlarımız, Toros’ların uzantısı olup, yakınlardan uzaklara kadar meşe, kara çam, köknar ağaçlarımız mevcuttur.

09.2021– Antalya yolu üzerinde Susuz yaylası  olarak bilinen mevki rakım 1450 mt Ankara çıkışlı kişiler başta olmak üzere, hatta kafileler halinde Mevlana ve Kapadokya   turlarına katılan yabancı turistler bile, bu yolu kullanan ve  Antalya bölgesine  gidip – gelen herkesce bilinen, görülen yerimizdir. Bu konuda dağlarımız piknik amaçlı, namlı yerlerdir.

2010 yılı mayıs ayı içerisinde biraz kalabalık olarak buraya  gelmiştik. Ki, bahar ve yaz aylarındaki insan sesleri, kuşgiller familyasının seslerini bastırır. Eşyalarımızı indirdikten sonra çevremdeki kişilerin biraz hayret, birazda kızgın bakışları arasında ilk işim, arabamda sürekli taşıdığım kürek, çapa ve  testeremi çıkarıp,  çevremi temizlemeye başladım.

Benim huyumu bilen, öyle iken ginede bana kızmaktan’da geri kalmayan akrabalarımın kızma sebebi; – Sen temizle, gine batıracaklar,  söylem ve düşüncelerinden dolayı idi. Ginede dinlemeyip, temizlemiştim.

25 Eylül 2010 cumartesi günü bu sefer sadece ailemi alarak aynı yere piknige gittim. Gine eşyalarımızı indirdikten sonra ilk işim, temizliğe başlamak oldu. Bu dediğim yer, yolun kenarında  yaklaşık  7 – 800 metre² bir yer. İnanır’mısınız!  buranın 4/3 nü  2.5 saatte ancak temizleye bildim.

Sayı olarak en fazla atık, ıslak peçete denen mendillerdi. Birem birem tırnaklarım ile topraktan söküp, torbaya biriktirip, belirlediğim bir yere attım. Daha sonra cola, soda, bira cam ve  plastik şişelerini toplayıp şehir içine getirip, – kullanılabilir atıklar çöp kovalarına,  attığım şişe sayısı 25 tane iken, toplamaya zamanım ve takatim kalmadığı için bıraktığım teneke kutular ise, bundan az değildi. Topladığım bütün pislikleri-nizi-  ise taş oyuk arasında kontrolum altında yakarak, imha ettim.

İnanırmısınız, o yorgunluğuma ve de ailemin –Hadi artık yeter, kendi işlerini yap; demesini bile dikkate almadan yapmaya devam ederken, bu yaptığım işten, temizlediğim pisliklerinizden dolayı zevk aldım. Çünkü ben, doğa dostu olan ve bu ortamda bulunmaktan coşku ile  zevk alan bir anlayışa sahibim.

İlaveten, arabamın içinde kürek, çapa, testere ve diğer alet edavatım devamlı bulunur. Gittiğim heryerde ve arılarımın olduğu çevrede ağaçları budar, yağmur ve diğer akarsuların bozduğu  yolları, düzeltirim.

Peki ya sizler ! Benim pisliğimi temizlemeyin, gerekte yok. Ama en azından kendi pisliğinizi temizlemekten, tedbirinizi kısmende olsa almaktan neden imtina ediyorsunuz? Sahibi olduğunuz yeri temiz tutarken, doğayı her şeyden önce kendinizi, çocuk ve torunlarınızı  geleceğinizi neden düşünmüyorsunuz! Neden? O güzelim bakir toprakları pislik içerisinde bırakmayı, kendinizde bir hak olarak görüyorsunuz. ?!

Bu yaptıklarınızı kendinizde bir hak olarak görmeye devam ederseniz, O topraklar, günü geldiğinde siz ve bizlerden, hakkını almayı da kendinde bir hak olarak görecektir. Türkiyede, 26 temmuz – 7 Ağustos 2021 arası, 46 il dahilinde 225 bölgede orman yangınları oldu. Sebep kim veya neden? Kasıtlı veya sera gazı nedeni ile oluşan aşırı kuru sıcak hava. Yine sebep olan insan. Eylül 2010. 

Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim.

Kızım, Okul öncesi öğretmeni olup atandığı ilk görev yeri 2007-2008 Afyon – Şuhut’un 7 km uzağında olan, Senir köyü idi.

Bu köy, üç tarafı kapalı ve engebeli  bir arazi üzerinde. Yakın çevresinde tarım arazisi yok. Hayvancılık, bilinen geçim kaynağı. Yerleşim bölgesinde bulunan küçük bahçeler içindeki yeşillikler ve ağaçlar olmasa, çevresinde yeşil alan hiç yok. Köyün beş km uzağında yaylaları varmış. Gitmek nasip olmadı. Şuhut merkezi ile civar köyleri, tarihi yerleşim bölgesi.

Tarımcılık,  bu yayla bölgesinde yapılıyor. Köyün içinden her daim akan çay, bu bölgeden geliyor. Bu köyden bir önceki yerleşim yeri olan Ortaköy’de yapım anını gördüğüm sulama barajına gelen su, bu köye ait. O zaman görüştüğüm bazı kişiler: – Olan tarım yerlerimiz, elimizden gitmesin diye, barajı kendi bölgemize yapılmasını istemedik, demişlerdi.

Okul, köye hakim bir tepe üzerinde. 2012 yılına kadar sadece iki sınıfta karma eğitim yapılıyordu. Kızımın branşı olan  Okul öncesi öğretmenliği, ilkin ana bina içindeki küçük bir odada (yanılmıyorsam) 6 öğrenci ile başlamıştı. Zaman içerisinde 14 öğrenciye kadar çıktı.

Köyde halıcılık, kızlarımızın geçim kaynağı idi. Geldiğimiz ilk yıllarda bir firma adına, doğal boyalı iplerden halı dokuması yapılıyordu. Sonradan kapandığını duydum, üzüldüm. Gençler ve yeni evliler Senir köyü ve Şuhut’ta çalışma sahası az olduğundan, bu bölgelerde oturmayıp, uzaklara gitmekteler. Haliyle yeni doğumlar azaldı. Akabinde köydeki okulda eğitime ara verilip, öğrenciler 2011 – 2012 öğretim yılında Şuhut’a taşınılmaya başlanıldı. Ben bu ‘kıraç’ toprakları, sevmiştim.

Kızımdan ziyade benim için – İlk göz ağrım idi. Şuhut, yeni göreve başlayan bekar ve yeni evliler için, maddi birikimin olacağı yerlerden biridir. Gönlüm razı olmasa’da 2014 yılı sonu itibari ile kızım ve damadım tayinlerini istediler. Bundan böyle bu yerleşim yerlerindeki anılar, yazılarda ve beyinlerde kalmaya devam edecek. Senir köyü, okulu ve şuan köylerinin delikanlıları olan;  kızımın küçük talebelerinin resimleri için bakınız: Fotoğraflarla Seydişehir, İnsanlar,  Şuhut Senir Köy ve Doğa

Aşağıdaki resimler, Şuhut’un eski tarihi camisinin  resterasyonu anında ki görüntüleridir. Selam olsun ”Kocatepe” nin kıraç ve tarih kokan bu topraklarına.  Aşağıdaki resimler Şuhut Merkez camisinin 2014 resterasyon yapım zamanına aittir.  Mart 2014

31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (46)31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (47) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (50) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (52) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (53) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (57) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (63) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (69) 31.05.2014.1958-herifim, camii, çiçekler (71)

Babam Lazoğlu Şükrü Usta ve Seydişehir.

1. bölümdeBabam Lazoğlu Şükrü Ustave yazımın devamı olan, 2. bölüm.

09.2021 – Babam, 1949 yılı başlarından, öleceği güne kadar yaşayacağı Orta Karaviran ve Seydişehir  topraklarına ayak basar. O yıllar, sanatkarın olmadığı, olanlarında parmakla gösterildiği zamanlardır. Orta Karaviran kasabasında hem ağaların, hem işi düşen kişilerin yanında, el üstündedir. Burada da  herkesin işine koşar. Bileğinin hakkı ile kendini kabul ettirir. Öyleki, bu köyde susam yağı çıkartma işi yapan namı değer ”Yağır” Alaattin Öztürk ve sülasi ile olan tanışıklığı ve ahbaplığı, o zamandan bu zamana kadar, biz çocukları ve torunları arasında hala devam etmektedir. Sene 1949 – 2013 .  Allahın izni ile, daha nice senelere.  🙂

Lakin, evlilik konusunda babamın şansı yoktur. Yaşı olmuş 26 -27. Orta  Karaviran’lı hatırlı bir ailenin kızına talip olur. Kimdir – nicedir bilinmez, diye vermezler. 1950 yılının başlarında, bu sefer babama başka bir ağa ‘el’ atar.

Fi tarihinde Akseki den, Seydişehire gelip yerleşen’ki;  Akseki dağlık, tarımı ve sanayisi olmayan bir yerleşim yeri olması sebebiyle Akseki ve çevresinde yaşayanların büyük bir bölümü bu bölge dışına çalışmaya gitmişler veya çevre yerleşim bölgelerine göç etmişler. Haliyle 1800 yılları ve sonrasında Seydişehire göç eden bir çok Aksekili aile, buralara kök salmışlardır. Bu ailelerden biri olan ‘Hasan Efendiler’ lakaplı Hasan Baran : – Seydişehir ve köylerinde olan tarlalarının ekimi dikimi ve nakliye işi ile, kendinde olan makinaların tamir – bakımı için, yanında çalışmasını ister. 1951 yılında başlayan çalışması, 1957 yılının başına kadar devam eder. Bu aile ile  olan ahbaplığımız, hala  devam etmektedir.

Babam; 1953 – 54 yılları arasında, Beyşehir istikametinden traktör ile buğday  getirirken; Bu yol üzerinde ve Akçalar Kasabası yakınında yer alan Çifte Köprüler üzerinde iken, bir şekilde traktörün arkasındaki römork bağlantısının yerinden ayrılması neticesinde römork, köprüden çaya düşer. Römork üzerinde olan kişilerden biri ölür, diğeride yaralanır.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, erkek milletinin unutamadığı diğer anısı ise -Allah düşürmesin- hapishanedir. Babam, trafik kazasından sonra hapse konulur. Unutamadığı ve anlattığı iki kişiden biri, Bozkır ilçesinden Ethem  ve başka vilayet ten gelen, Hamdi arkadaşı idi. Ethem amca, kısa boylu, zayıf biri idi. Zaman zaman 1970 – 80 yılları arasında  bize geldiğinde görüşüp tanışmış idik. Hamdi arkadaşı ise,  iri yarı ve kilolu imiş. Babamın, bu arkadaşı ile unutamadığı ve bizlere de  aktardığı bir anısı var idi.

Babamın, arkasında  Aksekili ‘Hasan Efendiler’ sülalesi olsa da, sonuçta maddi imkanları yok denecek şekli ile, Allahın bir garibi dir.  Mahkumların, aydınlatmaya çıkartıldığı bir gün de Hamdi, babama :

– Şükrü,  sende para yok, bende para yok. İkimiz para kazanalım, der. O an orada bulunan mahkumlar pür dikkat kesilirler. Babam :

Olur ama, nasıl kazanacağız?  Hamdi :

– Kolay, senin burnuna halka takalım, bende tef çalarım, sen de ayı gibi oynarsın, böylece para kazanırız, der. Babam :

İyi ama, ayı oynatmanın da  bir  şarkısı var. Sen biliyormusun?

– Hayır, der Hamdi.  Bu sefer hapishane arkadaşları babama;  – Sen biliyormusun?, diye sorarlar. Babam :

– Evet, der. Ve şarkısını söyler.

Ayımın gözleri humar. – Birini açar, birini yumar

– Ağalardan bahşiş umar. – Vay ayı, vay koca dayı, diye dörtlüğü söyler.

Bu sefer bütün mahkum arkadaşları Hamdi ‘ye;

Hamdi, sen ayı olacaksın;  Şükrü’de tef çalacak ve sen oynayacaksın,  derler. Derler ama Hamdi iri yarı birisi. Kapıya dikeldi mi,  kapıdan kimse geçemez miş. Bu sefer babam alttan alarak – Hamdi, nasılsın? Diyerek gönlünü alıp, öyle geçmiş.

Babam, şikayetçi olmayan kişiler  ve kendine sahiplenen Hasan Efendinin girişimleri neticesinde, erkenden tahliye edilir ve aynı yerde çalışmaya devam eder.

1955 yılına kadar, işlerini yaptığı evin etrafında ki bazı ailelerin kızlarına, evlenmek için talip olur. Burada da aynı görüş karşısına çıkar : – Kimdir, nicedir bilinmez, kız’mı verilir! 1956 yılının başlarına kadar Hasan Efendiler için çalışan kadın ve kızların nakliyesini sağlayan babam, aynı zamanda ağanın evinin yakınında komşularının kızı  olan annemi bir şekilde ikna etmiş. Ama kızı verecek olan kim? Kaçmaya karar verirler. Ve evlenirler.

( Daha önceleri kızlarını babama layık görmeyen aileler; 1960 lı yıllara doğru, belediyedeki işinden dolayı namı ve adı duyulan babam için: – Böyle olacağını bilseydik, kızımızı kendi elimizle verirdik, demişler-dir-.)

Babam; 1957 yıl Ocak ayında Seydişehir Belediyesine ait elektrik üretim santralinde – Makinist, olarak resmen işe başlar. O zamanlar şehir içindeki ‘eski’ otobüs garajı olan yer, aynı zamanda hem elektrik santralinin, hemde haftalık perşembe pazarı yerinin olduğu kısımdır. Köylü ve kentlinin her türlü yetiştirdiği ve ürettiği, burada satılır.

Sene 1960. Babam, bir komşunun leblebicilik yapan oğlunu, komşularının ısrarı ile yanına – yardımcı, olarak alır – aldırır. İşi öğretmeye çalışır. Her ne kadar babam –Usta olsa da, sonuçta bir yabancıdır. Dışarıda dükkanı olan ve motor tamirciliği yapan başka bir ustada,  babamın yardımcısını geliş  – gidiş, babama karşı – Sende usta oldun, bu işi biliyorsun, sana  yardım ederim, türü yönlendirmelerle babama karşı dolduruşa getirirmiş.

Günün birinde, elektrik santralinin genel temizliği yapılacağı için, bir çok  malzeme, elektrik santralinin az uzağı ve arkasında olan belediyeye ait un değirmeni  binasının içine götürülür. Babam, iki büyük İtalyan dizel motorlarına ait ilk çalıştırılma anında uçlarına fitil takılıp – yakılan ve silindir kapaklarına sıkıştırılan ateşleme fişeklerini, öneminden dolayı ayrı bir yere koymuş. Temizlikten sonra bu malzemeler geri getirilir. Fakat fişekleri, koyduğu yerde bulamaz.

Bulamadığını sebebi ise: Babamın, fişekleri koyduğu duvar dibine, Değirmen ustası olan kişi; değirmene ait değirmen taşını yuvarlayarak, fişeklerin olduğu duvarın önüne ve fişekler arkada kalacak şekli ile değirmen taşını, fişeklerin olduğunu fark etmeden duvara dayamış. Fişeklerin bulunmayışının sebebide bu.

Babamın işe aldırttığı kişi: – Lazoğlu, bu malzemeleri falanca şahıslara ait değirmende kullandı, oraya verdi, diye konuşur ve o zamanki yetkililere bu şekilde şikayet eder. Babam her ne söylerse de, kendini aklayamaz. Ve işten çıkışı verilir. Sene 1961 başları. ( Seydişehir 2500 nüfuslu küçük bir kasaba).

Bazı kişilere ait leblebicilik Seydişehirde, o zamanlar geçerli bir meslek ve iş sahasıdır. Küçük zanaatkarlara ait iş yerleri ve motorlu un değirmenleri var. Bu yerlerin sahipleri ve şehir halkı babamı, –  yabancı olarak görseler de haliyle,  hem tamirci hem elektrik santrali baş makinisti olması sebebiyle gece gündüz ve daimi, işleri düşüyor. Bundan dolayı seveni de, sevmeyeni de var.

Sonuçta gerekli – gereksiz herkesle ve esnaflarla, işli dışlı olmak zorunda. Diğer taraftan babam, aleyhine olabilecek bir uygulamayı neden yapsın. Kaldı ki; yapmış olsa bile, başkasına vereceği (yedek) fişek 1 – 2 tane olur. Büyük motorlara takılan fişek ise 6+6= 12 adet. Haliyle bu fişeklerin yedeğide olması gerekiyor. Haliyle o zamanlarda ülkemizde ve Seydişehir de ‘usta’ aranmakla bulunmuyor.

Babamın, Mesleğinden dolayı bir şey sorana, yardım isteyene her zaman faydası oldu. Ayrıca, kendisine ihtiyaç duyulan resmi bir işi yapıp, sorunsuz olarak elektriğin  üretilmesini sağlıyor. Bu durum, babamın aleyhinde olanları daha da şartlandırıyor!! Bir şeyi daha vurgulayayım. İşin içinde – İşten çıkışı söz konusu olan – olacak kişi, başkalarının menfaati için kendini harcatır mı? İster istemez kim olsa, – bu fişekler kasıtlı saklanıldı! demezmi?

Babam bu töhmet altında iken, düşünceleri sonunda kast edilen malzemeleri nereye koyduğunu hatırlar ve bir gece yarısı değirmenin ustası, Belediye başkanı, zabıtalar gözetiminde bu malzemeleri koyup  ta –  unuttuğu yerden, değirmen taşının arkasında ve değirmenci ustasının şahitliği ile fişekleri çıkartır.

Babamın suçsuz olduğu anlaşılır. Ve iş başı yapabileceği söylenir. Fakat gurur meselesi yapar ve işten ayrılır. Çünkü geçen zaman içerisinde babama karşı söylenen hakaret ve suçlamalar söz konusudur. Haliyle o gün için yapılan ve konuşulanları tam olarak bilmem imkansız. Ama, hoş sözler olmayacağı da kesin! (1960)

1950 – 60 lı yıllarda ABD malı  çeşitli amaçlı makinalar, Türkiye nin bir çok  yerini kaplamıştır. Babam, 1960 yılı içerisinde Ankarada çalışır. Bir ara dedem rahmetli ‘Karakaş’ın Yusuf’ ile Ankaraya gitmiştik. Daha sonrası, Amerikan malı otomobillerin tamir ve bakımı ile uğraşan ve babamın tamirciliğe başlamasında katkıları olan  teyzesinin oğlu Osman Bekar tarafından, İzmit / Gölcük e  çağrılır. Babam 1961 – 62 senelerinde, bizde ailecek olarak son 1 sene, İzmit – Gölçük te ikamet etmek durumunda kaldık.

Babamın işe aldırdığı yardımcısı kişi, santral makinisti oluyor. Ayrıca, aslen Seydişehir’li olup Seydişehir dışında motor tamirciliği yapan başka bir (İbrahim) ustanın, şehre gelmesi ve santral makinistine dışarıdan yardım etmesi sağlanıyor.

Gel gör ki, kuytu köşelerde yapılan konuşmalar ve ayarlamalar,  elektrik santralindeki 6+6=12 adet fişekle çalışan 2 adet büyük (8 – 10 mt uzunluğunda) İtalyan ve 1 adet küçük (5 mt) Çekoslavak malı jeneratörlerin, randımanlı çalıştırılmasına bildikleri, kafi gelmez. Olan arızalar yapılamaz yada yeterli olmaz. Velhasıl  Elektrik kesintilerinin, ardı arkası kesilmez.

1962 yılında yapılan seçimler neticesinde askeriyeden emekli Binbaşı Nevzat Akbaş, belediye başkanı olur. Her ne kadar belediye başkanı Seydişehirli olsa da, devamlı dışarıda olmasından dolayı, santralin çalıştırılma durumunu ve geçmişini bilmemektedir. Fakat başta Seydişehir halkının bildiği bir şey var. Şehir de elektrikler düzgün verilememekte, motor arızalarının sonu gelmemektedir. Halkın şikayeti artmaktadır.

Belediye Muhasibi Erol Ulutaş O zamanlar, Lazoğlu Şükrü nün geçmişte başına gelenleri  bilmekte, takdir etmektedir. Ama yapa bileceği bir şey yoktur. Vakti saati geldiği için durumu Belediye Başkanına iletir. Nevzat Akbaş: Lazoğlu her ne yerde ise bulun, gelmesini sağlayın, der.

Hatta bizzat başkan, dedemin evini bu maksatla ziyaret bile etmiş. Sonuçta görevlendirilen kişiler, ‘Karakaş‘  lakaplı Yusuf dedemi  Gölcük’e, babamı Seydişehire dönmesi için ikna etmeye gönderirler. Babam ve biz şehre dönüş yaparız. Babam bir süre belediye ile antlaşmalı olarak, gündüzleri açtığı tamirhanede, geceleride elektrik santralinde çalışır. Çünkü Seydişehir halkının, örnekte olduğu gibi kendisine ne yapacağını bilemez!

Babamın bir şekilde işten çıkartılmasına neden olan kişi, babamın akibetine uğrar. Haliyle, elektrik santralında tek kişi olarak çalışırken bu sefer, belediyede şoför olarak çalışan başka bir arkadaşı; kardeşini işe almasını ister. Ve bu seferde bu kişi ile çalışmaya ve bildiklerini öğretmeye başlar.

Seydişehir,  çocukluğumda küçük, girişi olup, karşı taraftan çıkışı olmayan ≈  2.000 nüfuslu bir Anadolu kasabası idi. Gündüzleri, bazen öğleden önce  10 – 11,  öğleden sonrada 13 – 15 saatleri arasında elektrik verilirdi. O zamanlar şehrimizde geçerli meslek olan ‘leblebicilik‘.  Tamirciler, leblebiciler ve haftada bir Çarşamba günleri gündüz film oynatan sinemacı için, elektrik elzem idi.

Akşam ise havanın kararmaya başlama vaktinde tekrar elektrik santrali  çalıştırılır, gece 24.00’ e doğru kapatılır idi. Yalnız elektrikler kesilmeden önce halkın bildiği ve babamın uyguladığı bir yöntem vardı. Babam, gece saat 23.30′ a doğru elektrikleri 2 – 3 sefer keser / verirdi. Bundan amaç, yatmamış ve gezmede olan kişilere, yatmaları veya evlerine gitmeleri konusunda, bir ikaz idi.

1960 lı yıllarda daha elektriği olmayan köy ve kasabalarımızın olduğunun bilindiği bir zamanda,  dramatik bir hatırayı aktarmak istiyorum.

Yazdığım gibi, elektrik belirli bir zamanlarda veriliyordu. Günün birinde bir köylü vatandaş, şehre gelip bir ustaya uğrar ve bir kaynak işinin yapılmasını ister. Usta – Şu an elektrik yok, geldiği zaman yapalım, der. O güne kadar elektriğin ne olduğunu -pek- bilmeyen vatandaş ustaya;  Nerede ise bana söyleyin, ben gidip getireyim, der. Ustanın  muzipliği tutar.  O an atölye içinde bulunan ve halkımızın özellikle alış verişlerde kullandığı söğüt dalından örülmüş biraz büyükçe bir sepeti gösterip:

Peki şu sepeti al, garaja git. Orada fabrikada Laz oğlu isminde usta var, onu bul, selamımı söyle sana biraz elektrik versin, al gel, der.  Vatandaş sora sora babamı bulur. Ve  SA – AS Usta, beni usta gönderdi. Şu sepete biraz elektrik veriver, benim işimi yapacak, demiş. Babam, gülermisin  – ağlarmısın! adama acıdım, derdi. Vatandaşa: – Hadi sen git, ben biraz sonra göndereceğim, der.

Dikkatinizi çekerim: 1960’lı yıllarda; Türkiye de  makine ve teknikleri konusunda tek yetkili kurum olan Makina Kimya Endüstrisi (MKE),  – bildiğim kadarı ile – belediyeye ait olan iki adet büyük İtalyan, bir tanede küçük  Çekoslavak malı motorlar için ‘ Çalıştırılamaz‘ raporu vermiş.  Hal böyle iken babam, elektrik santral ve motorlarını, Seydişehir’in enterkonnekte sistem ile Türkiye çapında genel elektrik  sistemine geçtiği 1969 yılında motorları, çalışır vaziyette teslim etmiş ve santrale kilit takılmıştır. 1979 yılında da bu motorlar MKE, hurda olarak satılmış/ verilmiş.

Babam Lazoğlu; 1960 yılının ortalarında Almanya’ya gitmek için Konya İş ve İşçi Bulma Kurumuna gider. O anlarda yetkili ve/veya müdürü olan Seydişehir’li Marziyaların İbrahim ……. ile görüşür.
İbrahim amca babamı, Almanya’ya gitmemesi konusunda ikna eder ve babam gitmekten vazgeçer.
Babam; 1966 yılında ise; Alaylar mahallesine bir ev yaptırmaya başlar. Belediye Başkanı rahmetli Nevzat Akbaş, babama ve inşaata bazı maddi (parasal değil) ve manevi yardımlarda bulunur. Bu aralarda Etibank Aluminyum fabrikası temellerinin atılması ve işçi alımları başlar.
Rahmetli Nevzat Akbaş; O zamanlardaki Etibank Alüminyum Fabrıkası yetkililerine şifaen- Belediye elemanlarından Lazoğlu Şükrü HARİÇ, istediğinizi – isteyeni işe alın, demiş.
Babam rahmetli, öldü gitti, Nevzat Akbaşın bu söylemişliğini ve inşaat zamanında Nevzat Akbaşın yardımlarını; Marziyaların İbrahim ile yaptığı görüşmeyi anlatır ve – Etibanka baş vurmadım, derdi. 

Elektrik santralinin kapatılmasından bir süre sonra, kadrosu işçilikten memurluğa çevrildi. 1980 ihtilalinden sonra bir süre, memur olmasına rağmen  işe aldırdığı yağcısıda memur olmasına rağmen, takımhanede çalıştığı için Cumartesi günü işe geliyor. Babam ise, Cmrt / pazar işe gitmiyor. Bu sefer yardımcısı; O zamanlar 12 Eylül sonrası belediye başkanlığı görevide yapan kaymakama, babamı şikayet ediyor. Kaymakam / Belediye başkanı kişide babamı, cmrt günüde çalışmaya mecbur ediyor. O zamanlar babam bu duruma çok üzülmüş ve işe aldırdığı kişiyede çok kızmış ve bu kişi ilede muhabbetini kesmişti.  Danıştaya açtığı mahkeme sonunda, Fazladan çalıştırıldığı 12 iş gününe ait  tatili mahkeme kararı ile aldı. Ve babam, 1982 yılında emekli oldu.

Ömrü hayatı, gece gündüz hep çalışmakla geçmiştir. Yaptığı her iş ve işi tarif ederken :  İşi yapan usta olarak, yaptığın işi ilk önce sen beğeneceksin, derdi. Bir hatası vardı. Çok sigara içer, eksoz gazı içinde – mis, derdi.

Gelelim, babamın  hem acıklı hem sevinçli olarak yaşadığı bir olaya.

1969 yılında Zonguldak lı bir kişi; Gürcistan  Batum da yaşayan akrabalarını görmeye gidecektir. Yanında akrabalarına ait bir çok resimleri de götürür. Zonguldaklı kişinin, Batum da misafir olacağı aile, babaannemi tanımaktadır. Ayşe babaanneme: Ayşe, Türkiye den bir akrabamız geldi. Sen de gel, hasretlik giderirsin, diye çağırırlar.

Babaannem gelir. Getirilen resimlere bakar. Resmin birinde gördüğü bir erkek için: Bu, falanca değil mi?, diye sorar. Sorduğu kişi ÖZ ablasının oğlu ve yeğeni olan, Asım Özbostancı’dır.

Türkiye ye gelen Zonguldak’lı kişi, hemen Asım amca ile irtibata geçer. Asım amca, biraz zorlanarak babamın adresini bulur ve mektup yazar. 1970 yılından 72 yılına kadar Azerbaycan – Bakü ve Türkiye – Seydişehir arasında yapılan yazışmalar neticesinde: Babaannem Ayşe, Halam Fadime ve kocası Abbas Abbasof, T. C. ve S. S. C. B. ne yapılan başvurular neticesinde, 42 yıl aradan sonra 1972 Mart ayında Türk topraklarına ayak basarlar. 

Babaannem halam ve kocası Seydişehirde iken, komşumuz şimdi rahmetli olan Yenice Köylü Hüseyin Yüksek geldi. Hoş sohbetten sonra Hüseyin dede halama;              – Rusyada (kominizm) yabancı bir erkek, bilmediği bir eve gider, evin karısı ile yatır, kocasıda, evde karımın misafiri var, diye evine gelmezmiş, öylemi diye sorar! Bu anı, o zaman bire bir görüyordum. Halam;  – Öyle bir olayın olduğu iki şahit ile ispatlandığı zaman, o kişi(ler) 24 saat içerisinde yok edilirler, demişti.

Amcam Hamdi YUSUFZADE, ilk olarak 1999 tarihinde bir vesile ile Türkiyeye gelmiş olup, bu tarihten sonra bir kaç kez daha gelmiştir. Şuan Azerbaycan Bakü de, halamın 4 kızı ve torunları ile babaannemin ikinci kocasından olan torunları yaşamaktadır.

Ben 2004 yılında, Azerbaycan’a gidip, Büyükbabamın doğduğu, babaannemin yaşadığı ve kabirlerinin olduğu toprakları gördüm.

Sonuç :

Acı ve ıstıraplar arasında geçen bir ömür, yardımcısı  ile küs olarak ; 01 . 01 . 1987, perşembe günü ve saat 08.10′ da 61 yaşında sona erdi.  12.2011

Bu yazdıklarım; Seydişehirli olmayan birileri için, bir anlam ifade ediyor mu? Ettiğine eminim. Çünkü bir ara, internette yayınladığım ilk yıllarda bu yazımın Almancaya çevirtildiğini gördüm. Ama, Bugün için face veya diğer linklerde, ‘Seydişehirin Tarihi’ konulu,  bazı yazılarda ve kitaplarda; 

– ‘Söğüt altında ıslık çalan kişi’!! Seydişehirin tarihi geçmişi olarak anlatılırken!!!!! Nerede ise ömrünü Seydişehire adamış, vakti saati geldiğinde bileğinin hakkı olarak, O zamanki Belediye başkanı ve Kaymakamından saygı ve iltifat görmüş bir LAZOĞLU ŞÜKRÜ için,  bir satır deyil, iki cümle bile çok görülmektedir. 05.09.2021 pazar

Sizlerden arı ve arıcılık üzerine gelen sorular; Petek veya çitaların kovanda yerleşik sırası.

İlk çitaların oluşum ve yerleştirilme şekli: 09.2021 – Önce elinizde bir kovan ve bir çitalık arı var, hesabı ile Bismillah deyip arıcılığa başladığınız üzerinden gidiyoruz. ( Siz kovanın arkasındasınız hesabı ile) Arılı Çitanızı sağ köşeye koyun, hemen yanınada bir tane ham çita koyup, varsa içindeki şerbetliğe, yoksa üstteki şerbetliğe hemen şerbeti döküyorsunuz. Şerbet, hem yemesi ve hemde petek örmesi içindir. Arılar işledi, ana arıda çitanın iki yüzüne tamamen günlük attı. 20 gün sonra yeni ham çitanızı koyun. Yeni yavru arılar çıkmaya başladı Bu andan itibaren 20 gün beklemenize gerek yok, En geç haftada bir petek vereceksiniz. 4. petekleri vermeye başladığınızda artık her 3 güne bir petek koymaya başlamış olacaksınız. Ne zaman ki arılar, son koyduğunuz peteğin ön ve arka yüzlerine bal ve polen koymaya başladı ise, artık bu andan itibaren arı ve hava şartlarına göre 7. veya 10. dip peteği koymuş olacaksınız. Bu yöntem, bir çitalık arılı kovanlar için geçerlidir.

Eski kovan içine petek yerleştirilmesi ise; 10 çitalık bir kovan hesabı ile ise; En dıştaki 1 ve 10. çitalarda hep ballı – polenli çitalar olmalı. Diğer bal polenli çitalarınızı 3 ve 8, günlüklü / ham çitalar 2 ve 9 açık/kapalılar 4ve 7, tam kapalılar 5ve 6 ya konulur. Kuluçkalık, tamamen doldu. İlave koyacaksınız. Kuluckalık içindeki kapalı 5. veya 6. çita ile, 1. veya 10. çita, ilaveye Ballı çita ilave kovanın dip tarafına konulurken, öbür çitada hemen dibine konulacak.

Aşağı kuluçkalığa ise; 1. yere 3. çitayı koyunuz, Dibinede 2. yere ham çitayı. 9. çitayı yerinden alıp 7 ye, elinizdeki diğer ham çitayıda, 9. yere koyup kapatınız. İlavedeki Çitanın Bitişiğine boş yere strafor koyunuz. Bu şekilde devam ediniz. 06.2020

Fotoğraflarla İnsanlar, Şuhut Senir Köy ilk okulu ve talebeleri. 2010 – 2012

IMG000220 kızım vetalebesiFotoğraf-0031_1 (2) öğretmeni ve talebesi02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (1)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (2)Senir köyü ve mevlana02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (4)02012012- Şuhut-Senir Köy kitap (5)100_0114 Fotoğraf-0004 (2) Fotoğraf-0005 (5) Fotoğraf-0005 Fotoğraf-0013 (6) Fotoğraf-0019 (2) Fotoğraf-0031_1 (2) Fotoğraf-000

Aşağıdaki resimlerde görünen Senir Köyü okul girişi önündeki yavrularımız, öğretmenleri ve görevlinin bulunduğu resimler, bağlı olduğum hosting de meydana gelen arıza nedeni ile silinmişti.  Günlerce google da aratmış, bulamamıştım. 9 ay sonrası bilgisayarımın kopyası içerisinde tesadüfen buldum.  Sevincimi tarif edemem. Yukarı bölümdeki resimler ise;  2008 yılı  okul öncesi öğretmenleri kızım Ayşeğül ve eşim Zeynep ile, 2012 yılı talebeleri, öğretmenleri ve görevlisi, O günün bir hatırası olarak görünüyor.

Bu fotoğraflar konusunda bir düşünce ve isteği olan olursa, sayfamın altındaki YORUM kısmına görüşlerini yazabilirler. Kendilerine zevkle cevap vereceğim.

Senir köy – Şuhut 7 km /  Şuhut – Afyon 28 km. Gelen soru üzerine: Şuhut rakım: 1140 mt,  Senir köyü okul alanı: 1230 mt

Aşağıda Okul bahçesindeki çocuklarımız ise, Kızım Ayşegülün ilk eğitimlerini verdiği okul öncesi talebelerin resimleri 2012 tarihli, mevlevi dervişleri kiyafetindeki okul öncesi talebelerin resmi ise 2011 tarihlidir.  12.2014 –

08.2013 yılında Restorasyonuna başlanan Şuhut merkez Camisinde yapılmakta olan çalışmalar ile ilgili resimler için bakınız. – Senir Köyü ve Şuhut’ta son günlerim

1 2 3 4 5 8